Dinamik bir misyon olarak siyaset ve Ahrarlar

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Dinamik bir misyon olarak siyaset ve Ahrarlar
23 Temmuz 2011 Cumartesi 06:24
Malum olduğu üzere, Risale-i Nur’da iman eksenli okumalara ağırlık verilir ve dar dairedeki vazifenin önemi çokça vurgulanır. Geniş daireye nazar ederken, kesret-vahdet dengesi ile nazar edilmesi istenir. Bu dengeyi korumak için geniş daireye kamet-i kıymetince değer vermek, layık olduğundan daha fazla ehemmiyet vermemek gerekmektedir.
Üstad Bediüzzaman, müsbet hareketi nur-topuz kavramları çerçevesinde inceler ve tüm eller ile nurun tutulması gerektiğine vurgu yapar. Siyaset ile olan iştigali bireysel iştigal mesabesinde tutulması gerektiğini söyler.
Bu konuda Lahikalarda özellikle de Emirdağ Lahikası'nda çok güzel mektublar vardır. Bu mektupların büyük çoğunluğu iman hizmetine dönük mektuplardır. Emirdağ Lahikasında geniş dairedeki siyaset ile ilgili olan mektup sayısı 11-12’dir. Dolaylı olan mektupları da sayarsak bu rakam 25 civarında olur. Halbuki Emirdağ lahikasında bu sayının 10 katı kadar mektup yer almaktadır. Bir zamanlar yaptığım araştırmaya göre Üstad’ın siyaset ile ilgili yazdığı yazıların sayfa adedi toplam eserlerinin içerisinde yüzde 2-3 civarındadır. Esasen doğrudan siyaset ile ilgili yazdığı yazılar toplam içerisinde yüzde 1 civarındadır. Ama dolaylı konuları da, Hutbe-i Şamiye’yi, Münazarat’ı ve Sunuhat’i da ekleyince yüzde 3 civarında olduğu söylenebilir.
Bu oranlar, Kur’an-ı Kerim’in taksimatı esas alınarak oluşturulduğunu düşünüyorum. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de büyük bir oranda iman, ahiret ve ibadet konuları işlenmektedir. Dünyevi meselelere bakan ayetler çok az bir oran teşkil etmektedir.
Bu oranları biz de hem hayatımızda hem de zihnimizde esas almalıyız.
Bu oranlardan hareketle yazdığımız yazılardan bazılarını direkt siyasi analizlere ve toplumsal meselelere ayırabiliriz diye düşünüyorum.
SAKIZ OLAN KAVRAMLAR
Öncelikle Üstad’ın müteaddit defa sözünü ettiği “Ahrar misyonu”nu iyi tarif etmemiz gerekir. Bu misyon, isminden de anlaşıldığı üzere hürriyetçilik misyonudur, yani bugünkü sevimsiz tabirle özgürlükçülük misyonudur.
Bu misyonu, salt bir parti üstüne bina etmek, siyaseti statik bir yorumla dar bir çerçeveye hapsetmektir. Statik partiler, geçmişte de bugün de hep konjonktürün esiri olmuşlardır ve ana kemalist çizginin çizdiği rolün dışına çıkmamışlardır.
Halbuki, siyaset dinamik bir şeydir. Herhangi statik bir duruş, siyasetin dinamik yönünden kopuş getirir. İşte CHP, siyasetin statik çarkından kurtulamadığından bir türlü iktidar yüzü göremiyor.
Dinamik yüzde halkın sürekli analizi, sosyal araştırmaların yapılması, halkın değerlerinin önemsenmesi ve bu değerlere saygı duyulması, tüm kesimlerin hak ve hukukunun gözetilerek politikaların geliştirilmesi, kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi başkalaştırmaya dönük politikalara sapmadan temiz siyaset yapılması gibi unsurlar vardır.
Halkı iyi analiz edemeyen ve halkın değerlerinde kopan bir parti eninde sonunda statikleşir ve demokrasi dışındaki yollara sapma ihtiyacı hisseder. Çünkü, bir parti kendisini demokrasi içerisinde konumlandırmayı başaramayınca, anti-demokratik yollar içerisinde çıkar gözetmeye odaklanır ve demokrasi dışı yollar için paslaşmaya başlar.
Demokrasi içerisinde kalan partiler ise dinamik bir siyaset izleyerek sürekli yeni politikalar geliştirmeye, halkın isteklerine yoğunlaşmaya başlarlar.
Bu partiler arasında bir tür halef-selef ilişkisi oluşmaz. Çünkü, halet-selef çizgisi için partilerin ana akımlarının korunması gerekir.
Mesela, Ahrar fırkası ile Menderes’in Demokrat Parti’si arasında nasıl bir benzerlik var sizce?
Her iki partide aynı kadrolar yer almış mıdır?
Mesela Prens Sebahattin hiç Demokrat Partili olmuş mudur?
Ya da 1931 yılında 1945 yılına kadar kesintisiz 14 yıl boyunca CHP içerisinde yer almış ve uzun süre mecliste Katiplik yapmış Merhum Adnan Menderes’in Ahrar Fırkasına bir bağlılığı var mıydı?
