Naat-ı şerif

#1
Hazreti Muhammed güzel huylu, güzel adetlidir. Bütün insanlara şefaatçidir, bütün insanların peygamberidir.

O, peygamberler’in imamı, doğru yolun rehberi, Cenâb-ı Hakk’ın emini, Cebrâil ‘in vahy için yanına gelip gittiği bir zattır.

O, beşeriyetin şefaatçisi, kıyâmet gününün efendisi, hidâyetin imamı, mahşer divanının en büyüğüdür.

O, bir kelîmdir ki, onun Tûr’u gök olmuştur. Tekmil nûrlar onun nûrunun bir ışığıdır.

O, bir dürr-i yetimdir ki; okuyup yazmayı bilmediği halde ne kadar milletin kütüphanesini silip süpürmüş, kitaplarını hükümsüz bırakmıştır.

Ondaki inzar san’atı, kılıcını çekince ay’ı ortadan ikiye böldü.

O’nun şöhreti Dünya’ya yayılınca (doğduğu gece) Kisrâ’nın eyvanı sarsıldı, 14 taşı düştü.

O, Kelime-i Tevhîdin ilk harfi olan «Lâ» ile Lât’ı hurdahaş etti; Dini İslâm’ı i’zaz ile Uzza’yı hor ve hakîr kıldı.

O, yalnız Lât ile Uzza’nın külünü savurmakla kalmadı; Tevrat ve İncil’i de neshetti.

O, gecenin birinde Burak’a bindi, feleklerden geçti, şan ve şerefte memleketleri geride bıraktı.

Kurb-i İlâhî fezâsında o kadar süratle at sürdü ki, arkadaşı olan Cebrâil «Sidre» de kaldı, daha ileri gidemedi.

Cebrâil Sidre’de kalınca Cenâb-ı Risâletpenah O’na:

«– Ey Allâhın vahyini hâmil olan Cebrâil , ileri yürü!. Seni ne kadar ihlâs ile sevdiğimi bilirsin. Niçin bana arkadaş olmaktan vazgeçtin?» dedi.

Cebrâil cevaben:

«– Artık mecâlim kalmadı, kanadımda kuvvet kalmadı, eğer buradan bir kıl ucu kadar ileri gidecek olursam, tecelli-î ilâhî ziyâsı kanadımı yakar, onun için gidemem!.» dedi.

Böyle muhterem bir sâhibe mâlik olan ümmet, umarım ki; isyan sebebiyle cehenneme girmeyecektir.

Ey, bütün insanlara gönderilen büyük peygamber!.. Seni övmekte aczim var! Ey bütün mahlûkata gönderilen peygamber, sana selâm olsun!.

Ey, hâl ve hareketi pek mübârek olan büyük zât, bir avuç fakir senin dârüsselâmında mihman olanlara uysalar, Cenâb-ı Hakk’ın nezdinde olan yüce şânından ne eksilir? Cenâb-ı Hak seni övmüş, ağırlamış, Cebrâil ‘e kadrinin huzurunda yer öptürmüştür. Yüce gökler senin şerefinin yüceliğine karşı mahcûbtur. Âdem henüz balçık halinde iken sen yaradılmıştın. İptida varlığın aslı, esası sen oldun!. Diğer mevcûdât hep senin fer’indir. Bilmem ki; seni medh için ne söyleyeyim? Çünkü ne söylesem ondan âlisin. Senin izzetini, makamını göstermek için «Levlâk» hitabı, seni medh için «Tâhâ», « Yâsîn » sûreleri kâfîdir.

Bu nâkıs Sâdî, seni nasıl hakkiyle tavsif edebilir?

Ey büyük peygamber, sana salât, selâm olsun!..