Yılbaşı Toplumsal Bir İsyandır

  • Konuyu başlatan Mukeka
  • Başlangıç tarihi
Mukeka

Mukeka

Düzenleyici
Moderator
Özel Üye
YILBAŞI TOPLUMSAL BİR İSYANDIR

31 Aralık Perşembe gününü, 1 Ocak Cuma gününe bağlayan gece yılbaşı gecesidir. Yılbaşı kutlamaları denilince de eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun hıristiyan batının noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır.
HIRİSTİYANLARIN BAYRAMI NOEL YORTUSU
25 Aralık’ta başlayan ve yaklaşık bir hafta süreyle kutlanan noel ve yılbaşı, başta Avrupa ve Amerika kıtası ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yöresindeki hıristiyan topluluklarca kutlanmaktır. l Ocak tarihindeki yılbaşı kutlamalarının Türkiye’de de özellikle son dönemlerde gittikçe artan bir ilgiyle kutlanmakta olduğu dikkati çekmektedir. Ancak batıda farklı anlamlar ifade eden noel ve yılbaşı kutlamalarının Türkiye’de yılbaşı bağlamında genellikle birbirine karıştırılarak birleştirildiği ve bu sebeple kamuoyunda bir spekülasyon ve devam ede gelen bir tartışma ortamı bulunduğu bilinmektedir.
Hıristiyan batıda milâdî takvimin başlangıcına esas olarak Hz. İsa (A.S.)’ın doğum tarihi alınmış ve bu giderek diğer ülkelerde de benimsenmiştir. Bu bakımdan bütün hıristiyan alemi, aralık ayının son haftasını, doğumun arefesini teşkil etmesi bakımından, en önemli dinî bayramları olarak kabul etmişler ve bu geceyi Hz. İsa (A.S.)’ın doğum yıl dönümü olarak kutlamaktadır. Halbuki Hz. İsa (A.S.)’ın 1 Ocak’ta doğup doğmadığı kesin olarak belli değildir. 25 Aralık-6 Ocak tarihleri arasında doğduğu kabul edilmektedir. Bu tarihler arasında hıristiyanlar noel adı altında yılbaşı eğlencelerine başlarlar. Görülüyor ki, aslından uzaklaştırılmış ve tahrif edilmiş hıristiyanlık, Peygamberinin doğum gününde bile bir kesinlik ve bir açıklık getirmekten uzaktır.
Noel yortusu ya da batıdaki yaygın isimlendirilmesiyle Christmas (Kristmas), Hz. İsa (A.S.)’ın doğumu anısına 25 Aralık’ta kutlanan tamamıyla dinsel bir bayramdır. Batı hıristiyanları tarafından 25 Aralık olarak hesaplanan Hz. İsa (A.S.)’ın doğum günü, doğu hıristiyanlarca 6 Ocak olarak hesaplanmakta, dolayısıyla doğu kiliseleri 6 Ocak tarihinin Kristmas bayramı olarak kutlamaktadır. Esasen Hz İsa (A.S.)’ın doğum gününün ne zamana denk düştüğü konusunda erken dönemlerden itibaren yoğun bir tartışmanın olduğu ve yukarıdaki tarihlerden başka bu günün Nisan ayındaki bir zamana denk düştüğü yönünde görüşlerin de ileri sürüldüğü bilinmektedir. Batı hristiyanlarınca belirlenen 25 Aralık tarihinin eski Roma’da güneşle ilgili kutsal bir gün olduğu ve bunun sonradan Hz. İsa (A.S.)’ın doğum günü olarak adapte edildiği ileri sürülmektedir Hatta bazı erken dönem hıristiyan yazarların, kendi dönemlerinde, 25 Aralık kutlamalarında güneşi selâmlayan batı hıristiyanları uyardıkları da bilinmektedir.
Noel yortusu, Nisanda kutlanan Easter (Paskalya) bayramıyla birlikte hıristiyanlığın en önemli bayramları arasındadır. Noel kutlamalarının vazgeçilmez folklorik unsurları arasında çam ağacı süslemeleri ve noel baba inancı bağlamındaki gelenekler önemli yer tutar. Her ikisi de Kuzey Avrupa kökenli olan bu folklorik unsurların, sonraki dönemlerde hıristiyanlığa girdiği bilinmektedir.


KAFİRLERE BENZEMEKTEN SAKININ

Dinimiz; kâfirlere, munafıklara, batıl din ve ideoloji mensuplarına muhalefet etmeyi emretmiş ve onlara benzemeyi kesin bir şekilde haram kılmıştır. Çünkü dış görünüş itibarıyla onlara benzemek, neticede ahlâkî değerlerde, kötü ve çirkin işlerde ve hatta inançta onlara benzemeye sebep olur. Gerçekten giyimde, sözde, davranışta ve işlerdeki benzeşmeler kalplere tesir ederek onlara karşı sevgi ve saygı meydana getirir. Kısacası gayrimüslimlere benzemenin haram olduğunda icma vardır.1
İslâm dininin inanç, ahlâk, ibadet ve muamelât alanında getirdiği hükümler, öngördüğü kural ve tavsiyeler Müslümanlarca öteden beri bir bütün olarak kabul edilmekte, günlük ve sosyal hayatla ilgili şekil ve muhteva bile çoğu defa bu bütünün bir parçası olarak mütalaa edilmektedir. Öte yandan Kur’an-ı Kerim âyet-i kerimelerinin ve risâleti boyunca Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sıkça üzerinde durduğu konulardan birisi de, Müslümanların fert ve toplum olarak belli bir kimlik kazanmaları, kendi şahsiyetlerini korumaları ve kendilerine güven duymaları olmuştur. Çünkü bu, Müslümanların bütünleşmesi, belli bir siyasal organizasyona gidip devlet kurması ve millet olması kadar, kendi inanç ve ibadetlerini, değer ve özelliklerini korumaları açısından da önemlidir. Bu itibarla Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara ısrarla birlik ve bütünlük içinde olmalarını, müşrik ve gayri müslimleri dost edinmemelerini, onlarla gayriislâmi bir kültürün etkisi altında kalmayı kaçınılmaz kılacak şekilde sıkı bir ilişkiye girmemelerini emretmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost ve idareci edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar, birbirinin tarafını tutarlar. Sizden kim onları dost ve idareci edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz ALLAH, zalimler topluluğuna yol göstermez, onları hidayete erdirmez.”
“Yahudiler de hıristiyanlar da; sen onların dinlerine uymadıkça asla senden razı olmayacaklardır. De ki: ALLAH Teâlâ’nın yolu, doğru yolun tâ kendisidir. Yemin olsun ki, sana ilim geldikten sonra, eğer sen onların arzularına uyacak olursan, senin için ALLAH Teâlâ’dan ne bir dost ve ne de bir yardımcı vardır.”
Ayet-i kerimelerde ifade edildiği gibi: Başka dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hıristiyanlar Müslümanların dostu olmazlar; onlar ancak birbirinin dostu olur, birbirini desteklerler. Zaman zaman Müslümanlara yaklaşmaları, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu unutmamaları ve kendi aralarındaki dostluğu güçlendirmeleri zaruridir. Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felâket tellâllığı yaparak onları, Mü’minleri bırakıp kâfirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması gerekmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin. Bunu yaparak ALLAH Teâlâ’ya, kendi aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”
“Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, güç ve şeref mi arıyorlar. Bilsinler ki gerçekten bütün izzet ve şeref yanlızca ALLAH Teâlâ’ya aittir.”
Ayet-i Kerimelerde açıkça ifade ediliyor ki: Gerek milletler arası münasebetlerde ve gerekse fertler ve topluluklar arası münasebetlerde Mü’minler, daima Mü’minlerin yanında yer alacak; güç, kuvvet ve şerefi bu beraberlikte arayacaklardır. Kendilerini korumak veya güçlenmek için kâfirlere baş vuran milletler küçüldükleri gibi fertler de manevi değerlerinden kayıp verirler.
“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur, cehennemde yanarsınız. Sizin ALLAH Teâlâ’dan başka dostlarınız yoktur. Sonra O’ndan da yardım göremezsiniz!”(Hud Sûresi: 113)
Bu ayet-i kerimelerin yanı sıra Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de Müslümanları, itikadî ve ahlâkî alanda olduğu gibi kılık ve kıyafet, şekil ve merasim yönünden de müşriklere, gayri müslimlere benzememeye davet ve teşvik etmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Müslüman olmayanlara benzememeye o derece dikkat ederlerdi ki, aslında yaptığı halde sonradan onlarda gördüğü hareketlerde bile değişiklik yaparlardı. Bunlar, çevredeki kültür ve medeniyetlerle, din ve kavimlerle iç içe yaşayan o dönem Müslümanlarına ayrı bir kimlik ve özellik kazandırıp, onların kendi içerisinde bütünleşmelerini sağlamaya yönelik önlemlerdir. Meselâ: Henüz hicret etmeden evvel Muharrem ayının onuncu, Aşûre günü oruç tutmayı adet edinmişlerdi. Hicretten sonra Medineli Yahudilerin de bu günü takdis ettiklerini görünce onlara benzememek için Muharrem ayının dokuz ve on veya on ve onbirinci günlerinde oruç tutmaya başlamışlardır. (Geniş bilgi için bak. M. Talu, Üç Aylar, Mübarek Gün Ve Geceler, 460) Yine müşriklere benzememek için ashabına; sakallarını uzun, bıyıklarını kısa kesmelerini emretmişlerdir. (Geniş bilgi için Bak. Sh: 656) Useym b. Küleyb (R.A.)nun, dedesinden rivayetine göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Müslüman oldum diyene:
