Günlük Risale-i Nur dersi.............

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Maddi musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Mesela: Gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehacüm göstermeleri, lakayd kaldıkça dağılmaları gibi; maddi musibetlere de büyük nazarıyla ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesedden geçerek kalbde de kökleşir, bir manevi musibeti dahi netice verir; ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazaya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi maddi musibet hafifleşe hafifleşe kökü kesilmiş ağaç gibi kurur gider.

(Bediüzzaman Said Nursi - 2. Lem'adan)

Lügatler
Ceset :beden, ten, gövde
Ehemmiyet: önem
Hayal :aslı olmayan ve akıldan geçen fikir, zihnen tasarlanan şey
İstinad :dayanma, güvenme
İzâle :gidermek, ortadan kaldırmak
Kaza :Allah’ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi
Lakayd :alakasız, karışmayan, kıymet vermeyen
Lem’a :parıltı, parlamak
Maddi :maddeyle ilgili, maddesel
Musibet :bela, felaket, afet, dert
Nazar :bakma, bakış, görüş açısı
Rıza :hoşnut olmak, memnun olmak
Tehacüm :hücum etmek, üşüşmek
Tevekkül :sebebleri işledikten sonra işi başkasına bırakmak, Allah’a güvenme ve Onu vekil kabul etme
Vasıta :aracı, iki şeyi birbirine ulaştıran

 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu. O üç-dört hacatını tedarik etmeyen on adedde ancak ikisi idi. Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hazırası su'-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zaruri hacatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medeni insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hacatı tam helal bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir. Onsekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek bu medeniyet-i hazıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Biçare avam ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş.

(Bediüzzaman Said Nursi - Emirdağ lahikası 2'den)

Lügatler
Aded :sayı, tane, miktar
Âvâm :okuyup yazması ilmi irfanı az olan kimse, derin hakikatlerden haberi olmayan
Bedevi :çölde yaşayan, göçebe
Beşer: insan
Bîçare: çaresiz
Cihet :yön, taraf
Garb: batı
Hâcât: ihtiyaçlar
Haram :dince yasaklanan şey, helal olmayan
Havaic-i gayr-ı zaruriye :zorunlu olmayan ihtiyaçlar
Havas :haslar, manevi sırlara vakıf olanlar, dindarlığı ile yükselenler
Helal :Allah’ın müsaade ettiği şey
Hevesat :hevesler, boş batıl ve günah olan istek ve arzular
Hükmünde :benzeri, gibi
Hüküm :karar, emir, kuvvet

İsrafat :lüzumsuz yere harcamalar, boşa götürmeler
Lâhika :mektup, ilave
Medeni :insanca, iyi ve ferah yaşayış
Medeniyet-i hazıra :şimdiki zaman medeniyeti
Medeniyet-i zalime-i hazıra :şimdiki zamandaki zalimlerin sunduğu sahte medeniyet
Mübareze : kavga, dövüşme, sözle çekiştirme
Sevketmek :ileri sürmek, önüne katıp sürmek, göndermek, yollamak
Su'-i istimalat :kötüye kullanmalar
Tabaka :kat, katmer
Tarz :usul, şekil, metod, yol
Tedarik :hazırlamak, edinmek, ele geçirmek
Tehyic :heyecanlandırmak, coşturmak, ayağa kaldırmak
Teşvik :şevklendirmek, cesaret vermek, kışkırtmak
Tiryakilik: bağımlılık
Zaruri :mecburi, mutlaka gerekli
Zulüm :eziyet, haksızlık, karanlıkta bırakmak



 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
98- Kudret-i Fatıra ihtiyaç ile, hususan açlık ihtiyacıyla; başta insan bütün hayvanatı gemlendirip, nizama sokmuş. Hem âlemi herc ü mercden halas edip, hem ihtiyacı medeniyete üstad ederek, terakkiyatı temin etmiştir. 99- Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye's, dalalet-i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba'ıdır.

(Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 98-99)

Lügatler
Âlem :dünya, kâinat
Dalâlet-i fikr :fikri sapıklık, sapık düşünceye sahip olmak
Gemlemek :zaptetmek
Halâs :kurtarma
Hayvanat :hayvanlar
Herc ü merc :karışıklık, dağınıklık
Hususan :bilhassa, özellikle
kudret-i fâtıra : herşeyin yaratıcısı olan Allah’ın kudreti
Medeniyet :insanca iyi ve ferah yaşayış
Menba :kaynak, pınar, çıkış yeri
Muallim :öğreten, talim eden
Nizam :düzen, kanun
Sefahet :zevk ve eğlenceye,yasak şeylere düşkünlük
Temin :güvenlik, emniyet hissi vermek, sağlamak, karşılamak
Terakkiyat :yükselişler, ilerlemeler
Üstad :hoca, usta
Ye’s :ümitsizlik
Zulmet-i kalb :kalp karanlığı
 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Kur'an bilbedahe mahz-ı hidayettir. Çünki onun muhalifi, bilmüşahede küfrün dalaletidir. Hem bizzarure Kur'an envar-ı imaniyenin madenidir. Elbette envar-ı imaniyenin aksi, zulümattır. Çok Sözlerde bunu kat'i olarak isbat etmişiz.
Hem Kur'an bilyakin hakaikın mecma'ıdır. Hayalat ve hurafat, içine giremez. Teşkil ettiği hakikatlı alem-i İslamiyet, izhar ettiği esaslı şeriat ve gösterdiği ali kemalatın şehadetiyle, alem-i gayba ait olan bahislerinde dahi, alem-i şehadetteki bahisleri gibi, ayn-ı hakaik olduğunu ve içinde hilaf bulunmadığını isbat eder.

(Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)

Lügatler
Aks :zıt, ters, muhalif, yankı
Âlem-i gayb :görünmeyen âlem, gizli âlem
Âlem-i İslamiyet :İslam âlemi
Âlem-i şehadet :görünen, hissedilen, yaşanan âlem
Âlî :üstün, yüce , çok büyük
Ayn-ı hakaik :gerçeklerin aynısı, ta kendisi
Bahis :konu, konuşulan şey
Bilbedahe :açık olarak, aşikar
Bilmüşahede :görerek, görmek suretiyle
Bilyakin :şüphesiz olarak açıklıkla bilerek
Bizzarure :zarureten, mecburen
Dalâlet :sapıklık, iman ve islamiyetten ayrılmak, Allah’a isyankâr olmak
Envar-ı imaniye :imandan gelen nurlar
Esas :asıl,temel, kök, şart
Hakaik :hakikatler, gerçekler
Hakikat: gerçek, doğru

Hayalat :zihnen tasarlanan şeyler
Hilaf :ters, karşı, zıt, muhalefet
Hurafat :hurafeler, aslı astarı olmayan iş ve rivayetler, batıl boş şeyler
İzhar :açığa vurmak, meydana çıkarmak, göstermek
Kat’î :kesin, mutlak, tereddütsüz, şüphesiz
Kemalat :faziletler, iyilikler, mükemmellikler
Küfr : Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği herhangi bir şeyi inkâr etme, inançsızlık, dinsizlik
Maden :her şeyin asli kaynağı
Mahz-ı hidayet :tam bir hidayet kaynağı
Mecma’ :toplanılacak yer, kavuşulacak yer
Muhalif :zıt, birbirine uymayan, karşı duran, karşı
Şehadet : şahitlik, tanıklık
Şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, dosdoğru yol, kanun, İslam dini
Teşkil :şekil vermek, meydana getirmek
Zulümat :karanlıklar, dinsizlik ve zulüm devri

 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
İ'lem Eyyühel-Aziz! Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlahide teşhir edilen tezyinata, kemalata, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lazımdır ki, o güzellikleri görsün; o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o harika nakışlara, zinetlere tefekkür ile hayran olsun. Sonra o sergiden Sani'in celaline, Malikinin iktidar ve kemalatına intikal ile Onun azametine secde-i hayret etsin. Bu vazifeyi ifa edecek insandır. Çünki insan gerçi cahil, zulmetli bir şeydir amma, öyle bir istidadı vardır ki, âleme bir enmuzec ve bir nümune olmaya liyakatı vardır. Hem o insanda öyle bir emanet vedia bırakılmıştır ki, onun ile gizli defineyi bulur, açar. Hem o insandaki kuvvetler tahdid edilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Buna binaen külli bir nevi şuur sahibi olur ki, Sultan-ı Ezel'in azamet ve haşmetinin şaşaasını idrak ediyor.
Evet maşukun hüsnü, aşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezeli'nin rububiyeti de insanın nazarını iktiza eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun.
Evet gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren zat, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsan âşıkları icad etmesin. Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır.

(Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)

Lügatler
Âlem :dünya, kâinat
Âşık :çok aşırı seven, şiddetli sevgiyle bağlanan
Azamet : büyüklük, yücelik
Binaen :bu sebebten, bundan dolayı, dayanarak
Câhil :bilgisiz, tecrübesiz, toy
Celal :azamet, haşmet, hiddetlilik, son derece büyüklük
Define : hazine, kıymetli eşya
Emanet :birisine koruması için teslim edilen şey
Enmuzec :misal, örnek
Haşmet :büyüklük, heybet
Hayret :şaşkınlık, ne yapacağını bilememek
Hüsün: güzellik
İ’lem Eyyühel Aziz :Ey aziz kardeşim, bil ki
İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek
İdrak etmek :anlayış, kavrayış, akıl erdirmek
İfa :yerine getirme
İktidar :güç, takat, kudret
İktiza: gerektirme
İntikal :bir yerden bir yere nakletmek, göçmek, geçmek, yer değiştirmek
İstidat :kabiliyet, akıllılık, anlayışlılık
İstihsan :beğenmek, güzel bulmak, korunmak, kapanmak
İstilzam :lüzumlu olmak, gerektirmek, icabettirmek
Kemalat :faziletler, iyilikler, mükemmellikler
Küllî :bütüne ait, tamamen
Liyakat :layık olmak
Malik: sahip
Manzara :bakılan seyredilen yer
Maşuk :aşk ile sevilen, sevgili
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler
Mutlak :kesin, şüphesiz, serbest, salıverilmiş
Müşahid :gören, seyreden

Müştak :fazla istekli ve arzulu
Mütefekkir :düşünen, tefekkür eden
Mütehayyir :şaşmış, hayrette kalmış
Mütenezzih :gezip eğlenen, nezih ve temiz olan
Nakkaş-ı Ezeli :ezelden her varlığı süslü yaratan
Nazar :bakma, bakış, görüş açısı
Nev’ :çeşit, sınıf, cins, tür
Nümune: örnek
Rububiyet : Rablık, terbiye edicilik, yaratılmışlara muhtaç olduğu her şeyi vermek
Sâni’ : her şeyi sanatla yaratan
Sath-ı âlem :yeryüzü
Secde-i hayret :hayret secdesi, hayretten yapılan teslimiyet secdesi
Sergi-yi ilâhi :ilâhî sergi
Sultan-ı ezel :varlığının başlangıcı olmayan Sultan(Allah)
Şaşaa :parlamak, katıp karıştırmak
Şuur :anlayış, idrak, bilinç
Tahdid :sınırlamak, kasdetmek, keskin etmek
Tahsin :beğenmek, alkışlamak, güzel bulmak, sağlamlaştırmak, sığınmak, muhafaza altına almak
Takdir :tayin edilmek, belirlenmek, değer vermek
Tefekkür :düşünmek, fikri harekete getirmek
Tenezzüh :gezinti
Teşhir etmek :sergilemek
Tezyinat :süslemeler, donatmalar, ziynetler
Uluhiyet :itaat ve ibadet edilmeye layık ve hakkı olmak
Vedia :emanet
Zat : hürmete layık kimse, kişi
Zinet :süs, kıymetli eşya
Zulmet : karanlık, sıkıntı


