Bilmiyorum

  • Konbuyu başlatan AhDe_VeFaLi
  • Başlangıç tarihi
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#1
BİLMİYORUM
Bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum. Çünkü bildiklerim
ve bileceklerim beni korkutuyor. Sorular cevaplarından
uzak bir yerlerde beynimi kurcalayıp dururlarken
nedenleri merak ediyorum sonra. Ama
bilmiyorum..bilmekte istemiyorum.
Ne yapmam gerektiğinide, nasıl tepki göstermem
gerektiğinide bilmiyorum. Çünkü kimse bana öğretmedi.
Belkide ben öğrenmek istemedim. Bazı şeylerin sadece
bana özel olmasını istediğimden olsa gerek,
hedeflerime hiç ulaşamadım. Hedef yada amaç ..herneyse
unutuldu. Bir anda ulaşılamaz yapıldı. Engellerin
görünen yüzlerine saygı duyarken, düşmanlarımın ne
kadar içten ve yakın olduklarını tahmin edemedim.
Olmadı, yapamadım. Kocaman bir kaybeden kişilik olarak
yaşamak zorunda kalmak, yaşamayı ölüme tercih etmek,
yada hayatta bir kez olsun sadece kendim istediğimden
bişeyler yapabilmek için kendime öncelikle herşeyi ve
hiç yalan söylemeden anlatmam gerekdi. Anlatmalıydım
herşeyi, anlatacakdım. Bundan sonrasında hayata dair
yeni planlarımda hep bu anlatılanları örnek alacağım.
Ders almayı becerebilmiş miyim diye merak edip her
yanlışı tek tek incelemek ve herşeyi oluruna
bırakmadan önce son kez bir şeyleri yönlendirmeyi
istiyorum. Seçtiğim yol seçme zorunluluğum olarak
kalmamalı. Onu gerçekten ben seçmeliyim. Kendim için
alacağım keskin kararlardan yalnızca ben sorumlu
olabilirim. Bu durumda suçluda yanlızca benim. Hiç
yalnız olmadımki diye düşünürken çevremde gezinip
duran onca şeyin hiç olduğunun farkına varmam uzun
sürmedi. Hiçbir şey istediğim gibi devam etmesede
aslında herşeyin düzenin gerektiği gibi yani kendimin
dışındaki insanların istedikleri gibi oluştuğunuda
biliyorum artık. Yenildim. Bu çok açık ve tartışılmaz.
Hayatıma kendi sorumluluğum altında yenildim. Onun
ağırlığını taşıyamıyorum artık. Aslında kendimi bile
taşıyamıyorum. Bir zavallıya dönüşmemi elimden
hiçbirşey gelemez durumda seyretmek zorunda kalmam
ölümden bile büyük bir acı ile beni karşı karşıya
bıraktı. Önümde geriye kalan seçeneklerim de sadece
ölümümüm şekli yada geri kalan kısa ömrümü nasıl
yaşayabilecek oluşum. Bunların dışında bana seçenek
diye gözükenler ise sonunu çok iyi bildiğim karanlık
mağaraları andırıyorlar. Ne ben onların içine girmek
gibi bir cesaret gösterebilirim nede onlar bunu
yapmama izin verirler. Görünürde seçeneklerin bol
olduğu ama aslında hiçbir seçeneğin olmadığı, acımasız
ve kararsız bir dünyada yaşıyorum. Kimse neden
yaşadığının farkında değil. Kimse kaybettiklerinin
yada kazandıklarının hayatın tümü karşısında aslında
ne kadarda küçük olduklarının da farkında değil.
Herkes sadece yaşamak istiyor. Ama “neden?”, eminimki
onlarda bilmiyor. Bu kadar kargaşayı, bu kadar canlı
cesetleri alt tarafı bir içgüdünün oluşturmasıda
sonsuz bir umutsuzluk veriyor. Amaç yada amaç gibi
görünen aptal anlık amaçlar umutsuzluğun keskin
bıçağıyla delik deşik olmuşken birşeyler beklemek,
birşeylerin kendiliğinden olmasını beklemek, rahatlığı
şansta aramak, sevgiyi sevgisizliğe dönüştürmek hep
kendi seçimim oluyorlar. Sevgiye olan açlık ve
gereksimimi her ne kadar hissedebiliyorsamda,
yaşadığım hiçde küçümsenemeyecek acı dolu olaylar
nefreti benim için sevgiyle yer değiştirdi. Gerçek
sevgiyi değil gerçek nefreti aramaya başladım. Bu
öylesine bir nefret olmalıki bu nefrete layık olan şey