“Kâfirlik alâmeti olan saçını kes ve sünnet ol” buyurmuştur. (Ebu Davud, Taharet: 131, Taberani, el-Mucemu’l-Kebir, 19/14, No:20)
Genellikle kâfirler, her beldede kendilerine mahsus saç şekli tespit etmişler, moda ortaya koymuşlardır. Zaman zaman traş olsalar bile, o hususi kısma dokunmazlar. Bu, bir nevi onların dinlerinin, inançlarının bir gereğidir, milliyet sembolüdür. Şu halde böylesi bir kısım saç, İslâm’la küfür arasında bir alamet-i farika olmaktadır. İşte Resûlullah (S.A.V.) efendimiz kâfirliğin alameti olan bu saçın kesilmesini emretmiştir.
Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır,” (Ebu Davud Libas: 5) buyurmuşlardır.
Bu hadis-i şerif benzemenin müspet ve menfi kısımlarını içine almaktadır. Çünkü teşebbüh, benzemeye çalışmak: Başkalarının yaptığı bir işi onlara uyarak yapmak demektir ki hayır ve şerde, günahta, küfür ve imanda olabilir. O halde bu hadis-i şerif: Kâfirlere, fasıklara, günahkarlara benzemeyi yasakladığı gibi, başta Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize olmak üzere, sahabe-i kirama, meşayiha, takva ve salah sahibi kimselere benzemeyi de teşvik etmektedir.
Özellikle yahudi ve hıristiyanlar kısacası İslâm’a inanmayan bütün toplumlar, Müslümanların benzememekle emrolundukları toplumlardır. Amr b. Şuayb (R.A.)nun, dedesinden rivayetine göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudilere ve hıristiyanlara benzemeyiniz…” buyurmuşlardır. (Tirmizi, İsti’zan: 7)
Özellikle bu iki hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır. Mağluplar, galipleri taklid etme psikolojisini yaşarlar. İnsan ancak sevdiğini, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şekli taklit, itikadi taklide götürür.
Benzemenin vaki olduğu en önemli yerlerden birisi de, hiç şüphe yok ki giyim-kuşamdır. Hz. Ali (R.A.)’dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Rahiplerin elbiseleri gibi, gayrimüslimlere mahsus elbiseler giymekten sakının. Kim onların şekillerine bürünür ve onlara benzemek isterse benden değildir”(Taberani, el-Mucemü’l-evsat, 4/541, No: 3921) buyurmuşlardır.
Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara ısrarla birlik ve bütünlük içinde olmalarını, müşrik ve gayri müslimleri dost edinmemelerini, onlarla gayriislâmi bir kültürün etkisi altında kalmayı kaçınılmaz kılacak şekilde sıkı bir ilişkiye girmemelerini emretmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost ve idareci edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar, birbirinin tarafını tutarlar. Sizden kim onları dost ve idareci edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz ALLAH, zalimler topluluğuna yol göstermez, onları hidayete erdirmez.” (Mâide Sûresi:51)
“Yahudiler de hıristiyanlar da; sen onların dinlerine uymadıkça asla senden razı olmayacaklardır. De ki: ALLAH Teâlâ’nın yolu, doğru yolun tâ kendisidir. Yemin olsunki, sana ilim geldikten sonra, eğer sen onların arzularına uyacak olursan, senin için ALLAH Teâlâ’dan ne bir dost ve ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara Sûresi: 120)
Ayet-i kerimelerde ifade edildiği gibi: Başka dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hıristiyanlar Müslümanların dostu olmazlar; onlar ancak birbirinin dostu olur, birbirini desteklerler. Zaman zaman Müslümanlara yaklaşmaları, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu unutmamaları ve kendi aralarındaki dostluğu güçlendirmeleri zaruridir. Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felâket tellâllığı yaparak onları, Mü’minleri bırakıp kâfirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması gerekmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin. Bunu yaparak ALLAH Teâlâ’ya, kendi aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa Sûresi:144)
“Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, güç ve şeref mi arıyorlar. Bilsinler ki gerçekten bütün izzet ve şeref yalnızca ALLAH Teâlâ’ya aittir.”(Nisa Sûresi:139)
Ayet-i Kerimelerde açıkça ifade ediliyor ki: Gerek milletler arası münasebetlerde ve gerekse fertler ve topluluklar arası münasebetlerde Mü’minler, daima Mü’minlerin yanında yer alacak; güç, kuvvet ve şerefi bu beraberlikte arayacaklardır. Kendilerini korumak veya güçlenmek için kâfirlere başvuran milletler küçüldükleri gibi fertler de manevi değerlerinden kayıp verirler.
KAFİRLERİN BAYRAMLARINA SEVİNMEK
Bu açık hakikattan dolayı Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, ümmetinin kendi varlığını muhafaza etmesini emredip, taklitçilik derekesine düşmeleri menetmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen bu hastalık yüz göstermiştir. Zaten Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, kendi ümmetinin şirkten, kâfirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesat ve isyan gibi bütün kötü yollarda takip edeceklerini bir mucize olarak haber vermiştir. Ebu Sâid (R.A.)’den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar daracık keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tabî olacaksınız.” Ebu Sâid (R.A.) diyor ki: Biz:
-Ya Resûlellah! Bu ümmetler yahudilerle hristiyanlar mı? diye sorduk. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
“Onlardan başka kim olacak!…” buyurdu. (Buhari, Enbiya: 48; İtisam; 14; Müslim; İlim:6)
Maalesef Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu açık mucizesi haber verdiği gibi ortaya çıkmıştır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin bu mucizesi günümüzde de devam etmektedir. Çünkü bugün bir çok Müslüman küfür hususunda, kâfirlerin yolunda karış karış, arşın arşın ilerlemekte; onlar keler deliğine girse, bunlar da girmek için yarış etmektedirler. Binaenaleyh Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu ikazı üzerinde durup düşünmek gerekir. Görüldüğü gibi tenkit edilen husus: Körü körüne taklitçiliktir, şahsiyetsiz olmaktır. Bir nevi, aşağılık hissine kapılmaktır. Müslümanların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiş:
Bir elde kadeh! Bir elde Kur’an!
Ne helâldır işimiz, ne de haram!
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!
Müslümana:
“Sen hıristiyan mısın?” diye sorsan darılır.
Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır…
Çam deviren hindici, nasıl mü’min sayılır…
Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:
“Batı, Batı” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!
Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:
Yapılır milletime Firenkçe türlü aşı!..
Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:
Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.
“Batı, Batı!” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..
ALLAH Müslümanlara intibahlar versin! Amin.
Gayr-ı müslimlerin bayramlarında sevinmek, onların kutsal saydığı günleri kutlamak, onların adetlerine uymak, onlara benzemek kesinlikle caiz değildir, büyük günahlardandır.
Enes b. Malik (R.A.)’den rivayete göre, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret ettiği zaman, Medinelilerin eylenip oynadıkları iki günleri vardı. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
“Bu günler ne oluyor, neyin nesidir? Diye sorduğunda, Medineliler:
– Biz cahiliyet devrinde bu günlerde eylenip oynardık, Yâ Resûlellah! Dediler. Bunun üzerine Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
“Muhakkak ALLAH size o iki gün yerine, onlardan daha hayırlı iki bayramı lütuf olarak vermiştir. Biri Fıtır, Ramazan bayramı, diğeri Kurban bayramıdır.” (Ebu Davud; Salat: 239, Nesai; İdeyn: 1, Hakim Müstedrek; 1/294, A.b.Hanbel; 3/103, 178, 235, 250) buyurdular. O günden beri kutlanagelen bu iki bayram, Müslüman milletlerin aynı zamanda milli bayramları yerine de geçmiştir.
İslâm dini, her bir medeni müessesesinde istiklaliyeti, orijinaliteyi esas alması yönüyle bu cahiliye adetini de kaldırıp, bütün Mü’minlere ilahî menşeli iki bayram getirmiştir. Bayramların daha hayırlı olanlarla değiştirilmesi ayrı bir ehemmiyet taşır. Böylece o günlerin kutlanış ve o günlerdeki eğlence tarzı kökten değiştirilmiş oluyor. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, eski kutlamadan ayrı olarak İslâmî bir kutlama meşrû kılmıştır. Böylece Mü’minlerin eğlencesi de bayramı da İslâm’ca olmuştur. Mü’minlerin bayramı ibadetle başlar. Zira hakiki sevinç ibadetledir.
Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki: Müslümanların İslâm dışı diğer bayramları kutlaması, bunlara iştirak etmesi ve ALLAH Teâlâ’nın bildirdiği gerçekleri yalanlayan veya onlara uymayan düşüncelerin ürünü olan fiillerin kutlama günlerini; Müslümanların da bayram olarak kabul etmesi, küfre destek olmaktan başka bir manâ ifade etmez. İslâm dışı tek ve çok ilahlı dinlerin törenlerine iştirak etmek, dinî merasimlerinden bir şeye muvafakat etmek, örf ve adetlerini güzel görmek kişinin iman dairesinden çıkıp, mürted olmasına sebep olur. Binaenaleyh, noel gününde, hristiyanların diğer bayram günlerinde onlara uymak gayesi ile, onların yaptıklarını yapmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri yemek caiz değildir. Bu hareketler küfrü gerektirir. Ondan sakınmak gerekir… (İbn-i Nüceym, el-Bahru’r-Raik, 5/133, el-Fetâva el-Hindiye, 2/296)
4 YÖNDEN FELAKAET
İslâm coğrafyasının büyük bir bölümünde açlık, yokluk, iç ve dış savaş sebebiyle Müslümanlar kan ağlar, feryat eder, tarihte emsali görülmedik derecede zülme maruz kalırken; bazı Müslümanların bilerek veya bilmeyerek bir gayrımüslim uydurması olan yılbaşı günü ve gecesinde birçok hata işlemeleri, birçok büyük günahları işlemeleri ve hattâ irtidada kadar giden yollara dahi sapmaları gerçekten çok düşündürücü olmaktadır. İşte o hataların bir kısmı:
1- İman yönünden:
Noel ve yılbaşı gecesinde tertip edilen ve dinen gayr-ı meşru olan eğlencelerin, işlenilen haramların meşru ve mübah kabul edilmesinin; hele hele çam ağacı altında yemek yenilirse, ömür uzarmış, yeni yılın ilk saatlerine neş’e içinde girilirse, gelecek yıl aynı neş’e ile devam edermiş, genellikle karla örtülü, kırmızı başlıklı paltosu ve kocaman beyaz sakalı ile temsil edilen efsanevî bir kişi noel babanın, gökyüzünde rengeyiklerinin çektiği bir kızakla ya da yerde eşek sırtında veya yaya olarak dolaştığına ve evlere bacalardan inerek başta çocuklar ve fakirler olmak üzere insanlara çeşitli hediyeler bıraktığına ve benzeri hurafelere inanmanın neticesi: Kâfir olmaktır, dinden çıkmaktır.
