Bilim de kendini bilmektir

  • Konuyu başlatan YİĞİDO
  • Başlangıç tarihi
Y

YİĞİDO

Üye
Kademeli
Bilim de kendini bilmektir
08 Eylül 2011 Perşembe 07:03
Cahilliğime verebilirsiniz: Meğer bizim de ‘Fransız Akademisi’ benzeri bir bilimsel kurumumuz varmış...
Tam cehalet sayılmaz benimki: ‘TÜBA’ kısaltma adını taşıyan ‘Türkiye Bilimler Akademisi’ adlı kurumun varlığından haberdardım çünkü; bilmediğim, bu kurumun, üyeleri gözünde, ‘Académie Française’ (AF) değeri taşıdığı...
Hükümetin TÜBA’yı yeniden yapılandırma çabası vesilesiyle patlayan tartışmalar sayesinde bunu da öğrenmiş oldum. Yeni tasarrufa karşı çıkarken, çoğunun adlarını ilk kez duyduğum TÜBA üyeleri, mukayeselerini hep AF ile yapıyorlar.
Fransa’daki akademi 1635 yılından beri faal. Fransız dilinin koruyucusu olma görevini titizlikle yürüten akademinin bugünkü 40 üyesi arasında sağdan-soldan isimler bulunuyor. Simone Veil ve Valéry Giscard d’Estaign gibi siyasetçiler yanında anadili Fransızca olmayan iki üyesi de var: Assia Djebar ile Amin Maalouf...
Sözün kısası, AF gibi üye sayısı sınırlı ve üyeliği kayd-ı hayat şartıyla bahşeden bir kurum bile kendi içinde çeşitliliği sağlıyor.
Peki TÜBA öyle mi?
Kanun Hükmünde Kararname ile üye sayısını artıran ve üye seçimini yeni esaslara bağlayan değişikliğe itiraz edenlerin gözlerden kaçırmaya çalıştığı yön tam da bu. TÜBA kurulduğu 1993 yılında iktidarda bulunan koalisyon hükümetinin küçük ortağı SHP’nin damgasını taşıyor. Erdal İnönü tarafından seçilip atanan üyeler, o gün bugündür, kendi çizgileri dışında temsile asla geçit vermiyorlar.
Üye olmak için konulmuş kıstaslar keyfiliğe çok elverişli çünkü; bu sebeple de nice değerli bilim insanı TÜBA’da yok. Kimi seçilmeyeceğini bildiği için başvurmadığından, kimi ise başvurduğu halde kabul edilmediğinden...
TÜBA’nın üyeliğe lâyık görmediği pek çok uluslararası değerimiz var da birini herkes tanıyor: Prof. Şerif Mardin... Konuyu sayfalarında tartıştıran gazetelerden birine “Prof. Mardin’in seçilmediği toplantıda ben de vardım ve üyeliğine karşı oy kullandım” katkısı sağlayan bir emekli öğretim üyesi, ret gerekçesinin Prof. Mardin’in Said Nursi ile ilgili kitap yazması olduğunu itiraf etmiş...
Daha doğrusu, ele aldığı kişiliği işlerken onun müspet ilimlerde de uzman olduğuna dair bir ‘söylenti’yi aktarması yüzünden reddetmiş Prof. Mardin’in üyeliğini...
Prof. Şerif Mardin TÜBA üyesi olamadı diye değerinden hiçbir şey kaybetmedi elbette, ancak Prof. Mardin ve benzeri değerleri üye yapmayan TÜBA, Fransa’daki ve dünyanın başka ülkelerindeki benzerleri gibi saygınlık ve dokunulmazlık kazanamadığı için kaybetti.
Muhtemeldir ki, değişimler sonrası oluşacak yeni TÜBA, özlenen düzeyine kavuşabilir.
Zaten bu yüzden, saygın pek çok bilim insanı, TÜBA’nın kapılarının genç yetenek ve bilgi sahiplerine de açılacağından mutlu oldu, bu mutluluğunu başkalarına da duyurdu.
“Hükümetin damgasını taşıyacak” itirazında bulunanlar ne kadar gülünç olduklarını fark etmiyorlar. TÜBA zaten bir hükümet tasarrufuyla kurulmuştu ve o hükümetin azınlık ortağının damgasını taşıyor. Şimdi yapılan, azınlık görüşü ve damgası taşıyan kurumu çeşitlendirmekten ibaret...
Keşke bağnazlık göstermeyip üye çeşitliliğini kendileri sağlasalardı.
Star
 


Üst