Doğduğun an huzur bulduğun secdedeydi başın
Şâhitlik edercesine göğe kalkmıştı parmağın
Yıldızlar yaprak yaprak dökülmüştü yeryüzüne
Bizden haber yok artık kahinlere dercesine
Ey! O kutsi gecede arz mescidine giren Aziz Misafir.
Teşrifi uğruna şahların burçlarının yıkıldığı Şâh-ı Kibriyâ
Mekke mihrabında tüm cin ve inse namaz-ı ekber’i kıldıran İmam-ı Azam
Medîne minberinden tüm insanlığa rehber olan Hatîb-i Ekber.
Düşmanlarının dahi doğruluğuna şahitlik ettiği El-Emîn
Elinde mûcizevî fermanla gelen Dellal-ı Azam
Peygamber olması uğruna kâinatın yaratıldığı Fahr-i Kâinat
Ubûdiyeti hatırına cennetin yaratıldığı İnsan-ı Kâmil.
Miracıyla Kab-ı Kavseyne yükselen Vücûd-u Nûrâni
Rü’yet-i cemale mazhar Şâhid-i Ekber
Heybeti hükümdarları titreten Sultan-ı Cihan
Merhametiyle zemini sulayan Timsal-i Rahmet
Hayvanatın dahi şefkatinden medet beklediği…
Ey! Kâinat Kâtibinin Kaleminin Mürekkebi.
Büyük bir insan olan Âlemin Akl-ı Nuranisi.
Yaradılış ağacının hem çekirdeği hem meyvesi.
Mekke’nin dostu, Medine’nin Yareni.
Muhacirin yoldaşı, Ensar’ın Arkadaşı.
Bedir’in niyaz eden gönl-ü nâlânı.
Uhud’u seven ve Uhud’un da onu sevdiği.
Ey! Dağların bir emrini dinlediği,
Ağaçların kökleriyle yanına geldiği,
Kurtların dahi ona şahitlik ettiği,
Taşların ayakları altında eridiği,
Parmaklarından susuzların kandığı,
Bir avuç hurmasıyla orduların doyduğu,
Tenine değenin ateşten kurtulduğu,
Ölülerin bir emriyle selam durduğu,
Avucunda toprağın top ve gülle olduğu,
Eline giren taşların dile geldiği,
Bir işaretiyle kamerin yarıldığı,
Güneşin onun için bekletildiği Nebiyy-i Muhterem.
Asuman CİHAN
Şâhitlik edercesine göğe kalkmıştı parmağın
Yıldızlar yaprak yaprak dökülmüştü yeryüzüne
Bizden haber yok artık kahinlere dercesine
Ey! O kutsi gecede arz mescidine giren Aziz Misafir.
Teşrifi uğruna şahların burçlarının yıkıldığı Şâh-ı Kibriyâ
Mekke mihrabında tüm cin ve inse namaz-ı ekber’i kıldıran İmam-ı Azam
Medîne minberinden tüm insanlığa rehber olan Hatîb-i Ekber.
Düşmanlarının dahi doğruluğuna şahitlik ettiği El-Emîn
Elinde mûcizevî fermanla gelen Dellal-ı Azam
Peygamber olması uğruna kâinatın yaratıldığı Fahr-i Kâinat
Ubûdiyeti hatırına cennetin yaratıldığı İnsan-ı Kâmil.
Miracıyla Kab-ı Kavseyne yükselen Vücûd-u Nûrâni
Rü’yet-i cemale mazhar Şâhid-i Ekber
Heybeti hükümdarları titreten Sultan-ı Cihan
Merhametiyle zemini sulayan Timsal-i Rahmet
Hayvanatın dahi şefkatinden medet beklediği…
Ey! Kâinat Kâtibinin Kaleminin Mürekkebi.
Büyük bir insan olan Âlemin Akl-ı Nuranisi.
Yaradılış ağacının hem çekirdeği hem meyvesi.
Mekke’nin dostu, Medine’nin Yareni.
Muhacirin yoldaşı, Ensar’ın Arkadaşı.
Bedir’in niyaz eden gönl-ü nâlânı.
Uhud’u seven ve Uhud’un da onu sevdiği.
Ey! Dağların bir emrini dinlediği,
Ağaçların kökleriyle yanına geldiği,
Kurtların dahi ona şahitlik ettiği,
Taşların ayakları altında eridiği,
Parmaklarından susuzların kandığı,
Bir avuç hurmasıyla orduların doyduğu,
Tenine değenin ateşten kurtulduğu,
Ölülerin bir emriyle selam durduğu,
Avucunda toprağın top ve gülle olduğu,
Eline giren taşların dile geldiği,
Bir işaretiyle kamerin yarıldığı,
Güneşin onun için bekletildiği Nebiyy-i Muhterem.
Asuman CİHAN