kendisine öldükten sonra bile vurmaya devam edeceğimi
bilmeli.
Gerçek olan tepkisiz kalamamamdı. Göz de yumamıyordum,
hoşgörü de sağlıyamıyordum. Yeteneksizdim belkide. Ama
limite ulaşmış tahammül yada kemirilmekden artık
iskelete dönmüş sinirlerim bana sadece nefret
etmelisin diyor. Herşeyden...kendimden bile. Sonrada
zarar vermeliyim. Bu onların aptal intikamlarına
benzememeli çünkü değiller. Eğer o şirin bebek bana
gülümsemeyi keserse, yada onun bana bakmadığı bir anda
canilik neymiş gösterebilirim. Ama ya bakarsa. Ya gül
yine sabah gördüğü ilk ışıkla o muhteşem yapraklarını
açarsa. Ne yapabilirim o zaman. İyiliğin kötülüğü
yenmesini oturup büyük bir sabırla beklemeli
miyim,yoksa bunun içinde bizzat bulunup yardım mı
etmeli. Benliğimden bile şüphe duyarken hangi tarafata
olduğumu bir türlü kestiremiyorum. Yok etmek sadece
kendim için kolay ama sonrasında hep sorular dökülecek
yok olan varlıklardan. Vicdan azabı yaratmasalar bile
düşündürecekler en azından. Gözümün önünden nefes alıp
vermeye devam ettiğim sürece çıkmayacaklar. Hiçde
istemediğim bir güce sahip olmayı, geleceği hep doğru
tahmin etmeyi en az yaşam kadar kurtulmak
istediklerimden. Aslında düşüncelerimi bile
yönlendiremiyorum. Çünkü onlar zaten yazıya geçmeden
önce yönlerini bulmuş oluyorlar. Bıkkınlık da tamamen
umutsuzluğun bir alt nedeniyken hala ağlayabilmem,
birşeylere yok edildiğini sandığım duygusal tepki
verebilmem, hatta öksürüp ses çıkarabilmem bile bir
mucize. Düşünüyorum neden mutluluklar hep bu kadar
kısa sürer diye. Neden hep umutla beklenen yazlarda
olur bu duygusal patlamalar. Ve ben neden hep bu
zamanlarda nefretimi çıplak bir şekilde görürüm. Sorun
neydi acaba. Gerçek sorun neydi onu bile unuttum.
Hiçbir neden bulamıyorum. Aramak bile sıkıcı artık.
Varlıklarından şüphem yok ama artık nerede oldukları
umrumda bile değil. Kendi isteklerim doğrultusunda
bulduğum çoğunlukla saçma nedenlerime bağlılık
yeminini çoktan ettim. Bundan sonra bana “işte neden
bu” diye sunulacak herşey doğru bile olsalar anında
reddedilecek. Çünkü doğrular benim düşündüklerim.
Sizin doğrularınız değil.
Ne istiyorum ben? İstek neydi acaba? Nerede düşürdüm
onu? Umutsuzluk ve sonsuz nefret beni bu hale sokmadan
önce neleri amaçlamıştım? Herkesinki gibi sıradan bir
hayat yada yine herkesinki gibi başkaları tarafından
oluşturulmuş ve yine başkaları tarafından
yönlendirilecek bir hayat mı? Ne istiyordum acaba?
Özgürlüğün artık komik bir kavram hale geldiği bir
yerde yaşamak mı? Yoksa umutsuzluğu sevgisizlik ile
birleştirip omuzuma ölene dek taşıyacağım bir yük
olarak koymayı mı? Ne istiyordum ben?
Evet bir yolda işte böyle göz göre göre uçup gitti.
Bunuda kaldırabilirim sanki. Ama geride kalan
yollarında elimden hiçbirşey gelemeden uçup gitmesine
seyirci kalamam. Çünkü bu benim sonum olur. Kaybedilen
bu yolda biraz daha korkuyu arttırdı o kadar. Eskiden
korkuyordum ama şimdi çok korkuyorum. Ne olacağını
kestiremiyorum ve hep kötü şeyler seziyorum. Gelecek
korkusunda şimdiki zamanımın korkudan verdiği acısına
dayanamayıp önceden pes etmektende korkuyorum.
İnsanların gözünde önceden ölmekden korkuyorum.
Değersizliğin nereye kadar süreceği merakı içinde
ellerim kollarım bağlı iğrençliklere ve rezilliklere
dur diyemiyorum. Odamın duvarlarının beni ezmek
istermişcesine üztüme üstüme gelmelerine karşı
koyamıyorum. Bazen nefesim daralıyor bazen ben
