Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Müslümanlar, yılbaşı gecesi ne yapmalı?

Konusu 'DiNi SORULAR ve CEVAPLAR' forumundadır ve sultan_mehmet tarafından 23 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.604
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyilli olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, - ister ikrar et, ister inkâr - kabire, öteki dünyaya doğrudur.

    Değerli kardeşimiz;
    Konuya birkaç yönden cevap vermek daha uygun olacaktır:

    Cevap 1:

    Bu konuyu iyi kavrayabilmek için önce şu ayet ve hadisleri göz önüne getirmek gerekir

    1. "Iyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah`tan korkup sakının..." (Mâide, 5/2. )

    2. "Zulüm yapanlara en ufak bir meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah`tan başka velileriniz de yoktur, sonra yardım da göremezsiniz. (Hûd, 11/113.)

    3. "O (Allah) size Kitapta : "Allah`ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların da, kâfirlerin de tümünü cehennemde toplayacaktır". (Nisâ, 4/140)

    Konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan hadis-i şerifler vardır. Bunlardan biri şudur:

    "Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır." (Ebu Davûd, Libas 4) Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şeklî benzeşmenin sonuçta itikadî benzeşmeye götüreceğini anlatır.

    İbn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak başar. Mağlupların galipleri taklit etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (Ibn Haldun, Mukaddime (trc.) I/374-75.)
    Cevap 2:

    İslâm Dini yepyeni bir nizamla ortaya çıkmış, önceki dinlerin hükümlerini bütünüyle yürürlükten kaldırmıştır. Bu dinin gecesi de gündüzü kadar aydınlıktır. Müslüman anasından metbu' olarak doğar, tabi' olarak değil. Yani o ilmiyle, irfanıyla, yüksek ahlâkiyle ve dindarlığı ile herkese örnek olur, herkes ona uymaya özenir. O ise kimselere özenmez. Çünkü dini ona yeterince malzeme sunmuş, ihtiyacını karşılamıştır. Tabii bu tabiiyet ve matbuiyet ilim ve teknikte, sanatta değildir. Çünkü ilim ve teknik müslümanın yitik malıdır, onu nerede, kimin yanında bulursa almaya daha haklıdır. O halde tabiiyet ve matbuiyet ahlâk, din, adalet ve hakseverliktedir.

    O halde diğer dinlerin kutsal saydığı günleri kutlamak, onların âdetlerine uymak, büyük günahlardandır.

    Buna birkaç misal verelim :

    a) Batı ülkelerinde olduğu gibi, yabancı kadın ve erkeklerin bir arada toplanıp dans etmeleri, çeşitli oyunlar tertiplemeleri İslâm'a göre büyük günahlardandır. Bir müslümanın onlara özenerek bu gibi şeyleri helâl kabul etmemek şartıyla yaparsa büyük günah işlemiş olur.

    b) Güzellik yarışmaları, bilindiği gibi daha çok gayr-i müslim ülkelerde yapılır. Bundan amaç, şehvetperestlere kadın vücuduyla ziyafetler çekmektedir. Aynı zamanda genç kızları bu gibi ahlâksızlıklara özendirmek suretiyle onları baştan çıkarmaya yöneliktir. Tabii Kur'ân'a ve Sünnete göre, bir müslüman kadının bu tür müsabakalara katılması, soyunup etini teşhir etmesi büyük bir günah ve ağır bir suçtur. Çünkü ahlâkı ifsad etmekte, kadının annelik vakarını düşürmekte, onu bayağı bir eşya gibi müzayedeye çıkarmaktır.

    c) Noel Yortusunu Hıristiyan alemiyle birlikte kutlamak da büyük günahlardan biridir. Müslümanların kaçınması gerekir. Kendi millî ve dinî günlerimizde tebrikleşmemizde ise sayısız yararlar vardır. Her şeyden önce dinî ve millî âdetlerimizi yaşatmış, çocuklarımıza güzel örnekler vermiş oluruz. (Bkz. Celal Yıldırım, İslam Fıkhı)

    Cevap 3:

    1- Noel Baba, Yılbaşı, Christmas bayramı gibi başka dinlerin alameti, sembolü olan günlere, o günü tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir.

    2- Böyle zamanlarda, böyle zamanlara has hindi vb. şeyleri sırf gıdalaşmak için almak, ucuz postane hizmetinden yararlanmak için tebrikleşmek haram değilse de, onlara benzeme, onların uygulamalarını yaygınlaştırma ve meşru gösterme anlamı taşıdığından tehlikeli ve mahzurludur. Müslümanların, hangi maksatla olursa olsun, o günlere mahsus bir şey yapmamaları gerekir.

    3- Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara "günahta yardım" anlamı taşıdığından, haram ya da tahrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse "meyte" olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz.

