el-Metîn

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#1
el-Metîn



el-Metîn, son derece güçlü olan, kuvveti azalıp gevşemeyen, hiç eksilmeyen, çok dayanıklı olan demektir.
Zâriyât sûresi (51), 58: “Şüphesiz Allah’ın kendisi, rızık verendir, Metîn (sağlam olan), kuvvet sahibi olandır.”
Bu isim, Cenâb-ı Hakk’ın kuvvetini ve saltanatındaki sonsuz gücü anlatır dostlar. Bu isim, evrendeki icraatlarının hiçbirisinin O’na yorgunluk ve külfet

getirmediği O Yüce Gücü anlatır. Rızık bekleyen milyarlarca yaratığa zamanında ulaşır rızıkları. İhtiyaç içindekinin ihtiyacı görülür, her birinin amel

defteri ayrı ayrı tutulur ve kâinattaki o muhteşem düzen, bir saatin çarkları; çarkların dişlileri gibi birbirine bağlı döner durur. Bu işlerin hiçbiri O’na

zor gelmez!
Her türlü tabiat olayları, mevsimler, aylar, yıllar, seneler, birbirini gayet büyük bir intizamla takip eder. “Ol” emrini almış olanlar dünya sahnesinde boy

gösterir, vazifesini tamamlayınca da, O Yüce Kudretin emriyle ölüme yürür.
Hiçbir şey O’nun gücüne, kuvvetine karşı koyamaz.
O’nun saltanatına sığınmaktan başka güvenli bir yol yoktur dostlarım. O, mü’minleri her türlü sıkıntıdan, belâdan kurtaracak tek dost, tek kuvvettir.
Hz. Nuh, tufan başlayıp, kendisine iman eden mü’minlerle birlikte gemiye bindiğinde, oğlunun inkâr edişindeki ısrarı yumuşatmak ve bir baba sevgisi ve ruh

inceliği ile yavrusunun ebedî hayatını kurtarmak gayesiyle onun gemiye binmesini istemiş, oğluna adeta yalvarmıştı dostlar:
Hûd sûresi (11), 42-43: “Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı:

“Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!” O, dedi ki; “Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım.” Nuh da “Bugün Allah’ın merhamet

ettiğinden başkasını, Allah’ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur.” dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.”
O, el-Metîn’dir dostlar. O, son derece güçlü olandır. O, “...Ey yer suyunu yut ve ey gök sen de suyunu tut!...” (Hûd sûresi (11), 44) buyurarak, yerlere,

göklere hükmeden hükümdardır. Güç ve kuvvet sadece O’nundur.
Zümer sûresi (39), 67: “Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Hâlbuki bütün yer kıyamet günü O’nun avucunda (tasarrufunda)dır. Gökler de kudretiyle

dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.”
Seni tanımaya, seni anlamaya, seni öğrenmeye ve sana kul olmaya koşuyoruz ya Rabbi! Bizi, seni tanıyıp, bilenlerden eyle. Bilmek, sevmek ve bildiklerimizi

uygulamak istiyoruz... “İlim, aşk ve istikamet” oldu şiarımız.
Bizi, bilenlerden, bilip de sevenlerden, her emrini severek yerine getirenlerden eyle. Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok yerde “Namazı kılın, zekâtı verin.”

buyuruyorsun. Bizleri, namazlarını “sevgiyle” eda edenlerden ve senin için “veren el” olanlardan eyle.
Sevgiyle kıldığımız namazlarımızı miraç, bir secde anımızı da vuslat eyle.
Âmîn.