tutuyorum. Bazende öylesine sinirleniyorumki
birşeylere çok kötü zarar vermek istiyorum. Buda çoğu
zaman çevremdeki en yakın insana yani kendime denk
geliyor. Geçmişde yaşadığım kaoslar yada çelişkiler
yetmezmiş gibi, sanki acıların dostluğunu kabul etmişe
benziyorum. En iyi dostların, gerçek dostların onlar
oluyor. Ve ben yine hiçbirşey yapamıyorum. Beklemekden
başka. Olanları seyretmekten başka. Kırılmış umut
kalıntılarım ancak bunlara izin veriyor. Kendimi
kaybediyorum yavaş yavaş. Ve hala hissedebiliyorum.
Kayboluşumu, gözlerden uzaklaşımışımı, geriye tek ve
küçücük bir iz bırakmadan ayrılacak oluşumu...
pişmanlığımı seziyorum. Yanlışı aramayı sürdürmektense
önceden belirlediğim “işte yanlış burada” noktalarını
örnekler haline getirmeliyim. Bu zaman kazandırabilir.
Ama hiçbirşeyi engelleyemem. Ne düşündüklerimin
sansürsüz bir şekilde dışarı sızmasını nede yok
oluşumu, bilinmeyen uzaklara yolculuğumu engelleyemem.
Çok önceden kontrlolümden çıkan onca şeyin bir
tanesini bile geri getiremem. Geri bile dönemem. Çünkü
her kapı kapalı benim için. Kendi kendimi hapsetmiş
gibiyim. Olduğum yerden, oturduğum koltuktan bir an
için bile ayrılmak istemiyorum. Kimseyle iletişim
kurmayıda istemiyorum. Konuşacaklarımı kendime
saklayıp, şimdiki gibi hepsini yansıtamasamda kendime
anlatmayı düşünüyorum. Farkında olmadan planlarımı
kurmuş oldum aslında. Zorluğu unutmalıyım. Zorları
basitliğe indirgemeliyim. Kimseyi seçtiklerinden
dolayı suçlamamalı ve asıl suçlunun şimdi ve her zaman
hep kendim olacağımı unutmamalıyım. Ben aslında
ölmeliyim. Hemen şimdi.. .
Yoğunlukda beynimde dönüp duran düşünceleri bir sıraya
dizemiyorum. Hangisi en üstteyse önce onu
kullanıyorum. Kendime olan nefretim çaresizliğimden
kaynaklansada diğer çaresiz insanlara sempatiyle
bakmam, hatta onların o haliyle eğlenebilmem nasıl
açıklanabilirki? Hem zaten siz ne biliyorsunuzki?
Paçavra düşünceleriniz, benim için hiçbir anlam
taşımayan araştırmalarınız, sonuçlarınız ve
nedenleriniz hep sizin olsun. Ve bu kadar saçmalık
arasına sizlerde katılın, sonrada hep birlikde ölün.
En azından bazı yeniden başlama şansı doğabilir. Ama
hala değersizliğin ve umutsuzluğun üstesinden ne
gelebilecek bilmiyorum. Şu an sadece gerçekleri
görüyorum. Hayaller epey uzakta. Ve gerçekler hep acı
veriyor. Umudu yiyor, değeri azaltıyor. Ve bu durmadan
tekrarlanıyor. Bende kaybolurken aslında eriyorum. Her
parçam eriyor ve yerde tabaka oluşturuyor. Yakılmayı
bekliyor. Tamamen yok olmayı. Uzaklaşmayı ve bir
dahada geri dönmemeyi. Hatırladığı herşeyi unutmayı ve
silmeyi çok istiyor. Hala ve hala yeni baştan
başlamalı diyor. Ne ve nasıl..? o beni hiç
ilgilendirmiyor. Herşeyin sorumsulusu bensem bile, ben
yinede başkalarını sorumlu tutuyorum herşey için. Ve
bu duruma kendi kendime gelmediğimide düşünüyorum.
Birileri bu aşşağılık sorumluluğu paylaşmalı benle.
Yalnız ancak düşlediğimin yarısını yaşayabilirim.
Yalnız olmuyor...yaşanmıyor. Bu eriyişimi
hızlandırıyor. Kayboluşum dahada acı veriyor.
İzleyenim bile yok..Ve bunun bilincide ölümüne bir
neden daha ekliyor. Gözlerden uzak bir ağaç gibiyim.
Sulanmayı yağmurdan alıyorum ve beslenmeyi toprak
yardımıyla yapıyorum. Kimseye muhtaç değilim ama olmak
istiyorum. Hemde çok. Ölüm sonrasında,kendiliğinden
gelmeli, şimdi değil. Buna ben karar veremem. Herşeyde
olduğu gibi. Onlar karar verir. Onlar olur der ve o
hep olur. Veya ben olacağını hep bilirim.