Bu sorulara verilecek cevaplardan da görülecektir ki Ahrar Fırkası ile Demokrat Parti arasındaki Üstad’ın bir mektupta kurduğu bağ organik bir bağ değildir. Bu bağ her iki partinin hürriyetçi bir meyil göstermesinden kaynaklanır.
Ahrar Fırkası ile Demokrat parti arasındaki ortak bir kişi seçmek zorunda kalırsak bu kişi ister kızın ister kızmayın Celal Bayar olacaktır. Çünkü Celal Bayar, ittihat ve terakki zamanında da, CHF zamanında da Demokrat Parti zamanında da Prens Sebahattin’in lideral fikirlerine yakın bir kişi olmuştur. Hatta, 1980’lerde kendisi ile yapılan bir röportajda “Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında nasıl bir fark vardı” sorusuna kendisi; “ikimiz de pilav yapıyorduk amma bizim pilavımız daha güzeldi” diye cevap vermiştir.
Aslında, CHP’nin pilav yaptığı görülmemiştir. Ya da pilav yapmışsa da bu pilavdan halk istifade edememiştir. Halkın istediği şey daha iyi pilavdan ziyade birkaç kaşık pilavdır. Halk pilavın iyi mi kötü olduğunu düşünecek halde değildir. CHP, tüm enerjisini “vatandaş”ın rahatına ve emellerine ayırmıştır.
İlginç olan bir husus şudur ki, Demokrat Parti kadrosunda önemli bir yer edinen ve Kurucu Genel Başkanlığını yapan Celal Bayar’ın bu misyondan habersiz olması, salt liberal bir bakış açısıyla CHP ve Demokrat Parti arasındaki farkı küçümsemesidir.
Diğer taraftan, Prens Sebahattin ise Hanedan’a yakın olduğu iddiası nedeniyle CHF zamanında ülkeye bile sokulmamış ve gurbet ellerde büyük sıkıntılar çekerek 1948 yılında vefat etmiştir. 1945 yılında kurulan Demokrat Parti hakkında bir malumat sahibi olup olmadığını bilmiyoruz. Ama hayatın son döneminde büyük bir sıkıntıya düçar olduğunu maalesef biliyoruz.
Ama Demokrat Parti’de hakim renk nedir diye sorarsanız bu partinin Kurucu Genel Başkanı ve sonraki dönemlerde de Başkanı olan Celal Bayar değil Adnan Menderes hakim renktir.
DP içerisinde dört eğilim yer almış, bir çok renk kendini göstermiş ama son kertede Adnan Menderes partinin hakim rengi olmuştur.
Mamafih, bu Adnan Menderes’in yıllarca Mustafa Kemal’in yanında yer almış olduğunu ve O’nun katipliğini yapmış olduğunu ve sonradan ise değişerek demokrat olduğunu kayd etmek isterim.
Yani, Adnan Menderes, sonradan değişerek demokrat olmuştur. Demek ki, değişerek demokrat olmak mümkündür.
Demek ki statik değil dinamik bir siyaset izlemiş ve şartlar değişince kendini geliştirerek demokrat bir çerçeveye geçiş yapmıştır.
Bu geçiş iyi bir geçiş olmuştur. Bu sayede ülkemiz kalkınmış ve nispeten daha demokratik bir düzene geçilmiştir.
KADRO HAREKETİ NE OLA Kİ!
Demokrat Parti bir kadro hareketi değildir. İçinde yer alan kadroların yüzde 90’ı demokratlıkla ilgisi olmayan kişilerden oluşur. Ama partinin yüzde 10’unu oluşturan kesim partiye kendi rengini vermiştir.
Bunlar içerisinden de 3 kahraman, şehadet mertebesine ulaşmıştır. Geriye kalanlar ise menfur 1960 darbesinden sonra çil yavrusu gibi dağılmışlardır.
Demek ki Demokrat Parti diye bir misyon yoktur. Esasen Ahrar Fırkası misyonu diye bir misyon da yoktur.
Ortada bir misyon vardır. Ama bu misyon bir parti misyonu değil demokrat ve hürriyetçi bir misyondur.
Bu misyon kişiler ile kaim değildir. Dolayısıyla kişiler de değişebilir de partiler de.
Mesela Ahrar Fırkası hiç bir maddi katma değer oluşturmamış, esasen tam olarak partileşememiş bir harekettir. Bu hareketin somut projeleri yokken fikirleri önemli bir yer edinmiştir.
Ama Demokrat Parti kurulurken kimse “biz Ahrar Fırkasının devamıyız” dememiştir. Hatta, sonraki yıllarda da DP üstünde Ahrar Fırkası etkisi olduğuna dair elimizde somut bir delil bulunmamaktadır.
Demokrasi konusunda ve insan hakları konusunda DP’nin attığı adımlar tarihsel etkiler çerçevesinde atılmış adımlar değildir, bunlar oldukça pratik adımlardır.
