Talâk Sûresi

#1
Medine devrinde nazil olmuştur 12 ayettir. Bu iki sayfalık sûrei celi-le'nin bir bölümünde, yani birinci sayfasında; evlilikte geçim sağlana*mamış, izdivaç olmuş ama imtizaç olamamışsa, eşlerin birbirleriyle ge*çinmesine imkan kalmamışsa bütün bir hayatını zehir etmemek ve bu aile hayatının bu dünyada zindana dönmesini engellemek üzere Allah (cc) nikahı meşru kıldığı gibi, "talak'ı" da meşru kılmıştır. Sûre ismini

de bu konudan almıştır.

Bu sûre, İslam hukukunun aile hukuku ile ilgili bir bölümünden bah*setmektedir. Kur'anı Kerim bizim karşılaşabileceğimiz bütün siyasal, sosyal ve hukuki konularımızın cevabını en güzel şekliyle vermiştir. Neyi, nasıl yapacağımızı Allah (cc) bize öğretmiştir. Kur'an-i Kerim su*relerinin isimleri bile birçok şeyi çağrıştırmaktadır.

Biz Kur'an-ı Kerim'i okurken hukukumuzu okuyoruz. Namazımızda da bu sureleri okurken hukukumuzu okuyarak Allah'a ibadetimizi yapmış oluyoruz. Dünyanımn hiç bir yerinde, hiç bir hukuk ibadet olmamıştır. İşte 1400 senelik zaman içerisinde Efendimiz dönemi, Emeviler, Abbasiler, SelçukJular ve Osmanlılar da insanlar çok mutlu bir hayatı yaşamışlarda ve yedi iklimi cihana da adaleti götürmüş]erse, bu inandıkları Kur'am; hem okuyarak, hem de ibadet kitabı olarak kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır.

Günümüzde rejimden şikayet edenler diyorlarki; "bir yerde yanlış yapıyoruz" Ama nerede? derken, bu olumsuzlukları şahısların üzerine at]veriyorlar. Peki ama rejimi idare eden o şahıslar gidince düzeliyor mu!? Düzeİmiyor. O idarecilerin yerine yenisi geliyor. Ama olumsuz*luklar devam ediyor.

Öyleyse bu olumsuzlukların, insanlarla alakası yok. İnsanları yönlendiren şeyler vardır. Her insan t yönlendiren de onun edindiği kültürüdür, inancıdır. İnancımız ve kültürümüz eğer Kur'an'a göre yönlendirilmiş olsaydı; cana kıymanın günahının en büyük günahlardan olduğu ve ceza olarak cehennemde uzun süre yanılacağı, daha çocukken öğretilmiş olsaydı, Allah'ın yarattığı bu şaheseri, bir kurşunla yıkmanın en büyük gü*nahlardan olduğu öğretilmiş olsaydı, yine bin liradan, milyarlarca dolara kadar, bütün paraların bir ku! hakkı olduğu ve kul hakkını haksız yere zimmetine geçiren insanın, ahirette mutlak surette kaçışının mümkün olmadan cezalandırılacağı bildirilmiş olsaydı; bu günlerde şikayetçi ol-. duğumuz, bu ahlaksızlıklar ve kötülükler başımıza gelmezdi, Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de bizim bütün hukukumuzu bildirmiştir.[1]

1- Ey Peygamber, kadınlarınızı boşayacağınızda iddetleri içinde boşayın ve iddcti sayın. Rabbiniz AHah'dan sakının. (İddeti bitinceye kadar) Evlerinden çıkarmayın, onlar da çikmasmlar. Ancak apaçık bir kötülük yaparlarsa (çıkarabilirsiniz). İşte bu Allah'ın koyduğu kanunlardır. Kim Allah'ın koyduğu kanunları çiğnerse kendine zul*metmiş olur. Bilemezsin belki de bundan sonra Allah bir iş meydana getirir (de eşlerin beraberliği devam eder.)

"Ey peygamber!" Hitap efendimize ama hüküm umumidir. "Hanımlarınızı boşadiğınızda" diyor. Boşanmama konusunda Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet-i kerime bizi öğütler. Ama boşanma mecburiye*tinde kalmışlarsa, yani aile yuvasının devamı temin edilemiyecekse ve boşanmaya karar vermişlerde, boşanmanın şekli de bu ayette öğretili*yor.

