“İkindi namazı, kişinin ruh ve bedenine te’sir eden pek çok hastalığa devâ olabilir.”

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#1
İkindi namazı, kişinin ruh ve bedenine te’sir eden pek çok hastalığa devâ olabilir.”​
İlk bakışta abartılmış gibi görünmesine rağmen bu iddia, Kahire’de düzenlenen ve Kur’an-ı Kerim’deki tıbbî gerçekler üzerine yapılan “Milletlerarası İslâm Konferansı”na sunulan bir tıbbî araştırma tebliğinin özüdür.

İkindi namazının devâ olabildiği hastalıklar listesinde yer alan isimler şunlardır:

Hipertansiyon, kardionörozis, aşırı şişmanlık, tirozis, habituel abortus (tekrarlayan düşükler), cinsî iktidarsızlık, dismenore (ağrılı âdet görme), psöriyazis, katarakt, astım ve migren.

Sadece ikindi namazının terkedilmesi sebebiyle kişi’ye te’sir eden ciddî hastalıklar var mıdır? Toplantıya bu teori ile gelen Dr. Zübeyr Kerami, buna “kesinlikle evet!” diyor.

Teorisini açıklamak ve buluşunu daha da aydınlatmak için “Arabia” dergisine yaptığı açıklamada Dr. Kerami, İslâm’ı kucaklama kararının sebepleri arasında en başta gelenin, Kur’an’da “salât-ül vusta”, ya da orta namaz olarak geçen ve İslâm’ın büyük bir mu’cizesi niteliğindeki ikindi namazı olduğunu söyledi. Bu namazdan Kur’an’da iki kere bahsedilmişti. İlki “Bakara sûresinin 238. âyetidir ki, meâlen: “Namaz (alışkanlığınızı) ve özellikle orta namazı titizlikle koruyun) ve Allah’ın huzurunda huşû ile durun” buyurulmaktadır.

İkinci âyetin geçtiği “Asr” sûresi ise, bir yeminle başlar: “Vel-asr; zeval bulan gün hakkı için.” Bazı tefsirlere göre buradaki “asr” tabiri ile ikindi namazının vakti kastedilmiştir. “Ne zaman Kur’an’dan bu âyetleri okusam, özellikle niçin ikindi namazının belirtildiği hususunda hayrete düşerdim” diyen Dr. Kerami bu düşüncesine inandırıcı bir cevap aramakla bir süre uğraştı.

Dr. Kerami, Kur’an’da ikindi namazının üzerinde özellikle durulmasının; bu namazın istirahat zamanına rastgelmesi sebebiyle vaktinde kılınmasının çok zor olduğu gerekçesiyle alâkasını kabûl etmedi. Zira O’na göre sabah ve akşam namazları da, ikindi namazından kolay değildi.

Dr. Kerami'nin, bulduğu sebeplerden en önemlisi, beyinde bir merkez olan vücudun biyolojik saati ile ikindi namazı arasındaki senkronizmdir (eş zamanlılık). Âcil bir durumla karşı karşıya kalındığında gerekli reaksiyonları başlatan kortizon ve adrenalin isimli başlıca iki hormonun ağırlığı bilinmektedir. Bu iki hormon, biyolojik saat içerisinde farklı zamanlamaya sahiptir. İlk plânda bize gerekli olan adrenalindir.

Dr. Kerami, adrenalin te’sirlerini özetle şöyle sıralıyor: “Adrenalin nabzı hızlandırır, kan damarlarını daraltır, aşırı kan basıncına, aşırı ter ve tükrük salgısına sebep olur, kanda alyuvarların sayısını artırır, kanamayı durduran pıhtılaşmayı hızlandırır, ihtiyaç duyulduğunda bütün vücudu devamlı ve güçlü bir aktiviteye hazırlar ve sonunda bütün fonksiyonlar için vücudu normal durumuna (eski haline) getirir.”
Ancak adrenalinin tehlikeli bir tarafı da vardır. Yüksek gerilim ve tekrarlayan korku, “psikosomatik” diye adlandırılan ciddî hastalıklara sebep olabilir. (Gerilim ve korku anlarında adrenalin salgısı çok miktarda artmaktadır. Bunun devamlılığı ya da sıkça tekrarı “psikosomatik hastalıklar” diye bilinen bir grup hastalıklara yol açabilir.) Tehlike ve keder gibi durumlar, daha önce bahsedilen reaksiyonları husule getirir.
Dr. Kerami: “Kandaki adrenalin artışının, yukarıda sayılan bütün hastalıklara (hipertansiyon, kardionörozis vb.) yol açan en önemli faktör olduğunu bulduk.” diyor. Bunda en önemli nokta, ikindi namazının bu hormon üzerine nasıl bir te’sir yaptığıdır. “Bu namaz, gerçekten büyük bir te’sire sahip” diyen Dr. Kerami, “İkindi namazı, sayılan hastalıklara sebep olan adrenalin isimli hormonun miktarının düşürülmesine yardım eder” dedikten sonra şöyle ilâve ediyor: “Bu hormon kandaki en yüksek seviyesine öğleden sonra saat 3.00 ilâ 4.00 civarında, yani ikindi namazı vaktinde ulaşır.”