Davranışlarımı ona göre düzenler, yapmam gerekenleri
plana bu şekilde koyarım. Gerçektende hiçbir art niyet
olmadan yapılmış alayvı tavırlar sonumu hazırlayabilir
ama sadece o gözlerde. Kendi gözlerime göre hala
yaşıyorum. Çünkü kendimi 2 dakikada olsa aynada
yaşarken görebiliyorum. Hıza yetişemiyorum belkide.
Çok istesemde yarış yapamıyorum. Kaybedenin kendim
olduğunu biliyorum yalnızca. Herşey sanki ben doğmadan
önce proglammış gibi. Anlamakda güçlük çektiğim ve bir
türlü erişemediğim herşey önceden hazırlanmış. Benimle
birlikde ve benim haberim olmadan gelişip oluşmaları
imkansız. En azından farketmem gerekirdi.
Gün bazen benim için 2 saate sıkışır. Zaman
kavramındaki günün diğer anları ise önemsiz ve
istenmeyen kayıplardır. Hep o 2 saatin tekrarlanmasını
isterim sonra. Gülücükler, başarılar, anlamsızda olsa
sevgilerle doludur onlar. Bana bu körelmiş yerde insan
olduğumu hatırlatırlar. Bazı şeyleri menfaat uğruna
yapmadığımı, ruhun içlerinden gelen hislerde anlarım.
Birisinin her zaman yanında olmayı istemek, onu
herkesden ve herşeyden üstün tutmak ve sevgiden
başkada birşey beklemeden onu sevmek karanlığı bir an
olsun aydınlığa sokabilir. Ama anlatamamışlığın yada o
ruhu bir türlü dışa yansıtamamdan dolayı onu
sahiplenmek , bir şekilde kendini kabul ettirmek ve en
zoru olan sevdirmek, kalan zamanın kısalığında ve
korkunç ızdırapların getirdiği sabırsızlıkda önce
zorluk gibi görünürler sonrada zorunluluğa dönüşürler.
Yavaş yavaş uğruna ölümü bile göze aldığın hayat
amaçların gülünç duruma gelmeye başlarken bu amaç yani
gerçek sevgiye muhtaçlık ve onu aramak hayattaki en
önemli amacın haline gelir. Kaybetmenin ve hiçliğin
ezikliğini benden daha iyi hissedebilen biri
olamayacağından ve zaten bu amaç dışında ki herşeyde
gözümde sıfır değerinde olduğundan kaybetmek kabusa
dönüşüyor. Acıları inanılmaz bir şekilde arttırıyor.
Kişiliğimden kopmaya, olmayan bir karaktere bürünmeye
başlıyorum. O hep o benle karşılaşıyor. Önünde
bıraksalar korkudan tireyecek biri. Gözlerim hayattaki
en büyük amacıma bakarken ve ona sadece 20 cm.
uzaktayken rahat olamıyorsun. Belkide ulaşamadan
kaybetme korkusunu hissediyorum. Ama zaten ulaşamamam
yani kesin başarısızlık onu kaybetmem anlamına gelir.
Bakamıyorum gözlerine. Bir suçlu gibiyim. Pişman ve
çaresiz. Gücüm kendimin hiçbir parçasını
değiştiremeyecek. Onunla yaşamaya devam ettiğim sürece
duyduğun nefret dahada artacak. Bu nefret beyine
ulaştığında, düşünülenlerdende nefret edilmeye
başlanacak. Ağlamak hiç kimseye sesimi duyuramayacak
ama yinede ağlayacağım. Bu kez kaybetmek istemiyorum
tanrım. Çünkü bu kez gerçekten istiyorum. Bir
başarısızlığı, bir umutsuzluğa daha nasıl
katlanabilrimki. Hangi ben katlanacak bundan sonra?
Kaçıncı canımı istiyorlar? Sesleri ve izleri takip
ederek gelebildim buralara kadar. Ama onlar hep yanlış
yönleri gösterdi. Bundan sonra ben izler ve sesler
bırakmak istiyorum geleceğe. “Bunu ben yaptım....bu
kararı ben verdim” diyebilmek önemli olan. Sonucu ne
olursa olsun, sorumluluğun sende olduğunu bilmek,
nefes alıp vermenin bile senin seçimin olduğunu bilmek
yaşadığım bu korkunç bataklıkta neye yararki? Nefretim
ve sevgim dışında sadece kendimin yönlendirebildiği
birşey var mı?
Boş nedir? Bu kadar boşluk arasında, kaybetme
korkusuyla neden zaman harcıyorum? Gelecekte ne
olacağını bile bilemiyor sadece kestiriyorum. Onu
düşünürken kendimi buluyor ve “kim?” diyorum. O kimdi?

