Merak Edilen Bir Konu 1

Mukeka

Mukeka

Düzenleyici
Moderator
Özel Üye
RUHUN GIDASI ALLAH’I ZİKRETMENİN ÖNEMİ

Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı alimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.

Zikir, daha çok tasavvufi anlamda kullanılır. Tasavvufta da, Allah’ın yüceliğini dile getirmek ve manevî yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz ya da cümleyi yinelemektir. Yüce Allah’ın bilinen güzel isimleri ve tevhid kelimesi (Lâ ilâhe illallah) ile yapılır.
Zikir, “zekere” fiilinin masdarıdır. Aslı “zikr”dir. Türkçe’de zikir diye kullanılır. Zükr kelimesi ile aynı anlamdadır. Çoğulu ezkâr ve zükûr olarak gelir. Zikrâ kelimesi de, zikr’in mübalağası olup çok zikretmek demektir.
Zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur’ân’da üç yüz’e yakın yerde geçmektedir.

Yüce Allah Kur’ân’ın çeşitli âyetlerinde Allah’ı zikretmeyi emretmiştir. Bu âyetlerden birinin meâli şöyledir: “Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin” (el-Bakara, 2/152).
Yüce Allah bu âyette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir, Yüce Allah’ı güzel isimleri ile anmak, O’na hamdetmek, tesbihte bulunmak, Kur’ân’ı okumak ve dua etmektir. Bu çeşit zikri dile getiren birçok âyet vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:

“İşte bu (Kur’ân) da, bizim indirdiğimiz bir zikirdir (öğültür). Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?” (el-Enbiyâ, 21/50).

Kalb ile zikir de, Yüce Allah’ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür.
Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının Allah’ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını Allah’ın yolunda bulundurması ile mümkündür (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul,1986 259 vd.; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 659).

Yukarıda meâli sunulan âyette geçen, “Siz beni anın ki ben de sizi anayım” ifadesi, alimler tarafından çeşitli manalar için yorumlanmıştır. Bu yorumların şöyle özetlenmesi mümkündür:
“Siz beni ibâdet ve itâatla zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve senâ ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim… Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim… Beni, benim yolumda cihâd ederek zikredin ki, ben de sizi hidâyetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlas ile zikredin, ben de sizi sıkıntılardan kurtarmak ve bilgi ile ihtisasınızı artırmakla zikredeyim. Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim” (er-Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, Mısır 1937, IV,143 vd).

Zikrin önemini bildiren ve zikir hakkında emir ve tavsiyelerde bulunan diğer bazı âyetlerin meâli şöyledir:
“Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: “Rabb’imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!…” (Alu İmrân, 3/191).
“Onlar ki, inanmışlardır ve kalbleri Allah’ı zikretmekle (anmakla) yatışır. İyi bilin ki ancak Allah’ı zikretmek (anmak)la kalbler yatışır” (er-Ra’d, 13/28).
Âllah’ın emrine uyan müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, tâata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzi erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte Allah, bunlar için bir mağrifet ve büyük mükâfat hazırlamıştır” (el-Ahzâb, 33/35).

“Ey inananlar, Allah’ı çokça zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin” (el-Ahzâb, 33/41, 42).
Meâlleri verilen âyetlerde görüldüğü gibi, Yüce Allah zikir ehli olan kadın ve erkekleri, müslüman, mü’min, tâat ehli, doğru, sabırlı, oruç tutan, hayır ve sevap ehli, iffetli ve namuslu kişilerle beraber anmıştır.

