İmtihan ve sabır.

kalpteniman

KF Ailesinden
Özel Üye
İmtihan Ve Sabır
Hz. Âdem ile Hz. Havva`nın imtihanı, Yüce Allah`ın yasakladığı ağacın meyvesinden yememeleriydi. Şeytanın aldatmasıyla bu imtihanı kaybeden ve sonucunda cennetten dünyaya gönderilen insanlar, bu dünya hayatlarında karşılaşacakları başka imtihanları başarıyla geçerlerse, asıl yurtlarına geri dönebileceklerdi.

Dünya hayatına adım attığımızda, yaptığımız ilk eylem ağlamaktır. Niçin ağlarız o ilk anda? Bunun cevabını bilen var mı bilmiyorum. Acaba cevap, hayatın kendisinde mi gizlidir?
Dünya hayatı demek, çalışıp didinmek, sıkıntılara göğüs germek, mücadele etmek kısaca imtihan demektir. Oysa anne karnında rahatımız yerindeydi. Ne rızık endişesi, ne ev bark derdi vardı. Kim bilir belki Rabbimizle, Meleklerle şuan anlamadığımız bir çeşit diyaloğumuzda vardı. Ve onun için dünya hayatına gözlerimizi açtığımız anda, çevremizdekilerin yüzünde bir tebessüm varken biz ağlıyorduk. Artık birçok zorluk ve sıkıntıların olduğu bu imtihan alanının, bir ferdi de biz olmuştuk.
İmtihan; Yüce Allah (c.c)’ın hâyır veya şer, her türlü şeyle insanları deneyip bu deneme sonucunda iyilerle kötüleri ayırması olarak tarif edilebilir. İmtihan ilk insanın yaratılışından başlayan, kıyamete kadar devam edecek bir süreçtir. Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın imtihanı, Yüce Allah’ın yasakladığı ağacın meyvesinden yememeleriydi. Şeytanın aldatmasıyla bu imtihanı kaybedenve sonucunda cennetten dünyaya gönderilen insanlar, bu dünya hayatlarında karşılaşacakları başka imtihanları başarıyla geçerlerse, asıl yurtlarına geri dönebileceklerdi.
Rabbimiz; “Hanginizin daha iyi iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (Mülk / 2) buyurarak, dünyanın amacının imtihan olduğunu belirtiyor. Yine “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz. Ve siz bize döndürüleceksiniz” (21/35) buyrularak imtihanın her zaman kötü olaylarla olmayacağı konusunda da kullar uyarılıyor. İnsan; canına, malına, ailesine, memleketine gelebilecek tüm kötü olayları şer olarak niteler. Bunlara gelecek iyilikleri de hayır olarak kabul eder. Şerle denenmek anlaşılır bir şeydir de, hayırla sınanmak nasıl oluyor? Yokluğa sabır ve tahammül edilir de, varlığa sabır nasıl olur?
Aslında imtihan denince her ne kadar meşakkatler akla gelse de, belki de en büyük sınav nimetler içerisindeyken olanıdır.
Çünkü çoğu zaman, sıkıntılara sabır göstermekten başka elden bir şey gelmez. Varlık zamanındaki rahatlığın vermiş olduğu tembellik ve uyuşukluğun, daha büyük bir felaket olduğu unutulur.
Onun için Mü’min daima uyanık olmalıdır ve Hz. Peygamberi (s.a.v)’in, şu hadislerinde belirttiği vasıflardaki Mü’minlerden olmak için gayret göstermelidir.

“Mü’minin durumuna gerçekten hayret edilir.
Zira her durumu onun için hayır sebebidir, bu özellik sadece Mü’minlerde bulunur. Çünkü sevinecek olsa şükreder, bu onun için hayırdır; başına bir bela gelse sabreder, bu da onun için bir hayırdır.” (Müslim, zühd 64)

Kul, her an çeşitli alanlarda, çeşitli şekillerde imtihanlara tabi tutulmaktadır.
Bazen imanıyla bazen canıyla bazen ailesiyle ve bazen de malıyla sınanır.


Bu denenmeler sonucunda güzelce sabredilirse, Yaratana isyan edilmezse hem bu dünyada, hem de ahrette felaha kavuşulur.
İmtihanın en çetini şüphesiz iman noktasında olanıdır.
Çünkü bu, ebedi mutluluğu kaybetme veya kazanma sınavıdır.

“İnsanlar (sadece) ‘iman ettik’ diyerek sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun onlardan öncekileri sınadık. Allah geçekten doğruları da bilmekte yalancıları da bilmektedir.” (29/2-3)
Bu imtihanların ne zamana kadar süreceğini de yine Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklıyor: “Andolsun ki içinizden Allah yolunda cihat edenlerle ve sıkıntılara karşı göğüs gerenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihandan geçireceğiz” (Muhammed / 31) buyrularak imtihanın devamlı olacağı belirtilmiştir.


Şu halde ‘inandım’demek, ‘bu uğurda karşılaşacağım sıkıntıları da peşinen kabul ettim’ demek oluyor.
Tarih boyunca tüm peygamberler ve onların takipçileri bu sözlerinin arkasında olmak için birçok insanın tahammül edemeyeceği kadar, ağır sıkıntılara maruz kalmışlardır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ve Ashabı Güzin’in hayatları ana hatlarıyla dahi incelendiğinde, bu uğurdaki sıkıntılarının ne denli çetinolduğu görülür.

İnandım’ diyen kişinin imanının sınanması gerekir ki, kalpten mi yoksa dille mi söylenmiş bir iman olduğu ortaya çıksın. Ve davaya inananların kararlılıkları tespit edilsin, dava sağlam temeller üzerine yükseltilsin. Kul, inancından dolayı imtihana direk tabi tutulup, imanının sağlamlığı ölçüldüğü gibi hayatın başka alanlarındaki sınanmalar da imanının kuvvetini ölçer.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde, kulların imtihana tabi tutuldukları alanları şöyle açıklıyor: “Muhakkak ki,ölüm tehlikesiyle,korku ve açlıkla,mal ve ürünlerin eskitilmesiyle sizi sınayacağız.Ama zorluklara karşı sabredip sebat ve dayanıklılık gösterenlere iyi haberler müjdele.”(Bakara / 155)
O zaman kulun başına gelen kazalar, maddi sıkıntılar, hastalıklar hepsi Rabbul Âlemindendir. Bu durumlarda isyan etmeyip, bilakis alınması geren tedbirleri aldıktan ve yapılması gerenleri yaptıktan sonra, nihai sonucu Allah (c.c)’tan bekleyip güzel bir rıza ile sabretmek gerekir.
Zaten imtihanın asıl gayesi sabırlılar ile asileri ayırmak değil midir? Bu sınanmalar Allah (c.c)’ın kullarına bir zulmü değil, bilakis mertebelerini yükseltme fırsatıdır.

Denenen kul hiçbir zaman “Acaba kötü birimiyim ki Allah bana bunları verdi” dememeli. Bu, kişinin iyiliği ve kötülüğü ile alakalı değildir.
Peygamberler, Allah (c.c)’ın en sevgili kulları oldukları halde, en çok sıkıntılara maruz kalanlar değiller mi?
Hem kul günahı nedeniyle sıkıntılara maruz kalsa bile, bu aslında hayır değil midir? İşlenen günahın cezasını bu dünyada çekmek, ahrette çekmekten kat be kat daha iyidir.

“Herhangi bir Müslümanın başına gelen yorgunluk, hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan ayağına batan dikene kadar her şeyi Allah, Müslümanın hata ve günahlarının bağışlanmasına sebep kılar” buyuruyor Allah Resulü (s.a.v).
Ne güzel bir müjdedir bu!

Başka bir hadisi şeriflerinde de; “Allah, iyiliğini istediği kulun cezasını dünyada verir; fenalığını istediği kulun cezasını da kıyamet günü, günahını yüklenip gelsin diye dünyada vermez. Mükâfatın büyüklüğü bela ve musibetin büyüklüğüne göredir. Allah sevdiği topluluğu belaya uğratır.
Kim başına gelen bela ve musibetlere razı olursa Allah ondan hoşnut olur. Bir kimse başına gelen bela ve musibetleri öfke ile karşılarsa o da Allah’ın gazabına uğrar” (Tirmizi, zühd 57) buyuruyor.

Yüce Allah (c.c), bazen bedeni rahatsızlıklarla bazen ruhi hastalıklarla bazen maddi sıkıntılarla bazen evlatların yokluğuyla bazen asilikleriyle ve bazen de aile huzursuzluğuyla dener kulunu. Sabır acıdır ancak, meyvesi tatlıdır. Ziyadır sabır, zehri bala çeviren iksirdir.
Tüm sıkıntılar karşısında, “Allah bir kul hakkında bir hayır murat ederse, tüm âlem bir araya da gelse onu engelleyemezler ve bir sıkıntı da murat ederse onu ondan alamazlar” gerçeğinin farkında olmaktır. Yani Kürtçedeki ifadesiyle “Xoda heyye , ğam tünne” (Allah vardır, keder tasa yoktur) diyebilmektir sabır.

İmtihanlar karşısında daima sabır gösterebilmek için de; Kur’an-ı Kerim’i, peygamberlerin hayatını ve özellikle de Hz. Peygamber (s.a.v)’in hayatı okunmalı ve üzerinde tefekkür edilmelidir.
Peygamberler dinin emir ve yasakları konusunda nasıl ki rehber ve örnek oldular, hayatın sıkıntılarına göğüs germede de örnektirler. Dert her ne ise, muhakkak ki bir benzerini Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v) veya Allah (c.c)’ın diğer elçileri çekmişlerdir.

Onun için bir insan, kendi günahı sebebiyle rahatlıktan sıkıntıya girerse, her şeye sıfırdan başlayıp bir düzen kurmak zorunda olursa, işleri yoluna koymuşken çocukları arasında husumet olur ve biri diğerinin canına kıyarsa Hz. Âdem’i hatırlamalı!


Uzun yıllar insanları hak yoluna çağırdığı halde insanların çoğunun, hatta kendi eşinin bile buna kulak tıkamasıyla karşılaştığında Hz. Nuh (a.s)’u ve Hz. Lut (a.s)’u düşünmeli!
Babasının küfrü karşısında Hz. İbrahim (a.s)’i; bir gecede tüm malını mülkünü, çocuklarını kaybedip üzerine de şiddetli hastalıklara yakalandığında Hz. Eyyüb (a.s)’u düşünmeli!
Kardeşlerinin ihanetiyle karşılaşıp yıllarca esarette kaldığında da Hz. Yusuf (a.s)’u!
Ve bunların ötesinde; annesiz babasız kaldığında, toplumda en güvenilir iken hakkı söylemeye başlar başlamaz hakaretlere uğradığında, ‘mecnun’ diye vasıflandırıldığında, taşlanıp kanlara bulandığında, evinden barkından ayrılmak zorunda bırakıldığında, çok küçük yaşlardaki yavrularını kaybettiğinde, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’i düşünmeli ve sabır göstermeli!
Ahirette aynı sıkıntıya maruz kalan peygamber ile komşu olmak için, dua etmeli Mevla’ya!

Rabbim bizi imtihanlara sabır gösterenlerden eylesin. Âmin…

Alıntıdır.
 
Üst