O Örnek Oldu,Sorun Bizde

  • Konbuyu başlatan Ze'Mahşer
  • Başlangıç tarihi
Z

Ze'Mahşer

Guest
#1


“Allah rasûlünü daha yakından tanımanın bahtiyarlığı ise hiçbir değerle ölçülemeyecek kadar haz verici bir duygu olacaktır. Onu tanıdıkça kendimizi onun sahabileri arasında hissedecek¸ mescitte ardında namaz kılanlardan ve sohbetini dinleyenlerden biri de biz olacağız. Beraber sofraya oturacağız ve birlikte yemek bile yiyeceğiz. Kutlu ashabı gibi olma çabamız artacaktır.”

Bir insanın nasıl biri olduğunu değerlendirirken¸ onu çeşitli açılardan ele alırız. Ahlakî erdemliliği ne durumda¸ insanlarla geçimi nasıl¸ sözleriyle eylemleri ne derece uyumlu¸ çevresi ondan memnun mu¸ aile içinde sorumluluklarını yerine getiriyor mu… gibi uzayıp giden sorulara vereceğimiz artı ve eksileri topladığımızda¸ çıkacak sonuç bizde doğruya çok yakın bir kanaat oluşturur. Buradan hareketle¸ bir insanı sadece bir açıdan değerlendirmenin -bir izlenim uyandırmakla birlikte- sağlıklı ve kesin bir sonuç vermeyeceğini söyleyebiliriz. Bu izlenim bazen çok kuvvetli bir delil olsa bile¸ bir şahsı bir bütün olarak tanıtmaya yetmez.
Örneğin¸ ibadetlere düşkünlüğüne bakarak¸ bir kişi için “çok iyi bir kimsedir” demek¸ tam ve yerinde bir tespit olmaz. İbadetlere düşkünlük elbette çok iyi bir veridir. Ancak bu¸ o insanın¸ başkalarının haklarını yemediği¸ yalan söylemediği¸ etrafına zulmetmediği¸ ibadetleriyle tamamen zıt işler yapmadığı anlamına gelmez. Dolayısıyla¸ insanı bir beden olarak aynaya yansıtan vücudunun tüm azaları olduğu gibi¸ nasıl biri olduğunu aksettiren de yirmidört saatte sergilediği yaşamıdır. Bu nedenle resmi oluşturmak için kareleri bir araya getirmek durumundayız.
Aynı şey olumsuz davranışlar için de söz konusudur. Bunlar da bazen bir insanın karakteriyle ilgili bir takım ipuçlarını verirler veya çok kuvvetli birer delil olarak karşımıza çıkarlar. Ancak her hâlukarda bunun anlamı¸ o insanda hiçbir iyi meziyet bulunmadığı¸ insanlıktan çıkmış biri olduğu değildir. Yaşadığımız gerçek hayatta ise¸ insanlar başkalarını bütün açılardan değerlendirebilecek ne zamana ne de imkana sahiptirler. Bu nedenle birkaç ipucu ve delille yetinerek¸ bir kimseyle ilgili neredeyse kalıplaşmış kanaatlere sahip olurlar.
İnsanları değerlendirebileceğimiz belli başlı tavır ve davranışları bir cetvelde bir araya getirecek olsak ve bunları Allah rasûlü oluşunu göz önünde bulundurmadan Hz. Peygamber’e uygulayacak olsak¸ karşımıza nasıl bir tablo çıkardı acaba? İnsanlara davranışı nasıldı¸ başkalarının hakkını yer miydi¸ kötü söz kullanır mıydı¸ gıybet eder miydi¸ adil miydi¸ dürüst müydü¸ evde ailesi için iyi bir eş miydi¸ başkalarını kendisine tercih eder miydi¸ affedici miydi¸ akrabasıyla ilgilenir miydi¸ yaşlıları ve öksüzleri kollar mıydı… sorularını alt alta dizsek¸ Hz. Peygamber’e vereceğimiz değerlendirme notları nasıl olurdu acaba? Hamiyet ve taraftarlığı bir tarafa bırakarak konuyu incelediğimizde¸ insaf ehli müsteşriklerin de tespit ettiği üzere¸ bütün test sonuçları hep onun iyi bir insan olduğuna işaret ederdi. Hz. Muhammed bütün tetkik ve araştırmalardan tam not alırdı. Bu nedenle¸ mükemmel bir insan prototipi çizilecekse¸ hangi açıdan bakılırsa bakılsın¸ buna en uygun şahsiyet olarak karşımıza her zaman Hz. Muhammed (s.a.v) çıkacaktır.
