Kuranda çelişki var mı?

KF_Admin

Administrator
Forum Administrator
#2
Öncelikle size daha önce bu konuda da söylediğim gibi "soru cevap bölümünde genel geçerliliği olan ve insanların büyük kısmının kafasında soru(n) olarak bulunabilecek konularda ( Daha önceden bu konuda ayrıntılı ve doğru bilgiler bulmak mümkün olduğu için ) sorular ve mevcut ise bu soruların cevapları verilmektedir.Siz sorduğunuz soruyu daha sonra sorulabilecek bu tür sorulara faydası dokunması açısından burada sorup cevabını aldığınızda tekrar konu altında paylaşabilirsiniz." dediğimi hatırlatmak istiyorum.

Söylediğiniz cahil-i echel (bilmediğini de bilmeyen) o zatın söylediği ve yazdığı hiçbirşey tarafımızca dikkate değer görülmemektedir, onun saçmaladığı bağnaz düşüncelerini bir daha forumumuza bu şekilde reklamvari yazarak safi akılları bulandırma çabasında bulunmanız halinde, hakkınızda işlem yapılacaktır bilesiniz.
Sorduğunuz soruya gelince eğer öğrenmek niyetinde iseniz nette çok güzel cevabı verilmiş buyrun okuyun.


KURANDA ÇELİŞKİ VAR DİYEN ATEİSTLERE CEVAP
İnsanın yaratılışı
Ateistler, kendi aralarında âyetlerde çelişki aramışlar. Bazı âyetlerin çelişkili olduğunu iddia ediyorlar. Ateist postuna bürünen misyoner diyor ki:
Sual: İnsanın yaratılışı, Kur�anda çamurdan, topraktan, sudan falan denilerek on çeşit farklı ifade vardır. Bunlar çelişki değil mi? İşte âyetler:

1- Döllenmiş Yumurta
O, insanı alekadan yarattı. (Alak 2) [Aleka�yı, embriyo, döllenmiş yumurta veya kan pıhtısı olarak tercüme edenler oluyor.]

2- Nutfeden
O insan, [rahme] akıtılan meninin içinden bir nutfe [sperm] değil miydi? (Kıyamet 37)
Rahimlere atılan meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa biz mi? (Vakıa 58-59)
O, insanı bir damla nutfeden [spermden] yarattı. (Nahl 4)
Biz insanı katışık bir nutfeden [sperm ile ovumun birleşmesinden] yarattık. (İnsan 2)

3- Sudan
Her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? (Enbiya 30)
Allah, her dabbeyi [her hayvanı, her canlıyı] sudan yarattı. (Nur 45)
Sudan bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyete dönüştüren Odur. (Furkan 54)

4- Topraktan
Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi. (Al-i İmran 59)
Sizi topraktan yaratması, Onun [varlığının] delillerindendir. (Rum 20)
O sizi yerden [topraktan] yarattı. Ve sizi o yerde yaşattı. (Hud 61)
Sizi yerden [toprakta] yarattık; yine sizi o yere [toprağa] döndüreceğiz. (Taha 55)

5- Balçıktan
Biz insanı, kuru çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattık. (Hicr 26)
O sizi çamurdan yarattı. (Enam 2)
Biz insanı süzme çamurdan yarattık. (Müminun 12)
O, insanı, pişmiş [tuğla gibi] bir balçıktan yarattı. (Rahman 14)

6- Toprak ve Meni
Allah sizi topraktan, sonra meniden yarattı. (Fatır 1)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan Odur.
Sonra onun zürriyetini, değersiz, hakir bir sudan [meniden, spermden] üretti. (Secde 7,8)

7- Topraktan, nutfeden, alekadan
Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüpheniz varsa, [bilin ki] biz, sizi topraktan, sonra nutfeden [spermden] sonra alekadan [embriyodan] sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yarattık. (Hac 5)
Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan [embriyodan] yarattı. (Mümin 67)
Allah sizi topraktan, sonra nutfeden [spermden] yarattı. (Fatır 11)

8- Aşamalardan geçerek
Sizi merhalelerden [aşamalardan] geçirerek O yarattı. (Nuh 14)

9- Tek nefisten
O, sizi bir tek nefisten [Âdem�den] yarattı. (Enam 98, Zümer 6)
Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. (Hücurat 13)

10- Yoktan yarattı
İnsan düşünmez mi ki, o hiçbir şey değil iken biz onu yoktan yarattık. (Meryem 67)
CEVAP
Ateist bunları meallere bakarak yazmış. Halbuki bu ilim işidir. Arapça�nın inceliklerini ve tefsir ilmini bilmek ve Resulullah efendimizin bu âyetleri nasıl açıkladığına vakıf olmak gerekir. Her zaman yazıyoruz, meallerden din öğrenilmez. Tıp kitabı okumakla doktor olup ameliyat yapılmaz. Anayasa kitabını okuyan hukukçu olamaz, Anayasayı da anlayamaz. Yüzme bilmeyen birinin eline bir tahta verip okyanusun ortasına bırakarak, tarif edildiği gibi sen burada yüzmeyi öğren denmez. Mealden dinin hükümleri öğrenilmez.

Türkçe�de olduğu gibi her dilde deyimler vardır. Manası ile söylenen farklı olur. Mesela bir kimseye gözümden düştün veya gözüme girdin denilse, göz ile hiç alakası olmadığını Türkçe bilen herkes bilir. Birine gözüme girdin, seni çok sevdim, yanımda çok itibarın var, seni takdir ediyorum dense, bunlar birbirinden farklı şeyler değildir. Farklı kelimeler kullanmakla başka şeyler söylenmiş olmuyor.

Şimdi maddeler halinde açıklayalım:
1- Bu âyette, insanın alekadan yaratıldığı bildiriliyor. Aleka = Embriyo, erkekten gelen sperm [meni] ve dişiden gelen ovumun [yumurtanın] birleşmesiyle, yani döllenme ile oluşan organize yapıdır. Embriyo zamanla cenin ve çocuk oluyor.

2- Burada, insanın spermden meydana geldiği söyleniyor. Herkes bilir ki başlangıç olarak elbette çocuk spermden meydana geliyor. İnsan suresinin ikinci âyetinde ise, biraz daha açıklamalıdır. Katışık nutfe deniyor. Yani erkekten gelen spermin ve kadından gelen ovumun birleşmesiyle meydana geliyor deniyor. Bunun çelişki neresindedir?

3- Her canlının sudan yaratıldığı bildiriliyor. Sperm de içi hücre dolu bir sudur. Yine insanın meniden geldiği bildiriliyor.