Hazreti Muhammed (s.a.s) de, “Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah’dır” (İbn Mâce, Edeb, 25) diyerek, tevhid kelimesi ile zikirde bulunmanın islâm dinindeki önemini ifade etmiştir. Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak Allah’ı anmaktır. Onun için Allah’ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhid kelimesi bir bütün halinde, “La ilâhe illallâh Muhammedürrasûlüllah” şeklindedir. Zikirde söylenen la ilâhe illallah, tevhid kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısmıdır. Birinci kısmı, cümlenin ilk yarısı olan “La ilâhe”dir. Manası, “hiç bir ilâh yoktur” demektir. Bu olumsuz kısma “nefy” adı verilir. İkinci kısmı ise, “illallah”dır. Manası,”ancak Allah vardır” demektir. Bu kısmın adı ise, “isbat”tır. Tevhidin bu kısmına tehlil de denir (Necmüddin Kübra, Tasavvufi Hayat, trc. Mustafa Kara, İstanbul 1980, 59 vd).

Tasâvvuf ehline göre, Hz. Muhammed (s.a.s) dört halifeye ayrı ayrı zikri öğretip tavsiye etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a)’a hafî (gizli) zikri, Hz. Ömer ve Hz. Ali’ye’cehrî (sesli) zikri ve Hz. Osman’a da kalbî zikri öğretmiştir (Mehmet Ali Aynî, Tasavvuf Tarihi, 1340,198 vd). Bizim silsilemiz de Hz.Ebubekir(r.a)’den gelmektedir…

Peygamberimiz (s.a.s) başka bir hadiste de zikir hakkında şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar bir araya gelip Allah’ı zikrettikleri zaman, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar ve Allah onları kendisine yakın olan kişilerden kaydeder. “

Ebu Hüreyre (r.a) bir gün çarşıya gider ve oradakilere şöyle seslenir: “Hz. Muhammed (s.a.s)’in mirası camide taksim edildiği halde, siz buralardasınız!..” Çarşıdaki insanlar hemen camiye giderler. Fakat miras diye bir şey göremezler. Ebu Hüreyre’ye gidip şöyle söylerler: “Yâ Ebu Hüreyre, camide taksim edilen herhangi bir miras görmedik.” Ebu Hüreyre onlara; “Neyi gördünüz?” diye sorar. Onlar; “Allah’ı zikreden ve Kur’ân okuyan insanları gördük” derler. O zaman Ebû Hüreyre “İşte peygamberin mirası odur” der (el-Gazzalî, el-İhyâ, Beyrut t.y., I, 296).

Peygamberimiz (s.a.s)’in zikrin fazileti ve onun çeşitli günahların affına vesile olduğuna dair söylemiş olduğu daha hayli hadisler vardır (bk. Muhammed b. Allan, Delilu’l-Fâlihîn, Mısır 1971, IV, 210 vd.).

Meâl ve açıklamaları sunulan bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi zikir, insanı Allah’ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder, Allah’a bağlılığını sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Bununla beraber, insanın gönlüne huzur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.

EFENDİ HAZRETLERİMİZDEN KISA KISA…..
Kalbin huzur bulması da şu ayeti kerime de buyrulduğu üzere ancak zikrullah ile mümkündür.
”Agah olunuz!(biliniz ki) kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur(sükunet) bulur.(Rad Suresi:28)
Herşey arkaya atılacak.Bunu tam becerirse,insana ne şeytan nede nefis tesir edemez.Mevlaya böyle yönelmeyi tarikat ehli bilir.
Onlar,Mevlayı zikir ede ede Allah’a yönelir ve yaklaşırlar.O yönelmede ilerledikçe salikin nazarında dünya ve ahiret yok olur,hatta kendi varlığını bir varlık bilmez.Onun için şeytan ona yaklaşamaz.nefside ona etki edemez.
Şeytan ateşten yaratılmıştır.Nurun yanında ateş yok olur.Bu nedenledir ki mümin sırattan geçerken cehennem şöyle diyecek:Mealen:
”Geç ya mümin’Muhakkak senin nurun benim ateşimi söndürdü.”
Şu ayeti kerimede Mevla Teala şöyle buyurmaktadır:
”Rabbinin ismini zikret ve bütün mahlukattan son derece kesilmekle ona yönel”(Müzzemmil:8)
Bir taraftan kalbindeçarşıdaki gürültüler gibi çeşitli vesveseler ve düşünceler varken,bir taraftan da ‘Allah’,’Allah’ diyorsan,bu,gafletle zikir olur.İnsan sırf Allah’a sığınarak zikir etmelidir.