2- Ağaç katliamı: Her yılbaşında noel uğruna binlerce çam fidanı heba edilmektedir. Türkiye’de her geçen gün yeşillik oranının azaldığına dikkat çeken orman mühendisi uzmanlar, kesilen çam fidanlarının bir günlük eğlence için feda edildiğini kaydederek, şunları söylüyorlar: Binlerce çam fidanına yazıktır. Kutlamalarda çam fidanı kullanılsa ne olur, kullanılmasa ne olur? Türkiye’de her geçen gün azalan yeşil alanlar, yanıp kül olan ormanlar göz önüne alındığında, her yılbaşında 50 bin çam fidanını göz göre göre kaybetmek ihanettir.
3- Açıklık-saçıklık ve fuhuş: Noel ve yılbaşı gecesinde kadın-erkek dekolte kıyafetleriyle dans etmek, dinimizin ahlâk ve haya esaslarına aykırı olup haramdır. Ayrıca bu gecede eğlenmek adına yüzlerce genç kız bekâretini; hanımlar namus ve iffetini kaybediyor ve bunun dayanılmaz sonucu olarak fuhşun çirkef kollarına düşüyor. Bu tür manzaraları her yılın ilk haftasında gazete ve haber programlarından içimiz sızlayarak izliyoruz. Bu gecede; özellikle fuhuş ticareti yapanlar işbaşında oluyorlar. Kendilerine sermaye kazandırmak için kollarını sıvamış, adeta avının üzerine atlamaya hazır bir aç kurt gibi masum ve cehaletinin kurbanı hanım yavrularımızı bekliyorlar.
4- İçki ve kumar: Bunlar, haddizatında hem dînî ve hem de millî hasletlerimizi kökten mahveden birer baş düşmandırlar. Zira içki ve kumar bütün kötülüklerin anasıdır. Yılbaşı gecesinde içki içmek ve kumar oynamak sanki bir matahmış gibi hareket etmek, o gün toplanarak içki ve sefahat âlemlerine dalmak, kumarın her çeşidiyle tam bir iflâs ve isyan bayrağı çekmek, kadınlı-erkekli, danslı-sazlı ve cazlı gayrımeşru ve gayrı-ahlâkî hareketlerle haram ve helâl demeden sermest olmak, insanlık ve Müslümanlık kurallarına sırt çevirerek bayağılaşmak ve adileşmek necib bir millete ve onun tarihine, bu vatan için canlarını feda eden atalarının ideallerine asla uygun düşmez.
MİLLİ PİYANGO HARAMDIR
“Ey iman edenler! Şarap, kumar, tapmak için dikilen taşlar putlar, fal ve şans okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının, uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, ALLAH Teâlâ’yı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide Sûresi: 90-91)
Adı ne olursa olsun şans oyunu niteliğinde olan, emek veya sermaye riski taşımayan, sonunda oynayana kazanç veya zarar getiren zar, oyun kağıtları, müşterek bahis gibi her türlü şans ve talih oyunları, büyük olsun küçük olsun hepsi kumar sayılmaktadır. Çünkü dinimize göre helâl kazancın, alınterine dayanması gerekir. Böyle bir oyunu başlangıçta para koymaksızın eğlence ve vakit geçirmek için oynamak da inceliklerini öğrenerek kumara yol açacağı ve kişide kumar töhmeti doğuracağı için caiz olmaz. Binaenaleyh Müslümanların bilmeden oynadığı ve bu sebeple durmadan günaha girdiği bir takım kumarlar vardır ki, bu oyunlar bilhassa yılbaşında oynandığı için izahına zaruret hâsıl olmuştur. Şöyle ki :
a- Millî ve millisiz bütün piyango biletleri, eşya piyango biletleri kumar olup bunları almak, satmak kesinlikle haramdır. Bunlardan kazanılan para da gayr-ı meşrudur, haramdır. Faiz, kumar, rüşvet, piyango v.b. haram yolla elde edilen gelirin cami, okul yapımında kullanılması veya vakıflara bağışlanması dinimize göre caiz değildir. Haram kazanç ile hayır yapılamaz. Bunların resmî kurumlar tarafından tertip ve organize edilmesi, himaye görmesi veya bir kuruluşun, herhangi bir kurumun menfatına olması onun dînen meşrû ve câiz olduğu anlamına asla gelmez. Çünkü helal ve haram kılıcı sadece ALLAH Teâlâ’dır. Bu hükmü hiçbir kimse, hiçbir kuruluş ve hiçbir merci değiştiremez. Bunu inkâr eden kâfir olur. İnkâr etmeden uymayan da günahkâr olur.
Hiç şüphe yok ki şans oyunlarından biri olan piyango da bir kumardır. Çünkü cahiliyye devrinde araplar on adet ok sapı ile bir nevi kumar ve şans oyunu oynarlardı. Bunların yedisinde bazı paylar yazılı idi, üçü de boştu. Güvenilir bir kimse, bir torbanın içinden bunları, katılanlar adına teker teker çekerdi. Dolu çıkanlar maldan hisselerini alır fakirlere verirlerdi. Boş çıkanlar ise bu malın parasını öderlerdi. Kumarların belki de en az zararlısı olmasına rağmen dinimiz İslâm bunu da yasaklamış, ortaya mal ve para konarak oynanacak hiçbir şans oyununa izin vermemiş, fukaraya yardım edilecekse bunu herkesin, helal kazancından ayırarak yardım etmesini istemiştir.
