Hicretteki Emniyeti

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#1
Hicret edeceği zaman, evinin dört bir yanı, kendisini öldürmek için can atan insanlarla kuşatıldığında, O:

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدّاً وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدّاً "Biz onların önlerine de, arkalarına da sed koyduk."[1]âyetini okumuş, onların başlarına bir avuç toprak saçmış ve hiçbir endişe emaresi göstermeden aralarından yürüyüp gitmişti.[2] Evet işte, o kadar fütursuz ve o kadar da korkusuzdu.
Daha sonra yolu, Sevr mağarasına uğruyor.. Sevr, gençlerin bile zor çıkabilecekleri bir zirvede bulunuyordu. İşte O, tam elli üçüncü yaşında bu zirveye tırmanmıştı. Zaten bütün hayatı, çile ve ızdırapla geçmişti; bu da bir sonuncusuydu. Şimdi de bu tali"li mağaranın kendi diliyle ettiği davete icabet ediyor, orada birkaç gün misafir kalıyor ve bu mağarayı kıymetler üstü şereflendiriyordu...

Mekke müşrikleri, mağaranın ağzında bekleşiyorlardı. Arada bir metrelik mesafe ya vardı ya da yoktu; ve Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) telaş içindeydi. Çünkü o esnada Allah Resûlü"nün, kendisine emanet olduğunu düşünüyor ve: "Eğer bu emaneti yerine ulaştıramadan O"na bir şey olursa..." diye endişe ediyordu. Yüzü sapsarı kesilmişti. Hâlbuki Allah Resûlü"nün dudaklarındaki tebessümde en küçük bir değişiklik yoktu. O itminan ve emniyet insanı, dostu Hz. Ebû Bekir"i teselli ederek: "Tasalanma! Allah bizimle beraberdir." diyordu..[3] ve tekrar ediyordu: "İki kişi hakkındaki zannın nedir ki, onların üçüncüsü Allah"tır."[4]