Şeytanın hileleri

#1
Âlemlerin Rabbı olan ALLAH’A hamd olsun. Salât ve selam, (Aleyhisselatu Vesselam) Efendimiz emin peygamber Muhammed’e.

Sonra, onun pak âline. Ve ashabının tümüne olsun.

ibn-i Abbas Radıyallahu Anhum Hz.’inden naklen anlatıyor.

—bir gün Resulullah (Aleyhisselatu Vesselam) ile beraberdik. ansarlardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk, sohbete dalmıştık. Bu arada dışardan bir ses geldi:

—ev sahibi. içerdekiler. Eve girmem için bana izin verir misiniz?

Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var.

Bunun üzerine, herkes Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimizin yüzüne bakmaya başladı, orada ve her zaman büyük oydu. izin ondan çıkacaktı.
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz duruma vakıf oldu ve:
—bu seslenen kimdir bilir misiniz? Buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik.
—en iyi bilen ALLAH ve Resulüdür.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz:
—o, lâin iblistir. Şeytandır. ALLAH’IN laneti üzerine olsun.

Buyurunca; hemen Hz. Ömer;
—ya Resulullah, bana izin veriniz onu öldüreyim.
Dedi, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz buna izin vermedi ve şöyle buyurdu:
—dur ya Ömer, biliyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir. Öldürmeyi bırak.

Sonra şöyle buyurdu:
—kapıyı ona açın gelsin. O,buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.

Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani ravi’den. Şöyle anlattı:

—kapıyı ona açtılar. içeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki, şekil şu: bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinin altında altı yedi kadar kıl sallanıyordu. At kılı gibi.
Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.

Sonra, şöyle bir selam verdi:
—selam sana ya Muhammed; selam size ey cemaat-ı Müslimin.

—selam Allah’ındır ya lâin.

Sonra ona şöyle buyurdu.

—bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş? Şeytan şöyle anlattı:
—benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz sordu:

Şeytan anlattı:

—izzet sahibi Rabbin katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki:

—ALLAH-ü Taala sana bir emir veriyor:
Muhammed’e gideceksin. Ama düşük ve zavallı bir halde. Tevazu ile.

Ona gideceksin ve âdemoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona.

Sonra O; sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.
Sonra ALLAH-ü Taala buyurdu ki:
—söylediklerine yalan katarsan, doğruyu söylemezsen. Seni kül ederim; rüzgâr savurur. Düşmanların önünde, seni rüsva ederim.

işte. Böyle ya Muhammed, o emri üzerine sana geldim.

Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesinden daha zor bir şey yoktur.

Bundan sonra Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz şöyle sordu:

—madem sözlerinde doğru olacaksın o halde anlat: halk arasında en çok sevmediğin kimdir?

Şeytan şu cevabı verdi:
—sensin ya Muhammed. ALLAH’IN yarattıkları arasında senden çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra, senin gibi kim olabilir ki?

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz sordu:

—benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?

Şeytan anlattı:

Muttaki bir genç ki, varlığını ALLAH yoluna vermiştir.

Bundan sonra, soru cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz sordu; şeytan anlattı:

—sonra kimi sevmezsin?
—kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi.

—sonra?
—temizlik işinde. Yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı devam eden kimseyi.

—sonra
—sabırlı olan fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz. Halinden şikâyet etmez.

—peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?

—ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, ALLAH onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez.

Hâsılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikâyet etmeyişinden anlarım.

—sonra kim?
—şükreden zengin.

—peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın? Onu görürsem ki, aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki; o şükreden zengindir.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu:

—peki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?
—ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

—neden böyle olursun; ya lâin?
—çünkü bir kul, ALLAH için secde edince bir derece yükselir.

—peki, oruç tuttukları zaman nasıl olursun?
—o zaman da bağlanırım, onlar iftar edinceye kadar.

—peki, hac yaptıkları zaman nasıl olursun?
—o zamanda çıldırırım.

—peki ya kur’an okudukları zaman nasıl olursun?
— o zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

—peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?
—ha, işte. O zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline beni ikiye böler.

Resulullah efendimiz sebebini sordu:
—neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya ebamürre?