Bu ayete dayanarak fakihlerimiz bize şöyle öğretiyorlar. Sünni olan boşanma şudur; Bir eş hanımını boşamaya karar vermişse, hanımının aybaşı hali bitmiş ve banyosunu almışsa onu bir talakla boşar.

Sonra evde beraberlik devam eder. Bir odada biri, diğer odada biri kalır. Yemeği yerler ve bir aybaşı durumuna kadar daha beklerler. Kadının aybaşısı geçip banyosunu yapınca, ikinci talak'mı verir yine beklerler. Aynı evde üçüncü aybaşı hali gelir, aybaşı biter ve banyo*sunu yaptıktan sonra üçüncü talak'mı verir ve böylece ayrılırlar, böy*lece evlilik bitmiş olur.

Allah (c.c.) ayet-i kerimesinde; Niye bunu böyle tarif ediyor? Fakihlerimiz şöyle ifade etmişler; olaki kızgınlıkları geçer, ve evlilikle*rine devam ederler diye. "Müddet dolunca üçüncü bir talakı vermeden önce, bir daha düşünülmesini istiyor. Netice de ya iyilikle ayrılmak, yada iyilikle beraberliği devam etirmek, ama her halükârda ayrılmada şahit getirilmesi tavsiye edilmiştir. Allah (c.c.) insanlara böyle nasi*hat eder. Allah'a ve ahirete de biz inandığımıza göre boşanmalarımızda bile kuralına uyacağız.

Efendimiz (s.a.v.); "he/alfarm en kötüsü talaktır" buyurmuş.[2] Efendimizin hadisi şerifinden anlaşıldığına göre; bir erke*ğin -fahişe olanların dışında,- kadınını boşamaması tavsiye edilmekte*dir.

Günümüzde islam hukukuna sataşmalar yapılmaktadır. Diyorlar ki; İslamda boşanma çok kolaylaştırılmış, böylece kadının hakları zedelen*mektedir.!!" Birineisi doğru. İslam'da boşanma, çok kolaylaştırılmıştır. Boşadım demekle boşanabilir, ama "boşadım" kelimesini yetmiş sek*sen senelik ömründe, bir defa bile söylemez. "Ama hocam benim beyim veya komşum söylüyor" diyebilirsiniz. O beyiniz veya komşunuz isla*m'a göre eğitihnediği, "boşadım" kelimesinin yüklendiği değeri, bu günkü düzene göre eğitildiği için anlayamamıştır.

Buna rağmen dinine bağlı, İslam'ı yaşayan eşler arasında boşanma olayları son derece azdır. En fazla boşanma vakası; yaşantısını en fazla batıya göre ayarlayanlarda olmaktadır. Batıda boşanma zorlaştı-nlmasına rağmen, boşanmalar müslürnan toplumlarda çok daha fazla*dır. İşte Allah'ın koyduğu kurallar bunlardır. Allah'ın kanunlarını, sınır*larım çiğneyen, kendine zulmeder.

Şu anda Türkiye'de ve dünya genelinde insanların rahatsız oldukları bütün konuların temelinde; Allah'ın göndermiş olduğu kurallara insan*ların riayetsizliği yatmaktadır. Ama Allah'a hamdü senalar olsunki, yanlışımızı anladık. Allah'ın tevbe kapılan açıktır. Ferdi olarak duaları*mızı yaparken, toplum olarakta dua yapıyoruz. Toplum olarak duamız nedir? Bulunduğumuz durumdan şikayetçi olmamız, bir duadır.[3]

2- (İddetlerinin) sonuna geldiklerinde, ya meşru bir şekilde onları tutun veya meşru bir şekilde ayrılın. Sizden iki adil kişiyi şahit yapın. Şahitliği Allah için doğru yapın. Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere, işleri böyle öğüt verilir. Kim Allah'dan sakınırsa onun için bir çıkış yolu kılar.

3- Ve onu hesap etmediği yerden nzıklandırır. Kim Allah'a tevek*kül ederse, O ona yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah herşeye bir ölçü koymuştur.