Peki zikir etmeyince ne oluyor.Mevla Teala mealen buyuruyor ki:
”Her kim Rahmanın zikrinden yüz çevirirse biz ona şeytanı musallat ederiz.Artık o (şeytan),onun yakın arkadaşı olur.(Zuhruf:36)
Her bela her günah zikirsizlik(Allah’ı unutmaktan) ileri geliyor.İmam-ı Gazali Hazretleri:
”Bir lahza dahi zikirden boş kalanı,yumurtanın beyazının sarısını kapladığı gibi şeytan onu kaplar ve ozaman şeytan ona ne istese yaptırır.”buyuruyor.

Allah’ı niye unutuyoruz?Unutmaya hakkımız var mı?
Ger zaman gafil Ez rahman şevi
Ender Andem hemdemi şetan şevii
”Eğer bir zaman Rahman’dan gafil olursan,o zamanda arkadaşın şeytan olur”

Zikir Nedir? Zikir ayet hadis ve kıssaları

Ra’d / 28. Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

Ahzab / 41-42. Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin.

Hadid / 16. İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

Bakara / 152. Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!

Bakara / 200. Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.

Al-i İmran / 191. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru !

HADİS-İ ŞERİF
* Hazreti Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah’ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. AIIahu Teâlayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini “Aradığınıza gelin!” diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar.
Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: “Kullarım ne diyorlar?” “Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana tazim (temcid) ediyorlar” derler.
Rabb Teâla sormaya devam eder: “Onlar beni gördüler mi?” “Hayır!” derler. “Ya görselerdi ne yaparlardı?” “Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta’zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı” derler. Allah tekrar sorar: “Onlar ne istiyorlar?” “Senden, derler, cennet istiyorlar.” “Cenneti gördüler mi?” der. “Hayır ey Rabbimiz!” derler. “Ya görselerdi ne yaparlardı?” der. “Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi.” Allah Teâla sormaya devam eder: “Neden istiâze ediyorlar?” “Cehennemden istiâze ediyorlar” derler. “Onu gördüler mi ?” der. “Hàyır Rabbimiz, görmediler!” derler. “Ya görselerdi ne yaparlardı?” der. “Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı” derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler: “Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!”
Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı: “Onlardan bir melek der ki: “Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi.” Allah Teâla.. “Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar” buyurur.”

* Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim bir yere oturur ve orada Allah’ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise AIIah’tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada AIIah’ı zikretmezse, ona AIIah’tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah’ı zikretmese, Allah’tan ona bir noksanlık vardır.”

* Ebü Müslim eI-Eğarr (rahimehullah) diyor ki: “Ben şehâdet ederim ki Ebü Hüreyre ve Ebü Said (radıyallâhu anhümâ) Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)’in şöyle söylediğine şehâdet ettiler: “Bir cemaat oturup Allah’ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, AIlah’ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar.”

* Hazreti Ebü Musâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde AIIah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir.”

* Hazreti Ebü Hüreyre’nin rivâyetinde şöyle gelmiştir: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri diyor ki: “Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm. O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”

* Ebü Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim yatağına temiz (abdestli) olarak girer ve uyku bastırıncaya kadar AIIah’ı zikrederse gecenin herhangi bir saatinde uyanıp da AIIah’tan dünya veya âhiret hayırlarından bir şey isterse AIIah Teâla, istediğini mutlaka ona verir.”

* Hazreti Muaz İbnu Cebel (radıyallahu anh) anlatıyor: “Kul, kendini Allah’ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir.”

