Ömrüm...

#1
"sen ötelerden sunulan bir emanetsin bağrıma...
Seninle gündüzler anlam kazanmalı;
seninle geceler inkişaf bulmalı
zaman sığınaklarının surlarında...
Saklanmamalısın zamanın meçhul caddeleri ardına...
O içinde gezindiğin sokaklar ıssız;
ne kandiller yanar ne de bir ışık var.ışıkların sönük kaldığı bivefa yolların mahzun yolcusu musun?...
Kalabalığın içinde terkedilmişliğinin ızdırabını solumak bedbahtlığında kaybolmak zilletine erişme ey ömrüm...
Dar sokakların;çıkmaz sokakların girdabından sıyır ayaklarını...yürüdüğün yollar kavisli,engebeli...
Taşların ardında bıraktığı izler var
o yolların asfaltında...
Seninle her adımda bin selamet bulmalı avuçların...
Sevdan yusufun sevdası gibi edepli olmalı...
çorak topraklarda yeşillenen,
sümbüllenen bir serap olmalı sevdan...
Kançanağı gözlerde aşka meftun sinelerin mürşitliğinde;
turna misali gölgeni takip edip
uzanmalısın yaylaları aşk rayihaları saçan tepelere...
Okyanusun akisidir kalbin;
en derinde saklıdır cevherin...
Yontulmamış taşların kömür kalmasıdır kalbinin adımları..
Sende al valizlerini sırtına ve toplan ömrüm!
Vakit gitme vaktidir şimdilerde.
Güneşin guruba eriştiği demlerde;
topla yürek valizlerini ve git...
Kalmanın anlamsız olduğu bir gurbette;
sevdaların bayraklaşıp göklere
uzandığı diyarlara doğru yürü ve git;
dönüpte arkana bakma bile....
Sen emanet olduğunun idrakinde olarak yürümelisin
zehir zemberek yolları...
Karşına çıkacak sütunlar
yolları ikiye ayırmamalı ortasından...
Kanter içinde kalacaksın belki;
ya da sonu görünmeyen bir yolun ortasında çakılı kalacaksın...
En dar zamanlarda düşün ve unutma;
kömürlerin yontularak elmasa dönüştüğünü...
Sevdan yıldızlar kadar bereketli;
gökkuşağı gibi rengarenk olmalı...
Bir elinde umut ve diğer elinde sevda olan yüreklerin
bembeyaz yüreğiyle yek yürek olmalı kalbin...
Sen bir selamsın arştan arza
indirilen meleklerin getirdiği..
Selamın ötelere ulaştığı nazenin bir mektuptur varlığın...
Sen belki otuz belki kırk yıllık bir zamanın emanetçisi;
yılların ardında bıraktığı hüzzamların bekçisi...
Bir gün gitmek için gelmediğin kapıların
tokmakları kapandığında yüzüne;
birgün şu hayat serüveninde mühletin dolduğunda;
sende vazifeni bitirip
seni vazifedar kılana emaneti sunduğunda;
sırtında götürdüğün valizde biriken ne varsa;
berrak olmalı,aydınlık olmalı,
beyaz olmalı ey yanımda bir soluk gibi taşıdığım ömrüm....

Göklerde kanat çırpan kuşları gördün mü hiç...
Ya da yaz sıcağında güneşin hararetine;
yolların rehavetine kapılmadan şevkle çalışan karıncaları...
Avuçlarına masum bir tebessümle omuzlarlar yüklerini...
Ipek böceğinin hiç yılmadan dokuduğu ağların;
örümceğin binbir gayretle ördüğü
nakışların idrakinde ol ömrüm...
Susamışlığına,naçarlığına bir bak;
seninle tazelensin muştular;
seninle neşvü nema bulsun fanilikler;
seninle dağılsın menfilikler;seninle çoğalsın sevda;
sen bir gül ol ve savur rayihalarını ummanlara...
Dağıt kara lekeleri heybenden;
üfür yanık külleri kafesinden...
Haydi toparlan ömrüm;bir gayretle dirilt
içindeki ölmüş güzellikleri...
Toprağa can gibi;kavrulmuş dudaklarına bir ab-ı hayat gibi;sahralardan vahalara bir vuslat gibi;
yeniden kavuş barakalar arkasına saklanmış hayat bulmayı bekleyen düşlerine...
Tozlu raflardan alıp ümitlerini;dağıt üzeri paslanmış hayallerini...bir adımda bin muştu var ey ömrüm;
sen göklerden kalbime sunulan emanet;
sen ötelerin bembeyaz güvercini...
Kanat çırpmalarıma aldırma da geç git
lekeli avluların üzerinden...
Vefanın hüküm sürdüğü diyarlara koş;
yaşamak budur;solukların birer cevher;
sen hazinesin...
Yaradandan yaratılana sunulan en kıymetli
mücevhersin...dirileceksin....dirileceksin...
Birgün mutlaka bitmemek üzere
herdem baki kalacağın bir memleketin
zümrüt bahçelerinde ebedi baharlara
gülümseyeceksin...

Esma özerdem...."