Bunun üzerine iblis:

Onu da anlatayım.
Dedikten sonra anlatmaya başladı:

—çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki:
1--ALLAH-ü Taala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.
2—o, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
3—ALLAH-ü Taala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasına perde yapar.
4—ALLAH-ü Taala, belayı, sıkıntıları ve ahları onlardan defeder.

Bundan sonra Aleyhisselatu Vesselam efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu:

—Ebu Bekir için ne dersin?
—o bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi. islama girdikten sonra bana nasıl itaat eder?

—peki, Ömer bin Hattab için ne dersin?

iblis buna şu cevabı verdi:
—ALLAH’A yemin ederim ki; her gördüğüm yerde ondan kaçtım.

—peki, Osman bin Affan için ne dersin?
—ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki, Rahman’ın melekleri de ondan utanırlar.

—peki, Ali bin Ebu Talib için ne dersin?

iblis onun için de şöyle dedi:

—ah, onun elinden bir kurtulsam. O, kendi başına kalsa; bende kendi başıma kalsam. O, beni bıraksa, bende onu bıraksam. Ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplarda kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:

—ümmetime saadet ihsan eden; seni de, belli bir vakte kadar şekil kılan ALLAH’A hamd olsun.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimizin o cümlesini duyan lâin iblis şöyle dedi:

—heyhat, heyhat. Ümmetin saadeti nerde? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın? Ben, onların mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler.

Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren ALLAH’A yemin ederim ki; onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini. Ümmilerini ve okumuşlarını. Fecirlerini ve abidlerini(Çok ibadet edenlerini). Hâsılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat. ALLAH’IN halis kullarını. Evet, bunları azdıramam.

Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselatu vesselam efendimiz sordu:
—sana göre ihlâs sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?
Bu soruya iblis şu cevabı verdi:
—bilmez misin? Ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever. O ALLAH için bir ihlâs sahibi değildir. Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, methedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o: ihlâs sahibidir. Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.
Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki; ya Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyük günahları arasındadır.

iblis anlatmaya devam etti:
—ya Muhammed, bilmez misin? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra. O her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da meşayine saldım. Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince. Onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da, abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahitlerin. Onlar, bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne. Hep dolaşıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye. işte. Böylece, onlardan ihlâsı alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlâssız yaparlar gayrı. Ama bu hallerinin farkında olamazlar.

iblis bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:
—bilmez misin; ya Muhammed, rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlâs ile ALLAH’A ibadet etti. Bu ibadetin sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmiş ki: her dua ettiği hasta, duası bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi.

Bu o kimsedir ki; ALLAHU TAALA aziz kitabında, ona şöyle anlatır:

—şeytanın hali gibidir ki; o insana:
—kâfir ol.
Dedi. Vaktaki o kâfir oldu; bu defa ona şöyle dedi:
<ben, senden uzağım. Ben, âlemlerin Rabbı olan ALLAH’TAN korkarım.> (59/16)

iblis, bundan sonra, bazı kötü huylar üzerine durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı.

Yalan:
—bilmez misin ya Muhammed, yalan bendedir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse, o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse, o benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed, ben Adem’e ve Havva’ya yalan yere ALLAH’A ant içtim.
-<muhakkak, ben size nasihat ediyorum.>(7/16) dedim. Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

Gıybet-koğuculuk:
Gıybet ve koğuculuğa gelince. Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.
 
#2
Nikâh üzerine yemin etmek:
—her kim, talak üzerine yemin ederse. Günahkâr olacağından endişe edilir. isterse bir defa olsun. isterse doğru bir şey üzerine olsun. Her kim talak ağzına alırsa, hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden, hepsi cehenneme girer.

Namaz:
—ya Muhammed, namazı an be an tehir eden gelince. Onu da anlatayım. O, her zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.
Derim ki:
—henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.

Böylece o: vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

Şayet o kimse, beni mağlup ederse. Ona insan şeytanlardan birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O, bunda da beni mağlup ederse. Bu sefer onun hesabını namazda görmeye bakarım. O namazın içinde iken:
—sağa bak. Sola bak.
Derim. O da bakar. O ki böyle yaptı, yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona:
—sen, edebi yaramaz bir iş yaptın. Derim ve onun huzurunu bozarım. Sen de bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda, sağa ve sola çokça bakarsa, ALLAH onun namazını kabul etmez. Bunda da mağlup olursam, yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona, çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi. Bu işi, ona yaptırmakta da başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada onun başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeye ve rükûdan kaldırırım. imamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım. işte… O böyle yaptığı için, kıyamet günü, ALLAH onun başını eşekbaşına çevirir. O kimse, bunda da beni yenerse, bu defa ona namazda parmaklarının çıtlatmasını emrederim. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. Bunda da, oma mağlup olursam, bu sefer ona tekrar girerim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa. Onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. işte. Bundan sonra o kimse hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.