Anmak, hatırlamak, yâdetmek ma’nâlarına da gelen zikir; bazı guruplarda, Allah’ın ad ve ünvanlarının teker teker veya birkaçının birarada tekrar edilmesinden ibarettir. Zikir, Allah’ı münferiden veya topluca anma yollarının (tarikatlar) bazılarında, bazılarında mürşid ve rehberin tayinine göre bazılarında da daha değişik isim ve ünvanlarla edâ edilir.

Zikreden ve zikrinde ısrarda bulunan zâkir, Cenâb-ı Hakk’la mukâvele yapmışçasına hıfz u himâye ve inâyet seralarına alınmış olur ki “ -Anın Beni ki anayım sizi” (Bakara, 2/152) İlâhî fermânı da fakrın ayn-ı kuvvet, aczin ayn-ı gınâ hâline geldiği bu sırlı keyfiyeti ifâde etmektedir.
Yani siz, Allah’ı zikr u fikr u ibadetle yâdedeceksiniz, O da sizi teşrîf ve tekrîmle anacak.. siz duâ ve münacâtlarla O’nu mırıldanıp duracaksınız, O da icâbetle size lütuflar yağdıracak.. siz dünyevî işlerinizin arasında O’nu unutmayacaksınız, O da dünya ve ukbâ gâilelerini bertaraf ederek sizi ihsanla şereflendirecek..

Zikir; anma-hatırlama, belli duaları belli bir sayı ve şekilde okuma, Allah’ı dil ve kalb ile yâdetme ve hayatı duyarak yaşayıp varlığın koridorlarında gezerken hemen her nesneden Allah’a ait bir mesaj alma demektir. Her ne kadar zikir dendiğinde, Esma-i Hüsnâ’dan bazılarını veya bir kısım duaları tekrar etme anlaşılıyorsa da asıl olan kalb ve latîfe-i Rabbaniye’nin bu hatırlama ve anmaya bağlanmasıdır.
Dille yapılan zikirde özellikle Cenâb-ı Hakk’ın isimleri tekrar edilmektedir. Bir mürşidin irşadı ve gözetiminde, o En Güzel İsimler’den bazıları belli bir sayıya göre söylenmektedir.

Zikrullahın muayyen bir vakti yoktur. Zikretme, zamanın her diliminde serbest dolaşıma sahiptir ve herhangi bir hâl ile de mukayyet değildir. “Onlar Allah’ı ayakta, oturarak, hatta yan gelip yatarken de anarlar” (Âl-i İmrân/191) fehvâsınca ne zaman, ne de hâl itibârıyla zikrullah’a tahdid konmamıştır.

Sen bil ki, zikir dört derecedir:
Birinci Derece: Dil ile olan zikirdir. Ama gönül ondan gafildir. Bunun tesiri zayıftır. Lâkin bütün bütün de tesirsiz değildir. Zira hizmetle meşgul edilen dilin fazileti, boş şeylerle uğraşan dilden daha üstündür. Abes şeylerle uğraştırılan ya da hiç bir sele meşgul edilmeyen dil muattal, tembel bırakılmış olur.
İkinci Derece: Bu zikir gönülde olan zikirdir. Ama orada karar tutmamıştır. Gönlü ona karar tutturulur. Eğer bu cehd ve gayret olmazsa gönül gaflette ve nefsin endişesinde olur.
Üçüncü Derece: Zikrin gönülde yerleşmesi, karargâh kurmasıdır. Kalb ancak onunla meşgul olmaktan başka şeylerle uğraşamaz.
Dördüncü Derece: Bu türlü zikir, kişinin gönlüne galip değildir. Belki zikrolunanın zatı galiptir ki, bu da Allahü Teâlâ’dır. Bu ikisi arasında fark vardır. Birinin gönlü zîkrolunanı dost tutar, öteki ise zikri dost tutar, Kemal derecesinde olanı, zikir sevdasının gönülden gitmesi, yalnız zikrolunan zatın, yâni Allahü Teâlâ’nın gönülde kalmasıdır.