4- Burada ilk insanı yani Âdem aleyhisselamı topraktan yarattığı bildiriliyor. Sonraki insanların oluşumu ile bunun ne ilgisi vardır ki çelişki olsun.

5- Bu maddede de, insanın çamurdan yaratıldığı bildiriliyor. Çamur, sulandırılmış toprak demektir. Hadis-i şerifte açıklandığına göre, Allahü teâlâ dünyanın her yerinden alınan toprağın çamur haline getirilmesini emrediyor, bu çamur iyice yoğruluyor. Bu çamurdan bir insan heykeli meydana getiriliyor. Güneşte kalarak pişmiş tuğla gibi oluyor. Sonra, Allahü teâlâ bu heykele can veriyor ve Âdem aleyhisselam meydana geliyor. İlk insanın topraktan veya çamurdan yaratıldı denmesinde bir çelişki yoktur.

6- Burada ilk insanın topraktan, çamurdan meydana geldiğini, sonrakilerin ise, meni vasıtası ile ürediği bildiriliyor. Diğerleri ile çelişkili bir durum yoktur.

7- Burada ise öteki âyetlerin bir nevi açıklaması yapılıyor. İnsan önce topraktan, meydana geldi. Sonraki insanlar da sperm vasıtası ile çoğaldı. Sperm de kadında meni ile aleka halini, sonra cenin halini aldığı bildiriliyor. Yani çocuğun meydana geldiği devreler anlatılıyor. Burada da hiç çelişki yok.

8- Bu âyette de yedinci maddedeki durum açıklanıyor. İnsanın belli devreler, aşamalar halinde meydana geldiği açıklanıyor.

9- Burada da, bütün insanların tek kişiden Hazret-i Âdem�den geldiği bildiriliyor. İkinci âyette de, Hazret-i Havva validemizle Hazret-i Âdem�den geldiği bildiriliyor. Bu ikisi farklı bir şey değildir.

10- Bu son maddede ise, ortada hiçbir şey yokken, ilk insan topraktan, sonrakiler de meni vasıtası ile yaratılmış oluyor. Bu on maddenin hiç biri, diğeriyle çelişkili değildir.

Netice:
1- Allahü teâlâ her şeyi yoktan yarattı. Yani Onun yaratmasından sonra var oldular.
2- Hazret-i Âdemi topraktan yarattı. Ondan Havva validemizi yarattı.
3- Bu ikisinden diğer insanları [sperm, ovum vasıtasıyla] yarattı.
4- Bunları ve yaratmasındaki aşamaları âyetlerinde bildirdi.

Aslında âyetlerde çelişki olmadığını ateist kılığına giren misyonerler de pek iyi biliyorlar. Maksatları, çamur at izi kalır düşüncesiyle müslümanların zihinlerini karıştırmaya çalışıyorlar. Fen bilgisini iyi bilen, müslüman bunların tuzağına düşmez.

Allah niye biz ve o diyor?

Ateist diyor ki:
Sual: �Kur�an çelişkilerle doludur, Allah kelamı olsa, bir yerde ben, bir yerde biz, bir yerde o diye söylemez. Mesela Fatiha�da alemlerin rabbi diye üçüncü şahıs olarak söylüyor.�
CEVAP
Bu ateistin ifadeleri, din düşmanlığının yanında, kendi cahilliğini sergilemektedir. Fatiha bir duadır. Müminlerin nasıl dua etmesi gerektiği bildirilmektedir. Meali şöyledir:

Âlemlerin rabbi, ceza gününün tek sahibi, rahman ve rahim olan Allah�a hamd olsun. Ey rabbimiz, sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi nimet verdiğin kimselerin doğru yoluna ilet, gazaba uğrayanlarla sapıtanların yolundan uzak tut.

Kur�anda ben, biz, o gibi ifadelerin kullanılışı hakkında İsmail Hakkı Bursevi hazretleri buyuruyor ki:
Sultanların dört türlü konuşma tarzı vardır:
1- Ben yaptım der.
2- Biz yaptık der.
3- Kendinden bahsetmeden (Şunlar emredildi) der.
4- Yalnız unvanı ile (Sultanınız size şunu emretti, şunlar size yasak kılındı) der. Üçüncü şahıs olarak, o diye de bildirir.

Allahü teâlânın, bazen ben, bazen biz demesi, halkın aşina olduğu sultanlara mahsus bir hitap tarzıdır. O, sultanlar sultanıdır. Yukarıdaki gibi dört tarzla da hitap etmiştir. Kur�an-ı kerimden üçer örnek verelim:

1- Ben dediğine örnekler:
Yalnız benden korkun. (Bekara 40)

Ben tevbe edenin tevbesini kabul ederim. (Bekara 160)

Kullarım beni sorarlarsa, bilsinler ki ben, onlara yakınım. Benden isteyenin, bana dua edenin duasını kabul ederim. (Bekara 186)

2- Biz dediğine örnekler:
Biz şükredenlerin mükafatını vereceğiz. (Al-i İmran 145)

Biz kâfirler için perişan edici bir azap hazırladık. (Nisa 37)

Biz Cehennemi kâfirler için bir zindan yaptık. (İsra 8)

3- Kendinden bahsetmeden verdiği emirlere örnekler:
Oruç size farz kılındı. (Bekara 183)

Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. (Nisa 24)

Namaz, müminlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır. (Nisa 103)

4- Üçüncü şahıs olarak bildirdiğine örnekler:
Allah ki sizi yarattı. (Rum 40)

O Rab ki, yeri sizin için bir zemin, göğü de bir tavan yaptı. (Bekara 22)

O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. (Bekara 29)

Allahü teâlânın Ben demesi yüce zatına göre, Biz demesi, isim ve sıfatlarına göredir. İsim ve sıfatlarının çokluğu zatının birliğine zıt değildir. Çünkü isim ve sıfatların hepsi, zata aittir. (Ruh-ul-beyan c.1, s.37)

Müşriklere hakaret

Sual: Ateist kılıklı, misyoner şu iki âyetin birbiri ile çelişkili olduğunu bildiriyor:
Müşriklerin taptıklarına [putlara] sövmeyin ki; sonra onlar da haddi aşarak Allah'a söverler. (Enam 108)
Ey iman edenler, müşrikler pis olduğu için onlar mescidi harama [Kabe�ye] yaklaşmasınlar. (Tevbe 28)
CEVAP
Ateist, müşriklere pis demekle onlara sövülmüyor mu, hakaret edilmiyor mu diyor. Müşrik, kâfir demektir. Onlara çeşitli âyetlerde hepiniz Cehennemliksiniz deniyor. Müşriklerin halleri, kâfirlikleri ve itikat olarak pis oldukları bildiriliyor. Birinci âyette putlarına sövmeyin deniliyor, hakaret etmeyin denilmiyor ki. Yani müşriklerin putlarına sövmek başka şey, müşriklerin hâlini tarif etmek, akıbetlerini bildirmek başka şey. Hâlleri, müşriklik yani kâfirlik ve pisliktir. Akıbetleri yani gidecekleri yer Cehennemdir.