Kumar toplumda hoş görülmeyen, kötü bir eylem olarak kabul edilirken ne yazık ki piyango için toplumda yersiz ve zararlı bir hoşgörü geliştirilmiştir. Zira, resmî kurumlar tarafından piyangolar tertip edilmesi ve piyango kelimesinin önüne “milli” gibi toplum için önemli kavramlardan birinin eklenmesi, piyangonun hak etmediği bir hoşgörü kazanmasına ve bu da toplum içinde kumarın yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Şu hususu da önemle vurgulamak istiyorum: İnsanları sefalete ve devamlı bir çıkmaza sürükleyen Kumar belasına özenti de çoğu zaman bu geceye mahsus olan Yılbaşı Piyangosu ile başlıyor. Kumarın bir türüne bulaşan veya alışan bir kişi diğer kumar türlerine de kolaylıkla alışabilir. Kumar alışkanlıkları ise çoğu zaman bir psikolojik hastalık halini alarak kişiyi, aileyi ve toplumu olumsuz yönde etkileyip sarsabilmektedir.
Ülkemiz için olumsuz gelişmelerden biri de yılbaşı ile piyango arasında kurulan olumsuz ilişkidir. Adeta bu iki kavram arasına bir “şartlı refleks” geliştirilmiş ve sanki piyango bileti almak yılbaşı kutlamalarının “olmazsa olmaz” şartı gibi kabul edilmeye başlanmıştır. Zaten kendi yılbaşısı yerine hıristiyanların yılbaşısını kutlamaya başlayarak kültürel yozlaşma süreci yaşayan toplumda, bir de piyango yoluyla kumar hoş görülür, yaşanır ve yaygınlaşır olmuştur. Kendi yerli kültürümüzün hoş görmediği kumar, ilerleme ve aydınlanma (!) amacına yönelik batılılaşma sürecinin bünyemize soktuğu bulaşıcı bir hastalık halinde toplum ve fert sağlığını tehdit etmektedir.
Bugünün Türkiye’sinde bazı resmî kuruluşlar, toplumu piyango bileti almaya teşvik edip, beş-on gün umut ve hayal içinde yaşatıp oyaladıktan sonra büyük çoğunluğu bir hayal kırıklığına uğratırken çok az sayıda kişiyi sonuçta sevindirmekte, böylece gereksiz yere toplum içinde kıskançlık ve öfke ortaya çıkarılmaktadır. Problemlerin çözümü için umudunu piyangodan çıkacak paraya bağlayan ve olmayınca da umutlarını tüketerek depresyona giren kişiler yanında, hazırlıksız olarak çok büyük paralara kavuşan kişilerde de çeşitli şok reaksiyonları ortaya çıkabilmekte ve bazen kişi veya aile felaketlerine rastlanmaktadır. Kişinin zenginliğinin de yavaş yavaş ve sindire sindire ortaya çıkması gerekir. Yoksa halkın deyimi ile haram paranın azdırdığı bir “toplum dışı” kişi ile karşı karşıya kalabiliriz. Milli piyango zengini olup da doğru dürüst mutlu(!) olmuş birine henüz şahit olmadık. Kim ki milli piyango zengini olmuşsa bir şekilde kurulu düzenini bozmuş ve çoğunlukla da yoldan çıkmıştır. Milli piyango zengini olup da bugün hâlâ bu serveti elinde tutan kimse var mı? Bu büyük servet büyük tantanalar ile gelir ve sessiz sadasız çeker gider kimse farkına bile varmaz. Büyük ikramiye isabet ettiğinde şanslı(!) kişinin etrafını saranlar, para elden çıktığında sırra kadem basarlar. Sırtlarını çevirir giderler. Helal ve haram endişesi taşıyan kişiler için elbette, milli piyango gibi şans oyunlarının bir değeri olamaz. Amma helal ve haram endişesi taşımayanların, milli piyango gibi emeksiz kazançları elde etmekte bir beis görmeyenlerin sonu hep hüsran olmuştur. Gönül ister ki, kimse bu çirkin oyuna alet olmasın. Emeksiz kazançlarla mutlu olunamayacağını herkes kabullenmeli. Bu oyun yıllardır oynanıyor ve bu ikramiyeler ile zengin olmuş kişilerden mutlu olan yok. Hatta mevcut mutlulukları bile bozuluyor. Helal ve haram kavramları bizim için çok önemli. Az da olsa helal kazanç ile mutlu olmayı öğrenelim, helal kazancın keyfini çıkaralım. Haram yollardan elde edilmiş büyük kazançların ise insanları asla mutlu etmediğini hiç unutmayalım.
Bir de, piyangonun alınteri ile kazanıp yaşamak gibi toplum değerlerimizi de aşındırdığını, haksız kazançlara olan hevesi artırdığını ve toplumda kirli ellerin çoğalmasına yol açtığını da unutmamak gerekir. Bu bakımdan kumarın bir başka adı Milli piyangodur. Piyango yüzünden vatandaşlar hem maddeciliğe hem de hazırı bekleyen toplum haline geliyor. Bütün felsefe: “Kolay yönden köşeyi dön de, nasıl dönersen dön”. Bu sayede emeğe saygı yok ediliyor ve insanlar hazıra alıştırılıyor. Üretim yapması gereken ülkeler için çok sakıncalı bu durum, maalesef bugün Türkiye’de çok yaygın. Bu konuda uzmanlar şunları söylüyor: “Toplumumuz maddeciliğe alıştırılıyor. Maddi değerler ön plana çıkartılarak manevi değerlerin saygınlığı yitiriliyor. Kişilerin geleceği şans oyunlarına bağlanırsa, çok acı sonuçlar doğurabilir. İnsanların buna bağımlılığı resmen kumarbazlıktır. Bunun sonucu olarak elindeki parayı kaybeden insanlar hileli yollara baş vurarak para kazanma yoluna giderler ki hırsızlık artar, işyerinde yolsuzluk artar, zimmetine para geçirenler çoğalır. Bunun en büyük sebeplerinden birisi hiç şüphesiz ki gelir dağılımının düzensizliğidir. Birkaç kişilik azınlık parsayı götürür, pek çok kişi ise kıt kanaat geçinirse insanların çalışarak para kazanma ümitleri kaybolur ve böyle yollara başvururlar.
Ayrıca psikiyatristler tarafından: Loto, toto, piyango gibi şans oyunlarının kişilik bozukluklarına yol açtığı ve sürekli kumar oynama alışkanlığına sebep olduğu, açıklanmıştır. Psikiyatristler bizzat resmî kuruluşlar tarafından oynatılan bu tür şans oyunlarının, önce yüksek hayallere, sonrasında ise şiddetli bir umutsuzluğa ve karamsarlığa neden olduğunu hatırlatıyorlar.