    4- Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş, kart vb. şeyleri basmaları da aynıdır. Yani bunlar sırf yılbaşına özel olarak kullanılacaklarsa yapılıp satılmaları aynı derecede mahzurludur: Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir. Ancak satıcılar bizzat yılbaşını kutlamış gibi günah almazlar. Çünkü, satılan şeylerin kötü amaçla kullanılması haramdır. Halbuki süs eşyaları satmak esasen haram olan bir iş değildir. Bu açıdan satıcıların sattığı süs eşyaları bizzat haram değildir. Bunu bir dükkanı içki imalatçısına vermeye benzetebiliriz. İmamı Azama göre içki satışı yapacak birisine binayı kiraya vermek haram değildir. Bu noktadan yapılan satışın kendisi haram değildir. Bunu yanlış yerde kullanacak olanların yaptıkları haramdır.

    Bununla beraber, bir şeyin haram olmaması hiçbir sorumluluğunun olmadığı anlamına gelmez. Böyle bir konuda yardımcı olmak, en azından mekruhtur. Mekruh ise harama yakın derecede kişiyi sorumlu eden demektir. Bu nedenle bir mecburiyet yoksa bu işin yapılmasını tavsiye etmeyiz.

    Müslümanlar bu yılbaşını takvim başlangıcı yaparlarsa, yılbaşı gecesinde yapılan âyin veya eğlencelere iştirak ederlerse ne olur?

    Yılbaşı dolayısıyla yapılan dinî âyine katılan (Hristiyanlarla beraber bu toplu ibâdeti yapan) müslümanlar en azından haram (büyük günah) işlemiş olurlar.

    Dinî âyîne katılmadan yılbaşı dolayısıyla toplantı ve eğlence yapan müslümanlar, bu eğlencelerde ayrıca hiçbir haram işlemeseler dahi, kökeni dinî (İslâm'dan başka ve ona göre bugün mûteber olmayan bir dîne dayalı) olan bir faâliyete katıldıkları ve başka dinden olanlara -dinle ilgili bir konuda- benzer hale geldikleri için günah işlemiş olurlar. Yukarıda kaynağını verdiğimiz, "Bir din ve kültür topluluğuna kendini benzetenler onlardan sayılır" meâlindeki hadîs bu davranışı yasaklamaktadır.

    Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir. Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir. İslâm'ın beş temel amacından biri dîni (müslümanların hayatında İslâm'ı) korumaktır. İslâm'ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti. Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları müslümanlara yasakladı.

    Yılbaşında Müslüman olmanın gereği nedir?

    Hepimiz Müslümanız elhamdülillâh. Ama hepimiz Müslümanlığımızın icabını yaşamıyoruz maalesef...

    Biz, Müslümanlığın icabını yaşama hâline “dindarlık” diyoruz. Kim inandığı gibi yaşıyorsa, ona dindar insan sıfatını takıyor, dindar adam, diye yâd ediyoruz. Bu sıfat onun hakkıdır zaten.

    Siz dindarlığı, zamanın kötülük ve fitnesine karşı giyilen koruyucu bir zırh olarak da kabûl edebilirsiniz.

    Aslında dindarlık, sahibini sadece âhirette Cennet’e koyan bir yaşama tarzı olmakla kalmayıp, dünyada da huzura, saadete sevkeden bir yaşama tarzıdır.

    Nitekim İsa Peygamber’in doğumu ile Hazret-i Muhammed’in hicretine başlangıç olan yılbaşlarında dindar olanla olmayanın yaşayışını ibretle seyrediyorsunuz.

    Dindar olanlar, yılbaşı gecelerinde düşünüyorken, şuur altında bile olsa diyorlar ki:

    — Yılbaşı gecesinin mânası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin âkıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi.. demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.

    Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyili olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, - ister ikrar et, ister inkâr - kabire, öteki dünyaya doğrudur.

    İşte dindarlık böyle düşündürüp, böyle tedbirli hareket ettirdiği içindir ki, dindar insanın, geçen senelerinden pişmanlığı azdır. Ama kendisini dinî ölçülerle kayıtlı görmeyen başıboş insanlarda ise her yılbaşında böyle bir muhakeme ve düşünceden eser yok. Tam bir şuur ve idrak mahrumiyeti içindeler.. Ölüme bir sene daha yaklaşmanın delilini teşkil eden gecede, hem ahlâkından, hem mâneviyatından, hem de parasından zararlar görmekte, fireler vermekte, pişman olacağı fiilleri çoğaltarak işlemekteler. Birkaç saatlik bu eğlence ve sefahetin arkasından ömür boyu üzüntü ve pişmanlıklar gelmekte...

    Onu böyle ömürboyu pişmanlıklara sevkeden şey, İslâm’ın icabını yaşamayışında, yâni, dindar olamayışındadır.