 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Madem şu mevcudatın tabakatı, bir ordudan bin defa daha muntazam bir emir ile hareket ettiği bilbedahe görünüyor. Yıldızların, güneş ve kamerin muntazaman hareketlerinden tut, ta badem çiçeklerine kadar her bir taife o kadar muntazam, o kadar mükemmel bir surette Kadir-i Ezeli'nin o taifeye verdiği nişanları, formaları, güzel libasları ve tayin ettiği harekâtı, bin defa ordudan daha muntazam bir tarzda izhar ediyor. Öyle ise şu kainatın mevcudatı, (onun emrine bakar ve imtisal eder) perde-i gayb arkasında bir Hakim-i Mutlak'ı vardır.

(Bediüzzaman Said Nursi - 31. Söz'den)

Lügatler
Bilbedahe :açık olarak, aşikar
Emir :iş, husus, şey, hadise, madde
Hâkim-i mutlak :kesin galip, tam hâkimiyet sahibi
Harekât: hareketler
İmtisal :uymak, benzemek, muvafakat etmek, örnek kabul etmek
İzhar :açığa vurmak, meydana çıkarmak, göstermek
Kadir-i ezeli :ezelden itibaren tek güç sahibi
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
Kamer: ay
Libas :giyilecek şey, elbise
Mevcudat: varlıklar
Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı
Mükemmel :olgun, noksansız, tamam, eksiksiz, çok iyi
Nişan :alâmet, işaret, iz
Perde-i gayb :görünmeyen âlemi göstermeyen perde
Suret : biçim, şekil
Tabakat :tabakalar, gruplar, katlar, dereceler
Taife :kabile, kısım, takım, topluluk
Tarz :usul, şekil, metod, yol
Tayin :ayırılmak, belirlenmek, gönderilmek

 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Eğer eşya, ayrı ayrı ellere ve esbaba ve tabiat gibi şeylere havale edilse, o halde bütün ehl-i aklın ittifakıyla; hiçbir sebeb hiçbir cihetten, hiçten ademden icad edemez. Çünki o sebebin muhit bir ilmi, müstevli bir kudreti olmadığından, o adem ise, yalnız zahiri ve harici bir adem olmaz, belki adem-i mutlak olur. Adem-i mutlak ise, hiçbir cihetle menşe-i vücud olamaz. Öyle ise, her halde terkib edecek. Halbuki inşa ve terkib suretinde bir sineğin, bir çiçeğin cesedini, cismini zeminin yüzünden toplamak ve ince bir elek ile eledikten sonra binler müşkilatla o mahsus zerreler gelebilirler. Hem geldikten sonra dahi, o cisimde dağılmadan muntazam bir vaziyeti muhafaza etmek için -manevi ve ilmi kalıpları bulunmadığından- maddi ve tabii bir kalıp, belki a'zaları adedince kalıplar lazımdır. Ta ki o gelen zerreler, o cism-i zihayatı teşkil etsinler.

(Bediüzzaman Said Nursi - 2. Şua'dan)

Lügatler
Aded :sayı, tane, miktar
Adem : yokluk, yok olma
Adem-i mutlak :mutlak yokluk
Aza :organ, uzuv
Ceset :beden, ten, gövde
Cihet :yön, taraf
Cisim :varlığı bilinen, belli ölçülerde olan şey
Cism-i zihayat :hayat sahibi cisim, canlı varlık
Ehl-i akıl :akıl sahipleri
Esbab: sebebler
Haricî : dışa ait
Havale :ısmarlama, işi veya şeyi başkasına bırakma
İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek
İlmi :ilimle ilgili, ilme dayanan
İnşa :yapma, vücuda getirme, yaratma
İttifak :birlik, beraber hareket etmek için anlaşmak
Kudret : güç, kuvvet, iktidar
Maddi :maddeyle ilgili, maddesel

Mahsus :hususi, ayrılmış, tayin edilmiş, özel
Manevi :manaya ait, ruhani
Menşe-i vücud :varlığın kaynağı-esası-kökü
Muhafaza :koruma, saklama
Muhit: etrafını kuşatan, çeviren
Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı
Müstevli :istila eden, ele geçiren, zapteten, yayılan, her tarafı kaplayan
Müşkilat: zorluklar
Şua :ışık, parıltı
Tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
Tabii :doğal, maddesel
Terkib :karıştırılıp bir araya gelmek, birkaç şeyin beraber olması
Teşkil :şekil vermek, meydana getirmek
Vaziyet :durum, hal
Zahiri :aşikar, açık, belirgin, görünüşte
Zemin: yeryüzü
Zerre : atom, en küçük parça




--
 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ 5.1.LÂSİYYEMALAR
Onuncu Sözün bir cihette esası ve Yirmi Sekizinci Sözün Arabî ikinci makamıdır.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Kâinatın bütün zerratı, müçtemian ve münferiden, lisan-ı acz ve fakr ile vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ettikleri Sâni-i Hakîme hamdler, senâlar, şükürler olsun. Ve kâinatın tılsımını açıp, âyâtını keşf ve beyan eden Resulü ile âl ü ashabına ve sair enbiya ve mürselîn ihvanına ve ibâd-ı sâlihîne salât ü selâmlar olsun.

Arkadaş! Tabiat ve esbab, bazı insanlara şükür kapısını kapatıp şirk ve küfür kapısını açmıştır. Halbuki, şirkin temeli sayısız muhalâttan kurulmuş olduğundan haberleri yok. O muhalattan bir taneyi beyan edeyim ki, şirkin ne kadar fena bulunduğunu kör gözleriyle görsünler. Şöyle ki:

Şirk sahibi, cehalet sarhoşluğunu terk ve ilim gözüyle küfrüne baktığı zaman, o küfrü iman ve iz’an edebilmek için, bir zerre-i vahideye bir ton ağırlığında bir yük yükletmeye ve her zerrede sayısız matbaaları icad edip tabiat ve esbabın eline vermeye ve bütün masnuatta bütün san’at inceliklerini tabiata ders vermeye muztar ve mecbur olur. Zîra, hava unsurundan, meselâ, herbir zerre, bütün nebatlar, çiçekler, semereler üstünde konup bünyelerinde vazifesini yapmak salâhiyetindedir.


Lügatler :
âl : âile; âile çevresi; soyundan gelenler; Peygamberimizin (a.s.m.) en yakın akrabaları; Ehl-i Beyt
Arabî : Arapça
ashab : arkadaşlar, Peygamber Efendimizi görmüş olan mü’minler
âyât : âyetler, deliller
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
bünye : yapı; beden
cehalet : cahillik
cihet : şekil, yön
enbiya : nebiler, peygamberler
esas : temel
esbab : sebebler
fakr : fakirlik
fena : kötü, çirkin
hamd : övgü, teşekkür, minnet
ibâd-ı sâlihîn : Allah’ın sevgili kulları
icad etmek : var etmek, yaratmak
ihvan : kardeşler
iman ve iz'an etmek : inanmak ve kabul etmek
keşf : gizli bir şeyi açığa çıkarma
küfür : Allah’ı inkâr etme, inançsızlık, dinsizlik
lâsiyyema : özellikle; bilhassa
lisan-ı acz : acizlik dili
masnuat : san’atla yaratılmış varlıklar
muhalât : muhaller, olması mümkün olmayan şeyler
muztar olmak : mecbur olmak, çaresiz kalmak
müçtemian : topluca, hepsi birden
münferiden : tek olarak
mürselîn : resuller, peygamberler
nebat : bitki
resul : elçi, peygamber
sair : diğer, başka
salât ve selam : Peygamberimiz (a.s.m.) için yapılan dua ve niyaz
Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle ve san’atla yapan Allah
semere : meyve
senâ : övgü
şehadet etmek : şahid olmak
şirk sahibi : Allah’a ortak koşan
şirk : Allah’a ortak koşma
şükür : medih, övgü; Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tabiat : canlı cansız bütün varlıklar, doğa; doğadaki kanunlar
tılsım : sır, gizli gerçek
unsur : element, temel yapı taşı
vahdet : Allah’ın birliği
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
zerrat : zerreler, atomlar
zerre : atom, maddenin çok küçük parçası
zerre-i vahide : bir tek zerre, atom
zîra : çünkü, şundan dolayı



 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
100- ([SUP]1[/SUP])Bir meclis-i ihvana güzel bir karı girdikçe; riya, rekabet, hased damarı intibah eder. Demek inkişaf-ı nisvandan, medeni beşerde ahlak-ı seyyie inkişaf eder. 101- Beşerin şimdiki seyyiat-alud hırçın ruhunda, mütebessim küçük cenazeler olan suretlerin rolü ehemmiyetlidir.
102- Memnu' heykel; ya bir zulm-ü mütehaccir, ya bir heves-i mütecessim veya bir riya-yı mütecessiddir.

(Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 100-102 arası)

(1) Erkekler hevâ ve hevesle kadınlaşırsa, kadınlar da nâşizelikle erkekleşir.
Lügatler
ahlâk-ı seyyie : kötü ahlâk
Beşer: insan
Ehemmiyet: önem
Hased : kıskançlık, çekememezlik
heva :nefsin günah olan arzuları, gelip geçici hevesler
heves-i mütecessim : cisimleşmiş heves
İnkişaf :açılmak, meydana çıkmak, yetişmek, açığa çıkmak, gelişmek, manen ilerlemek
inkişaf-ı nisvan : kadınların açılması
intibah : uyanış
meclis-i ihvân : kardeşler meclisi
memnu : yasaklanmış
mütebessim : tebessüm eden
nâşize :kocasına karşı üstünlük taslayan kadın, kabarmış,şişmiş
rekabet : başkalarını geçmeye çalışmak, benzerleriyle üstünlük yarışına çıkmak
Riya : gösteriş, yapmacık, özü sözü bir olmamak
riyâ-yı mütecessid : ceset haline gelmiş gösterişlilik
seyyiat-âlûd : kötülüklere karışmış, fenalıklara bulaşmış
suret : biçim, şekil
zulm-ü mütehaccir : taşlaşmış zulüm

 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Kur'an bil'ayan ve şübhesiz, saadet-i dareyne isal eder, beşeri ona sevkeder. Kimin şübhesi varsa, bir defa Kur'anı okusun ve dinlesin ne diyor? Hem Kur'anın verdiği meyveler; hem mükemmeldir, hem hayatdardır. Öyle ise, Kur'an ağacının kökü hakikattadır, hayatdardır. Çünki meyvenin hayatı, ağacın hayatına delalet eder. İşte bak; her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kamil zihayat ve zinur meyveler vermiş.
Hem hadsiz müteferrik emarelerden neş'et eden bir hads ve kanaatla, Kur'an hem ins, hem cinn, hem meleğin makbulü ve mergubudur ki; okunduğu vakit onlar iştiyakla pervane gibi etrafına toplanıyorlar.

(Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)

Lügatler
Asfiya :safiyet ve takva sahibi sünnet yolunu ihyaya çalışan muhakkik zatlar
Asır: yüzyıl
Beşer: insan
Bil’ayan :açık olarak, meydanda olarak
Cin :latif ve ruhani varlıklar
Delalet : delil olmak
Emare :alamet,işaret, belirti, iz, ipucu
Evliya :veliler, Allah dostları
Hads :ani ve doğru anlayış
Hadsiz : sayısız, sınırsız
Hakikat: gerçek, doğru
Hayatdar :canlılık gösteren
İns: insan
İsal :ulaştırmak, yetiştirmek
İştiyak :çok arzu ve istek
Kâmil :bütün, tam,olgun, eksiksiz, kemal ve fazilet sahibi

Kanaat :helalle yetinmek, kısmetine razı olmak, aç gözlü olmamak, tatmin olmak, inanmak
Makbul :kabul olunan, beğenilen, sevaplı
Merğub :rağbet edilmiş, beğenilmiş, çok kıymet verilen, istenen
Mükemmel :olgun, noksansız, tamam, eksiksiz, çok iyi
Müteferrik :çeşitli, kısım kısım, başka başka, dağınık
Neş’et etmek :meydana gelmek, çıkmak, yetişmek
Pervane :fırıldak, çark, haberci, dönen şey
Saadet-i dareyn :iki dünya saadeti
Sevketmek :ileri sürmek, önüne katıp sürmek, göndermek, yollamak
Zihayat : hayat sahibi, canlı
Zînur :nurlu, ışıklı, parlayan





--
 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Şems-i Ezeli'nin şualar menzilesinde olan tecelli-i esmasının nokta-i merkeziyesi olan hayat, Şems-i Ezeli'ye isnad edilmediği takdirde, bir sineğe, bir çiçeğe varıncaya kadar her bir zihayatta nihayetsiz bir kudret, muhit bir ilim, mutlak bir irade gibi Vacib-ül Vücud'dan maada hiçbir şeyde vücudu mümkün olmayan sair sıfatların mevcud olmasına cahilane, ahmakane, gülünç bir batıl hüküm lazım gelir. Ve aynı zamanda, şu batıl hüküm ile her bir zerreye ve her bir sebebe bir uluhiyet-i mutlakayı isnad etmekle sayısız şerikleri isbat etmek mecburiyeti hâsıl olur.

(Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)

Lügatler
Ahmakane :ahmakça, akılsızca
Batıl :geçersiz, hurafe, hak olmayan, sahte, yalan, boş, beyhude
Cahilane :bilgisizce, tecrübesizce, toyca
Hâsıl : meydana gelen
Hüküm :karar, emir, kuvvet
İrade :istek, arzu, dilemek, tercih
İsnad :bir nesneye bir kimseye dayanmak, nispet edilmek
Kudret : güç, kuvvet, iktidar
Lazım :lüzumlu, gerekli
Maada :başka, fazla, bundan gayrı
Mecburiyet :zorunluluk, zaruret icabı
Menzil :inilen yer, konulacak yer, dünya, ev, mekân
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler
Mevcud :var olan, varlık

Muhit: etrafını kuşatan, çeviren
Mutlak :kesin, şüphesiz, serbest, salıverilmiş
Nihayetsiz: sonsuz
Nokta-i merkeziye :merkez noktası
Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
Sıfat :bir kimse veya şeyin hal, vasıf ve keyfiyeti
Şems-i ezeli :ezelden ebede her şeyi nurlandıran(Allah)
Şerik :ortak, arkadaş
Şua :ışık, parıltı
Tecelli-i esma :Allah’ın isimlerinin varlıklardaki yansımaları
Uluhiyet-i mutlaka :ancak bir tek ilâhın mabud oluşu
Vâcib-ül Vücud :var olması mutlaka gerekli olan
Vücud: beden, varlık, var olmak
Zerre : atom, en küçük parça
Zihayat : hayat sahibi, canlı


 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti; müeccel, gaib bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azabdan daha ziyade çekinir. Hem insanda hissiyat galib olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı, ileride gayet büyük bir mükâfata tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müecceleden ziyade çekinir. Çünki tevehhüm ve heves ve hiss, ileriyi görmüyor belki inkâr ediyorlar. Nefs dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlub oluyorlar.
Şu halde kebairi işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir.

(Bediüzzaman Said Nursi - 13. Lem'adan)

Lügatler
Azab :büyük sıkıntı, dünyada işlenen günahların âhiretteki cezası
Azab-ı müeccele :ertelenmiş azab
Batman : yaklaşık sekiz kg. a denk gelen bir ağırlık
Dirhem : yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü
Ehemmiyet: önem
Gaib :görünmeyen, göz önünde olmayan, kaybolmuş olan
Galebe :üstün gelme
Galib :üstün gelen, yenen, baskın olan, mağlup eden, çoğunluk
Heves :gelip geçici istek, nefsin hoşuna giden şey
His: duygu
Hissiyat : hisler, duygular
Hükmetmek :idare etmek, hakim olmak,yönetmek
İnkâr : reddetmek, karşı çıkmak
Kebâir :büyük şeyler, büyük günahlar
Lem’a :parıltı, parlamak
Lezzet-i hazıra :hazır lezzet, peşin ücret
Mağlubiyet :yenilen,bir kuvvetlinin idaresi altında olma
Mahall-i iman :iman yeri, inancın hissedildiği yer
Muaccel :acele olunmuş, peşin, vadesiz, mühletsiz
Muhakeme :iki tarafı dinleyip hüküm vermek, zihinde inceleme yapmak
Müeccel :mühletli, sonradan yapılmak üzere ertelenen,, peşin olmayan, tecil edilen
Nefis :insanın kendisi
Nefs-i insaniye :insanın nefsi, dünyevi ve haram zevklere bakan yönü
Tercih :üstün tutmak, seçmek
Tevehhüm :evhamlanmak, yok olanı var zannederek korkuya düşmek
Vehim :manasız korku, aslında olmayan şeyi var zannetmek
Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla
 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan, o büyük insanın bir fihristesi ve hülasasıdır. İnsanda bulunan nümunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır. Mesela: Nasılki insanda kuvve-i hafızanın vücudu, âlemde Levh-i Mahfuz'un vücuduna kat'i delildir. Öyle de: İnsanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir alet-i vesvese ve kuvve-i vahimenin telkinatıyla konuşan bir şeytani lisan ve ifsad edilen kuvve-i vahime, küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiblerinin ihtiyarına zıd ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük şeytanların vücuduna kat'i bir delildir.

Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vahime, bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üfleyen ve bunu konuşturan harici bir şahs-ı şerirenin vücudunu ihsas ederler.

(Bediüzzaman Said Nursi - 13. Lem'adan)

Lügatler
Âlem :dünya, kâinat
Alet-i vesvese :vesvese sebebi, evham aleti
Bizzarure :zarureten, mecburen
Delil :ispat vasıtası, doğruyu gösteren
Fihrist :içerik listesi, içinde ne olduğunu gösteren katalog
Hadsen :sezerek, süratle intikal ve idrak ederek
Haricî : dışa ait
Hissen :hissederek, duyarak
Hülasa: özetle
İfsad :bozmak, azdırmak, karıştırmak, fesada uğratmak, fitne çıkarmak
İhsas :hissettirmek, bilmek, duyurmak, kapalıca anlatmak
İhtiyar :seçmek, istek, arzu, seçilmek
İnsan-ı ekber :en büyük insan
Kat’î :kesin, mutlak, tereddütsüz, şüphesiz
Kuvve-i hafıza :hafıza kuvveti, bellek
Kuvve-i vahime :vehim ve hayal duygusu, kuruntu hissi
Lem’a :parıltı, parlamak
Levh-i mahfuz :her şeyin yazılı olduğu Allah katındaki levha, ilm-i ilâhinin bir ünvanı
Lisan :dil, lehçe
Lümme-i şeytaniye :şeytan üssü, şeytanın kalpten vesvese yaydığı nokta
Muhalif :zıt, birbirine uymayan, karşı duran, karşı
Nefis :insanın kendisi
Nümune: örnek
Şahs-ı şerire :çok kötülük yapan şahıs, çok şerli kişi
Şeytani :şeytana ait, şeytan gibi
Telkinat :telkinler, fikir aşılamalar, zihinde yer ettirmeler
Vücud: beden, varlık, var olmak
Zıd :aksi, muhalif, ters
 

Sirdugumu

Üye
Üye
Bütün eşya bir tek zata verilmesi, vücub ve lüzum derecesinde bir kolaylık ve müteaddid esbaba verilmesi, imtina' ve muhal derecesinde müşkilatlar bulunduğu gibi; her şey Zat-ı Vahid-i Ehad'e verilse, nihayet derecede ucuzluk içinde gayet derecede kıymetdar ve fevkalade san'atlı ve çok manidar ve gayet kuvvetli olur. Eğer şirk yolunda müteaddid esbaba ve tabiata havale edilse; nihayet derecede pahalılık içinde, gayet derecede ehemmiyetsiz, san'atsız, manasız, kuvvetsiz olur.

(Bediüzzaman Said Nursi - 2. Şua'dan)

Lügatler
Ehemmiyet: önem
Esbab: sebebler
Eşya :nesneler, şeyler
Fevkalade : adetin üstünde, yüksek bir şekilde
Havale :ısmarlama, işi veya şeyi başkasına bırakma
İmtina :imkansızlık, yapmamak
Kıymetdar : kıymetli, önemli, değerli
Lüzum :gereklilik, lazım olmak
Manidar :manalı, anlamlı
Muhal :imkansız, olması mümkün olmayan
Müşkilat: zorluklar
Müteaddid: birçok, birden fazla, çeşitli
Nihayet: son
Şirk : Allah’a ortak koşmak
Şua :ışık, parıltı
Tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
Vücub :gerekli olmak, vacip olmak
Zat : hürmete layık kimse, kişi
Zat-ı Vahid-i Ehad :birlerin arasında tek olan zat, hiçbir yönden benzeri olmayan tek zat(Allah)




--
 

Sirdugumu

Üye
Üye
Kur'an vahiy olmakla beraber, delail-i akliye ile teyid ve tahkim edilmiş. Evet, kâmil ukalanın ittifakı buna şahiddir. Başta ülema-i ilm-i Kelamın allameleri ve İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi felsefenin dahileri müttefikan esasat-ı Kur'aniyeyi usulleriyle, delilleriyle isbat etmişler. Hem Kur'an, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir arıza ve bir maraz olmazsa; her bir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünki itminan-ı vicdan ve istirahat-ı kalb, onun envarıyla olur. Demek fıtrat-ı selime, vicdanın itminanı şehadetiyle, onu tasdik ediyor. Evet fıtrat, lisan-ı haliyle Kur'ana der: "Fıtratımızın kemali sensiz olamaz!" Şu hakikatı çok yerlerde isbat etmişiz.
Hem Kur'an bilmüşahede ve bilbedahe, ebedi ve daimi bir mu'cizedir. Her vakit i'cazını gösterir. Sair mu'cizat gibi sönmez, vakti bitmez, ebedidir.

(Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)

Lügatler
Allame :çok büyük âlim, her ilimde ihtisas sahibi
Arıza :noksanlık, bozulma, sonradan oluşan, bir şeyin olmasına ve görülmesine neden olan şey
Bilbedahe :açık olarak, aşikar
Bilmüşahede :görerek, görmek suretiyle
Cihet :yön, taraf
Dahi :harikulade zeka ve hikmet sahibi
Daimi: devamlı, sürekli
Delail-i akliye :akılla sunulan deliller, akla uygun ispatlar
Delil :ispat vasıtası, doğruyu gösteren
Ebedi: sonsuz
Envar :nurlar, ışıklar, aydınlıklar
Esasat-ı Kur’aniye :Kur’an’ın esasları, asıl hükümleri
Fıtrat :yaratılış, huy, yapı, mizaç
Fıtrat-ı selime :kusursuz sağlam huy, noksansız yaratılış, çirkinlikten uzak ahlâk
Hakikat: gerçek, doğru
İ’caz :aciz bırakmak, acze düşürmek, mucizevi olmak
İstirahat-i kalb :kalp huzuru, kalbin tatmini ve teslimiyeti
İtminan :inanmak, kararlılık, tatmin olmak
İtminan-ı vicdan :vicdanın tatmini, vicdanen rahat olmak
İttifak :birlik, beraber hareket etmek için anlaşmak

Kâmil :bütün, tam,olgun, eksiksiz, kemal ve fazilet sahibi
Kemal :olgunluk, mükemmellik, fazilet
Lisan-ı hal :hal dili, yaşayarak gösterilen hal
Maraz :hastalık, illet, dert, bela
Mu’cizat: mucizeler
Mu’cize :insanların yapmaktan aciz kaldıkları, ancak Allah tarafından yapılabilen ve ancak Allah tarafından peygamberlere nasip olan harika hadiseler
Musaddak :doğruluğu tasdik edilmiş, onaylanmış
Müttefikan :ittifak ederek, birlik olarak hareket ederek
Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
Şahid :bilen, tanıyan, şahitlik yapan
Şehadet : şahitlik, tanıklık
Tahkim :hakem tayin etmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak
Tasdik :doğrulamak, kabul etmek
Teyid :kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak
Ukala :akıllılar, akıllılık iddia edenler
Ulema-i ilm-i kelam :kelam ilminin âlimleri, her şeyin hikmeti ve hakikatiyle ilgilenen âlimler
Usul :esas, kural, asıl,kök, metod
Vahiy :bir fikrin veya emrin Allah tarafından peygambere bildirilmesi
Vicdan :insanın içinde iyiyi kötüden ayıran manevi duygu





--
 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garib, acib, muntazam vaziyete bakınız ki; o habbe, tohumu olacak cismin bütün eczasıyla münasebetdar olduğu gibi, nev'iyle yani ebna-yı cinsiyle de ve bütün mevcudat ile de münasebetleri vardır. Ve onlara karşı o münasebetleri nisbetinde vazifeleri vardır. Eğer o tohumcuk habbenin Kadir-i Mutlak'tan nisbeti kesilip kendi nefsine isnad edilirse, yani kendi kendine olmuştur denilirse, her bir tohumda, her şeyi görecek bir gözün ve her şeye muhit bir ilmin bulunmasını itikad etmek lazım gelir.
(Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)
Lügatler
Acib :hayret veren, şaşılacak şey
Cisim :varlığı bilinen, belli ölçülerde olan şey
Ebnâ-yı cins :aynı cinsten olanlar, aynı sülaleden gelenler
Ecza :cüzler, parçalar, kısımlar
Garib :tuhaf, hayret veren
Habbe :tane, tohum, parça
İsnad :bir nesneye bir kimseye dayanmak, nispet edilmek
İtikad :inanmak, kalben tasdik ederek kabul etmek
Kadîr-i mutlak :mutlak güç ve kuvvet sahibi
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler
Mevcudat: varlıklar
Muhit: etrafını kuşatan, çeviren
Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı
Münasebet :uygunluk, yakışmak, bağlılık
Münasebetdar :uygun, yakışan, bağlı, uyumlu
Nefis :insanın kendisi
Nev’ :çeşit, sınıf, cins, tür
Nisbet :oran, ölçü, kıyas
Vaziyet :durum, hal
 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Ben kendim mükerreren müşahede etmişim ki: Yüzde on ehl-i fesad yüzde doksan ehl-i salahı mağlub ediyordu. Hayretle merak ettim, tedkik ederek kat'iyyen anladım ki: O galebe kuvvetten, kudretten gelmiyor, belki fesaddan ve alçaklıktan ve tahribden ve ehl-i hakkın ihtilafından istifade etmesinden ve içlerine ihtilaf atmaktan ve zaif damarları tutmaktan ve aşılamaktan ve hissiyat-ı nefsaniyeyi ve ağraz-ı şahsiyeyi tahrik etmekten ve insanın mahiyetinde muzır madenler hükmünde bulunan fena istidadları işlettirmekten ve şan ü şeref namıyla riyakarane nefsin firavuniyetini okşamaktan ve vicdansızca tahribatlarından herkes korkmasından geliyor. Ve o misillü şeytani desiseler vasıtasıyla muvakkaten ehl-i hakka galebe ederler.

(Bediüzzaman Said Nursi - 13. Lem'adan)

Lügatler
Ağraz-ı şahsiye :şahsi garazlar, kişisel kin ve kötülükler
Desise :gizli hile, oyun
Ehl-i fesad :fesatlık çıkaranlar, bozguncular
Ehl-i hakk :Hak ve hakikat yolunda olanlar
Ehl-i salah :ıslah ehli, barışçılar
Fenâ :yokluk, yok olmak, gelip geçicilik, ölüm, kötü
Fesad :bozukluk, karışıklık, fenalık, haddi tecavüz edip zulmetmek
Firavuniyet :isyankârlık ile Allah’ı tanımayış
Galebe :üstün gelme
Hissiyat-ı nefsaniye :nefis ve şehevi duygular
Hükmünde :benzeri, gibi
İhtilaf :anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik
İstidat :kabiliyet, akıllılık, anlayışlılık
İstifade :faydalanma, yararlanma
Kat’iyyen :kesinlikle, mutlaka, şüphesiz
Kudret : güç, kuvvet, iktidar
Lem’a :parıltı, parlamak
Mahiyet : asıl,esas