Üzülmemelisin...Çünkü hiçbir sonuca ulşamazsın.
Gözlerin hüznün etkisindeyken göremeyebilir. Hatta
sevinmelisin. Çünkü hala yaşadığın bir hayatın var. O
hayatın içindeki duygular hep üzüntü verici şeyler
olsalarda sen hep yaşadın. Acı bir yaşamdı ama
yaşadın. Birçokda ders aldın. Planların önemini
anladın. Ağlamanın anlamsızlığını, yalnızlığın
acısını. Kendini tanıdın belkide. Mükemmel olamadığını
gördün, ve olamayacağınıda. Acıları haketmediğini
düşünsende sende farkındaydın..;herşey hep senin
yüzünden olmuştu. Hiçkimse sorumlu değildi. Belkide
etrafta sadece sen vardın, ve bunun farkında değildin.

Üzülme artık. Sorunlarına saygıyla yaklaşmayı bil.
Hemen yıkılmak yerine mücadele et. Başını kolay kolay
eğme. Kim olduğunu göster. O olmadığını kanıtla.
Kendini tanıt. Kısaca birşeyler yap... Yerinde sayma.
Sormayacağım. Ve sorgulamayacağım. Ne olduysa, nasıl
olduğunu merak etmeyeceğim. Sadece tahmin edecek ve
bunun beni ne kadar zaman ve ne kadar yiyeceğini
öğrenmek isteyeceğim.Kaybettiğim zamanların
pişmanlığında, üzüntünün yine ellerim ve kollarım
hareketsiz kalmışken gelmesi beni çıldırtıyor. Hiçbir
şey yapamayacağım yine. Ağlayıp seyredecek
sonrada...yine üzüleceğim. Allah'ım, küçücük bir umut
kırıntısı bile yok mu? Niye hep hapis edilen ben
oluyorum. Şanssızlık neden hep beni buluyor..? Benimle
ne probleminiz var?
Ona verebileceğim hayatımdı oysa. Her karesi ve her
nefes alıp verişim. Bunca zaman değerin ne olduğunu
bilmeden bir anda böyle bir değerle karşılaşmak
şaşkınlık yarattı üstümde. Ne yapacağımı bilemedim. Ve
ben farkında bile olamadan o elimden uçup gitti.
Anlayamadığım uzaklara doğru gitti. Ne arıyordu acaba?
Sevgiyi mi yoksa sevilmeyi mi? Anlamları buldu mu
peki? Doğru kararı? Gelecek bu kadar basit değil. Onun
geleceğeni karmaşıklaştırabilirdim. Elde etmek için en
sonuna kadar savaşabilir ve ona bu paçavra yaşamımda
tek değer verdiğim şeyin o olduğunu gösterebilirdim.
Belki o benim yaşamımı önemsemiyordu ve orada değerli
olmasına bir anlam veremiyordu. Oysa bir bilebilseydi
ne anlama geldiğini...onun için neler
yapabileceklerimi...Herşey anlatamamışlığın ve
anlaşılamamışlığın altında ezildi.
Gelecek nedir? Bu kelime neden bana hep korku veriyor?
Yaşadığımın farkında olmama neden olan üzüntüler
olmasa şu an bana ne ifade edebilir? Hiçbirşey. Artık
hiçbir şey beklemiyorum gelecek, geçmiş yada şu ana
dair. Herşeyin oluruna bırakılması gibi. Hangi yönde
gideceklerini kestirebiliyorum zamanlarımın, hepsi bu.
Ne karışabiliyor nede yönlendirebiliyorum. Yaşadığım
zorlukları yada hüzünleri başka zorluklar yada
hüzünlere geçerek, bir şekilde kaçmam yenilmişliği
gösterir. Ama bitmişliği değil. Kaybeden hep ben
olsamda onlarda kazanamıyorki. Kazanan neden
yaşadığının farkında mı? Oluşabilecek acılardan
boşvermişlikle kaçmak, hayata aslında hiçde önemli
olmayan bir kaç aptal amaç uğruna bağlanmak, ve yine
bu hiçlikler diyarında, herşeyin ve herşeyin içinin
boş olduğunun bilincinde emeğin tamamının buna
gideceğini bilmek, yada sadece
hissetmek,hissedebilmek, sonrasında artık geceleri
uyuyamamak, yavaş yavaş ağır bir baskı altına girmek
ve en sonunda onun altında ezilemek, kendini ve
düşüncelerini kaybetmek, umutla birlikte düşünme
yeteneğinide kaybetmek, delirmek, ve en sonunda bir
insan kategorisine girebilmek...Başarısız bir hayat
ölü bir hayat demektir. Sen hala yaşadığını sanırsın
ama yaptığın sadece kaçmaktır.
Sonsuza doğru uzun bir kaçış. Umuda doğru, özgürlüğe
ve gerçek ihtiyaçdan doğan sevgiye. Karşılıklı
sevgiye, aşka, mutluluğa...yada yeni hüzünlere. Ölü
benliğim nereye kadar kaçabilirki? O hiç kaçarken
yorulmaz mı? İstediği yere ulaşabilir mi?
Önemsenmediğini şimdi anlamak, istenmediğini önceden
anımsamak, birine karşılık bekleyerek değer vermek ve
onu istemek hayatın en büyük hatalarını verir sana.
Samimiyetsizlik ve konuşmamazlık birazda geçmişe karşı
duyulan küskünlükden ibaret olsalarda onu hiç
tanımamam ama yakından tanımak istemem onun beni
tanımaması karşısında hiçe dönüştüler. Fırsatım vardı
oysa. Kendimi tanıtabilirdim. Ama neye yararki diye
düşündüm? Yıllardır tanıdıklarıma sanki tanıtabildim