    Şâyet dinin emirlerine sadık kalacak bir iman kuvveti, dindarlık emâresi kazanabilse, her yılbaşı, tam aksini düşünmesine, kendisine çekidüzen verip iman ve ahlâk bakımından yükselmesine sebep olacak, geçmişinden pişmanlık duyan bir sefahet ve sefalete düşmeyecek...

    Demek ki, yılbaşı gecelerinde kimilerini o hâle düşürüp, kimilerini de bu duruma çıkaran şey, dindar olup olmamaktan başka birşey değildir.

    Anlaşılan, şahsı düşündürüp, mes’ud ve bahtiyar kılan şeyin dindarlık olduğu kesindir.

    Ferdi muhakemesizleştirip sefalete itenin de dinde lâubalilik olduğu bir vakıadır.

    Demek imtihan dünyasıdır bu. Her ikisine de yol açık. İsteyen oraya, dileyen de buraya yönelir. Kimi yılbaşında şuurunu iptal eder. Kimi de ihyâ...

    Biz şükrederiz dindarlığımıza, hamd ederiz bizi böyle düşündürüp, amel ettiren Rabbimize.

    Bizim yılbaşı anlayışımız ne olmalıdır? Ölmeden önce hesaba çekilmek için ne yapmak gerekir?

    Bazıları yılbaşını, 'vur patlasın çal oynasın' düşüncesizliğine dönüştürüyorlar, sanki ömürlerinden bir sene gitmemiş, aksine bir sene kazanmışlar gibi sevinç çığlıkları atarak işi sarhoşlaşmaya kadar götürüyorlar.

    Herhalde kaybettikleri bir yılı düşünmemek için başvuruyorlar böylesine şuur ve muhakeme iptaline...

    Harcanan vakti nakitten de kıymetli gören İslam büyükleri ise böylesine bir şuur iptaline asla rıza göstermiyorlar, aksine kaybettiğimiz yılın sonunda tam bir nefis muhasebesine girmemizi, harcadığımız seneyi nasıl bir yaşantı içinde tükettiğimizin muhasebesini yapmayı ısrarla tavsiye ediyorlar. İsterseniz bir de onları dinleyelim de nasıl bir muhasebe ve muhakeme içinde olmamız gerekiyor, harcadığımız yılın sonunda görelim.

    Hicri 334 senesinde Bağdat'ta vefat etmiş olan büyük mutasavvıf Şibli Hazretleri, Bağdat halkına yaptığı her konuşmasına şu sözlerle başlıyordu:

    - Ömürlerinden bir seneyi daha tüketerek varacakları sona biraz daha yaklaşan ahiret yolcuları! Yaklaştığınız yerde hesaba çekilmeden önce burada kendinizi hesaba çekin!

    Her vaazına bu cümleyle başlayan Şibli Hazretleri'ne bir hürmetkârı, bir gün şöyle bir soru sordu:

    - Hep 'Ahirette hesaba çekilmeden önce kendinizi dünyada hesaba çekin!' buyuruyorsunuz. Dünyada kendimizi hesaba çekerek yaşarsak sanki ahirette hesaba çekilmeyecek miyiz?

    - Evet, dedi, burada hayatını hesaba çekerek yaşayan, orada hesaba çekilmeyebilir. Efendimiz (sas) Hazretleri; "Ahirette hesaba çekilmeden önce dünyada kendinizi hesaba çekin!" buyuruyor, öyle ise burada hayatını hesaba çekerek yaşayan orada hesaba çekilmeyebilir. En azından hesabını kolay verir. Bunun üzerine soru sahibi, kendini burada hesaba çekerek yaşamaya başlar. İbadetlerini eksiksiz yerine getirme gayretine girer. Günahlardan kaçınıp sevaplarını, hayır hasenatlarını çoğaltma titizliğine yönelir. Yani ahirette hesabını veremeyeceği işleri dünyada yapmama kararı alır. Böylece hayatını tam bir şuur içinde hesaba çekerek yaşamaya başlayan genç, bir gece rüyasında hocası Şibli Hazretleri'ni beyaz bir ata binmiş, bulutlara, yukarı uçup gidiyor halde görür. Arkasından seslenir:

    - Hocam bekle ben de geleyim seninle!.. Şibli Hazretleri'nin cevabı kesin: "Ben bu hapishaneden bir kurtuldum, bir daha bekler miyim burada?"

