Takva, Ebedi Vuslat Kapısıdır

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#1
Takva, Ebedi Vuslat Kapısıdır

Efendim, günümüzde insanlar ekseriyetle bulundukları makam, mevkî ve sahip oldukları servet ve şöhretle itibar görüp kıymet kazanıyorlar. İnsanın gerçek değer, kıymet ve itibarı nerede araması gerekir? Bu husustaki asıl kıymet ölçüsü nedir?
Bir mü’minin, gerek gönül dünyâsında gerekse beşerî münâsebetlerde kıymet hükümlerini oluşturan iki temel kaynak Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’dir. Bu kaynaklarda insanın değer ve îtibârının ancak “takvâ”sı ölçüsünde olduğu belirtilmiştir.
Nitekim Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede:
“…Sizin Allah katında en değerliniz, takvâ bakımından en üstün olanınızdır…” (el-Hucurât, 13) buyurmaktadır.
Peki, takvâ nedir?
Takvâ; kalbi mâsivâdan, yâni Allah’tan uzaklaştıran her şeyden korumak sûretiyle cemâlî tecellîlerin mâkesi hâline gelmektir.
Takvâ, nefsânî arzuları zayıflatmak, rûhânî istîdatları inkişâf ettirmek ve Cenâb-ı Hak’la dostluğun tesisidir.
Takvâ, Allâh’a yakınlık ve ebedî vuslat kapısıdır. O kapıdan geçenler; hayatı, med-cezirlerine kapılmadan, denge ve muvâzeneyi bozmadan huzûr içinde yaşarlar.
Velhâsıl Takvâ, mü’minin, Allâh’ın hıfz u emânına sığınarak, âhirette kendisine zarar ve elem verecek şeylerden titizlikle korunması ve günahlardan sakınarak sâlih amellere sarılmasıdır.
Nitekim şu hâdise, takvânın ne olduğu husûsuna müşahhas bir misaldir:
Hazret-i Ömer t, bir gün Übey bin Kâ’b t’a takvânın ne olduğunu sormuştu. Übey t da ona:
“–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” diye mukâbelede bulundu. Hazret-i Ömer:
“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verince de bu sefer:
“–Peki, ne yaptın?” diye sordu.
Hazret-i Ömer:
“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün dikkatimi sarf ettim.” cevâbını verdi.
Bunun üzerine Übey bin Kâ’b t:
“–İşte takvâ budur.” dedi. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 42)
Ayrıca takvâda kemâle erebilmek için şüpheli şeylerden de şiddetle kaçınmak gerekmektedir. Zira Allah Rasûlü r:
“Kul, mahzurlu şeylere düşme endişesiyle mahzûru olmayan bâzı şeyleri de terk etmedikçe gerçek müttakîlerin derecesine ulaşamaz.” buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyâme, 19/2451; İbn-i Mâce, Zühd, 24)
Bu hususta Abdullâh bin Ömer t’ın da şöyle bir îkâzı vardır:
“Kişi, kalbini tırmalayan, kendisini huzursuz eden şeyleri terk etmedikçe takvâ makâmına ulaşamaz.” (Buhârî, Îmân, 1)
Takvâ hayatı yaşamak demek; Cenâb-ı Hakk’a dost olabilmek, cenneti kazanabilmek, cennetin güzelliklerinden, derinliklerinden, ilâhî ikramdan anlayabilecek bir kalbe dünyada sahip olabilmek demektir.
Bu sebeple takvâ; kulun, her davranışında, her hâlükârda, hattâ her nefeste Cenâb-ı Hakk’ın rızâsının aranmasıdır. Böylece kul, Allah Rasûlü’ne büyük bir aşk ve muhabbet ile bağlanacak, bütün mahlûkāta da Hâlık’ın nazarıyla merhamet ve şefkat ile bakacaktır.
Velhâsıl insan, bir hiçken yoktan var edildiğini unutmayarak, insanlar nazarında îtibar sâhibi olmaktan ziyâde Allah katında sâlih kul olmanın gayreti içinde olmalı ve şu fânî âlemde en sağlam sığınak ve en çok muhtaç olduğumuz «takvâ»ya sımsıkı sarılmalıdır. Zira ancak takvâ sahibi kullar, tefekkürde derinleşir; açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların lisânına âşinâ olurlar. Onlardaki zarâfet, incelik ve güzelliği, rûhânî hayatlarına aksettirirler. Çiçekler gibi ince ruhlu, meyveli ağaçlar gibi ikram sahibi olurlar. İşte bunlar, Allâh’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de senâ ettiği bahtiyar kimselerdir.
Yâ Rabbî, dünyada kalben bütün her şeyden sıyrılarak yalnız Sana ve ancak takvâ ölçüleri ile yönelebilmeyi bizlere lutf u kereminle ihsan buyur! Son nefe¬simize kadar kulluğunda dâim kıl! Huzuruna da ancak Müslümanlar¬dan olarak gelebilmeyi muvaffak eyle!
Âmîn!..


Osman Nuri TOPBAŞ