“İkindi namazı, beynin bir merkezi olan hipokampusu uyararak bir gevşeme (rahatlama durumu) hâsıl eder” ve bu sırada parasempatik sistem uyarılıp sempatik sistem baskı altına alınır. Bu olay, sempatik sistemin aktif olduğu vakitte, diğer bir ifâdeyle ikindi namazı vaktinde olursa büyük önem kazanır. “Sinir sisteminin çoğu kere birbirine zıt yönde çalışan iki kısmı olan sempatik ve parasempatik sistemlerden ilki, yukarıda sözü edilen adrenalin vb. hormonlar vasıtasıyla iş gören bir sistem olup özellikle tehlike ve stress durumlarında vücutta hâkim hâle geçer. Parasempatik sistem ise, vücudun normal fonksiyonlarının devamında rol oynar. (Sempatik sistemin te’sirinin uzun sürmesi, ya da sık sık tekrarlamasının psikosomatik hastalıklara yol açtığını yukarıda söylemiştik.)

Dr. Kerami’nin vardığı sonuç şudur: “Bu namaz ruhî faydalar yanında kişiye tıbbî bir korunma da te’min etmektedir.”

Tercüme : Dr. Tevfik ÖZLÜ
 

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#2
Evet bu saatlerde uyumak uygun değildir. Bu vakitlerde uyanık olmak, güzel şeylerle meşgul olmak sünnettir ve sevabı vardır. Ancak kerahet vakitlerinde uyuyan kimse bu sevaptan ve bereketten mahrum kalsa bile günah işlemiş olmaz.

Gece dışında Feylule, Gaylule ve Kaylule olmak üzere üç çeşit uyku vardır:

Gaylule uykusu fecirden itibaren güneş tamamen doğuncaya kadar geçen sürede uyumaktır. Bu zamanda uyumak sünnete uygun düşmez. Çünkü birçok iş kolunda sabahın erken saatlerinde işe başlamak rızkın bolluğuna ve berekete sebeptir. İnsanın işe motive olacağı en aktif zaman dilimi fecirden sonraki zaman dilimidir. Bu dilim, uykuyla geçmemelidir. Çünkü o saatte uyumak işe geç başlamak demek olacaktır ki, bu da iş kaybı, emek kaybı, zaman kaybı, kazanç kaybı, performans kaybı gibi kazancı bereketlendiren birçok ana unsurun devre dışı kalması mânâsına gelecektir. Bereketsizliğin sebebi budur. Fakat öte yandan kerahet vaktinde eğer iş ve yoğunluk uyumayı gerektiriyorsa pekâlâ uyunabilir. Meselâ gece mesaisi yapmış birisi sabah namazını kıldıktan sonra kerahet vaktinin geçmesini beklemeden uyuyabilir. Ve bu sünnete aykırı düşmez. Çünkü adam günlük mesaisini yapmış, sabah namazını da kılmış, kerahet vaktinin geçmesini beklemeye artık dinî bir sebep yoktur. Burada kerahet vakti sadece bir zaman ismi olarak zikredilmiştir. Yoksa mutlak derecede uyku yasağı getiren bir zaman parçası olarak gelmemiştir.

Feylule uykusunda da aynı durum söz konusudur. İkindi namazından sonra güneş tamamen batıncaya kadar geçen zaman dilimi keza birçok iş kolu için en verimli zaman dilimidir. Bu saatte uyumak rızkı da, ömrü de noksanlaştırır. Çünkü insanın günün verimini muhasebe edeceği, ölçüp tartacağı, yarınki gün için yeni plânlar yapacağı, hayat için yeni moral ve motivasyon bulacağı bu zaman diliminde uyumak insanı bütün bu neticelerden genellikle mahrum bırakır. Buradaki uyku sakındırmasının da kerahet vaktine denk gelmesi ile ilgisi yoktur. Zaman dilimi bakımından sakıncalı görülmüştür. Fakat şüphesiz bunun da istisnası vardır: Meselâ, gündüz boyu aralıksız yoğun bir çalışma gösterip akşamdan sonra gecenin bir vaktine kadar yeniden yoğun bir çalışmaya girecek birisi için, eğer bu vakitte biraz boşluk söz konusu olursa, bu kişinin bu vakitte bir miktar kestirmesinde dinen bir sakınca olmaz.