    Bu rüyanın manasını öğrenmek için sabah ilk iş olarak üstadını ziyarete giden talebesi, hocasının kapısında cenaze hazırlığını görünce, onun dünya hapishanesinden gece kurtulup ahiret saraylarına doğru uçtuğunu anlamakta gecikmez. Ama çok üzülür bu ani gidişine de o günün akşamında Rabb'ine dua ve niyazda bulunarak üstadını rüyada görme niyetiyle yatağına uzanır, az sonra kendisini hocasının huzurunda bulur. İlk sorusu, vaazlarında tekrar ettiği cümle olur:

    - Sen dünyada kendini hesaba çekerek yaşardın, orada hesaptan kurtuldun mu, durum nasıl? İmam tebessüm ederek cevap verir. Meleklerin beni hesaba çekmek üzere karşıma geçtikleri sırada Rabb'imden hitap geldi:

    - O kuluma hesap sormayınız. Çünkü o hesabını yaparak yaşadı, buraya temiz bir amel defteriyle geldi!.. Siz onun amel defterine bakın yeter, hesabını göreceksiniz orada... Şibli Hazretleri, talebesine; "Siz de" der, "kendinizi orada hesaba çekerek yaşayın.. Hesabını veremeyeceğiniz işlerle gelmeyin buraya. Size de; 'O kulum hesabını yaparak yaşadı, temiz bir amel defteriyle geldi buraya, defterine bakın yeter', denebilir!.."

    - Ne dersiniz? Biz de harcadığımız sene sonunda, harcayacağımız senenin de başında kendimizi bir hesaba çeksek mi? En azından hesabını veremeyeceğimiz yanlışlarımız olduysa, tövbe, istiğfarla onları terk etme kararı alsak mı? Yapamadığımız ibadetlerimizi, hizmetlerimizi yapma azmine girsek mi? Yılbaşında bari bu muhasebeyi yapsak mı? Yoksa boş mu ver? Ömrümüzden bir sene daha gittiği halde, sanki bir sene daha kazanmış gibi 'vur patlasın çal oynasın' düşüncesizliğine düşenlere biz de katılarak malum tekerlemeyi biz de mi tekrar etsek?

    - Ayağını sıcak tut başını serin, hayatını yaşa düşünme derin!.. Fakat unutmamak gerek ki, hayatını düşünmeden yaşayanların sonunda duydukları pişmanlık çok derin oluyor; ama bu derin pişmanlığın hiçbir faydası olmuyor. Öyle ise gelin biz hayatımızı düşünerek, hesabını yaparak yaşama kararı alalım yeni yılımızda. Hesabını verebileceğimiz nice yeni yıllar dileğimle... (Ahmed Şahin)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



     
    Sponsorlu bağlantılar
  2. mahşer

    mahşer Tecrübeli

    Mesajlar:
    27
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    yılbaşı bilindiği üzere bizim değil müşriklerin adetidir ve Efendimiz s.a.v. "kim bir kavme benzerse o onlardandır buyuruyor."

    bizim yapmamız geren şey ise bugünü diğer günlerden farklı tutmayarak günlük ibadetlerimize devam etmek olmalı inşeALLAH.

    Hakteala razı olsun kardeşim
     
  3. mahşer

    mahşer Tecrübeli

    Mesajlar:
    27
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Yılbaşının ne olduğunu biliyor musunuz? Yılbaşı kutlamakla ne kazanıyor, ne kaybediyoruz
    Bu sorulara elbette herkes bir cevap verecektir. Sizden ricamız bu bilgilerinizle aşağıdaki araştırmayı karşılaştırmak olacaktır. Tercih ben Müslümancım diye sizlerin…
    YILBAŞI NEDİR? Haz. İsa’nın doğumundan yaklaşık 350 yıl sonra ROMA’DA ortaya çıktı. Bu dönemde Roma imparatorluğunun her yerinde Güneşe tapılıyordu roma imparatorluğu güneşperestlik ile Hıristiyanlığı birleştirerek zanlarınca güneş tanrısının doğum günü olan 25 Aralığı Haz. İsa’nın doğum günü olarak kabul etti.
    Neden 25Aralık? : 24 Aralığa kadar güneş biraz daha erken batıp senenin en kısa günleri yaşanıyordu. Batıda güneşe tapanlar tanrıları olan güneş her gün biraz daha erken kendilerini terk edince buna üzülüyorlardı. 25 Aralıkta günler tekrar uzamaya başlayınca tanrıları kendileriyle kalmaya razı olmuş ve yeniden doğmuş anlamına geldiğinden mutluluklarını dans, coşku, içki, ışıklandırma, ağaçlarla yeşillendirme, hindi kesme gibi eğlencelerle kutlarlardı. İşte 25 Aralık–01 Ocak arası bu sebeple eğlence günleri ve tatil olarak kabul edilmiştir. Hıristiyanlar bu günlerde Domuz başı, Kaz kızartması ve Hindi yemeği gelenek haline getirmişlerdir.
    TEK Allâh’A İNANAN MÜSLÜMANLAR; Temeli putperestliğe ve bozulmuş Hıristiyanlığa dayanan yılbaşı âdetini yerine getirirken yukarıdaki bilgileri ve peygamberimizin aşağıdaki sözlerini karşılaştırarak yerlerini tespit ediniz.
    “KİM (YAŞANTISIYLA) BİR TOPLUMA BENZERSE O TOPLUMDAN OLUR.”
    DOSTUMUZ KİM?
    “Ey iman edenler, Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmişken onlara sevgi gösteriyorsunuz” (Mümtehine Suresi 1. ayet)
    “ Ey iman edenler Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz zalimler topluluğuna Allâh yol göstermez.” (Maide Suresi 51. ayet)
    “ Sizin dostunuz ancak Allâh’tır. Resuldür, iman edenlerdir.” (Maide Suresi 55. ayet)
    “KİŞİ SEVDİĞİ İLE (Dünya ve Ahirette) Beraber olacaktır…”hadis-i şerif
    KARDEŞLER: Haksızlığın adaletsizliğin ve zulmün kol gezdiği bir dünyada yaşıyoruz. Sırf Müslüman olduğu için BOSNA HER SEK’TE KOSOVA’DA ÇEÇENİSTAN’ da CEZAYİR’ de, Filistin’de, Afganistan’da ırakta insanlar öldürüldü yılbaşı adetinin sahibi Hıristiyanlar Müslüman çocukları diri diri keserek köfte yapıp annelerine yedirdiler derilerini yüzdüler Müslümanların kafalarını patlatarak beyinlerini köpeklere yedirdiler diri diri çocukların gözlerini oydular çocukların ve kadınların namuslarını kirlettiler bebeklerin parmaklarını keserek kendilerine kolye yaptılar kandınlar birbirlerine bağlayarak yaktılar camileri yakıp yıktılar (İşte özendiğini batının sizin için düşündükleri)Diğer taraftan Dünya’nın çeşitli yerlerindeki Müslümanlar Birleşmiş Milletler denilen Hıristiyan topluluğunun gözetiminde vahşice katlediliyorlar. Her taraf kan kokuyor.
    Bütün bunlar olurken TÜRKİYELİ MÜSLÜMAN kimin Yılbaşını kutlayacak ve ne için eğlenecek?
    Bıçakla doğranan çocuklar için mi? Yoksa namusu çiğnenen Müslüman kız kardeşi için mi? Kendinize sorun?
    NE İÇİN KUTLAYACAĞIZ YILBAŞINI?
    Onlar bize uyuyor mu? Neden hep biz onlara uyacağız? Onlar bizim dini veya milli bayramlarımız yahut diğer mübarek gün ve gecelerimizi biliyor ve kutluyorlar mı? Bizim hicri yılbaşımız olan peygamberimizin Mekke den Medine ye hicret gününü yılbaşı olarak kutluyorlar mı?
    Gelin bu gece Allâh’ı gazaplandırmayalım Müslümanların kesildiği bir gecede sizde Yılbaşı eğlencesi yaparken piyango biletinden medet beklerken aniden bir deprem olsa, bu halinle Allâh ‘a ne cevap vereceksin? LÜTFEN bugün TELEVİZYONLARINIZI AÇMAYNIZ. Allâh ‘a savaş açanları protesto ediniz. Tercihiniz Cehennem değil, Cennet olsun. Allâh’IN AZABI ÇOK ÇETİNDİR, RAHMETİ DE ÇOK GENİŞTİR.

    Bize bir nazar oldu
    Cumamız Pazar oldu
    Ne olduysa hep bize
    Azar, azar oldu

    Ne şöhretten hastayız, ne de candan hastayız
    Ne ruhça ne vücutça ne de kandan hastayız
    Avrupa’ya bir değil iki pencere açtık
    Uzun yıllardan beri cereyandan hastayız
    Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz

    Yaklaştıkça her sene öz yurdumda yılbaşı
    Yapılır milletime Frenkçe sahte aşı
    Buna ağlar ağacı hem toprağı, taşı
    Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz

    Sen Hıristiyan mısın? Diye sorsan darılır
    Yılbaşında hindi kaz yemesine bayılır
    Çam deviren hindi ki nasıl mümin sayılır
    Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz
    Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz

    Bundan dört asır önce Arabistan yarımadasının Mekke şehri civarındaki Hıra- Nur dağından, kıyamete kadar dünyayı aydınlatacak bir “hidayet güneşi”doğmuştu: Müslümanlık, lütuf ve ihsanı sonsuz Allâh Teala bu en büyük nimetini insanlığa son peygamber Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla göndermiştir.
    Son peygamber Hazreti Muhammed’ in insanlık için yaptıkları pek büyük ve eşsizdir. Onun peygamber olarak gönderildiği miladi yedinci yüzyılda Dünya’nın Şark’ı ve Garp’ı zulümler karanlıklar ve ahlaksızlıklar içindeydi. O zamanın Arabistan’ında Doğu Roma’sında İran’ında… İnsan ya vahşi, zalim, merhametsiz ve kaba bir mahlûk yahut esir mazlum ve mağdur bir varlıktı
    Hazreti Muhammed (S.A.V) kısa bir zaman içinde zulmü yok edip hakkı canlandırdı. İnsanlığı dağdan getirip yontulan odun parçalarını tanrı edinmekten, taş yığınlarına tapmaktan kurtardı. İnsanoğluna “insanlık şerefini” öğretti.
    Resul’ü Ekrem (S.A.V) bu başarıları elbette Allâh’ın yardımıyla ve büyük sıkıntılar aşılmaz güçlükler karşılığında elde etmiştir. En sıkıntılı zamanlarında en nazik ve tehlikeli anlarında bile şahsı için endişe etmemiş, daima ümmetini düşünmüştür.
    O çağların Mekke’sinde kalbini mal, evlat, kadın ve içki arzusuyla dolduran sevgi evinde Allâh ve peygamber muhabbeti için yer bulamayan Kureyş ileri gelenleri hazreti peygambere nelerinden gelen eziyeti yapmaya kalkışınca Resul’ü Ekrem (S.A.V) Mekke dışına çıkmış Tarif’e girmişti. Fakat Taif halkı da Mekke’deki biraderleri gibi davranmış Hazreti Peygamberi taş yağmuruna tutmuştu.
    Bu durum karşısında Peygamber Efendimiz geri dönmek mecburiyetinde kalmıştı. Fakat Mekke’ye nasıl girecekti? İşte böyle nazik ve tehlikeli bir durumda iken kendisine Cebrail (A.S) görünmüş ve arzu ederse müşrikleri bir anda mahvedebileceğini bildirmişti. Buna karşılık bakınız Resul-i Ekrem ne cevap vermiştir:
    —Hayır, ben müşriklerin ezilmesini, yok olmasını istemem bilakis benim arzum Allâh’ın bu müşriklerden bir nesil meydana çıkarmasıdır. Öyle bir nesil ki Allâh’ı bir tanısın yalnız O’na ibadet etsin ve hiçbir şeyi Allâh’a ortak koşmasın.(1)
    Düşünelim ki, biz bu kadar merhametli ve insanlığın saadeti için kendisini tüketircesine gayret sarf eden böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Yine biz tarihin altın sayfalarını dolduran insanlığı cehalet ve sapıklık karanlıklarından kurtarmak, yeryüzüne imanı, havayı, asaleti, iffet ve namusu yaymak için gaziliği en büyük şeref şehitliği insan için tasavvur edebilecek en üstün gaye bilen bir neslin torunlarıyız. Hiç şüphesiz onlar da bizim hayat kanunlarımıza bağlı bizim gibi canını, malını, evladını, dünyasını seven insanlardı. Fakat Allâh sevgisi insanlık merhameti İslim’i şeref ve haysiyet düşüncesi galebe çalmış ve Onlar din ve namusları uğrunda her şeylerini feda etmişlerdi.
