İbn Ebi'l-İzz'in Tahâvî Şerhi Muteber Değildir

  • Konuyu başlatan İlim Talebesi
  • Başlangıç tarihi
İlim Talebesi

İlim Talebesi

KF Ailesinden
Özel Üye
İmam Ebû C'afer et-Tahâvî'nin naklettiği "Akîde"de şöyle denmektedir:

"Allah, varlığı için birtakım sınır ve son noktalar bulunmasından, erkân, aza ve edevattan yüce ve beridir. Mahlukatı ihata eden altı yön O'nu ihata edemez."

Mezhebin üç büyük imamının itikadî çizgisini yansıtan el-Akîdetu't-Tahâviyye'nin şerhleri arasında İbn Ebi'l-İzz'e ait olanı, bunu adeta tekzib etmektedir(yalanlamaktadır):

"Allahü teâlâ mahlukatından ayrı [Buradaki "ayrı" kelimesi "farklı" anlamında değil, "munfasıl, mahlukata bitişik olmayan" anlamındadır- E. Sifil] bir varlığa sahiptir ve bu anlamda Allahü teâlâ için bir sınır tayin etmemek O'nun varlığını nefyetmek olur."(İbn Ebi'l-İzz, Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, 219.)

Dr. Ebubekir Sifil, "bu şerhin aykırı tarzı burada da kendisini göstermektedir" diyor ve şu bilgileri naklediyor (Milli Gazete - 7 Ocak 2006):

Buna mukabil mesela Abdülganî el-Guneymî el-Meydânî'nin izahı şöyledir: "Allahü teâlâyı altı yön ihata edemez. Zira Allahü teâlâ o altı yönü yaratmadan önce de var idi ve O, önceden nasıl idiyse şimdi de öyledir. Diğer varlıklar ise böyle değildir…"(el-Meydânî, Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, 75.)

Hasan Kâfî el-Akhisârî de şu izahı yapar: "Çünkü altı yön muhdestir ve altı yön tarafından ihata edilmiş olmak, muhdes alemin özelliklerindendir. Allahü teâlâ ise kadimdir. O var iken ne mekân, ne zaman, ne üst, ne alt, ne de başka birşey vardı! Altı yönün sair mahlukatı ihata etmesi gibi herhangi bir şey O'nu içine alamaz, ihata edemez. Bilakis ilmi, kudreti, kahrı ve saltanatı ile O her şeyi ihata eder; gökte ve yerde O'nun ilminden zerre miktarı bir şey bile gizli kalmaz.."(Hasan Kâfî el-Akhisârî el-Bosnevî, Nûru'l-Yakîn fî Usûli'd-Dîn, 157.)

E. Sifil'in sözü burada bitti.

İbn Ebi'l-İzz'in birçok görüşünde İbni Teymiyye'yi taklid ettiği anlaşılmaktadır. Bu hakikate delalet eden bir husus da, fena-i nar görüşü hakkında yazdıklarıdır. Kitabının bir yerinde aynen şöyle diyor:

7- Yüce Allah -sünnette varıd olduğu üzere- oradan dilediği kimseleri çıkartır, sonra da dilediği kadar bir süre varlığını devam ettirir. Sonra da yok eder, çünkü O, cehennem için son bulacağı bir süre takdir etmiştir.

8- Yüce Allah oradan sünnet'te varid olduğu üzere dilediği kimseleri çıkartır. Orada kâfirler ise -Tahâvî'nin dediği şekilde- sonu gelmeyecek ve ebedi olmak üzere kalacaklardır.
Bu son iki görüş dışındaki görüşlerin batıl oldukları açıkça ortadadır. Ehl-i sünnetin benimsediği bu iki görüşün de delillerini tetkik edelim:...

Halbuki, fena-i nar [Cehennem'in son bulacağı] görüşü açık nasslara ve icmâ-i ümmete aykırıdır:

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcmâ ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icmâ edildiğini ve bu icmâ'a muhalefet edenlerin küfründe icmâ bulunduğunu söyler. (E. Sifil, Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

E. Sifil'in bir makalesinden naklettiğim bu pasajdaki cümleler, Dr. Cibril Haddad'ın bir makalesinde İmam-ı Sübki'den nakledilmektedir:

The doctrine of the Muslims is that Paradise and Hellfire do not pass away. Abû Muhammad Ibn Hazm has reported Consensus on the question and the fact that whoever violates such Consensus is a disbeliever (kâfir) by Consensus. There is no doubt over this, for it is obligatorily known in the Religion and the evidence to that effect is abundant. (Al-Subkî, al-Durra al-Mudiyya fî al-Radd `alâ Ibn Taymiyya (3rd epistle, al-I`tibâr bi Baqâ' al-Jannati wa al-Nâr p. 60)).

Zahid el-Kevseri diyor ki: "Cennet ve Cehennem'in ya da bunlardan birisinin baki olduğunu inkar edenlerin tekfiri, Ehl-i Hakk'ın icmâ'ına dayanır." (Makalat, 377) "Cennet ve Cehennem'in baki olduğu hususu Kur'an, sünnet ve yakini icma ile sabittir." (Makalat, 450)

Muhammed Hadimi diyor ki: "Küfrün gailesi yani en büyük mefsedeti [zararı], Cennet'e girmekten mahrumluk ve Cehennem'de müebbed [sonsuz] azabdır. Kat'i naslarla [ayet ve hadislerle] ve Ehl-i sünnetin hepsinin icmâiyle böyledir." (Berika, Kahraman Yayınları, c.2, s.466)

İmam el-Eş'arî şöyle yazıyor: "Ehl-i İslam bir bütün olarak şöyle demiştir: "Cennet ve Cehennem'in sonu yoktur. Bu ikisi baki kalmaya devam edecektir. Aynı şekilde cennetlikler Cennet'te nimetlenmeye, cehennemlikler de Cehennem'de azap görmeye sürekli olarak devam edecektir. Bunun bir sonu yoktur. Allah'ın malumat ve makduratı için de bir son nokta ve sınır mevcut değildir." (el-Eş'arî, Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, 164 - İnkişaf Dergisi no:7'den naklen)

İmam-ı Şarani diyor ki: "Her kim (Cehennem fani olacak) derse, o kimse sahih senedle nakledilen hadisin iktiza ettiği mananın dışına çıkmıştır ve Peygamberin (aleyhisselam) getirdiği ayet-i kerimeler ile Ehl-i sünnetin, adil imamların ittifak ettikleri şeye muhalefet etmiştir. (Resule karşı gelip, mü'minlerin yolundan başka bir yola gideni, o yönde bırakır ve Cehennem'e sokarız; orası ne kötü bir yerdir.) [Nisa 115]" (Muhtasaru Tezkiretil Kurtubi, Bedir Yay., s. 302)

Bilindiği gibi, fena-i nar görüşünü İbni Teymiyye ve İbni Kayyım gibi Ehl-i sünnetten ayrılmış kişiler öne sürmüş ve savunmuşlardır:

"Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır. Cehennemin ebedi olmadığını söylemenin küfür olduğunu ben söylemiyorum. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu mesele hakkında oldukça açık beyan ve hükümler var. Hadi'l-Ervah ve içindeki deliller okunmuş ve gerekli şekilde cevaplandırılmıştır. Hatta bu, daha İbnu'l-Kayyım hayattayken yapılmıştır. Pek çok alim tarafından "müçtehid" olduğu söylenen Takiyyüddin es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr" adlı eserinde Hadi'l-Ervâh'taki hatalı yaklaşımı açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ondan yüzyıllar sonra Muhammed b. İsmail el-Emîr, "Ref’ul-Estâr" adlı reddiye ile meselenin üstüne bir kere daha gitmiştir. Bu ikinci eser, sıkı bir Selefî ve İbn Teymiyye takipçisi olan el-Albânî tarafından tahkik ve neşredilmiştir. el-Albânî de orada İbn Teymiyye ve öğrencisinin hatalı olduğunu açık bir şekilde itiraf etmektedir. (Dr. E. Sifil, Milli Gazete, 30 Aralık 2007)

İbn Ebi'l-İzz'in kitabındaki bahis konusu yazıyı okuyan ve yeterli bilgiye sahip olmayan bir kişinin küfre girme tehlikesi vardır. Mustafa İslamoğlu da İbni Teymiyye'yi ve İbni Kayyım'ı referans göstererek, "büyük sahabiler Cehennemin sonluluğunu savunmuştur" diyor. İbn Ebi'l-İzz'in veya M. İslamoğlu'nun konuyla alakalı sözlerini okuyan ve itikadi konularda sağlam bir altyapıya sahip olmayan bir kişi ne düşünür? "Büyük sahabiler" haşa kâfir veya sapık olamayacağına göre, Cehennemin sonlu olduğuna inanmak sapıklık sayılmaz, hatta kabul edilebilir bir inanıştır, neticesi çıkar. İbn Ebi'l-İzz, küfür olduğu hakkında icma olan fena-i nar görüşü hakkında "Ehl-i sünnetin benimsediği bir görüş" diyor! İbn Ebi'l-İzz fena-i nar görüşünü benimsemiş olsun veya olmasın, bu sapık görüş hakkında "Ehl-i sünnetin benimsediği bir görüş" diyerek Ehl-i Sünnet alimlerinin icmâ’ına karşı gelmektedir.
 

Murat Yazıcı

Murat Yazıcı

Deneyimli Üye
Kademeli
Paylaştığınız için teşekkür ederim.

http://muratyazici.blogspot.com.tr/2008/02/ibn-ebil-izzin-tahvi-erhi-muteber.html

Bu yazıya sonradan şu ilaveyi yapmıştım:

İlave (25 Eylül, 2009): Hüseyin Avni Kansızoğlu İbn Ebi'l-İzz hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır:

"İbnü Ebî’l-İzz (Ö:792) ... akîdede, kendisi gibilerin ve câhillerin zannettiği gibi hakîkî ma'nâda Selefî değil, İbnü Teymiyye ve İbnü’l-Kayyim’ın mukallidi, Mevlâya cisim isnâd etmeye meyilli, O’na mekân ve had ta'yîn eden, cehennem'in fâniliğine dâir olan Cehmiyye’nin inancını onca açık âyet ve hadîsleri isabetsiz te’vîllerle devre dışı bırakarak Ehl-i Sünnet’e âit bir görüşmüş gibi gösteren, hâsılı, kitâbını İbnü Teymiyye ve İbnü’l-Kayyim’in şâz görüşleriyle dolduran, gerçekte Selef ve Selefîlik ile alâkası olmayan, ... Ehl-i Sünnet’ten büyük ölçüde sapan..." (bkz. Guraba Dergisi, 10. sayı, Vesile ve Tevessül-4 başlıklı makale)
 

Üst