Çalışmayı Hazırlayan Değerli Mehmet Talu Hoca Efendiden Allah Razı Olsun.

Yılbaşı Çılgınlığı (Hıristiyanların isyan günü)

Yüce Allah buyuruyor:
Kuşkusuz gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah katında, Allah’ın kitabında ayların sayısı on ikidir. Onlardan dördü (Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb) haram (saygın) aylardır. İşte dosdoğru hesap (takvim) budur. Onlarda (günah işleyip) kendinize yazık etmeyin. (Tevbe, 36)
Âyet-i kerîmede, “Allah katında, Allah’ın kitabında (Levh-i mahfûz’da) ayların sayısı on ikidir. Onlardan dördü (Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb) haram (saygın) aylardır buyuruluyor. Kuşkusuz yeryüzünde pek çok takvimler vardır ve her takvimde ayların sayısı on ikidir. Ancak Allah (c.c.) katında geçerli ve Levh-i mahfûz’da yazılı olanı, içinde dört haram (saygın) ayın yani Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayının bulunduğu kamerî takvimdir. Çünkü Allah (c.c.) “İşte dosdoğru hesap (takvim) budur” buyuruyor.
Gökler ve yer yaratıldığı günden beri Allah (c.c.) katında Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayının içinde bulunduğu kamerî aylar geçerli olduğundan, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberler kamerî ayları kullandılar ve ibâdetlerini bu aylara göre düzenlediler.
Kamerî ayların birincisi Muharrem ayıdır ve Muharrem’in birinci günü de yeryüzündeki bütün müslümanların hicrî yılbaşısıdır. İşte müslümanların tek bir yılbaşısı vardır, o da Muharrem ayının birinci günüdür. Allah (Celle Celaluhu) müslümanların gelecekte bundan sapmamaları, yahudilerle ve hıristiyanlarla dost olup onların takvimlerine ve yılbaşı çılgınlıklarına katılmamaları için bizi şöyle uyarıyor.
Yüce Allah buyuruyor:
Ey îman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Çünkü onlar birbirinin dostu (ve İslâm’ın düşmanı) dırlar. Sizden kim onları dost edinir (onlara uyar) sa, o da onlardandır. Kuşkusuz Allah, zâlimler topluluğuna hidâyet etmez. (Mâide, 51)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
Kim hangi topluma benzerse, o da onlardandır. (Ebû Dâvûd-Taberânî)
Allah (celle celaluhu) “Ey îman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.
Çünkü onlar birbirinin dostu (ve İslâm’ın düşmanı) dırlar” diye bizi uyardığı
ve sevgili Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Kim hangi topluma benzerse, o da onlardandır” buyurduğu halde, ne yazık ki çağdaşlaşma ve muâsır medeniyetle özdeşleşme adı altında,
26 Aralık 1925 yılında kabul edilen ve 1 Ocak 1926 yılında yürürlüğe giren “Takvimde tarih mebdeinin (başlangıcının) değiştirilmesi hakkında kanun” ile, hıristiyanların Hz. İsa’nın doğumunu takvim başlangıcı olarak kabul ettikleri “Mîlâdî takvim” kabul edilmiş ve müslümanların 1.400 yıldan beri kullandığı “Hicrî” takvim resmî olarak yürürlükten kaldırılmıştır.
Tanzimat Fermanı ile başlayan ve Jön Türkler tarafından yaygınlaştırılan batılılaşma (hıristiyan kültürünü benimseme) taraftarlığı, Mîlâdî takvimin kabulü ile zirveye çıktı ve yılbaşı gecelerini kutlama adı altında hıristiyan kültürü ülkemizde hızla yaygınlaştırılmaya çalışıldı.
Yılbaşı adı altında hıristiyan kültürünü yaygınlaştırmak için başta radyo ve medya olmak üzere bütün devlet kurumları seferber oldu. Üst düzey memurlara eşleri ile birlikte balolara gelmeleri için baskı yapıldı ve halk ayağına giyecek çarık bulamazken su gibi alkollü içkiler tüketildi ve memur hanımları yabancı erkeklere sarılıp dans etmeye zorlandı.
Sadece hıristiyanlara benzemek için ormanlardan genç çam fidanları söküldü, başta millî piyango (millî kumar) olmak üzere her çeşit şans oyunları teşvik edildi, âyetlere inanmayanlar hıristiyanların peri masallarına inanıp noel babalarla salonları, vitrinleri süsledi ve kurbana karşı olanlar hindileri kesip içki masalarında tüketti.
Sonuç
Kuşkusuz içkide, kumarda patlama oldu ve zavallı gençler önce alkol, sonra esrar bağımlısı oldu. Ar damarı patlayıp hayâ kalkınca çıplaklık hızla yayıldı ve cinsel dengeler bozuldu. Gayr-i meşrû cinsel ilişkiler çoğalınca kutsal aile yuvaları sarsıldı ve sokağa terk edilen çocuklar zamanla devletin başına belâ oldu.
İslâmî konular hakkında âyet, hadis var mı diye araştıranlar, hıristiyanların peri masallarına aldanıp vitrinlerini noel baba denilen ucûbe giysili putlarla süsledi.
Ancak!
Çağdaşlaşma ve muâsır medeniyetle özdeşleşmeyi bilim ve teknoloji yerine içki masalarında ve noel baba yortularında arayanlar ve ezanı değiştirip camileri ahır, samanlık yapanlar, Allah’ın (Celle Celaluhu) “Her canlı ölümü tadacaktır” kanununu yürürlükten kaldırmayı ihmal ettikleri için, Allah’ın takdir ettiği vakit gelince ve korkunç ölüm meleği Azrâil (Aleyhisselam)
yakalarına yapışınca, tatlı canlarını Azrâil’e (a.s.) teslim etmenin ve ilkel kefeni giyip mezar denilen yeraltındaki karanlık bir çukura gömülmenin dışında hiçbir seçenekleri kalmadı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
Kim İslâm’da kötü bir çığır açarsa, ona bunun günahı vardır. (Ayrıca) o çığırda yürüyenlerin günahından da payı vardır. Hem de onların günahından hiçbir şey eksilmez. (Müslim-Nesâî)
İslâm’da kötü çığır açanlar ve günahların yaygınlaşmasına neden olanlar, hem kendi günahlarını hem de milyonlarca insanın günahlarından aldıkları payları yüklenerek âhiret âlemine gittikleri gibi,
Ayrıca açtıkları kötü çığır dünyada devam ettiği sürece, milyonlarca insanın yapmış olduğu günahlardan onlar da paylarını alır ve kabirlerindeki azapları her an katlana katlana korkunç boyutlara ulaşır.
Ahmet Tomor Hocaefendi
 

Moderatörün son düzenlenenleri:
Mukeka

Mukeka

Düzenleyici
Moderator
Özel Üye
Yeni yıla girdik de ne oldu?