    Şimdi Onların çocukları olan biz, eti onların etleri kanı onların kanından, kemiği onların kemiğinden teşekkül eden biz, büyük bir imtihanın arifesindeyiz: Önümüzde bir gece var: yılbaşı gecesi… Çokları hindilerle – Hıristiyanlar gibi –Noel babalarla ona hazırlanmaya başlamışlardır. Kim bilir Allâh Kur’an-ı Kerim’de açıkça haram kıldığı halde ne kadar içki içilecek ve ne kadar zina, fuhuş, yaralama, öldürme… Hadisesi olacak!
    Tuhaf şey ! yeni yıl böyle mi kutlanır? Gelecek yıl içindeki saadeti sıhhati, memleket selametini ve bol nasibimizi bu ahlaksızlıklarda mı arıyoruz? Gelecek sene içinde bunları mı yapmayı taahhüt ediyoruz?
    “Kostantiniyye(İstanbul)elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve o fetih ordusu ne güzel ordudur! ”buyuran büyük kumandan Muhammed Aleyhisselam’ın bu müjdesinin aşkıyla ecdadımız,şu toprakları kanlarıyla sulayarak almışlar ve beyinleriyle yoğurup vatan haline getirdikten sonra evlatlarına teslim etmişler…Ta ki bu ülkenin tepelerinde ezan ve kuran sesi çınlasın!... Şimdi biz, sanki onların düşmanlarıyla birleşip de ruhlarına ezan nağmeleri ve fatiha yerine sarhoş naraları mı gönderiyoruz? Bastığımız toprakların altında kefensiz yatan ak saçlı ninelerimiz, şehit dedelerimizin tepesi üzerine sarhoş kusmuklarının dökülmesine, raki kokularının yayılmasına nasıl razı olabiliriz?
    Kendi dinimiz, peygamberimiz, örf ve adetlerimizde ne kusur görüyor da bırakıyor ve Hıristiyanlığın bile kabul etmediği adetleri –hemde en sefil bir şekilde- tatbikata kalkışıyoruz? Bir zamanlar idare ve himayemiz altında bulundurduğumuz Hıristiyanlara uyup kölelerimize köle mi olmak istiyoruz?
    Maalesef çoluk çocuğumuzu da alıştırdık. Yılbaşı onlara hindi götürmez, Noel baba ve hediye almazsak bize gücenir, isyan ederler. Hâlbuki kendi dinimizin mübarek günleri mübarek geceleri gelir geçer de haberimiz bile olmaz.
    Bir Müslüman için iyi ve güzel olan, Allâh’ın ve resul’ünün razı olduğu şeydir. İslam’ın kabul etmediği, nefsin şeytanın ve yabancıların sunduğu şeyler bizim mutlaka reddedeceğimiz şeylerdir. İslam’dan büyük şeref yoktur. Gerçek müslümandan daha haklı, daha doğru ve nezih kimse olamaz binaenaleyh, yabancıların tesiri altında kalmamalı, kimsenin kınamasından korkmamalıyız. Etrafımızı saran ve gaflet içinde yüzen insan kalabalığının vurdumduymazlığı bize tesir etmemelidir. Nefis ve şeytanları peşinde yürüyen kitleler bize örnek olamazlar. Allâh Teala buyuruyor ki:
    “Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan seni Allâh yolundan saptırırlar”(2)
    Resul-i Ekrem de şöyle buyurur:”Siz insanlar iyilik ederse bizde iyilik ederiz, onlar kötülük işlerse bizde kötülük işleriz, diyerek herkese uyan şahsiyetsiz kimseler olmayın, Aksine siz, insanlar iyilik ederse iyilik etmek, kötülük ederse onu yapmamak noktasında nefislerinizi tespit edin, kendinize şahsiyet kazandırın”(3)
    O halde azizi okuyucu Allâh’a dönelim , O’nun rahmetine sığınalım ve bütün varlığımızla söz verelim,ant içelim : İslam’a bütün emir ve yasaklarıyla İslam’a sadık kalacağız,onun ülkesinin dışına çıkmayacağız
     
