Kuranda Tarihi Olayların Tekrarla Anlatılmasının Hikmeti?

  • Konuyu başlatan out of whack
  • Başlangıç tarihi
O

out of whack

© ◄ Ayarsız..! ►
Forum Administrator
Kuranda Tarihi Olayların Tekrarla Anlatılmasının Hikmeti Nedir?

Yirminci Söz
[İki Makamdır]
Birinci Makam



-1-

Birgün şu âyetleri okurken, İblis’in ilkaâtına karşı Kur’ân-ı Hakîmin feyzinden üç nükte ilham edildi. Vesvesenin sûreti şudur:
Dedi ki: "Dersiniz, ’Kur’ân mu’cizedir; hem nihayetsiz belâgattadır; hem umuma her vakitte hidâyettir. Halbuki, şöyle bâzı hâdisât-ı cüz’iyeyi tarihvârî bir sûrette musırrâne tekrar etmekte ne mânâ var? Bir ineği kesmek gibi bir vâkıa-i cüz’iyeyi, o kadar mühim tavsifât ile böyle zikretmek, hattâ o sûre-i azîmeye de el-Bakara tesmiye etmekte ne münâsebet var? Hem de "Âdem’e secde" olan hâdise, sırf bir emr-i gaybîdir. Akıl ona yol bulamaz. Kavî bir imândan sonra teslim ve iz’an edilebilir. Halbuki Kur’ân, umum ehl-i akla ders veriyor. Çok yerlerde,
-2- der, akla havale eder. Hem taşların tesadüfî olan bâzı hâlât-ı tabiiyesini ehemmiyetle beyân etmekte ne hidâyet var?"

İlham olunan nüktelerin sûreti şudur:

Birinci Nükte
Kur’ân-ı Hakîmde çok hâdisât-ı cüz’iye vardır ki, herbirisinin arkasında bir düstur-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umuminin ucu olarak
gösteriliyor. Nasıl ki,
-3- Hazret-i Âdem’in melâikelere karşı kabiliyet-i hilâfet için bir mu’cizesi olan tâlim-i Esmâdır ki, bir hâdise-i cüz’iyedir. Şöyle bir düstur-u küllînin ucudur ki:
Nev-i beşere câmiiyet-i istidad cihetiyle tâlim olunan hadsiz ulûm ve kâinatın envâına muhît pek çok fünûn ve Hàlıkın şuûnât ve evsâfına şâmil kesretli maarifin tâlimidir ki; nev-i beşere, değil yalnız melâikelere, belki semâvât ve arz ve dağlara karşı emânet-i kübrâyı haml dâvâsında bir rüçhâniyet vermiş ve heyet-i mecmûasıyla Arzın bir halîfe-i mânevîsi olduğunu Kur’ân ifham ettiği misillü "Melâikelerin Âdem’e secdesiyle beraber, şeytanın secde etmemesi" olan hâdise-i cüz’iye-i gaybiye, pek geniş bir düstur-u külliye-i meşhudenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikati ihsâs ediyor. Şöyle ki:
Kur’ân, şahs-ı Âdem’e melâikelerin itaat ve inkıyâdını ve şeytanın tekebbür ve imtinâını zikretmesiyle; nev-i beşere kâinatın ekser maddî envâları ve envâın mânevî mümessilleri ve müekkelleri musahhar olduklarını ve nev-i beşerin hasselerinin bütün istifadelerine müheyyâ ve münkad olduklarını ifham etmekle beraber, o nevin istidâdâtını bozan ve yanlış yollara sevk eden mevadd-ı şerîre ile onların mümessileri ve sekene-i habîseleri o nev-i beşerin tarîk-ı kemâlâtında ne büyük bir engel, ne müthiş bir düşman teşkil ettiğini ihtar ederek, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, birtek Âdem’le (a.s.) cüz’î hâdiseyi konuşurken bütün kâinatla ve bütün nev-i beşerle bir mükâleme-i ulviye ediyor.

İkinci Nükte
Mısır kıtası, kumistan olan Sahrâ-i Kebîrin bir parçası olduğundan Nil-i mübârekin feyziyle gayet mahsüldar bir tarla hükmüne geçtiğinden, o Cehennemnümûn sahrâ komşuluğunda şöyle Cennet-misâl bir mevkî-i mübârekin bulunması, felâhât ve ziraatı, ahalisinde pek mergub bir sûrete getirmiş ve o sekenenin seciyesine öyle tesbit etmiş ki ziraatı kudsiye ve vâsıta-i ziraat olan bakar’ı ve sevr’i mukaddes, belki ma’bud derecesine çıkarmış. Hattâ o zamandaki Mısır milleti sevre, bakara, ibâdet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler. İşte o zamanda benî İsrâil dahi o kıtada neş’et ediyordu; ve o terbiyeden bir hisse aldıkları, "icl" meselesinden anlaşılıyor.
İşte Kur’ân-ı Hakîm, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın risâletiyle, o milletin seciyelerine girmiş ve istidadlarına işlemiş olan o bakarperestlik mefkûresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile ifham ediyor.
İşte şu hâdise-i cüz’iye ile bir düstur-u küllîyi, her vakit, hem herkese gayet lüzumlu bir ders-i hikmet olduğunu ulvî bir i’câz ile beyân eder.
Buna kıyasen bil ki, Kur’ân-ı Hakîmde bâzı hâdisât-ı tarihiye sûretinde zikredilen cüz’î hâdiseler, küllî düsturların uçlarıdır. Hattâ çok sûrelerde zikr ve tekrar edilen kıssa-i Mûsâ’nın yedi cümlelerine misâl olarak Lemeât’ta, İ’câz-ı Kur’ân Risâlesinde o cüz’î cümlelerin herbir cüz’ünün nasıl mühim bir düstur-u küllîyi tazammun ettiğini beyân etmişiz. İstersen o risâleye mürâcaat et.

...

-----------
1 Meleklere "Âdem’e secde edin" dediğimizde, İblis hariç secde ettiler. İblis ise bundan kaçındı. • Allah size bir inek kesmenizi emrediyor. • Sonra, bütün bunların ardından kalbiniz yine katılaştı. Sanki taş kesildi, hattâ taştan da katılaştı. (Bakara Sûresi: 34, 67, 74.)

2 Hiç düşünmüyorlar mı? (Yâsin Sûresi: 68.)

3 Âdem’e bütün isimleri öğretti. (Bakara Sûresi: 31.)
 

Üst