NURUN Fevkinde Olmak

M

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#1
Uzun zamandır risale-i nur'a bakmamıştım...
Dün elime küçük sözler'i aldım...
Şahdamar'ın hazırladığı...
Dip notlu, osmanlıca kelimelerin anlamı...
Çok kolaylık sağlamış, hemen kelimenin anlamını görebiliyorsunuz...
İlk sekiz sözü okudum...
Ama aklım birinci söz'de kalmıştı...
İlk defa birinci sözü 1996'da okumuştum, üzerinden 12 yıl geçmiş, bir de dün, yani 1 ocak'ta okudum...
Halen birinci sözü geçememişim...
Yani birinci sözü hazmedememişim...
Birinci söz yaşanmadan ikinci söze geçilmez...
İkinci söze geçmişseniz, siz bir nurcusunuzdur...
Ben ise nurcu değilim, bir müslüman olarak okuyorum...
Vahiy nasıl ikra ile başlıyorsa, ilham'da birinci söz ile başlar...
İkisi de hayatın inşasına yöneliktir...
Eğer risale-i nurlar hayatınızı inşa etmiyorsa, ve siz kırk yıldır nurcu olduğunuzu iddia ediyorsanız, hayatınızda hiç bir zaman birinci sözün fevkinde olmamışsınızdır, taassup gözlüğü takmış biri olmaktan öteye gidemezsiniz...

Neyse sözü simuzer'e bırakalım...

RİSALE OKUMA

Risaleleri yeterince anlamadan, hazmetmeden, kendine uygulamadan üstünkörü okuyup bitirmenin faydası az oluyor. İnsan, bir süre sonra ülfet peyda ediyor, o harika metinler ruhda yankı yapmıyor. Böyle biri, kendini Külliyata vakıf sanıyor, ibareleri bir parça tanımayı anlamları sindirip uygulamakla aynı şey zannedebiliyor.

Böyle birine söz dinletmek de kolay olmuyor. Çünkü, Nurları okumaktan dolayı kendini yeterli buluyor. Sathi bilgisine güvenerek kendini her konuda söz sahibi kabul edince, bir başkasına kulak asmama hastalığına yakalanıyor.

Bu sebeple, eserleri yeni tanıyanlara azar azar okutmak, bir konuyu tam anlamıyla hallettirip sindirmesine zaman tanımadan bir başka konuya, ya da Risaleye geçmesine meydan vermemek iyi bir yöntem olabilir.

Nitekim, sahabilerin Kurana muhatap oluşları da böyle. Bir sahabi şöyle diyordu: "Biz Kurânı beşer onar âyetler halinde alır, onu anlayıp hayatımıza uygulamadan başka âyet almazdık."

Nurun birinci dönem talebeleri de buna benzer bir yol izledi. Önce ancak bir iki risaleye ulaşabiliyor, uzun zaman bunları okuyor, hazmediyor, hayatlarına uyguluyor, daha sonra başka bir risaleyi elde ediyorlardı. Eserler toplu halde basılmamıştı, isteyen istediği zaman tüm risalelere sahip olamıyordu.

Böylece, Nurlar onlar için ömür boyu tükenmeyen bir kaynak olma özelliğini sürdürüyordu. Bir tepeyi aştıklarında, karşılarında aşılması gereken bir başka tepe buluyorlardı ve bu hep böyle devam ediyordu. Arada geçen zaman ise, elde ettikleri eseri tekrar tekrar okumak ve hayatlarına uygulamak için uygun bir süreç oluşturuyordu.

Sûreler gibi, onların manevi tefsirleri olan Risalelerinde bir özelliği var. Her sûre küçük bir Kurân hükmünde olduğu gibi, her bir Risale de küçük bir külliyat hükmünde. Bu sebeple, bir Risaleyi elde eden, mesela bir Ayet-el Kübra sahibi olan, bunu tekrar tekrar okuyup hazmedince külliyatın genel muhtevasını da elde etmiş olur. Daha sonra okuyacağı Risale için biriken ve bekleyen bir heyecanı vardır. İlk muhatabiyet sebebiyle de tükenmez bir coşku sahibidir.

Ömer Sevinçgül-Simuzer...
 
zeyd

zeyd

KF Ailesinden
Özel Üye
#2
Birinci söz yaşanmadan ikinci söze geçilmez...

İkinci söze geçmişseniz, siz bir nurcusunuzdur... inşaALLAH rabbim hakiki manada risalelerianlamayı ve hayatımıza tatbik etmeyi nasib eylesin amin

paylaşım çok güzel hocam ALLAH EBEDEN RAZI OLSUN
EVET KUNFEYEKUN SİTESİ YIKILACAKSA NURDAN YIKILSIN
 
FERASETLİ

FERASETLİ

KF Ailesinden
Özel Üye
#3
Sûreler gibi, onların manevi tefsirleri olan Risalelerinde bir özelliği var. Her sûre küçük bir Kurân hükmünde olduğu gibi, her bir Risale de küçük bir külliyat hükmünde. Bu sebeple, bir Risaleyi elde eden, mesela bir Ayet-el Kübra sahibi olan, bunu tekrar tekrar okuyup hazmedince külliyatın genel muhtevasını da elde etmiş olur. Daha sonra okuyacağı Risale için biriken ve bekleyen bir heyecanı vardır. İlk muhatabiyet sebebiyle de tükenmez bir coşku sahibidir.
paylaşım çok güzel aALLAH RAZI OLSUN
 
Üst