Bunlar öyle cümleler ki, herbirisinin en az birer saat açıklanması ge*rekir. Eşlerin ayrılmasında rızık endişesi duyulmasın, Allah'ın rızasını düşünsünler. Yani ben eşimden ayrıhrsam Allah bundan hoşlanmaz, çünkü efendimiz, "helallarm Allah katında en hoşlanmayanı talaktır" yani boşanmadır, buyurmuş demeliyiz.

Boşanmanın temelinde rızık endişesi olmamalıdır. Allah insanların hiç hesab etmediği yerden rızkı verir. "Bu candır ve Allah bunu bana emanet etmiş" diyecektir. Emanete hiyanet etmemek gerekir. Kişiler kendisi için ibadet olduğunu bilecek olursa, aşkla şevkle birbirlerini severler, hoşa gitmeyen hareketleri de, gözlerinde güzel hale getirebilirler.[4]

4- Kadınlarınızdan hayızdan kesilenlerle, hayız görmeyenlerin (iddetlerindeıı) şüphe ederseniz, (iddetleri) üç aydır. Hamile kadınla*rın (iddetleri)ki ise, doğumlarını yapıncaya kadardır. Kim Allah'dan sakınırsa işinde kolaylık kılar.

Peki aybaşı görmeyen kadınlar olursa!, Allah (c.c)o taktirde; "onla*rın, suresi üç aydır" diyor. Üç ay bekledikten sonra tamamen ayrılmış olurlar. Yani kadının bir başka erkekle evlenme hakkı doğar. Peki ya boşanan eş hamile ise? Onun da cevabını vermiş Rabbim; "Hamile olan kadınların iddetleri, doğumunu yapmasına kadardır. Doğumunu yaptığı an iddeti biter.[5]

5- İşte bu Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'dan sakınırsa, onun günahlarını gizler ve onun mükafatını büyütür.

İşte Allah(cc) emirlerini indiriyor. Kim Allah'tan korkar ve indirmiş olduğu kurallarına riayet ederse; onun bütün kötülüklerini örter, affeder ve onun mükafatını da büyütür, sevabını da artırır Allah (cc).[6]

6- (İddet bekleyen) O kadınları, gücünüz yettiği kadar kendi otur*duğunuz yerde oturtun. Onları daraltmak için zarar vermeyin. Eğer hamile iseler doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Eğer sizin için (çocuğu) emzirirlerse (o boşanmış kadına ücretlerini yerin. Meşru bir şekilde aranızda müşavere edin. Eğer güçlükle karşılaşır*sanız bir başka kadın onu emzirir

Boşanmış kadınlar, üç ay başı müddetince aybaşı görmüyorsa, üç ay süre ile onun bakımı, iaşesi, ibatesi yani yiyeceği, içeceği, meskeni ko*cası tarafından gücü ile orantılı olarak nafakası verilecektir.

Eğer hamile ise, doğumunu yapıncaya kadar onun yatacağı, yiye*ceği, içeceği yine kocasının gücüyle orantılı olarak nafakası verilecektir. Hamile kadın doğumunu yaptıktan sonra, boşanmış ve iddet bekli*yorsa, karı koca beraber otururlar, iyilikte anlaşırlar. Kadın; "ben çocu-. ğumu emziririm" diyorsa emzirir. Kadın; "ben çocuğumu emziririm ama ücret isterim" deme hakkına da sahiptir. O zaman kocası, çocuğunu emzirme konusunda ona ücret ödeme mecburiyetindedir.

Ama istediği ücret çok fazla ve kocanın gücünü aşarsa, o zaman koca da ona emzirmeye karşı o parayı verme mecburiyetinde değildir. "Başka, bir bakıcı bulacağım" deme hakkına sahiptir.

- Rabbimin burada bize tavsiye ettiği; öz annesinin bakmasıdır. Ancak; "aranızda anlaşmada bir zorluk çıkacak olursa, bir başka süt anne veya bir başka bakıcı bulursun" diyor Allah .(c.c).[7]

7- Varlıklı olan nafakayı varlığına göre versin. Kimin de rızkı ken*disine kisılmışsa Allah'ın kendisine verdiği kadar nafaka versin.