Dünya işinde bile kendileri de mesela kötü kadına fahişe diyorlar, isterse geneleve koyuyorlar. Adam öldürene katil diyorlar, cezaevine atıyorlar. Her ne kadar bu tabirler hakaret gibi gözükse de, bunlara hakaret için fahişe, katil demiyorlar, durumlarını bildirip, layık oldukları yere gönderiyorlar.
Burada çelişki diye bir şey yoktur.

Cennet ve Cennetler
Ateist diyor ki:
Sual: Kur�anda Cennet ve Cennetler diye geçiyor. Bu ise bir çelişkidir. İşte âyetler:
Erkek veya kadın, iman edip yararlı işler işlerse, işte onlar Cennete girer. (Nisa 124)
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük Cennete götürülür. (Zümer 73)
Allah'a ve Peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan Cennete girmek için yarışın. (Hadid 21)

Aşağıdakiler de çoğuldur:
Allah�a ve Peygamberine itaat edeni içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koyacaktır, orada temelli kalırlar, büyük kurtuluş budur. (Nisa 13)
Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan Cennetleri müjdeler. (Tevbe 21)
İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar için, Allah'ın vaadi gereğince, devamlı kalacakları ve nimetleri bol Cennetler vardır. (Lokman 8)
CEVAP
Cümlenin gelişine ve salih amel işleyenlerin durumuna göre, tekil veya çoğul kullanılmıştır. Türkçe�de de böyle ifadeler vardır. Mesela, (Oğlum üniversiteyi kazandı) denir. Halbuki bir çok üniversite, yüksek okul vardır. Burada vurgulanan onun üniversiteyi kazanmasıdır. Önemli olan artık onun üniversiteli olması. Aldığı puana göre, gidebileceği üniversiteyi araştırması, seçmesi, kayıt yaptırması bundan sonra gelir. Yani üniversiteyi kazandı diye gel istediğine kayıt yaptır denmiyor, puanına göre şunlara gidebilirsin deniyor.

(Anarşistler, cezaevine atıldı, yakalanan fahişelerden isteyen genel eve gönderildi) denince, atılan veya gönderilen yerde bir ev değil, bir çok ev vardır. (Türkiye�deki cezaevleri, genel evler, ıslah edilmeli) denince de çoğul kullanmak gerekir.

Bir de Anadolu�dan bir kimse, İstanbul�daki, Bakırköy�e, Şişli�ye ve Üsküdar�a gelecek olsa, gideceği yerlerin hepsini teker teker saymaz, (Ben İstanbul�a gidiyorum) der. Özel bir durum varsa, (Ben Üsküdar�a gidiyorum) da diyebilir.

Kur�an-ı kerimde de salih kimselerin durumuna göre Firdevs ve Adn Cennetlerinden de bahsedilir. Arapça�da Cennet, bahçe demektir. İyi kimselerin durumuna, ibadetine göre bir değil birkaç Cennet verilecektir.

Peygamber efendimiz âyetleri açıklamış, yedi Cehennem ve sekiz Cennetin bulunduğunu bildirmiştir. Cennet kelimesini tekil veya çoğul kullanmanın çelişki ile ne alakası vardır ki.

Ateist diyor ki:
Sual: Allah�ın kanunları değişmez diye bir çok âyet var. Çelişkili olarak, biz hükümleri değiştiririz diye de âyetler var. Madem daha iyisini getirecektir, neden onu baştan getirmemiştir? Ya da benzerini getirmeye neden gerek görmüştür? İşte âyetler:
Allah�ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. (Ahzab 62, Fetih 23, Fatır 43)
Benim katımda söz değişmez ve ben kullara asla zulmedici değilim. (Kaf 29)

Kanunlarının değişeceğini bildirdiği âyetler de şunlar:
Herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. (Bekara 106)
Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ana kitap Ondadır. (Ra�d 39)
CEVAP
Ateist, şapla şekeri karıştırıyor. Kur�an-ı kerimde Allah�ın kanunu diye sünnetullah tabiri geçer. Bir hükmün yürürlüğe konulması veya yürürlükten kaldırılması ayrı, Allah�ın kanunu ayrıdır. Allah�ın kanunu tabiri, şimdi tabiat kanunu denen şeylerdir. Yer çekimi, dünyanın ve gezegenlerin dönüşü gibi kanunlardır, bir de imanla ilgili hususlardır. Allahü teâlâ Hazret-i Âdem�den beri gelen bütün Peygamberlere aynı imanı bildirmiştir. Her Peygamber müslüman idi. Hiç değişiklik yoktur. İslamiyet�ten önceki dinlerin kötü insanlar tarafından bozulması ayrı şeydir. Bunun üzerine Allahü teâlâ en son ve kıyamete kadar baki olmak üzere, önceki iman esaslarına da imanı içinde bulunduran İslamiyet�i göndermiş ve sadece buna imanı emretmiştir. Ama amele ait hususlarda değişiklik olmuştur. Mesela iç yağı Yahudilere haram idi, Müslümanlara helal kılındı. İçki daha önce serbest idi, Müslümanlara haram kılındı. Bunlar amele ait hükümlerdir. (Biz bir âyetin hükmünü kaldırırsak) âyeti amele ait hükümler için geçerlidir. Bunlar değişmeyen kanunlar değildir. (Benim katımda söz değişmez) âyetinde bildirilen, Allah�ın sözünden dönmemesi, bir sefer razı olduğundan rızasını geri almaması, Cennete ve Cehenneme gideceklerin vasfı gibi değişmez şeylerdir. Kâfirler her devirde Cehennemlik idi, iman edenler her devirde Cennetlik idi. Değişmeyen bunlardır.

Yahudilere cumartesi günü avlanmak haram idi. Müslümanlara bunu serbest bıraktı. Bunlar imanla ilgili hususlar değildir. Her millete amele ait farklı hükümler bildirilmiştir. Ateist bunları bilmediği için, üç farklı âyeti aynı kefeye koymaktadır.