Şeytan bundan sonra konuşmaya devam etti:
—sen, ümmetinin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?
Ben onlara, ne tuzaklar kurarım. Ne tuzaklar.
Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:

—namaz size göre değil. O, ALLAH’IN afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.

Sonrada hastalara giderim:
—namaz kılmayı bırak.
Derim. Çünkü ALLAH-ü Taala:
-<hastalara zorluk yok.> (24/61)
Buyurdu. iyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfrede girebilir.
Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse. ALLAH’IN huzurunda çıkarken, ALLAH-ü Taala’yı öfkeli bulur.

Sonra şöyle dedi:
—ya Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun.

Sonra. Eğer yalan varsa. Allah’tan dile; beni kül eylesin.

iblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:

—ya Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Hâlbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.

Bundan sonra… Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz ona, yani iblise aşağıdaki şekilde kısa kısa sorular sordu. O da bunlara cevap verdi.

—ya lâin, senin oturma arkadaşın kimdir?
—faiz yiyen.

Dostun kim?
—zina eden.

Yatak arkadaşın kim?
—sarhoş.

Misafirin kim?
—hırsız.

—elçin kim?
—sihirbazlar.

—gözünün nuru nedir?
—karı boşamak.

—sevgilin kim?
—cuma namazını bırakanlar.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:

—ya lâin, senin kalbini ne kırar?
—ALLAH yolunda cihada koşan atların kişnemesi.

—peki, senin cismini ne eritir?
—tövbe edenlerin tövbesi.

—peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?
—gece ve gündüz, ALLAH’A yapılan istiğfar.

—peki, yüzünü ne buruşturur?
—gizli sadaka.

—peki, gözlerini kör eden nedir?
— gece namazı.

—peki, başını eğdiren nedir?
—çokça kılınan cemaatle namaz.

Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. iblis cevap verdi.

—Rabbinden neler talep ettin?
—on şey talep ettim.
—nedir onlar, ya lâin?

—şunlardır:

1-ALLAH’TAN diledim ki, beni âdemoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi ki bu:
-<onlara ortak ol. Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaat et. Hâlbuki şeytan onlara en çok gurur vaat eder.>(17/64)

Ayet-i celilesi ile sabittir.
Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim, faiz ve haram karışan yemekten de yerim. Şeytandan ALLAH’A sığınılmayan malın da ortağıyım.

Cinsi münasebet anında; ALLAH’A şeytandan sığınılmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim.

Ve o birleşmeden hâsıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.
Her kim hayvana binerken, helal yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla binerim. Yol ve binek arkadaşı olurum.

Bu da ayet-i kerime ile sabittir. ALLAH-ü Taala bana şu emri verdi:
-<onlar üzerine süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart.> (17/64)

2-ALLAH-ü Taala’dan diledim ki: bana bir ev vere. Bu dileğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.

3-diledim ki; bana bir mescit vere. Pazaryerlerini bana birer mescit yaptı.

4-benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.

5-istedim ki; benim için bir ezan vere. mezmurları (ahenkli bir şekilde okunan kasideleri, ilahileri) verdi.

6- diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi.

7-diledim ki; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını (‘’kul fiilin yaratıcısıdır’’ diyenleri) verdi.

8-istedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de isyan ve günah yoluna para harcayanları.

Bunlar da şu ayet-i kerime ile sabittir:
—o kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar. Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır.>(17/27)

Bir ara Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz şöyle buyurdu:

—eğer söylediklerini, ALLAH’IN kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin, seni tasdik etmezdim.

Bundan sonra iblis devam etti.

9- ya Muhammed, ALLAH’TAN diledim ki, âdemoğullarını ben göreyim; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.

10- diledim ki; âdemoğullarının kan mecralarını bana yol yapa. Bu da oldu.

Böylece ben, onlar arasında akıp giderim, gezerim. Hem nasıl istersem.
Bütün istediklerimi verdi.