Misillü: gibi
Muvakkaten :geçici, devamlı olmayan
Muzır : zararlı, zarar veren
Mükerreren :tekrar eder şekilde
Müşahede :gözlem
Nam :isim, ad, lakap
Nefis :insanın kendisi
Riyakarane :gösteriş yaparcasına
Şan ü şeref :namlı ve ünlü olmak
Şeytani :şeytana ait, şeytan gibi
Tahrib :harap etme, yıkma, bozma
Tahribat :harap etmeler, yıkmalar, bozmalar
Tahrik :yerinden oynatmak, kımıldatmak, hareketlendirmek
Tedkik :hakikatı anlamak ve meydana çıkarmak için inceden inceye araştırmak
Vasıta :aracı, iki şeyi birbirine ulaştıran
Vicdan :insanın içinde iyiyi kötüden ayıran manevi duygu
Zaif : zayıf, dayanıksız

 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Kur'anın mertebe-i irşadında öyle bir genişlik var ki; bir tek dersinde, Hazret-i Cibril (A.S.), bir tıfl-ı nevreside ile omuz omuza o dersi dinler, hisselerini alırlar. Ve İbn-i Sina gibi en dahi feylesof, en ami bir ehl-i kıraatla diz dize aynı dersi okurlar, derslerini alırlar. Hatta bazan olur ki; o ami adam, kuvvet ve safvet-i iman cihetiyle, İbn-i Sina'dan daha ziyade istifade eder.
Hem Kur'anın içinde öyle bir göz var ki; bütün kâinatı görür, ihata eder ve bir kitabın sahifeleri gibi kâinatı göz önünde tutar, tabakatını ve âlemlerini beyan eder. Bir saatin san'atkarı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder; Kur'an dahi, elinde kâinatı tutmuş öyle yapıyor.

(Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)

Lügatler
Âlem :dünya, kâinat
Âmî :avamca, cahil,ileri gelenden olmayan
Beyan :izah, açıklama, anlatma
Cibril :Cebrail isimli melek
Cihet :yön, taraf
Dahi :harikulade zeka ve hikmet sahibi
Ehl-i kıraat :okuyanlar, Kur’an okuyanlar
Feylesof: felsefeci
Hazret :hürmet edilecek büyük, önder
Hisse :pay, nasip, kısmete düşen kısım
İhata : kuşatma, kapsama
İstifade :faydalanma
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
Mertebe-i irşad :uyarma mertebesi, uyarıcı yön
Safvet-i iman :saf iman sahibi olmak, şüphesiz inanmak
Sahife :sayfa
Tabakat :tabakalar, gruplar, katlar, dereceler
Tıfl-ı nevreside :yeni yetişmiş çocuk
Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla

 

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Felsefenin halis bir tilmizi, bir firavundur. Fakat menfaati için en hasis şeye ibadet eden bir firavun-u zelildir. Her menfaatli şeyi kendine "Rab" tanır. Hem o dinsiz şakird, mütemerrid ve muanniddir. Fakat bir lezzet için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Şeytan gibi şahısların, bir menfaat-ı hasise için ayağını öpmekle zillet gösterir deni bir muanniddir. Hem o dinsiz şakird, cebbar bir mağrurdur. Fakat kalbinde nokta-i istinad bulmadığı için zatında gayet acz ile aciz bir cebbar-ı hodfüruştur. Hem o şakird, menfaatperest hodendiştir ki; gaye-i himmeti, nefs ve batnın ve fercin hevesatını tatmin ve menfaat-ı şahsiyesini, bazı menfaat-ı kavmiye içinde arayan dessas bir hodgamdır.
(Bediüzzaman Said Nursi - 12. Söz'den)
Lügatler
Âciz :güçsüz, zayıf
Acz: âcizlik, güçsüzlük
Batn :iç, karın, insanın içi
Cebbar :istediğini mutlaka yapan, dilediğine muktedir
Cebbar-ı hodfuruş :kendini beğenmiş zorba
Deni :soysuz, alçak, ahlâksız
Dessas :çok aldatıcı, çok hilekâr
Ferc :dişi tenâsül yeri, yarık, çatlak, cinsel uzuv

Firavun-u zelil :alçaklık sahibi azgın insan
Gaye-i himmet :kalben yönelme gayretinin gayesi
Halis :katıksız, saf, duru, hilesiz
Hasis :kötülük, fenâ tabiat, fenalık
Hevesat :hevesler, boş batıl ve günah olan istek ve arzular
Hodendiş :kendi için endişe eden, kendini düşünen
Hodgam :kendi keyfini düşünen,kendini beğenmiş
İbadet :Allah’ın emirlerini yapmak, sevaplı ve ihlâslı iş yapmak
Mağrur :gururlu, boş bir şeye güvenen, kibirli

Menfaat :fayda, kâr, gelir
Menfaat-ı hasise :kötü menfaat
Menfaat-i kavmiye :kabilenin menfaati
Menfaat-i şahsiye :şahsi menfaat
Menfaatperest :yaptığı işin sadece şahsi çıkar yönünü düşünen
Miskin :çok fakir, uyuşuk, tenbel, zavallı
Muannid : inatçı, direnen
Mütemerrid :inatçı, ısrar eden, dik kafalılık eden
Nefis :insanın kendisi
Nihayet: son
Nokta-i istinad :dayanak noktası
Rabb :âlemleri ve içindekileri idare edip terbiye ve rızık veren(Allah)
Şâkird: talebe
Tatmin :ikna etmek, rahatlatmak
Tilmiz :çırak, talebe
Zat : hürmete layık kimse, kişi
Zillet :alçaklık, aşağılık

 
Üst