Bu perspektiften bakıldığında¸ Hz. Peygamber’in getirdiği mesaj bir yana¸ sadece yaşantısının onun Allah elçisi olduğunu ispata yettiğini söylemek abartılı bir yaklaşım olmaz. Hayatında her şey yerli yerinde¸ bütün ahlakî değerler açısından mükemmel bir yaşantı¸ öğretileriyle uyumlu bir yirmidört saat¸ erdemliliğin zirvesinde bir ömür. Ve bu yaşantı sonrasında ortaya çıkan altın bir nesil. Öyle bir nesil ki¸ Allah¸ onların kendisinden razı olması ile zatının onlardan hoşnudluğunu neredeyse terazinin birer kefesine koymaktadır. (Tevbe 100). Bizler kolaycılığa kaçarak¸ Hz. Peygamber’in büyüklüğünü mucizelerinde ararız. Onun her türlü kötülüğün işlendiği bir coğrafyadan¸ bütün insanlığa kıyamete kadar örneklik edecek ak bir nesil çıkarmasını çoğu kez göremeyiz. Oysa onun nübüvvetinin ve hak peygamber oluşunun en büyük delillerinden birisi de yaşantısıdır¸ her karşılığı artı olan puan cetvelidir.
Hz. Peygamber’in hayatında kısa bir gezinti yapacak olsak bu değerlendirmemiz daha da pekişecektir. Anasız babasız¸ çileli ama tertemiz geçen bir çocukluk; getirdiği hak dini kabul etmeyenlerin bile suçlayacakları bir kusurunu bulamadıkları mükemmel güzellikte bir hayat; etrafındaki dostlarının ona bakarak kendilerini düzelttikleri bir örneklik. Bu öyle bir hayat ki¸ bir kere olsun kötü sözün ve yalanın sudûr etmediği pâk bir ağız; kimseyi kırmayan¸ zengin olsun fakir olsun herkese tevazu ile yaklaşan iyi bir kalp; etrafına şefkat kanatlarını geren¸ sıkıntıda olan herkese iyilik yapmak için koşan bir gönül; kapısı açık¸ misafir ağırlamaktan sonsuz haz alan cömertler cömerdi bir yürek; genç kızlardan daha hayalı ve edepli bir iffet abidesi; affedici¸ şahsına karşı en ağır suçları işleyenleri bile bağışlayabilen merhametle yoğrulmuş bir ruh; gönülleri kırmadan¸ çok tatlı bir dille kötülüklerden uzaklaştıran bir rehber; çocuklara karşı son derece şefkatli ve sevgi dolu bir büyük; akraba ve hısımını kollamayan ve herkese eşit şekilde adalet dağıtan bir önder… her şeyde¸ nasıl olunması gerekiyorsa¸ öyle olan bir duruş…
Hz. Peygamber’in örnek yaşantısını inceledikten sonra şu ayeti okuyan insan¸ buradaki hikmet boyutuyla dimağındaki bilgiler arasında çok kuvvetli bir bağ yakalar ve “rabbim¸ bana hakikatı her zaman hatırlatacak bir ayet nazil buyurduğun için sana şükürler olsun”¸ der: “Ey inananlar! And olsun ki¸ sizin için¸ Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Rasûlullah en güzel örnektir.” (Ahzab 21).