mi kendimi? Başarabildim mi?
Bir şeylerin değişmesini hem korkudan hemde yenilikden


uzak durmamdan istemedim belkide. Hataları herşeyin
kendiliğinden değişmesini beklerken yaptım birer
birer. Ve değişme hep kötü yönlerde oldu. Kötü
başlamamıştım. Ama kötü bitirdim hemde çok kötü.
Sessizliğe yenildim belkide, anlatamamışlığa ezilmem
gibi, anlamsızlığa, anlanamamaya yenilmişliğim gibi.
Sessizlikde içinden geçenler görülebilir diye
düşünürdüm hep. Yanılmışım. Ben biraz birşeyler
görebiliyordum ama onlar hiç göremedi. Sessizliği
başlatan hep ben olurdum. Bozanlarsa hep onlar. Geriye
kalan hüzünlerde hep benim olurdu. Onlar ise hep
kurtulurdu. Hüznün ne olduğunu bilmeden yaşar ve
ölürlerdi. Aslında onların yaşam paylarına düşen hüzün
ve üzüntüler benim üstüme yüklenmişlerdi. Ne olursa
olsun, yaşanan ne varsa, bir şekilde hüzünden farklı
olarak mutlu sona ulaşabiliyorlar, bense acıların
çokluğu ve sürekliliğinin afallığında ne yaptığını
bilmeden sona geldiğimin bile farkına varamıyorum.
Düşünceyüreği
 

A

AhDe_VeFaLi

Guest
#2
Girişi çok güzel yalnız devamını pek beğenmediğim bir deneme yorumlarınıza açık...selam ve dua ile...
 