(Allah dilediğini siler) âyeti ise, bunlardan tamamen farklıdır. Kaza kader ile ilgilidir.
İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader deniyor. Kader hakkında birçok âyet-i kerime vardır. Birinin meali şöyledir:
(Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta yazılıdır.) [Fatır 11] {Kaza-i muallak, levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp duası kabul olursa, o kaza değişir. Hadis-i şerifte de, (Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken insanı korur) buyuruldu. (Taberani)}

Alın yazısı iki türlüdür:
Birisi dua ile, sadaka vermekle, iyilik etmekle değişir. Birisi ise asla değişmez. Mesela evlenmemiz, iş sahibi olmamız ya değişen kısımdandır veya değişmeyen, biz bilemeyiz. Onun için dua ederiz, iyilik ederiz, değişen kısımdan ise o değişir. Mesela birisine bir bela geleceği alın yazısında var ise, yine alın yazısında bu kimse dua edecek o beladan kurtulacak diye yazılır. Biz de dua ederiz o belayı önlemiş oluruz. Ömrün uzaması kısalması da böyledir. Şu iyiliği yapacak ve ömrü uzayacak, yahut şu kötülüğü yapacak ve ömrü kısalacak diye yazılıdır. Kaderin değişeni de, değişmeyeni de olur. Değişmeyen ecele, ecel-i müsemma denir. Bir âyet-i kerime meali:
(Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) [Araf 34] (Bu ecele, ecel-i müsemma denir. Dua ile de gecikmez.)

İnsanın işine göre, ömrü ve rızkı değişebilir. (Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab [levh-i mahfuz] Ondadır) mealindeki âyet değişenleri bildirmektedir. Ecel-i müsemma değişmez ama; Ecel-i kaza değişebilir. Bir örnek: İki kişi, Hazret-i Davud�a birbirini şikayet etti. Azrail aleyhisselam gelip, (Bu iki kişiden birinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti; ama ölmedi) dedi. Hazret-i Davud, hayret edip sebebini sorunca cevaben dedi ki: (İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bunun için Allahü teâlâ, bunun ömrünü 20 yıl uzattı.) [Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab risalesi]
Bin yıl elli bin yıl
Ateist diyor ki:
Sual: İlk iki âyette, Ahiret yılı, dünya yılına göre bin yıl denirken, üçüncü âyette 50 bin yıl deniyor. Bu çelişki değil mi?

(Resulüm) Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymaz. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac 47)
Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde Ona yükselir. (Secde 5)
Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar. (Mearic 4)
CEVAP
Zerre çelişki yoktur. Anlamaktan aciz olana ne denir ki?
Birinci âyette, Allah katında bir gün, size göre bin yıl gibidir deniyor.
İkinci âyette de, birinci âyetteki gibi bildiriliyor.
Üçüncü âyet, tamamen farklı bir konudan bahsediyor. Cebrail, oraya 50 bin yıllık yolu bir günde alır deniyor. İlk iki âyette bahsedilen yer değil ki.

Yer mi önce gökler mi?
Ateist diyor ki:
Sual: Bekara suresinde önce yerin yaratıldığı, Naziat suresinde ise göklerin önce yaratıldığı bildiriliyor. Bu çelişki değil mi?

O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi. (Bekara 29)
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti. Onu yükseltti, düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. Ondan sonra da yer küreyi döşedi. Yerden suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. (Naziat 27-32)
CEVAP
Bekara suresinde bildirildiği gibi, önce yer küre, sonra gökler yaratıldı. Naziat suresinde de bildirildiği gibi otların, suların, dağların düzenlenmesi, yani yerleşime müsait hale getirilmesi ise göklerden sonra oldu. Yani en ufak bir çelişki yoktur. Her ilmin uzmanı olur. Tefsir ilminin uzmanları da aynı şeyi bildiriyorlar.

Bu uzmanlar diyor ki:
Yer, göklerden önce yaratıldı. Fakat henüz yerleşime, oturmaya müsait değildi. (İmam-ı Razî, Tefsiri Ebüssüûd ve Medârik)

Konu ile az da olsa irtibatı olan şu bilgileri de verelim. Meal yazarlarından Hasan Basri Çantay şöyle diyor:
Müfessirler, bu âyetteki dehâ lâfzının (Allah yeri yerleşime uygun hâle getirdi) anlamına geldiğini bildirmişlerdir. Nitekim başta Beydavi olduğu halde müfessirler de buna ve yerin bu yuvarlaklığına işaret etmişlerdir. Dehâ kelimesi dünyanın oval olduğunu göstermektedir. Dahy ve dahv kelimelerinde yayıp döşemek anlamı da vardır. Çünkü Arapça sözlüklerde görüyoruz ki o kelimenin mekân ismi olan medhâ deve kuşunun yumurtladığı yer demektir. Bundan mekânlık alâmetini alınca aslı olan dahv, dahy kalır ki onun anlamı da deve kuşu yumurtası olur. Nitekim bazı Arap ülkelerinde deve kuşu yumurtasına dahiv denir. Ahterî sözlüğünün müellifi Mustafa bin Şemsettin o eserinin 380. sayfasında der ki:
Dahy, bir nesneyi yayıp döşemek, Naziat suresinin 30. âyeti olan (Hakkın Vel arda ba'de zâlike dehahâ) kavli de bundandır ki döşeyip yaydı demektir. Deve kuşunun yumurtladığı yer de, Medha-n neâme dir. Bu lügat dal harfinde olduğu halde orada Mim harfini ilgilendiren Medhâ�dan, hem o âyeti zikrettikten sonra bahsetmesi kelimenin o asıldan gelmiş olduğunun açık bir delilidir. Okyanus, Sıhâh-ı cevheri gibi sözlüklerde Medhâ, yine aynı manâda olmak üzere, zikredilmiştir. 968 Hicri tarihte ölen Afyonlu Mustafa bin Şemsettin dünyânın bir deve kuşu yumurtası gibi oval olduğunu bildirmiştir. Bunu üç asır önce açıklamıştır. Bu manâya göre âyet-i kerîmenin meali şöyle oluyor:
Cenâb-ı Hak, göklerin kuruluşundan ve tanziminden sonra da yeri bir deve kuşu yumurtası haline yani oval şekle getirdi. (H.B.Ç.)

Bu açıklamadan da anlaşıldığı gibi, yer küre var idi, göklerin tanziminden sonra yer küre oval şekilde tanzim edilmiştir. Hiçbir tenakuz olmadığını bu da göstermektedir.