Gizli zikir bidat midir? Gizli zikir delili nedir?

Dünyaya İngiliz coşturması ile yayılan vehhabilik fitnesinin Ümmetin içerisinde meydana getirmeye çalıştığı itikat karmaşası insanları yolundan saptırmayı amaçlıyor. Daha öncede belirttiğimiz üzere Türkiye’de selefilik örtüsü altında tağut ile “tevhid” mücadelesi deyip tasavvuf aleyhine çalışır, insanları zikirden ve manevi yollardan alıkoymak isterler.
Sitemiz ihvanlar.net’te bu inkarcılara yaptığımız ilmi reddiyeler ile bir çok hususta çenelerini kapatmıştık. Delillerin zikredilmesi gereken bir husus da “gizli zikir” meselesidir. Bazıları gizli zikrin bidat olduğunu iddia ederler. Biz bunlara kısaca cevap vereceğiz.
Allahu Teala Araf suresi 205. ayet-i kerimesinde buyuruyor ki:
“Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma”
Allahu Teala bu ayet-i kerimede “nefsinden” yani “içinden” zikret buyurmaktadır. Hemen peşinden de “yüksek olmayan bir sesle” zikret buyurmuştur.
Ayet-i kerimenin sonunda ise Rabbimiz “gafillerden olmayın” buyurmuş, böylelikle gafleti giderecek şeyin zikir, zikrin ise gizli ve yüksek sesle olmayanını beyan etmiştir.
İnsan feyzi, rahmeti, sevinci, hüznü, itminanı gönlünde (kalbinde) hissettiği gibi gafleti de kalbinde hissetmektedir….
Tefekkürün, düşünmenin, idrak etmenin mekânı da yine kalptir. Allahu Teala kalbi mühürlenen kafirler hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır.” (Bakara /7)
Kur’an idrak ve zikir mahalli olan kalbe iner:
“De ki: “Cibril’e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah’ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü’minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur.” (Bakara /97)
Dil ile söylenen şey kalp ile idrak edilmiyorsa ancak dilde kalacaktır ve yüzeysel olacaktır. Bir mana ifade etmeyecektir.
Bakınız Allahu Teala kalbi nasıl sorumlu tutuyor:
“Allah sizi, yeminlerinizdeki ‘rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler’den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara /225)
Zikrin en hayırlısı kalpten gizli olanıdır. Çünkü dil ile söylenip kalbe inmeyen yani düşünülmeyen zikrin hiçbir tesiri yoktur. Nasıl ki, manasını düşünmeden veya bilmeden kelime-i şahadet getirmenin kişiyi Allah katında mümin saymaz ise manası düşünülmeyen zikrin de tesiri yoktur.
Dolayısı ile kalp ile zikretmek; hatırlamak gerçek bir zikirdir.
Kalbini Allah’ın zikrine alıştıran kişi dili ile zikretmese de kalbi ile Allah’ı anmaya devam edecektir. Bu sebepledir ki tarikatta ilk olarak kalp zikri verilir. Ancak daha sonra kalp zikri tamamen bırakılmadan dil ile zikre geçilir ve kalp ile dil zikri birleştirilir. Kalp, dil ve bütün beden Allah’ı zikri ile meşgul olur.
Bu konuda elbette daha bir çok şey söylenebilir ve izahatlar yapılabilir ancak biz bu kadarıyla yetinelim ve size bazı delilleri sunalım.
Allahu Teala Araf suresi 205. ayet-i kerimesinde buyuruyor ki:
“Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma”