V

VEHUL

Guest
#3
Selamün aleyküm,


Bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum

Uzayıp giden satırlarda yaşadığınız/yazdığınız onca duyguyu yukarıdaki iki cümle arasında zaten yaşamış/yazmış ve sonlandırmışsınız. Yüreğinizden gelen bu nağmeler için teşekkürler. Selam ve dua ile.
 

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#4
bana göre laf kalabalığı ,umutsuzluk ,nefreti körüklemek için uydurulan bahaneler ,
ümitvari bir yaklaşım hiç yok ,şimdi bu yazının akabinde ümitsizliğin yanlışlarından bahsetme gereği duymuyorum ...hüzün yaşanabilir lakin ümitsizlik bizlere yakışmaz
hüznüde acıyıda dozunda yaşamak gerekir...

acizane ben buna kendi duyguları içinde boğulmak ve
çıkış yollarınıda kendi kendine kapatmak derim

paylaşım için teşekkürler Ahde Vefalım
 

A

AhDe_VeFaLi

Guest
#5
Selamün aleyküm,


Bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum

Uzayıp giden satırlarda yaşadığınız/yazdığınız onca duyguyu yukarıdaki iki cümle arasında zaten yaşamış/yazmış ve sonlandırmışsınız. Yüreğinizden gelen bu nağmeler için teşekkürler. Selam ve dua ile.
Yazı bana ait değil yanlış anlaşılmasın ben okudum ve paylaşmak istedim sadece.
 

Bİtakat

Deneyimli Üye
Kademeli
#8
Konuklar eleştirsin diye yazılmıştı !!!!

Acizane bu kardeşinizden bir tavsiye dost kelamına layık olduğunuz bir kardeşinizle (dost olduğuna eminseniz ama) iki çift lafın belini kırıp şöyle samimi bir hasbihale yelken açın. Konuşurken gece olmasını tavsiye ederim dışarıda yağmur yağarsa bu çok daha iyi olur.Yanınada şöyle tavşan kanı bir çay getirsin. Bu arada belirteyim çay ziyan olacak çünkü siz dertlerinizi anlatırken dostunuza ağlamaktan gözleriniz şişecek. Arkadaşınızda ara ara dalıp gidecek ve kim bilir belki oda iki damla göz yaşı dökecek.

Ruhunuz sıkılmış desem yanlış anlamazsınız umarım. (Sıkı ruh iyidir kolayca çıkmaz şimdi diyelimde latife yapmış olalım bari)

Sen hiç eşşekten düştün mü adlı yazıdaki sorunun cevabını biliyorum.Aklıma geldide
 

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#9
bana göre laf kalabalığı ,umutsuzluk ,nefreti körüklemek için uydurulan bahaneler ,
ümitvari bir yaklaşım hiç yok ,şimdi bu yazının akabinde ümitsizliğin yanlışlarından bahsetme gereği duymuyorum ...hüzün yaşanabilir lakin ümitsizlik bizlere yakışmaz
hüznüde acıyıda dozunda yaşamak gerekir...

acizane ben buna kendi duyguları içinde boğulmak ve
çıkış yollarınıda kendi kendine kapatmak derim

paylaşım için teşekkürler Ahde Vefalım
katılıyorum ayrıca x10 ile çarpıyorum
 

A

AhDe_VeFaLi

Guest
#10
Konuklar eleştirsin diye yazılmıştı !!!!

Acizane bu kardeşinizden bir tavsiye dost kelamına layık olduğunuz bir kardeşinizle (dost olduğuna eminseniz ama) iki çift lafın belini kırıp şöyle samimi bir hasbihale yelken açın. Konuşurken gece olmasını tavsiye ederim dışarıda yağmur yağarsa bu çok daha iyi olur.Yanınada şöyle tavşan kanı bir çay getirsin. Bu arada belirteyim çay ziyan olacak çünkü siz dertlerinizi anlatırken dostunuza ağlamaktan gözleriniz şişecek. Arkadaşınızda ara ara dalıp gidecek ve kim bilir belki oda iki damla göz yaşı dökecek.

Ruhunuz sıkılmış desem yanlış anlamazsınız umarım. (Sıkı ruh iyidir kolayca çıkmaz şimdi diyelimde latife yapmış olalım bari)

Sen hiç eşşekten düştün mü adlı yazıdaki sorunun cevabını biliyorum.Aklıma geldide
Ruhum sıkışmadı yazarın baya sıkışmış anlaşılan. :))::)):