Allah hiçbir kimseye verdiğinden başka yük yüklenıez. Allah zorluk-dan sonra kolaylık kılacaktır.

Herkes gücü oranında eşine nafaka versin ama kişi fakir ise, o da Allah'ın kendisine verdiği kadar versin. Çünkü AUah(cc) hiçbir kuluna gücünün yetmediği yükü yüklemez. Allah (c.c.) verdiğinden ister. Allah bir zorluktan sonra kolaylık halkeder.[8]

8- Rablcrinin ve onun Rasüllerinin emrinden çıkan nice şehir hal*kını biz çetin bir hesaba çektik ve onları görülmedik bir azapla ceza*landırdık.

Kurallara uymazsak ne olur? Rabim diyor ki; Rabbinin emrine, Rasulünün emrine karşı gelen nice şehirleri helak ettik. Şiddetli bir şe*kilde hesaba çektik ve hiç tanımadıkları, bilmedikleri bir azabla azab ettik.[9]

9- Yaptıklarının karşılığını tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.

10- Allah onlar içiiı şidetli bir azab hazırladı. Ey iman eden akıl sahipleri!, Allah'tan sakının. Allah size zikri (Kur'an'ı) indirdi.

Allah onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır. Ey akıl sahipleri! Allah'tan sakının, Allah'ın kurallarına uyun. Akıl sahipleri kim? Akıl sahipleri iman edenlerdir. Ey iman eden akıl sahipleri demek oluyor. İman etmeyenler akıl sahibi sayılmazlar.[10]

11- İman edip ameli salih işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çı*karmak için, apaçık ayetleri size okuyanı peygamber (gönderdi). Kim Allah'a iman eder, ameli salih işlerse, onu ebediyyen kalmak üzere al*tından ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah onun için gerçekten güzel rizık vermiştir.

Size apaçık Allah'ın ayetlerini okuyan Rasulü gönderdi Allah (cc). Hem apaçık ayetler manasına geliyor, hem de her şeyi açıklayan Allah'ın ayetleri manasına geliyor.

İman edip ameli salih işleyenleri küfrün karanlıklarından imanın ay*dınlığına çıkarmak için. Kim de iman edip ameli salih işleyecek olursa, onu altından ırmaklar akan cennetine koyar. Allah onun için çok güzel azıklar hazırlamıştır.[11]

12- Allah yedi göğü ve bir o kadar da yeri yaratandır. Allah'ın her şeye gücü yettiğini ve Allah'ın herşeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz diye, bunların arasında emri iner durur.

Allah yedi kat semayı yarattı, benzeri yeri de yarattı. Onların ara*sında Allah'ın emride inmektedir. Yani Allah'ın(cc) -bu tabiatın devam*lılığını sağlamak üzere emri devam etmektedir. "Her an Allah (cc) eş*yaya tecelli etmekte, yaratması devam etmektedir. O her şeye ka*dirdir.

Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Tabiat kanunları Allah'ın koyduğu şekliyle devam ederse, düzenlilik devam ediyor. Yıldızlar kendi yörün*gesinde, denizler ve dağlar kendi kanunları içerisinde devam ediyorlar. İnsanoğlunun da düzeninin güzellikle devam etmesi için; Allah'ın koy*duğu kurallara uymaları gerekiyor.

Allah'ın tabiat kanunlarıyla, Kur'an'mda koyduğu kanunlar tarafımızdan uygulanacak olursa; hem tabiatla bizim aramızda barış sağlanmış olur, nemde şahıslar, aileler ve milletler arasında barış sağlanmış olur.[12]



[1] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/523-524.

[2] Ebu Davut Talak 3

[3] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/524-526.

[4] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/526-527.

[5] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/527-528.

[6] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/528.

[7] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/528-529.

[8] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/529-530.

[9] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/530.

[10] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/530-531.

[11] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/531.

[12] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 7/531-532.
 

#3
Allahim Razi olsun Her iki Alemde De insaALLAH Ahmed Muhammed Mustafa s.a.v Hürmetine Konularimiz agir geldigi taktirde bir uyarida bulunursaniz dahada hafifletip paylasim sagliya biliriz eklemis oldugum konular agir gele bilir hakkinizi helal edin insaALLAH