el-Muhyî

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#1
el-Muhyî



el-Muhyî, can bağışlayan, sağlık veren, dirilten, kalpleri dalâletten kurtarıp, iman ve zikirle dirilten, hayat veren demektir.
A’râf sûresi (7), 158: “De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın gönderdiği resûlüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü/egemenliği O’nundur.

O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O’dur. O halde Allah’a, Allah’a ve O’nun sözlerine iman etmekte olan etmekte olan o ümmî nebî olan

rasûlüne iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız.”
O, Yüceler Yücesine ruhlar âleminde “Evet, Sen bizim Rabbimizsin” diyerek, verdiğimiz sözü tutup tutamayacağımızı denemek için, Allah, yeryüzünü yarattı ve

binbir nimetle döşeyip, teçhizatlandırdı. Ve yeryüzüne, mahiyeti kendince bilinen, bize ise “gayb” olan bir kitapta, Levh-i Mahfuz’da yazılı bir zamana kadar

da ömür verdi. Hz. Âdem’den bu yana, asırlardır insanoğlu, Allah’ın kendisi için takdir ettiği “ömür” süresince, bu dünya yüzünde ağırlanıp, imtihana

çekiliyor dostlar. İbretle bakarsanız, dünyanın devasa bir kazan gibi dolup dolup boşaldığını görürsünüz.
Bir âlemden gelip, kâinat denizinde yüzen dünya adlı gemide bir süre konaklayıp sonra, yine bir başka âleme göçüşün adıdır hayat!
Anne ve babadan gelen sperm ve ovum adlı iki hücrenin, “ol” emriyle birleşmesinden sonra başlayan, muhteşem yaradılış senaryosunun ilk perdesi, “rahim” adlı

konakta yaşanır dostlar.
“er-Rahîm” olan Allah’ın, o merhamet sağanağı isminin, “anne” adlı sevgili vücuttaki tecelligâhıdır rahimler.
Bir bebeğin doğuşuna tanık olabilmiş şanslılardan iseniz, o doğuma ancak yardımcı olunduğunu, kimsenin; hiç kimsenin gücünün, doğum anını, ne bir dakika öne

ne de bir dakika sonraya almaya gücünün yetmeyeceğini hissedersiniz.
Alınacak ilk nefesin; anne karnındaki üç katmanlı karanlıklar içinden, dünya yüzüne çıkıştaki ilk soluğun bile zamanı belirlidir dostlar. Zira o, ilk nefesle

birlikte, yeni doğan insancığın, hayat takvimi işlemeye başlar.
Mürselât sûresi (77), 20-24: “Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı? Onu sağlam bir yerde oturttuk. Belli bir süreye kadar. Demek ki biçimlendirmişiz. Ne

güzel biçimlendireniz Biz. O gün yalanlayanların vay haline!“
İlk çığlıkla, hayat senaryosunun ikinci perdesi açılır dostlar; sahne dünyadır, bir misafirhane misali ağırlar üzerinde insanoğlunu. Nice imtihanlar, acılar,

ağartır saçları, büker omuzları. Yeri gelir sevinç ve varlık imtihan aracı olur. Son nefes ile de bu perde kapanır...
Üçüncü perde, toprağın “ana kucağı” gibi, insana şefkatle açılmış, serin bağrında açılacaktır. Dünya hayatını, Rabbine kavuşmak ve O’nun rızasına kavuşmak

için yarışmakla geçirenlere, Yüce Allah, hayatları boyunca Muhyî isminin tecellilerini sunar.
Hz. Allah, Rûm sûresi (30)’nde (50): “Şimdi bak Allah’ın rahmetinin eserlerine! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri

diriltir. O her şeye kâdirdir.” buyurarak, ölü gönülleri diriltecek tek kudretin Kendisi olduğunu anlatır kullarına.
Medeniyetimizde kulaklarını hakikate tıkamış olanlara “sağır”; kalp gözü körelmiş olanlara, hakikati fark edemeyenlere de “kör” denilir dostlarım.
Rûm sûresi (30)’nde (52): “Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti, arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.” buyrularak, O merhametli

Resûle teselli verilir.
Allah’ın gönüllere yağdırdığı “rahmet yağmurları” vardır dostlar. Rahmet yağmurları çorak, kuru bir toprağın dirilişi gibi canlandırır gönülleri. Yüce

Yaradan, kullarını günâh kirlerinden gözyaşları ile arındırır.
O Muhyî olanın bir rahmet nazarıyla, küfür karanlıklarından, hidayet nuruna kavuşulur, bilir misiniz?
Sen, ey el-Muhyî olanım!
Sen, ey Sahibim, Yaradanım!
Can verdin, soluk verdin, ömür verdin yaşattın!
Yardım et şu kuluna, ömrünün son anında!
Son anımda “Yaşamım senin için, namazım senin için” diyenlerden olayım.
İzin ver fakirine, Sana yüreğimi sunayım!