Sütün meninin oluşumu
Ateist diyor ki:
Sual: Kur'anda sağmal hayvanların sütünden bahsedilirken, gıdaların toplandığı işkembeden ve sonra kandan süzülerek temiz süt verildiği bildiriliyor. Halbuki bilim, sütün memede oluştuğunu açıklıyor. Yine Kur�anda meninin vücutta imal edildiği, erkeğin arka kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıktığı bildiriliyor ise de, bilim, meninin testiste oluştuğunu, vücutla hiç ilgisi olmadığını açıklıyor. Kur�andaki bu ifadeler bilime terstir.
CEVAP
Uzman doktorların sütün oluşması ile ilgili verdikleri bilgi şöyledir:
Kadınlarda süt yapımının olduğu yer meme dokusudur. Meme dokusu, hamilelik dönemine kadar süt yapımında bulunmaz. Hamilelikteki hormonal değişikliklere bağlı olarak süt yapımı başlamaktadır. Süt yapımında prolactin ve oksitocin hormonu rol oynamaktadır. Gıdalar ağız yolu ile alındıktan sonra mide, 12 parmak ve ince bağırsaklarda emilmeye hazır hâle getirilir. Vücut için lazım olan amino asitler, yağ asitleri, mineraller, vitaminler, glikoz kana geçer. Kan yolu ile bütün vücudu dolaşır. Her doku, her hücre kendisi için lazım olan maddeleri alır. Hamilelikte meme dokusundaki değişimlere paralel olarak kandan süt yapımı için gerekli maddeler alınmaya başlar. Alınan bu maddeler salgı hücrelerinde süt haline getirilir.

Meme kısmen salgı dokusu, kısmen destek ve yağ dokusundan oluşmuştur. Salgı dokusunda yapılan süt, ufak kanallar ve daha sonra ana toplayıcı kanallar boyunca meme ucuna ilerler. Kanallar, meme ucuna ulaşmadan önce daha da genişleyerek laktiferöz sinüsler şeklini alır. Bu sinüsler, sütün içinde toplanması nedeni ile önemlidir. Meme ucunda pek çok sinir ucu bulunduğu için çok hassas olup bu, sütün akışına yardım eden refleksler yönünden önemlidir. Meme ucunun çevresinde areola adı verilen koyu renkli bir halka olup hafif kabarık durumda bulunabilir. Bu yağlı bir sıvı salgılayan bezlerin varlığı nedeni iledir. Yağlı sıvı, meme ucu derisinin yumuşak ve iyi durumda bulunmasını sağlar. Süt yapımı, hormonlar ve reflekslerin sonucu olur. Gebelik süresince, salgı bezleri süt yapımına hazırlanırlar. Doğumdan hemen sonra değişen hormonal değişiklikler ile süt yapımı başlar. Bebek beslenmeye başlayınca, iki refleks sonucu yeterli özelliklere sahip süt tam zamanında gelmeye başlar.

Sağmal hayvanlarda sütün meydana gelişi Kur�an-ı kerimde mealen şöyle bildiriliyor:
(Süt veren hayvanlarda da size ibretler vardır. İşkembedeki pislik ile [necis] kandan [iki pislik arasından] meydana gelen, [içinde faydalı maddeler bulunan] temiz bir süt içirmekteyiz.) [Nahl 66]

Mide kanalından gelen yarı sindirilmiş besinlerle damarlardan gelen kan birleşerek vücuda dağılır. Bu karışımın bir kısmı kaslara ve diğer vücut dokularına dağılırken, bir kısmı da süt bezlerine süt olarak salgılanmak üzere ulaşır.

Süt bezleri de, diğer vücut dokuları gibi kan yoluyla kendilerine getirilen sindirilmiş gıdalarla beslenir. Kan, besinlerden gelen gıdaların toplanıp iletilmesinde çok önemli bir rol oynar. Süt de tüm bu aşamalardan sonra süt bezleri tarafından salgılanır ve sindirilmiş besinin kan dolaşımıyla taşınması sonucunda oluştuğu için besin değeri oldukça yüksektir.

Sütün memeden, meninin de testis yolu ile çıktığını en ilkel bir insan bile bilir. Bunların oluşmasını meydana getiren sebepleri ise ancak ilim ehli bilir. Cahiller, musluktan akan suyun depoda oluşup, oradan geldiğini iddia edebilir, ama gerçek öyle değildir.

Kur�an-ı kerimin hiçbir âyeti bilime aykırı olamaz. Hatta bilimin yeni yeni görmeye çalıştığı bazı gerçekleri 1400 sene öncesinden bildirmiştir.

Ürolog uzmanlarının bu konuda verdikleri bilgi de şöyledir:
Erkeklerde [anne karnında iken] testisler (yumurtalar) gebeliğin 3. haftasında karın arka duvarında oluşmaya başlar. Gebeliğin 28. haftasında skrotuma (torbaya) inmeye başlar. 4 haftada bu iniş tamamlanır.

Sperm hücreleri beyindeki hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının ve testislerdeki Leydig hücrelerinden salgılanan Testosteron hormonunun etkisi ile testislerdeki Seminifer Tübullerde oluşur. Prostat ve Veziküla Seminalis denilen bezlerin sıvıları ile karışır ve penis yoluyla meni olarak dışarı atılır.

Kur�an-ı kerimde insanın yaratılışı hakkında mealen şöyle bildiriliyor:
(İnsan neden yaratıldığına bir baksın, [düşünsün], o, [rahme] dökülen bir sudan [meniden] yaratıldı. O su, [erkeğin], bel kemiği ile, [kadının] göğüs kemikleri arasından çıkar.) [Tarık 5, 6, 7]

Bu âyet-i kerime de, süt ile ilgili âyet-i kerime de bilime aykırı değildir

Kadınları dövmek
Sual: Allah Kur�anda, niye kadınları dövün diyor ki?
CEVAP
Bir karıncayı hatta bir buğday tanesini yaratmaktan aciz insan, kâinatı yaradan yüce rabbimizin emrini hangi hakla sorgulayabilir ki? Âyetin bir kısmını değil tamamını almak gerekir. Siz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek için âyetleri yarım yarım alıyorsunuz.

Bu âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Erkekler, kadınlar üzerine hakimdir [aile reisidir.] Çünkü, Allahü teâlâ, bazı kullarını, bazı hususlarda bazısından üstün yaratmıştır. Hem de, erkekler, kendi mallarını, onlar için sarf ederler. Kadınların iyileri, Allahü teâlâya itaat eder ve kocalarının haklarını gözetirler. Kocaları hazır olmadıkları zaman, onların namuslarını ve mallarını, Allahın yardımı ile korurlar. Hıyanet etmesinden korktuğunuz kadınlara, karı koca haklarını öğretin ve tatlı sözlerle nasihat edin, onları yatağınızdan ayırın. Yine de, uslanmaz iseler, hafif dövün! Uslanırlarsa, onları üzecek şey yapmayın, kendilerini incitecek bahane aramayın.) [Nisa 34]

Görülüyor ki, mala ve namusa hıyanet etmeyen kadınları dövmek değil, onları hiçbir suretle üzmek caiz değildir. Namusa ve mala hıyanet edenlere, her hükümet, her kanun, ağır ceza yapmaktadır. İslamiyet, kadınlara, çok kıymet verdiği, çok acıdığı için, hain olanlarını kanun pençesine düşürmeden önce, hafif vurmakla islah edilmelerinin de, tecrübe olunmasını emretmektedir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Bir erkek, hanımını döverse, kıyamette onun davacısı ben olurum) [R.Nasıhin]

Dünya işlerindeki kusuru için, dövmek şöyle dursun, acı, sert bile söylenmez.
İnsan niye yaratıldı
Ateist diyor ki:
Sual: Allah�ın hiçbir şeye ihtiyacı yoksa ne diye insanları, cinleri, melekleri ve canlı cansız mahlukları yarattı? Bizim ibadetimizin ona bir faydası, günahlarımızın da ona bir zararı olmadığı halde, ne diye ibadet etmeyip isyan edenleri Cehenneme atıyor?
CEVAP
Hadis-i kudside, (İnsanları, beni tanımakla şereflenmeleri için yarattım) buyuruldu.
Bu şerefe kavuşup kavuşmama tercihini de kullarına bıraktı. Ateistlerin, (Biz Allah�a inanmıyoruz, Allah�ı tanımakla şereflenmediğimize göre, Allah�ın maksadı hasıl olmadı) demeleri yanlıştır. Çünkü, çok kimse, belli bir yaşa gelince, Allahü teâlâyı tanımaya başlıyor. Kâfir kalıp hiç tanımasa bile, zaten tercih kullara bırakılmıştı. Kâfirler de, ahirete gidince tanıyacaklar. Tanımayan hiç kimse kalmayacaktır.

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Cin ve insanları ancak, beni bilip itaat, ibadet etmeleri için yarattım.) [Zariyat 56]
Bu âyet-i kerime gösteriyor ki, cin ve insanların yaratılması, Allahü teâlâyı tanımaları içindir ki, bunlar için şeref ve saadettir. Yoksa, Onun bir şey kazanması için değildir. Hadis-i kudside, (Tanınmak için her şeyi yarattım) buyurması, (Onların beni tanımakla şereflenmesi için) demektir. Yoksa, (Tanınayım ve onların tanıması ile kemal bulayım) demek değildir. Bu mana, Allahü teâlâya layık değildir. (Mektubat-ı Rabbani 266)

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Yerde olan her şeyi sizin için yarattım.) [Bekara 29]

İki hadis-i kudside buyuruluyor ki:
(Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma!) [İslam Ahlakı]

(Ey Âdem oğlu, sizi kendim için yarattım. Her şeyi de sizin için yarattım. Senin için yarattıklarım, seni, kendim için yaratılmış olduğundan alıkoyup gâfil ve meşgul etmesin.) [İslam Ahlakı]

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Sizi abes olarak, oyuncak olarak mı yarattım? Bize döndürülmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?) [Müminun 115]

(Bizim ibadetimize Allah�ın ihtiyacı yoktur, günahlarımız da ona zarar vermez) diyen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Doktor bu hastaya, perhiz tavsiye etse, bazı ilaçlar verse, bu hasta da, �Perhiz yapmazsam, ilaçları almasam doktora hiç zararı olmaz, perhiz yapmamın ve ilaçları almamın ona bir faydası olmaz� diyerek, perhiz yapmasa ve ilaçları kullanmasa, elbette doktora zararı olmaz, ama kendine zarar verir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını, ilaç kullanmasını tavsiye ediyor. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur, uymazsa, hastalığı artarak ölür gider. Tabibin bundan hiç zararı olmaz. (İşlediğim günahların Allah�a zararı olmaz, ibadetlerimin de faydası olmaz) diyerek Allahü teâlâya isyan edip ibadet etmekten kaçanlar da Cehenneme gider.



Kâbeye giren emniyettedir
Sual: Kur�anda, (Oraya [Kâbe�ye] giren emniyette olur) deniyor. Abdullah bin Zübeyr, Kâbe�nin içinde enkaz altında kalarak öldü. Bu apaçık bir çelişki değil mi?
CEVAP
Abdullah bin Zübeyr, Kâbe içinde enkaz altında ölmedi. Haccac tarafından şehid edildi. Ölmüş olsa da fark etmez. (Oraya giren güvende olur) demek, (Oraya girene güven verin) demektir. Böyle âyet-i kerimeler çoktur. Mesela şu âyet-i kerimeye benzer:

(Hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur.) [Bekara 197]

Bu ise, (Hanımınıza yaklaşmayın, günah işlemeyin ve kavga etmeyin) demektir.

(Benim evime giren güven altındadır) diyen bir kimse, bu sözüyle, sözü geçtiği kimselere; (Bundan vazgeçin, ona ilişmeyin. Ben ona eman verdim ve siz de dokunmayın) demek olduğu gibi, işte Allahü teâlânın, (Oraya giren emin olur) emri de böyledir.

Peygamber efendimiz Mekke�yi fethederken buyurdu ki:
(Ebu Süfyan�ın evine giren emin olur, öldürülmekten kurtulur.) [Müslim]

Hazret-i Ebu Süfyan, Mekke�ye gidip Kureyş müşriklerini İslam�a davet etti. İslam ordusunun, şehre girmek üzere olduğunu haber verdi. (Müslüman olanlar ve benim evimle Mescid-i harama sığınanlar hariç, herkes kılıçtan geçirilecektir) dedi. Bu iki yere sığınanlar kurtuldu. Ama diyelim, biri çıksa, Kâbe�ye gireni de, Ebu Süfyan hazretlerinin evine gireni de öldürse, Resulullahın sözünde çelişki mi olur? Bu söz, biz oraya gireni öldürmeyiz demektir.

Bu âyet-i kerimde de, (Oraya giren öldürülmez, emin olur) deniyor. Yani söz dinleyen Müslümanlar oraya gireni öldürmez demektir. Orada kendisi ölebilir veya zalimin birisi oraya sığınanı öldürebilir. Bunlar farklı şeyledir. Âyet-i kerimelerde çelişki aramak güneşi balçıkla sıvamaya kalkmaya benzer.

Akraba evliliği
Sual: Ahzab suresi 50. âyette, peygambere kuzenleri ile evlenmenin helal kılındığı bildiriliyor. Halbuki bilim, akraba evliliğine karşı çıkıyor. Kur'an ile bilim çatışıyor mu?
CEVAP
Günümüzde de, akraba evliliği yapılıyor ama, sakat çıkanlara çok az rastlanıyor. Akraba olmadığı halde de, sakat doğanlar oluyor. O zaman, yabancı ile de evlenmek bilimle çatışıyor denmez. Dinimizde, kuzen ile evlenmek tenzihen mekruhtur. İhya�da bildirilen hadis-i şerifte, kuzenlerle evlenince çocukları zayıf, hastalıklı olabilir buyuruluyor. Demek ki, Peygamber efendimiz de, bunu tavsiye etmiyor. Allahü teâlâ ona helal kılmışsa, kim ne diyebilir ki? Kanunu koyan odur. Âdem aleyhisselam zamanında da, farklı emirler bildirmişti. Niye böyle emrediyorsun demeye, kimin hakkı olur ki?

Allah salevat getirir mi?
Sual: Ahzab suresi 56. âyette Allah�ın peygambere salavat getirdiği yazıyor. Allah salevat getirir mi hiç?
CEVAP
O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Allah ve melekleri, Peygambere salat ederler; ey müminler, siz de, ona salat edin.) [Ahzab 56]

Salat, dua, övme, rahmet, şefaat gibi anlamlara gelir. Bu âyet-i kerimede Allahü teâlânın Peygamber efendimizi övdüğü ona rahmet ettiği bildiriliyor. Meleklerin salatı ise ona duadır. Müminlerinki ise onun şefaatini talep etmektir.

İblis melek mi, cin mi?
Sual: Kehf suresi 50. âyette İblis'in hem melek, hem de cin olduğu yazıyor. Bu nasıl mümkün oluyor?
CEVAP
Dediğiniz gibi yazmıyor, bunu siz uyduruyorsunuz. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Meleklere, Adem'e secde edin demiştik. İblis�ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin emrini dışına çıktı. Ey insanoğulları! Siz Beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü mübadeledir, takastır.) [Kehf 50]

Ateşten yaratılan İblis, nurdan yaratılan melekler arasında idi, onlara hocalık yapıyordu. Melekler topluluğunda olduğu için, (Bu topluluğa, secde edin emri verdik, cin taifesinden olan İblis, secde etmedi) deniyor.

Allah beddua eder mi?
Sual: Neden Allah Kur�anda, lanet olsun, Allah kahretsin gibi ifadeler kullanıyor?
CEVAP
Kahretmek, Arapça�da bir deyimdir. Birisini kötülemek, yani onun çok kötü birisi olduğunu bildirmek için Allah kahretsin denir. Kur�anı kerim, o halkın lisanı ile indi. Başka türlü bildirilse anlaşılmaz. Halkın lisanı ile yapılırsa anlaşılır. Kahretsin kelimesini, şimdi anlaşılan gibi, helak etsin manasında anlamak yanlış olur. Allahü teâlâ helak ederse, kim engel olabilir ki? Zaten o manada kahrettiklerini, filan kavmi helak ettik, yerin dibine geçirdik diye ayrıca defalarca bildirmektedir.

Allahü teâlâ, bir çok âyetinde din düşmanlarına lanet etmiş, yani o kulların rahmetten uzak olduğunu bildirmiştir. Bazıları şöyledir:

(Allahın lâneti, inkâr edenlerine üzerine olsun.) [Bekara 89]

(Biz, kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara159]

(Allah inkârları yüzünden onlara [Yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]

(Yahudiler, Allahın eli sıkı dedikleri için lanet onlara.) [Maide 93]

(Yahudiler, Üzeyr�e, Hıristiyanlar da İsa�ya Allah�ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30]

(Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]

(Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiştir.) [Ahzab 57]

Affedici olan cezalandırmaz
Misyoner diyor ki:
Sual: �Hac suresinin, (İnkâr edenler için ateşten bir elbise giydirilecek ve başlarına kaynar su dökülecektir) anlamındaki 19. âyeti ile, Haşr suresinin, (Allah rahman rahimdir [esirgeyen, bağışlayandır]) anlamındaki 22. âyeti çelişkilidir. Affedici olan Allah, inkârcıları hiç cezalandırır mı?�
CEVAP
Çelişki bunun neresindedir?
Affedici olmak, mazlumun hakkını zalimden almamak mıdır? Yahut hainleri, canileri cezasız bırakmak mıdır? Suçluları adaletle cezalandırmak, affedici olmaya aykırı olur mu? Dünyada suçluları cezalandırmayan bir nizam var mıdır? Cezasız, hukuksuz nizam olur mu? Bu cezalar, ülkenin kiminde hafif, kiminde ağır olur. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde namusla ilgili suçların cezası az, fakat para ile ilgili olan suçlarınki ağırdır. Bu da onların paraya, namustan çok önem verdiğini göstermektedir. Katile ceza verilmiyorsa veya hafif ceza veriliyorsa, insana değer verilmiyor demektir. Ölen insanın bir değeri olsaydı, elbette katilin hak ettiği ceza verilirdi.

Katillerin, canilerin ölümle cezalandırılmalarına da misyoner ateş püskürüp, (Katiller öldürülürse, dünyada insan kalmaz) diyor. Birisi, birisini öldürünce, kendisinin de muhakkak öldürüleceğini bilse, acaba başkasını öldürebilir mi? Buna rağmen öldüren çıksa da, çok az olur. Her suç için caydırıcı ceza vermek misyonere göre yanlışmış. Ceza verilmezse, katillik o zaman daha çok artmaz mı?

Bir cani, çoluk çocuk demeden on kişiyi öldürüyor. Ceza olarak bu da öldürülmeli denince, (İnsanlığa yakışır mı) deniyor. Caninin on kişiyi öldürmesi insanlığa yakışır mı? Katliamlara son vermenin çaresi, öldürenin cezasız kalmamasıdır. Cezaların hafif olması, hapse girince bütün ihtiyaçların karşılanması suçları teşvik olmaz mı?

Her şeyi yoktan yaratan Rabbimizin, emrini dinlemeyenlere ceza verme yetkisi yok mudur? Cezayı suçluların kendisi mi tayin eder?

Demek ki, Kur�an-ı kerimde asla çelişki yoktur. Kendi başına tıp kitabı okumakla doktor, hukuk kitabı okumakla hakim olunamadığı gibi, meal okumakla da din öğrenilemez. Misyoner papaz gibi yanlış anlar. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbin elbette hem bağışlayan, hem de çok acı azap verendir.) [Fussilet 43]
 

FERASETLİ

KF Ailesinden
Özel Üye
#3
Demek ki, Kur�an-ı kerimde asla çelişki yoktur. Kendi başına tıp kitabı okumakla doktor, hukuk kitabı okumakla hakim olunamadığı gibi, meal okumakla da din öğrenilemez. Misyoner papaz gibi yanlış anlar. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbin elbette hem bağışlayan, hem de çok acı azap verendir.) [Fussilet 43]

:gula::gula::tşk::gula::gula:
 

K

Kayıtsız

Guest
#5
Açıklamalar gerçekten çok güzel çok teşekkürler ama şu akraba evliliği konusunda yaptığınız açıklama beni pek aydınlatmadı çünkü akraba evliliğinden doğan çocukların sakat olması düşük değil aksina çok yaygın bir durum o konuyu biraz daha açabilirseniz sevinirim...
Bir de Kuran'da miras dağıtımı ile ilgili ayetlerin de çelişkili oldupu idda edilmekte.O konunun da içinden cıkamadm o konuda da yardımcı olursanız sevinrim son olarak yanlış anlamayın ben sadece dinini öğrenmeye çalışan birisiyim :)
 

kurtuluş

KF Ailesinden
Özel Üye
#6
Kuranı kerimi tam anlayabiliyozmu arapça biliyormuyuz onu bir kendimize soralım bence ilk önce.
Yüzlerce alim ve evliyaların birçok eserleri var.
Herkez araştırırsa sorularına yanıt kolaylıkla bulacaktır.
 

Bitter

KF Ailesinden
Özel Üye
#7
YAKIN AKRABA EVLILIĞI

Annem beni bir kuzenimle evlendirmek istiyor ve bunda da çok israr ediyor. Doğrusu kuzenim beğenilmez birisi de değil. Ama ben bunun kötü sonuçlarından endişe ediyorum. Şer`î bir sakıncası var mıdır?

Müslümanların inancına göre normalı, ya da anormalı, yahut mübahla, yani serbest olanla haramı, yani olmayın belirleyen Allah`tır. O Kur`ân-ı Kerîm`de kimlerle evlenilmeyeceğini açıklamış ve "Bunun dışında kalanlarla evlenmemiz helâldir" (Nisâ 4/24) buyurmuştur. Kuzenler yani hala-teyze, amca-dayı çocukları evlenmeleri haram olanlardan sayılmamıştır. Öyleyse onlarla da evlenilebilir.
Allah Rasûlü Efendimiz, kızı Fatma annemizi de kendi amcasının oğlu Ali Efendimizle evlendirilmiş ve durumu fiilen açıklığa kavuşturmustur. Ancak yabancı ile evlenmenin bir takım sosyal faydaları olduğu gibi, yakın akrâba ile evlenmenin bazen mahzurları da olabilir. Mesela kan benzerliğinden doğan uyuşmazlığın, yakın akraba arasından daha çok olduğu söylenir. Ancak bu konuda günümüzün tarafsız olmayan tıbbına pek güvenmemek gerekir. Çünkü, sakat doğumlar konusunda süt kardeşliği daha etkili olduğu halde, onlar bundan söz etmiyorlar. Ya, "Dersleri henüz oraya kadar gelmedi" ya da onu Islâm yasakladığı için onlar yasak olmamasını istiyorlar. Şu halde kuzenlerin evlenmesini de Islâm serbest saydığı için mahzurlu göstermek istiyor olabilirler.
Ne var ki, evliliğin devamında ve çocukların sağlam ve gürbüz oluşunda karı-kocanın birbirini içten sevmesinin ve birbirlerine karşı çok canlı ve kuvvetli cinsel arzu duymalarının çok büyük etkisi vardır. Ilişki ne kadar içten ve her iki tarafı tatmin edici olursa, çocuk da o kadar gürbüz, düzgün ve zeki olur. Bundan olacak ki, Allah Rasûlü Efendimiz (s.a.s.) erkeklere, ilişkide aceleci olmamalarını ve karılarını da tatmine ulaştırmalarını şiddetle tavsiye eder. İşte bazen olabilir ki, kuzenler bir çatı altında yetişmişliğin verdiği duyguyla birbirlerini çok yâkın hissederler ve birbirlerine karşı gerekli cinsel uyarılmayı yaşamazlar. Bu gün eğer sakat doğumlar yakın evliliklerde daha çok gözüküyorsa, bence bunun önemli sebebi budur. Ikinci önemli bir sebep de, genellikle yakın akraba arasında emzirme olaylarının çokça olması ve önem verilmediğinden ya da unutulduğunda, bunun hesaba katılmayıp, süt kardeşlerinin birbirleriyle evlendirilmesidir.
Sözünü ettiğiniz hadîs, Gazâlî`nin Ihyâ`sındâ da vardır. (Benzer hadisler ve Hz. Ömer`in sözü için bk. el-Hubeysî, el-Berâke 165 vd.; Yakın anlamda bir hadîs için bk. Suyûtî, el-Câmi`us-sağîr (Feyzu`I-Kadîr ile birlikte) VI/351. Burada hadîsin zayıf olduğuna işaret ediliyor. Aynı hadis Kenzu`I-ummâl`da Suyûtî`nin de kaynağı olan Hâtîp Bagdâdî`nin Tarih`inden alınarak verilir. XVI/H. 44564. Sevkanî, el-Fevâid`de yine benzer anlamda bir hadîs verir ve senedinde Hâkim`in yalanci saydığı Sehl vardır, der s.131.) Ama Irâkî güvenilir bir aslının bulunmadığını, bunun hadîs değil de, Ömer Efendimizin Sâib Ogullarına söyledigi bir sözün bir parçası olarak bilindığını söyler. (GazaIî N/42)
Nitekim bu hadîs, meşhur dokuz hadîs kitabın hiç birisinde yoktur. Gerçi Ömer Efendimizin sözü olmasının da bir anlamı ve gerçek payı vardır. Ama birbirini seven iki kuzenin evlenmelerinde hiçbir sakınca yoktur. Yeter ki, birbirlerini görmüş ve sevmiş olsunlar. Birbirlerini görerek sevenler, mizaçları uyumlu olduğu için sevmişler demektir. Mizaçları uyumlu olanlar arasında, birbirlerini gördüklerinde sevgi alışverişi ve akımı olacağından" Allah Rasûlü Efendimiz buna çok önem vermiş ve evleneceklerin birbirlerini, şehvetle baksalar dahi, görmelerini emretmiştir. Siz de seviyorsanız evlenmenizde mahzur yoktur.

Sorularlaislamiyet.com
 

K

Kayıtsız

Guest
#8
Selamün aleyküm kardeşim bu yazdıklarını çok takdir ettim . Allah senden razı olsun. bir de başa NİSA (4) suresi 82. ayeti ekleseydin iyi olurdu : Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#9
Selamün aleyküm kardeşim bu yazdıklarını çok takdir ettim . Allah senden razı olsun. bir de başa NİSA (4) suresi 82. ayeti ekleseydin iyi olurdu : Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.
Vealeykümselam