Ebu Hureyre (Radıyallahu anh)ten rivayet edilen bir hadis-i Kudsi’de Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: “Her kim beni kendi içerisinde zikrederse Ben de onu kendi Zat’ımda (meleklerime bile duyurmadan) zikrederim. Kim de Beni bir topluluk içerisinde zikrederse Ben onu onlardan daha hayırlı (olan melek) cemaat(leri) arasında anarım.” (Buhari, Tevhid: 15, no: 6970, 6/2694; Müslim, Zikir:1, no:2675, 4/2061; Alusi, Ruhu’l-Meani: 6)
Bu hadis-i kudsi şu ayet-i kerime ile de paraleldir:
“Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım.” (Bakara 152)
Damra ibni Habib (Radıyallahu anh)den rivayet edildiğine göre Resulüllah Efendimiz (Sallalahu Aleyhi ve Sellem):
“Allahu Teala’yı dikkat çekmeyecek şekilde çokça zikredin” buyurmuştur. O zaman dikkat çekmeyecek zikir nasıl olur? Diye sorudklarında Resulüllah Efendimiz: “Gizli zikir” (ile olur) buyurdular. (Semerkandî, Bahru’l-ulum: 1/592; İbn-i Mübarek, ez-Zühd, no: 155, sh:85)”
Sa’d b. Malik (Radıyallahu anh)den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu:
“Zikrin en hayırlısı gizli olandır, rızkın en hayırlısı da yeterli olandır” (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, no: 1477, 3/76)
Bu iki hadis-i şerifte de gizli ifadesi “hafî” kelimesi ile beyan edilmiştir. Nakşibendi yolunda da gizli zikre “zikr-i hafi” denmesinin sebebi budur.
Ayeti kerimede zikrin şeklinin “içinden” olması gerektiği Resulüllah efendimiz tarafından “gizli zikir” olarak tefsir edilmiştir.
Başka ayet-i kerimeler de tesirlenen yerin yine kalp olduğunu açıkça ifade etmektedir.
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”(Enfal / 2)
KALPLER ANCAK ALLAH’IN ZİKRİ İLE MUTMAİN OLUR
“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Ra’d /28)
Kalbin mutmain olması Allah’ın zikrine bağlanmıştır. Ancak kalp hiçbir zaman dilin söylediği ile mutmain olmaz. Yani bir kişi sabahtan akşama kadar dili ile Allah’ı zikretse, kalbi ile düşünmüyorsa kalp mutmain olmayacaktır. Kalbin mutmain olması, Allah’ı hatırlaması ile olacaktır. Ve bu hatırlama devamlı surette olursa itminan gerçekleşecektir.
Ayette geçen “zikir”den kasıt Kur’an bile olsa, kişi okuduğu ayeti kalbi ile düşünmüyor ve idrak edemiyorsa kalbi yine mutmain olmayacaktır.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki insanın iç âlemi olan kalp, tesirlenen, itminana ihtiyacı olan, ferahlayan, mühürlenen, iman mahalli, vahyin indiği gizli bir hatırlama mekânıdır. Kalp, insanın iç dünyasıdır ve gerçek dünyasıdır. Kişinin iç dünyası olan kalbi ile hatırladığı şey tam manasıyla hatırlanmış demektir.
Bu sebeple zikrin içten yani kalpten olması, kişinin kalbi ile Allah’ı zikretmesi, zikrin gizli olması övülmüştür.
Dolayısıyla kalp ile gizli zikir dinimizde vardır, meşrudur hatta en faziletli zikir bu şekilde olanıdır… Rabbimiz bizlere gerektiği gibi zikretmeyi nasip eylesin. Bizi gaflet uykusundan uyandıran şu hadis-i şerif ile yazımızı nihayetlendirelim.
İbni Mesud’dan (Radıyallahu anh9 rivayet edildiğine göre, Resulüllah efendimiz, yukarıda geçen ayetin tefsirinde:
“Gafiller içinde Allah’ı zikreden kişi, harpten kaçanlar namına savaşan gibidir.”(Suyuti, ed-durru’l-Mensur: 6/728; Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, no: 9797, 10/16)
 

Üst