Ağlatan kumaş

Mu@YMe

Vip Üye
Özel Üye
#1


Cafer Bey, kumaş ticareti yapan bir esnaftır. Etrafında dürüstlüğü, çalışkanlığı, fedakarlığı, yardımseverliği ile nam salmıştır.
Elde ettiği kazancının bir kısmını muhtaçlara ve özellikle de fakir talebelere dağıtmaktadır. Kendisi böyle hayırsever olduğu gibi etrafındaki esnaf arkadaşlarını da bu hayır yola girmeleri için teşvik etmektedir.
Her yönüyle o, herkesin sevip saydığı örnek bir esnaftır. Cafer Bey, bir gün dükkanında otururken yanına birkaç gün önce bir top kumaş sattığı Mustafa Bey gelir.
Mustafa Bey’in simasında biraz kızgınlıkla karışık bir şaşkınlık vardır. Selam verip içeri girer. Hal ve hatırdan sonra Cafer Bey’e, - Geçenlerde sizden aldığım kumaş topu içinde özürler vardı. Bana kusurlu mal satmışsınız, der. Cafer Bey, bu duruma çok şaşırır.
Çünkü onun en çok dikkat ettiği husus müşterisini aldatmamaktır.
Hemen yanına müşteri temsilcilerini çağırır ve müşteri temsilcilerinin birisinin yanlışlıkla özürlü kumaş topunu Mustafa Bey’e verdiği ortaya çıkar. Cafer Bey, özür dileyerek Mustafa Bey’e kumaş topunu yenisiyle değiştireceğini söyler.
Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra birden Cafer Bey’in gözleri dolu dolu olur ve ağlamaya başlar. Mustafa Bey, bu ağlamalara kendisinin sebep olduğunu düşünerek, - Aman efendim, bu kadar üzülmeye değmez. Böyle hatalar olur. Sizin ne kadar kıymetli bir esnaf olduğunuz böyle ufak bir şeyle sarsılmaz.
Kendinizi bu kadar harap etmeyin, der. Ancak Cafer Bey’in ağzından orada bulunan herkesi şaşırtan şu sözler dökülür:
- “Ben ona ağlamıyorum. Aklım ereli beri namaz kılıyorum. Ya bu arızalı ve kusurlu kumaş parçaları gibi, onlar da eksik ve kusurlu gerekçesiyle öte âlemde yüzüme çarpılırsa ne olur benim halim! Ben ona ağlıyorum.”
Evet, Cafer Bey’in bu sözleri bizim için çok büyük dersler ihtiva ediyor. Nitekim insan, namaz kapısını zorlamakla kendini ahirete ehil hale getirir ve cennet hayatının binlerce senesi bir anına denk olmayan Cenab-ı Hakk’ın cemalini müşahede imkanını elde eder. Bu öyle büyük bir payedir ki, ayrı bir hususiyet ister ve bu hususiyeti de namaz temin eder. Basiretli insanlar, namazı en büyük ganimet bilir; nefsani ve şehevi arzularına denk ciddi bir istek ve arzu ile namazı özler, ona iştiyak duyar. Namazlarınızı veda namazı kılıyor gibi kılın! Kul, bütün güzelliklere kaynaklık teşkil eden cennet ve Cemalullah’ı müşahede liyakatini namaz sayesinde kazanıyor.
O halde o, namaza gereken önemi göstermek ve onu özenip bezenerek kılmak zorundadır. Allah Rasulü, bu ihtimamı anlatırken,
“Namazınızı veda namazı kılıyor gibi kılın” buyuruyor.
Veda namazı, ne olur ne olmaz belki bir daha kılamam, şu namazı sağlam bir eda edeyim de Rabbime karşı son armağanım olsun anlayışı içinde kılınan namazdır. Diyelim öğleyi kılıyoruz ve bize ikindi namazını kılmadan gel diyecekler. Emanetin kabzına memur melek, ikindiden evvel ruhumuzu alacak. Öyleyse öğle namazı bizim son namazımız olacaktır. Elbette o namazı, özenip bezenerek kılarız. Abdest alışta bir başka türlü olur, namaza duruşta bir başka türlü davranır. Hayatında kendisine verilmiş bir kurşun gibi onu ilk ve son fırsat olarak değerlendirmeli ve mutlaka hedefe isabet ettirip hem dünyada hem de ukbada rahat etmelidir.
ALİ DEMİREL.