Sadece bizim milletimizi değil değerli kardeşlerimiz, insanlığı ne kadar çok uyuşturmuşlar ve beyinlerini ele geçirmişler farkında değiliz.
Bakınız mesela bir miladi yılbaşı daha geldi. Hıristiyanlığı alakadar eden yönü ve yapılan kutlamalar, Müslümanların da şuursuzca buna alet olması ayrı bir konu. Bu mevzuda yayınlar yapıyoruz zaten.
Dikkat çekmek istediğimiz konu şu: “Yeni yıla girme sevinci”
NEYE SEVİNİYORSUN NEYİ KUTLUYORSUN?
Bir şeye sevinmen için ya o şeyin geçmişte senin açından önemli olması veya sana birşey getirmiş olması gerekir. Veya o şeyin sana İlahî bir hediye olması lazım. Var mı böyle bir şey? Yok.
Mesela, yeni bir güne girdik veya yeni bir haftaya başladık diye kutlama yapan var mı? Yok. Neden?
Ama dün 2015’ti bu gün 2016 Ocak ayının 1’ine girildiği için seviniyorlar ve kutlama yapıyorlar. Bazı haber programları “yeni yıla ilk giren ülke” başlığıyla o ülkedeki kutlamaları veriyor. Ve bir heyecan yansıtılmaya çalışılıyor.
Eskiden dansözlerin bol bol oynatıldığı tv programları vardı. Kemal Sunal’lı, Şener şen’li yılbaşı filmleri oynatılırdı. Şimdilerde yılbaşı şow programları yapılıyor. Eğlenceler düzenleniyor.
Tamam ama neye seviniyorsunuz? Neden heyecanlanıyorsunuz? Neyi kutluyorsunuz?
Dün Perşembe idi bu gün Cuma.
Dün aç olan bu gün zengin mi sabahladı?
Bu gece dertler sona mı erdi?
Dün seni bunaltan borçların bu gün ödenmiş mi oldu?
Dün yaşlıydın da bu gün gençleştin mi?
Ölümden bir gün daha mı uzaklaştın?
Bu listeyi daha çok uzatabiliriz. Yani ne oldu da sevindiniz, neyi kutladınız? Neyin heyecanını yaşadınız?
Bir tek sebep olsun söyleyebilir misiniz?
Hayır…
O halde çok açık bir şekilde söyleyebiliriz ki, bu sevinç bir ahmaklığın eseridir. Bir uyuşturulmuşluğun, beynin ele geçirilip yönlendirilmenin bir ürünüdür.
2015 1016’ya geçince ne oluyor? Ya da 2014 2015’e geçmişti ne oldu?
İnsanları anlamak mümkün değil. Yılbaşını kutluyor musun diye soruyoruz. Evet diyor. Neden diye soruyoruz. Yeni yıla girdiğimiz için diyor. Peki senin için ne değişecek bir gecede ki kutluyorsun deyince baka kalıyor.
Demek ki, insanlığın beyni izlediği filmler, sinemalar ve çevre etkisiyle yönlendirilmiş ve kendini kutlama yapmak zorunda hissediyor.
İnsanları uyarmak ve uyandırmak da hocalarımıza düşüyor. O halde çok çalışmak ve herkese ulaşmak gerekiyor.
 

Moderatörün son düzenlenenleri:
Mukeka

Mukeka

Düzenleyici
Moderator
Özel Üye
AVM ve dükkanlarda Yılbaşı rezaleti yaşanıyor

Hıristiyanların noeli yılbaşı adı altında kutlanacağı gün yaklaştıkça Alışveriş Merkezleri de kantarın topuzunu iyice kaçırıyor. AVM’ler müşteri memnuniyeti ve ilgi çekmek amacıyla süslemeler ve çeşitli etkinliklerle insanları harama ve tüketime zorluyor. “Noel Baba”, “Peri Kızı”, Yılbaşı ağacı gibi Hıristiyan kültürüne ait semboller ile sözde kampanyalar yapan AVM’ler yılbaşı hezeyanının en şaşalı yaşandığı yerler olarak göze çarpıyor. “Noel Baba”nın çocuklara hikaye anlatmasından dijital yılbaşı ağacının süslenmesine, yurt dışı seyahatlerden hediye araba kazanmaya kadar yeni yıl kutlamaları kapsamında birçok etkinlik gerçekleştiren AVM’ler, ifsadın sınırlarını zorluyor.
Haber Merkezi
Bir Müslüman ülkesi olan Türkiye’de Noel kutlamaları herhangi bir Hıristiyan ülkesinden daha fazla rağbet görüyor. Maksatlı eller tarafından sistemli şekilde halkın zihnine yerleştirilen “masum yılbaşı” algısıyla her türlü haramın kapıları ardına kadar açılıyor. İstanbuldaki birçok AVM bu haramiliğin yayılmasında en büyük rolü oynuyor. Carousel Alışveriş ve Yaşam Merkezi, sahnede kurulacak dev kar küresi içinde “Noel Baba” çocukları sözde eğlendiren özde ise taze zihinleri zehirleyen masalları anlatırken, meydana koyulan 2,5 metre boyundaki “peri kızı sihirli sopasıyla” müşteriler ile fotoğraf çektiriyor. İslam dini ile hiçbir alakası olmayan bu uygulamalar ile Müslümanların din algısını zehirleyen AVM’lerin yaptıkları bunlar ile sınırlı değil.
Her yerde “noel babalar”
Kanyon alışveriş merkezinin “Kanyon Sürpriz Sezonu” adı altında düzenlediği organizasyonda aralık ayı boyunca 100 lira ve üzeri alışveriş yapan ziyaretçiler Kanyon geleneksel yılbaşı çekilişine katılmaya hak kazanıyor. Yılbaşı alışverişini Kanyon’dan yapan 5 çift Londra seyahati ve 1 katılımcı Mini Cooper kazanma fırsatı yakalıyor. Tüketime zorlamak adına yapılan bu tür kampanyalar ile insanlar harama özendiriliyor. Kanyon Yılbaşı Konseri ile The Cavern Beatles Band konseri düzenleniyor. 212 İstanbul Power Outlet’te bugün ise haramilik aynı sürat ile devam ediyor. AVM’deki “Noel Babalar” çocuklarla fotoğraf çektiriyor, Kukla Dans Show İle dikkat çekilmeye çalışılıyor. İstinyePark’ta kurulan Yılbaşı Karnavalı ise 31 Aralık’a kadar açık kalacak. Forum İstanbul’da 20 Aralık ile 20 Ocak tarihleri arasında tek seferde en az 75 liralık alışveriş yapan ziyaretçiler, dijital yılbaşı ağacındaki yılbaşı süslerini yakmaya çalışarak aldıkları puan karşılığında sürpriz hediyelerin sahibi oluyor. Forum İstanbul, oyuna katılan herkese Turkuazoo Akvaryum’da yılbaşına kadar geçerli olacak “bir bilet alana bir bilet hediye” fırsatını da ayrıca sunuyor. Yapılan tüm bu etkinlikler ile Müslümanlar İslami duyarlılıktan uzaklaştırılarak haramlar normalleştiriliyor.
 

Moderatörün son düzenlenenleri:

Similar threads


Üst