—hepsi bana verildi.

Buyurdu. Ve ben bu hallerime iftihar ederim.

Sonra. Şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur.

işte. Böylece kıyamete kadar, âdemoğullarının ekserisi benimle olurlar.

Bundan sonra iblis şöyle anlattı:

—benim bir oğlum vardır. Adı: ateme’dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa. Gider; onun kulağına bevleder(idrarını yapar). Eğer böyle olmasaydı; imkânı yok, insanlar, namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

Benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da mütekazi’dir. Bunun vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır.

Mesela: bir kul, gizli bir taat(ibadet) işlerse. Ve bu yaptığını gizlemeye çalışırsa. mütekazi onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya Muvaffak olur. Böylece: ALLAH-u Taala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder. Biri kalır. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

Sonra. benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da kühayl’ dır. Bunun işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken.
Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.
Bundan sonra iblis şöyle anlattı:
—hangi kadın olursa olsun onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra. Her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve ona, bakanlara güzel gösterir.
Sonra o kadına bazı emirler verir.
Mesela:

—elini kolunu dışarı çıkart; göster. Der, o da, bu emri tutar. Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının hayâ perdesini tırnakları ile yırtar.

iblis, bundan sonra; Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimize kendi durumunu anlatmaya başladı:
—ya Muhammed, bir kimseyi dalalete sürüklemek için elimde bir imkân yoktur.
Ben, ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar.
Eğer dalalete sürüklemek elimde olsaydı, yeryüzünde
—eşhedü en la ilahe iLLALLAH ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasulühü. Diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini dalalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak ALLAH’IN Resulüsün ve tebliğe memursun.

Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın. Sen, ALLAH’IN halkı üzerinde bir hücdetsin.
Ben de, kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere bir sebebim.

Said(Saadetli) olan kimse, ana karnında iken saiddir(Saadetlidir). Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir.

Saadet ehli kılan ALLAH. Şekavet ehli kılan da ALLAH!

Bundan sonra. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz şu iki ayet-i kerimeyi okudu:

-<bunlar, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek. Ancak Rabbin esirgedikleri hariç.> (11/18–119)

—ALLAH’IN emri behemehal yerini bulan bir kaderdir.> (33/38)

Bundan sonra, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz, iblise şöyle buyurdu:

—ya ebamürre, acaba senin bir tövbe etmen ve ALLAH’A dönmen mümkün değil mi? cennete girmene kefil olurum. Söz veririm.

Bunun üzerine iblis şöyle dedi:
—ya Resulullah, iş verilen hükme göre oldu. Kararı yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen ALLAH’TIR. Ve o: bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.

Ve iblis, cümlelerini şöyle tamamladı:
—işte. Bu söylediklerim, sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi doğru söyledim.

Evvel, ahir, zahir, batın, âlemlerin Rabbı olan ALLAH’A hamd olsun.
Efendimiz Muhammed nebiye ALLAH salât eylesin. Keza onun âline de. Ashabına da. Âmin!

Bütün peygambere selam. Âlemlerin Rabbı olan ALLAH’A da-tekrar- hamd olsun.

Muhyiddin-i Arabi’nin ‘’Seceret’ül Kevn’’ adlı eserinden.

 
#4
ALLAH razı olsun kardeşim, biliyoruz bu konu çok yerde paylaşılmıştır.. velakin hazırlamış olduğumuz bir kitaptaki bilgileri bölüm bölüm paylaşmaya çalışıyoruz.. bu yüzden bütün bölümleri eklemek durumundayız.. hakkınızı helal edin..
kalın sağlıcakla..
ALLAH'a ısmarladık..
esselamü aleyküm ve rahmetullahü ve berakatühü..
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#5
ALLAH razı olsun kardeşim, biliyoruz bu konu çok yerde paylaşılmıştır.. velakin hazırlamış olduğumuz bir kitaptaki bilgileri bölüm bölüm paylaşmaya çalışıyoruz.. bu yüzden bütün bölümleri eklemek durumundayız.. hakkınızı helal edin..
kalın sağlıcakla..
ALLAH'a ısmarladık..
esselamü aleyküm ve rahmetullahü ve berakatühü..

Ve aleykümselam , Allah razı olsun ellerinize sağlık.