Hz. Peygamber’i daha yakından tanıyabilmek ve daha fazla sevebilmek için¸ ahirete giden hayat yolunun rehberi olan yaşamını her zaviyesinden öğrenmek durumundayız. Bunu yapacak olursak¸ iyi insan olmanın kriterlerini Hz. Peygamber üzerinde bizzat uygulamış olacağız. Böylece¸ onun çetelesinde¸ her bir özellik karşısına olumlu notu bizzat yazmanın bahtiyarlığına ermiş olacağız. Rasûlullah’a dair bilgimiz¸ salt sevgi düzeyinden donanımlı sevgiye dönüşecektir. Allah rasûlünü daha yakından tanımanın bahtiyarlığı ise hiçbir değerle ölçülemeyecek kadar haz verici bir duygu olacaktır. Onu tanıdıkça kendimizi onun sahabileri arasında hissedecek¸ mescitte ardında namaz kılanlardan ve sohbetini dinleyenlerden biri de biz olacağız. Beraber sofraya oturacağız ve birlikte yemek bile yiyeceğiz. Kutlu ashabı gibi olma çabamız artacaktır.
Esasında¸ Hz. Peygamber’i dünya gözüyle göremeyeceğimize göre¸ geriye¸ onunla tanışmak ve hemhal olmak için kitap sayfaları dışında bir yol da kalmamaktadır. Bu aynı zamanda¸ Hz. Peygamber’in çağlar ötesinden bir çağrısıdır bizlere. Çünkü Hz. Rasûlullah¸ “görmeden bana iman eden kardeşlerimi keşke görebilseydim.” diye bize olan hasretini dile getirmiştir. Bu durumda¸ bize düşen de kardeşimizi tanımaktır. Onu belki maddeten değil ama ruhen görebilmek ve hissedebilmek ve yakınlaşabilmek için tanımaya muhtacız. Buna ihtiyacı olanın bizler olduğunu ah bir anlayabilsek!
Sonuçta¸ kendimizi nasıl görürsek görelim¸ kaçışımız yok¸ Hz. Peygamber’in hicrî 1428 yılındaki elçileri bizleriz. Etrafımıza bakınmak anlamsız¸ onun temsilcileri¸ biziz. Hz. Peygamber elbette bedenen aramızda değil ancak sergileyebildiğimiz örnekliği ile aramızda yaşar. Biz ne kadar müslüman olabilirsek Hz. Peygamber de o ölçüde aramızda var olur. Ne kadar ve nasıl müslüman olacağımız ise Hz. Peygamber’i ne kadar tanıdığımıza bağlıdır. Bu nedenledir ki¸ bir dönem Medine’nin dışında oturan Hz. Ömer¸ her gün Medine’ye gelemediği için bir komşusuyla anlaşmıştı. Sırayla Hz. Peygamber’in yanına geliyorlardı. Hangisi o gün Rasûlullah’ın yanında bulunuyorsa¸ akşamleyin olan biteni ve öğrendiklerini arkadaşına aktarıyordu.
Allah Rasûlü’nun ashabının İslâm’ı kısa sürede koca bir coğrafyaya yayabilmesinin altında yatan temel güç¸ Hz. Peygamber’in örnekliğini hayatlarının her zerrelerinde hayata geçirmeleriydi. Yemen’i İslâm ile şereflendiren Muaz b. Cebel’in başarısının altında¸ anlattığı dinin güzelliği yanında¸ kendisini devamlı tarassut eden gözleri mükemmel yaşantısıyla etkilemesi ve onları gönülden fethetmesi yatmaktadır. Çünkü o¸ kendi hayatını Rasûl’ün hayatına rabtetmişti. Müslüman olmadan önce görüşmeler yapmak üzere sahabilerin yanında bulunan Ebû Sufyan¸ ezan sesini duyan müslümanların uykularından fedakarlık göstererek sabah namazını kılmak için adeta seferber olmalarını hayretle karşılamış ve neden böyle davrandıklarını Hz. Abbas’a sormuştu. Hz. Abbas ise sahabenin peygambere olan sevgisini ve onun gibi olma çabalarını çok güzel özetlemişti: “Rasûlullah onlara yeme içmeyi terk ederek açlıktan ölmelerini emretse¸ onu da yaparlar.” Bu sevgiden dolayı Abdullah b. Ömer¸ Hz. Peygamber’i bir ay süreyle sabah namazlarında takip etmiş ve hangi sureleri okuduğunu bellemiştir.