Yani Ahrar misyonu diye bir misyon varsa bu misyon Ahrar Fırkasından kaynaklanan statik bir hareket değil, hürriyeti yüceltmeye dönük her hareketin oluşturduğu katma değerden beslenen dinamik bir ruhtur. Üstadın tanımladığı ruh bu ruhtur.
Yoksa siyasi hayatı sadece 6 ay sürmüş ve tamamen İngiliz partilerinin görüşlerini esas alınarak kurulmuş Ahrar Fırkası’nın hiç bir varlık göstermediği ve hatta tek bir milletvekili bile seçtiremediğini göz önüne alınınca Üstad’ın kastettiğinin parti olmadığı ama bir akım olduğu anlaşılır.
Zaten Ahrar Fırkasının bazı görüşlerini bugün hiç bir Nur Talebesinin kabul etmesi mümkün değildir. Mesela, “federasyon manasında kullandıklar adem-i merkeziyet” fikri veya “İngiliz kültüründe olduğu gibi bireyin kutsanması” fikri gibi fikirlerin kabul görmesi pek mümkün gözükmüyor.
Ahrar Fırkası ile Demokrat Parti arasında şu farklar bulunmaktadır;
1-Ahrar Fırkası, İttihat ve Terakkinin içinden çıkmıştır. Kurucularının büyük çoğunluğu İttihad ve Terakki kökenlidir. Demokrat parti de Cumhuriyet Halk Fırkası içerisinden çıkmıştır. Dörtlü takriri yayımlayan 4 kişi de CHP içerisinde çok önemli görevler üstlenmişlerdir. Celal Bayar, Başbakanlık yapmıştır. Adnan Menderes, 14 yıl boyunca Meclis katipliği yapmıştır. Refik Koraltan, 1935 yılına kadar kesintisiz bir biçimde milletvekilliği yapmıştır CHP’de. Fuad Köprülü de 1934 yılından itibaren CHP milletvekilliği yapmıştır.
2-Her iki parti de hürriyeti savunmuştur. Biri İttihat ve Terakki’ye karşı, diğeri CHP’ye karşı.
3-Demokrat Partinin bir Genel Başkanı ve bir lideri vardı. Genel Başkanı Celal Bayar ve lideri Adnan Menderes idi. Ahrar Fırkası’nın ise Başkanı yoktu ama Prens Sebahattin lideriydi.
4-Ahrar Fırkasında İngiliz etkisi bariz idi. Fırkanın dokümanları ingilizceden tercüme edilmiş ve pek de değiştirilmemişti. Demokrat Parti kurulurken Amerikan etkisi vardı ama zamanla Adnan Menderes’in hakim renk olmasıyla bu etki kalmadı. 1946 yılındaki çok partili sisteme geçişteki asıl maksat ABD’yi memnun etmek idi. Kurulan Demokrat Parti, ilk zamanlarında ABD’den maddi ve manevi destek görmüştür. Kore savaşına asker gönderilmesi, yabancılara petrol arama izni verilmesi bu ilişkilerin sonucudur.
5-Ahrar Fırkası, İttihad ve Terakki Cemiyetinden fikri bir kopuş yaşayarak doğdu. Ama Demokrat Parti, CHF’den maddi bir meseleden dolayı ayrıldı. Toprak reformu gibi akıl dışı bir çalışmaya karşı 4 toprak ağası ayaklandı ve bunlar bir parti kurdular.
Bu farklar dışında her iki hareketin bazı ortak noktaları da vardır.
a-Bu ortak noktaların en önemlisi her iki hareketin dinamik olmasıdır. Ama Demokrat Parti daha kalıcı bir etki oluşturmuş, daha kalıcı eserler ortaya çıkarmıştır.
b-Ama, her iki hareket bir hürriyetçi akım hareketidir. Yoksa kadro hareketi değildir. Adnan Menderes’in en yakınındaki kişilerin bazıları bile Menderes’i 60 darbesinde yalnız bırakmışlardır ama aradan yıllar geçince O’nun siyasi mirasından nemalanmak için ortaya çıkıp çeşitli iddialarda bulunmuşlardır.
Esasen bu kadro hareketi iddiası çok temelsiz bir iddiadır. Hiç bir siyasi parti hareketi kadro ile ayakta durmaz. Siyasi partiyi ayakta tutan halka vaad ettiği geleceği inşa programları ve projeleridir. Gelecek ile ilgili halkı umutlandıran ve ikna eden proje ve programı olmayan siyasi partilerin istediği kadar güçlü kadroları olsun, bu kadroların varlığı hiç bir mana ifade etmez.
Kadro derken de genelde bilinen, meşhur şahsiyetler kastediliyor. O bilinen zatlar başarılı olamamışlarsa demek ki yetersiz kişilerdir. Meşhur olmaları, geniş kitleler nezdinde biliniyor olmalarının hiç bir kıymeti harbiyesi bulunmamaktadır.
Demokrat Partiden sonra ortaya çıkan Adalet Partisi de çok ilginç bir partidir. Bu Partinin Demokrat Parti ile olan ilişkisini daha sonra irdeleyeceğiz.
 
Üst