Görüldüğü gibi Gaylule ve Feylule uykuları kerahetle ilgili olarak değil, fakat çoğunluk için zaman dilimi olarak sakıncalı bulunmuştur. Kaylule uykusu olan kuşluk vaktinden öğle sonrası vakte kadar güneşin en hararetli olduğu zaman dilimi içinde yarım saat kadar uyumak ise sünnette tavsiye edilmiştir. Bu tavsiyeyi öğle öncesi giren kerahet vakti delemez. Yani kerahet vakti geldi diye sünnet olan öğle uykusunun yapılamaması söz konusu değildir. Çünkü esasen kerahet vakitlerinde sadece namaz kılma yasağı vardır. Bunun da gerekçesi hadiste açıklanmıştır. Hadisçe bunun gerekçesi, o vaktin, kâfirlerin güneşe secde ettikleri vakit oluşudur. (Müslim, Salatül Misafirin, 294)

O halde kerahet vakitlerinden olan sabah gün doğarken ve akşam gün batarken uyumanın mekruh görülmesinin, bu vakitlerin kerahet vakti olması ile ilgisi yoktur. Bunun gerekçesi, sadece insan fıtratının bu vakitlerde daha performanslı oluşu ve bu performansı negatif olarak uykuda öldürmeyip pozitif mânâda değerlendirme gereğidir. Bu durumda Kaylule uykusu olan öğle uykusu, öğle öncesi kerahet vaktinde yapılabilmektedir.

Kaylule uykusunun tavsiye edildiği saat ise kaba kuşluktan ikindi öncesi zamana kadar geçen saattir. Bu saat kişiye ve iş yoğunluğuna göre ve kişiye özel olarak değişebilmektedir. Belirli bir saat verip itaat ehlini saatle sınırlandırmak doğru değildir.

"Uyku üç nevidir (çeşittir):

"BİRİNCİSİ: Gaylûledir ki,
fecirden sonra, tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır. (Yâni güneşin doğuşundan, yaklaşık 45 dakika geçinceye kadarki zamandır). Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine hadisçe sebebiyet verdiği için, hilaf-ı sünnettir. [Sünnete aykırıdır.> Çünkü rızık için sa'y etmenin [çalışmanın> mukaddematını ihzar etmenin [başlangıcını, hazırlığını yapmanını en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet arız olur. O günkü sa'ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.

"İKİNCİSİ: Feylûledir ki,
ikindi namazından sonra, mağribe (akşama) kadardır. Bu uyku ömrün noksaniyetine, yâni, uykudan gelen sersemlik cihetiyle, o günkü ömrü nevmâlûd, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından, maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, manevî cihetiyle de, o gün hayatinin maddî ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.

"ÜÇÜNCÜSÜ: Kaylûledir ki,
bu uyku Sünnet-i Seniyyedir. Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için sünnet olmakla beraber, Ceziretü'l Arabda, vaktü'z-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tatil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o Sünnet-i Seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü yarım saat kaylüle, iki saat gece uykusuna muâdil gelir. Demek, ömrüne her gün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saat ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor." (Lem'alar, 269)

Demek ki; güneşin doğuşundan, yaklaşık 45 dakika geçinceye kadar geçen zamanda uyumak iyi değildir. Aslolan erken yatıp erken kalkmaktır. Sabah namazını kıldıktan sonra uyumamak, Kur'ân, hadis tefsir, ilmihal okuduktan sonra işbaşı yapmak lazımdır.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Sabahın erken saatlerinde bereket ve başarı vardır."

Son zamanlarda gittikçe artan bereketsizliğin ve başarısızlığın hikmeti bu hadis-i şerifin ışığında aranıp bulunmalıdır. Maalesef televizyon, "erken uyumanın düşmanı" olarak insanın karşısına dikilmiştir. Bu şedit düşmanı alt edip, mümkün mertebe erken yatıp, teheccüd namazına kalkmak, daha sonra güneş doğmadan önce sabah namazına dinç olarak uyanmak ve ondan sonra yatmayıp çalışmaya başlamak lazımdır. Zinde, dinç, çalışkan oluşlarına hepimizin şahit olduğu dedelerimiz ve ninelerimiz böyle yaparlardı. Bu güzel âdet yok olunca, sağlık ta, bereket de, huzur da yok oldu.

İkindi ile akşam arasında yatmamak lazımdır. Herkes bu vakitte yatmanın zararını bizzat tecrübe ederek görmüştür. O vakit yatıp da kalkan kimse sersem gibi olur, bir türlü kendisini toparlayamaz.

Öğle namazını kıldıktan sonra bir müddet yatmak ise çok faydalıdır
 

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#6
yüce yaratıcı hepinizden razı olsun inşaAllah
okuyan gözlerinize rabbim cehennemini haram kılsın

Amiyn Amiyn:gula: