Namaz

#1
"Namaz,
ruhen ve kalben incelmek,
aczini ve fakrını bilerek Rabb'e (cc) yönelmektir.
Namazın özü
'tesbih, tahmid ve tekbir'dir.
Kâinata baktığımızda aynı ibadetleri görebiliriz.
Namaz,
yaprakların hışırtılarında
mevcudatın yaptığı tesbihi
hissedebilme boyutudur.
İnsan, insan olarak yaratılmıştır,
dolayısıyla belli bir idrak sahibidir.
Bu özelliğiyle o,
adeta bütün mahlukatı temsil makamındadır.
O kadar ki, eşyayı,
eşyanın ötesinde esmayı,
esmanın ötesinde Allah'ın sıfatlarını bilme iddiasıyla
Cenab-ı Hakk'ı bilme gayreti içinde atını mahmuzlar,
o sahillere doğru yelken açar
ve,
'Seni bilmek ve tanımak istiyorum Allah'ım! ' der.
İnsan, bütün mahlukatı idrak edebilen bir varlıktır.
Hele hele günümüzde onun eşya ve hadiseleri
hallaç etmesinden onun ne derece
derinlemesine
taşa-toprağa nüfuzlu olduğu görülmektedir.
Yine o,fiziğin, kimyanın, astrofiziğin, tıbbın kanunları ile
bunlara bir buud kazandırıp
nice yüksek hakikatlere ulaşmaktadır.
Buna rağmen günümüzde bir kısım insanlar,
eğer hâlâ dalâlet ve cehalet vadilerinde dolaşıyorsa bu,
onların ilme bakışlarındaki yanlışlıktan kaynaklanmaktadır.
Onlar, bakış açılarını ayarlayamamışlardır.
Çünkü ilim, imanın mihrabıdır.
Bir insanın bilip de inanmaması,
iman mihrabına teveccüh edememesi düşünülemez.
Mesela bir tıp diyelim; o baş döndürücü insan anatomisi,
insan fizyonomisi karşısında bir insanın inanmaması
hayret verici bir durumdur.
Onlar o denli bir ahenk içinde çalışmakta ki,
bu arızasız ve kusursuz sistemin hiçbirisi sebeplere bağlanamaz.
Yine etrafa baktığımızda ağaçlar dimdik ayakta durur
ve rüzgâr kendilerine dokundukça
'Hu' 'Hu' diye Allah'ı tesbih ederler.
Sular 'Hu' 'Hu' diye başını taştan taşa vurarak akar.
Hasılı bütün varlık
O'nunla kaimdir ve O'nu tesbih ederler.
Dolayısıyla hepsinin kendine göre bir ibadet şekli vardır.
Allah dostları
ağaçların
kendilerine has hışırtıları karşısında
kendilerinden geçerler.
Çünkü onlar,
o seslerin içinde
meleklerin ve diğer ruhanilerin adeta soluklarını duyar,
onların kendi fıtrat kanunları içinde yatıp kalkmakla
Allah'a karşı kulluk vazifelerini eda ettiklerini bilirler.
Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de:
'Allah, hercanlıyı sudan yarattı:
Kimi karnı üstünde sürünür,
kimi iki ayağıüstünde yürür,
kimi dört ayağı üstünde yürür.
Allah dilediğini yaratır.
Çünkü Allah her şeye kadirdir' (Nur, 24/45) buyurmaktadır.
Bu yönüyle insan,
namazda kıyamda durmakla
adeta ağaçlara ait bir durumu görür ve:
'Allah'ım, bunlar yerlerinde duruyorlar,
eşya ile çok münasebete geçemiyorlar.
Bir arı kadar dahi eşya ile münasebete geçemediklerinden dolayı
garip, kimsesiz ve yalnızlar.
Allah'ım, bu ne lütufdur ki,
ben bütün eşya ile münasebete geçebiliyorum' der.
*** SÜBHANE RABBİYE'L-AZİM NE DEMEK?
Yine yeryüzünde iki büklüm olmuş,
dört ayağı üzerinde emekleyip duran varlıklar vardır.
Fıtratın kanunları içinde onlar da
Rabb'ilerine karşı yaratılış görevlerini yerine getirirler.
Zira o fıtrat üzere yaratılmış olmanın,
onların sırtlarına yüklemiş olduğu ödevler vardır
.İşte insan onları bu vaziyette görünce:
'Allah'ım, mahlukat içinde iki büklüm olanlar da var.
Bir hayat boyu iki büklüm ve şuursuzyaşıyorlar.
Her ne kadar şuursuz yaşasalar da,
onlar Sen'i hisleri ile biliyor, seziyorlar
veya Sen'in kanunlarınla sağa sola sevkolunuyorlar.
Ve böylece hayatlarını devam ettiriyorlar.
Ama Sen bana bir şuur, bir irade vermişsin.'
deyip rükuya gider ve bütün bunları bana ihsan eden Sen'sin.
Sen'i tesbih ve takdis ederim manasına,
'Sübhane Rabbiye'l-azîm' der.
Sonra da yerde sürünüp emekleyen varlıkları görür,
onlarla kendi arasındaki mesafeyi düşünür
ve Allah'ın kendisine olan
lütuflarını mülahaza ederek
secdeye kapanır.
Neticede tevazuun bu derece mahviyetle bütünleşmesi içinde
Allah'a en yakın olma anını elde eder.
Bu yakınlığı değerlendirerek,
'Allah'ım, ben nefsime çok zulmettim.
Günahları ancak Sen affedersin.
Öyle ise beni,
şanına layık bir mağfiretle bağışla,
bana merhamet et.
Sen affedici ve merhametedicisin' der,
inler ve istiğfar dilenir.
İşte mümin,
baştan sona namazın her rüknünde böylesi bir temsille
ve duygu, düşünceyle
Rabb'inin huzurunda durur.
Bütün mahlukat adına O'na kulluğunu arzeder.

Ali Demirel"