Hz. Peygamber Bedir savaşı kararını alırken sahabilerinin kendisine olan desteklerini hatırlayalım. Mikdad b. Amr şöyle demişti: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın sana emrettiği yöne git! Biz İsrailoğulları gibi “Git ve rabbinle birlikte savaş¸ biz sizi burada bekliyoruz” (Maide 24) demeyiz. Bilakis “Git ve rabbinle birlikte savaş; biz de son nefesimize dek sizin yanınızda savaşacağız” deriz.” Sa’d b. Muaz da şunları söylemişti: “Ya Râsûlallah! Biz sana iman ettik. Allah tarafından getirdiklerinin hak olduğunu tasdik ettik. Sana itaat edeceğimize ve uyacağımıza söz verdik. Bu nedenle ne dilersen onu yap. Seni gönderen Allah hakkı için artık şu denizi gösterip dalsan¸ seninle beraber biz de içine dalarız. Hiç birimiz geri kalmaz. Düşmana karşı durmaktan çekinecek değiliz. Muharebeden geri dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrılmayız. Allah’tan¸ bizden memnun kalacağın işler nasip etmesini dilerim. Hadi¸ Allah’ın bereketini dileyerek¸ yürüt bizi dilediğin yöne.”
Allah¸ sevgili peygamberini ashabının gönüllerine nüfuz etmekte başarılı kılmıştı. Aynı şekilde sahabilerini de¸ hak dinin insanların gönüllerine nüfuz etmesinde muvaffak kılmıştı. Onları ayetleriyle desteklemiş¸ bir yandan da çalışmalarını istemişti. Onlara inen ayetler bize de hitap ettiğine göre¸ hem kendimizi hem de çevremizi kurtuluşa erdirecek rabbin nusreti¸ bizlerin çabasına bakmaktadır. Okuyadurduğumuz şu ilahi buyruklar bizden de icabet beklemektedir: “Ey inananlar! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz¸ O da size yardım eder¸ ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed 7). “Allah size yardım ederse¸ sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse¸ O’ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah’a güvensinler.” (Âl-i İmrân 160)
Duygulandığımız anlarda yüreğimiz coşuyor onun sevgisiyle. Göz yaşlarımıza hakim olamıyoruz. İçimiz kabarıyor¸ feverân ediyor¸ titrek ifadelerle “Ahh yâ Rasûlallah!” diyoruz. “Seni vallahi seviyorum ey Allah’ın rasûlü!” sözü dökülüyor dudaklarımızdan. Bir hoş oluyoruz¸ bir ferahlıyoruz¸ bir mutluluk doluyor kalbimize… Onu içten hem de pazarlıksız seviyoruz. Görmesek bile onu hissediyoruz. Çünkü biz gerçekten müminiz.
Seviyoruz sevmesine de¸ yaşantımızda da bunu gösterebilsek. Değmeyin o zaman imanın tadına…

Enbiya YILDIRIM
 

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#2
harika bir yazıydı ALLAHU teala razı olsun kardeşim
Seviyoruz sevmesine de¸ yaşantımızda da bunu gösterebilsek
RABBİM cümlemizi rızası dahilinde yaşayan kullarından eylesin inşeALLAH
PEYGAMBERimiz aleyhisselatu vesselam efendimize layık ümmet olabilmek duası ile
 

Zeynebül-Kübra

KF Ailesinden
Özel Üye
#4
harika bir yazıydı ALLAHU teala razı olsun kardeşim
Seviyoruz sevmesine de¸ yaşantımızda da bunu gösterebilsek
RABBİM cümlemizi rızası dahilinde yaşayan kullarından eylesin inşeALLAH
PEYGAMBERimiz aleyhisselatu vesselam efendimize layık ümmet olabilmek duası ile
AMİN!!:..Keşke gösterebilsek yaşantımızda keşke :(:(:( aff..Emeğinize sağlık..Çok güzeldi..