  4. mahşer

    mahşer Tecrübeli

    Mesajlar:
    27
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Yılbaşı nedir?
    31 Aralık gününü 1 Ocak gününe bağlayan gece yılbaşı gecesidir. Hıristiyanların bu geceyi güya Hz. İsa'nın (a.s) doğum gecesi olarak kutlar. GÜYA dedik çünkü Hz. İsa'nın (a.s.) 1 Ocakta doğup doğmadığı belli değildir. 24 Aralık 1 Ocak tarihleri arasında doğduğu kabul edilmektedir. Hıristiyanlar noel adı altında dans, içki, coşku, ağaç süsleme, ışıklandırma, kumar ve hindi kesme gibi çeşitli eğlencelerle bu geceyi kutlarlar.
    EY MÜSLÜMAN KARDEŞİM, soruyorum sana, bir Peygamberin doğum gecesini içki, kumar, dans, zina gibi şeylerle kutlamak Allâh (c.c.) in indirmiş olduğu hangi dine ve kitaba uygundur.
    EY MÜSLÜMAN KARDEŞİM, dinimizde noel ve yılbaşı kutlamalarının hiçbir yeri yoktur.Hatta bir insan bugünü kutlama niyetiyle birine ufak bir hediyede bulunsa dinden çıkar. O halde dini emirlerimizde ve milli örf ve geleneklerimizde hiçbir yeri olmayan noel ve yılbaşını MÜSLÜMANIM diyenler, niçin ve nasıl kutlayabilirler? EY MÜSLÜMAN KARDEŞİM, bak Rabbimiz ne buyuruyor. "Ey iman edenler ****** ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse oda onlardandır" (Maide Suresi Ayet 51)
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor. "Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. ******lere de Hıristiyanlara da benzemeyin." (Tirmizi) ve yine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor ; "Kim bir millete benzemeye çalışırsa oda onlardan olur." (Ebu Davut)
    Bir takım Müslümanlar yılbaşı gecesine özel hazırlık yaparak, biz bu hazırlığı Hıristiyanlara benzemek için yapmıyoruz diyorlar. Bunların hali şuna benziyor; papazın biri kilisenin penceresinde güneşlenirken bir kuş gelip papazın elindeki bardakta bulunan şaraptan içmiş, sonra uçarak haça (istavroza) pislemiş. Bunu gören papaz kızarak şöyle demiş: Eğer Müslüman kuşuysan şarap içmez kiliseye girmezsin, yok eğer Hıristiyan kuşuysan haça (istavroza) niye pisledin.!! Ey Müslümanlar gavurlann yılbaşında ne işimiz var.
    EY MÜSLÜMAN KARDEŞİM, hırsızlığın, adaletsizliğin ve zulmün kol gezdiği dünyada yaşıyoruz. Sırf Müslüman oldukları için Afganistan'da Filistin'de Çeçenistan'da,Lübnan da ve IRAK'DA bütün dünyanın önünde insanlar öldürüldü ve sen yılbaşını kutlarken orada Müslümanlar öldürülmeye devam edecek. Yılbaşı adetinin sahibi Hıristiyanlar geçen senelerde Bosna'lı MüsiüîVı.fn çocuklan diri diri kıyma makinasında çekerek köfte yapıp annelerine yedirdiler, diri diri çocukların gözlerini oydular, çocukların ve kadınların namuslannı kirlettiler. Ve daha nice vicdanın kabul etmediği türlü türlü işkencelerle Müslümanları inim inim inlettiler. Bunları unuttun mu. BUNLAR KANINA DOKUNMUYORMU.??? Ve halen İRAK'DA Afganistan'da, Filistin'de, Çeçenistan'da bu zulümlerine ve katliamlarına dünyanın gözleri altında devam ediyorlar. HER TARAF KAN KOKUYOR KAN, EYY TÜRKÜYE'Lİ MÜSLÜMAN Peygamberimize hakaret ediyorlar , kuranı ve müslümanı yeryüzünden silmek istiyorlar.Bütün bunlar olurken sen kimin yılbaşısını kutlayacak ve eğleneceksin!!!
    EY MÜSLÜMAN KARDEŞİM, onlar bize uyuyor mu? Neden biz hep onlara uyuyoruz? Onlar bizim dini ve milli bayramlarımızın hangisine uyuyor. Hiç ****** yi Hıristiyan ı veya bir ermeni gavurunu Kurban Bayramında kurban keserken gördünüz mü? Ramazan Bayramını kutlarken gördünüz mü? Bizim Hicri yılbaşımız olan PEYGAMBERİMİZİN (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicret ettiği 1 Muharrem gününü kutluyorlar mı.??? HAYIR.!!!
    EY MÜSLÜMAN KARDEŞİM, birtakım aydın geçinen kara cahiller KUR-AN bizi idare edemez, bizi geri bıraktı 14 asır önce indirilmiş bir kitaba uymak gericiliktir, diyerek DİNDEN ÇIKMIŞ bir şekilde avaz avaz bağırırlarken. ****** ve Hıristiyanların yani BATININ izini takip etmeyi, onlara uymayı ilericilik sayanlar. Şayet onların dediği gibi gericilik çağ dişilik kitabın 14 asır önce indirilmiş oluşuysa bilsinler ki İncil 20 asır önce, Tevrat ta yaklaşık 30 asır önce indirilmiştir. Bununla beraber İncil ve Tevrat in yüzlerce farklı nüshaları yazılmış ve aslını bozmuşlardır. Kur-an'ı kerim ise Allâh (c.c.) in indirdiği gibi kelimesiyle ve harfiyle bile değiştirilmeden bize kadar ulaşmıştır. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin Kur-an'ı Kerim bir nüshadır. Bu kadar düşman olduğu halde değiştirilememiştir. Bu gerçekler Kur-an'ın hak kitap olduğunun, İncilinde farklı nüshalar halinde aslı bozulmuş, batıl (yanlış) kitap olduğuna yeterli bir delildir
     
  5. mahşer

    mahşer Tecrübeli

    Mesajlar:
    27
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Hazreti Allâh c.c. kur’an-ı keriminde buyurur ki: “bu gün sizin dininizi kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak islamdan razı oldum” (maide/3) hal böyle olunca bir müslümanın bütün hayatı boyunca yapması/yapmaya çalışması gereken tek şey; inancının ve işlerinin mükemmel olan din-i mübîn-i islama uygun olması ve bu sayede yüce Allâh’ın rızasına kavuşmasıdır. Çünkü bir kişinin şu fani dünya hayatında elde edebileceği en büyük şey ‘Allâh’ın rızası’dır. Zira hazret-i kur’anda “Allâh'tan olan azıcık hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur." (tevbe/ 72) buyurulmaktadır. Bundan dolayıdır ki mü’min
    ile kafir arasındaki en büyük fark bu olmuştur, "Hiç Allâh'ın rızasına uyan (mümin) kimse, Allâh'ın gazabına uğrayan ve yeri cehennem olan (kâfir) kimse gibi olur mu?" (Âl-i İmrân, 3/162) Tevbe suresi 62’de: “Allâh ve Peygamberi razı/hoşnut edilmeye daha layıktır”.

    Yukarıda ayetlerlede açıklandığı üzere Allâhın rızasını kazanmaya çalışan mü’min ile öfkesini kazanan kafirin halleri bir olmadığı gibi birbirlerine benzemeside asla doğru değildir. Gayri müslimlere benzemenin sebep olacağı tehlikeli neticelere dikkatimizi çekmek içindir ki, Sevgili Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “bir kavme (bir topluluğa) benzemeye çalışan kişi, o (benzemeye çalıştığı) kavimdendir” (Mişkât) “(İnanç ve amelde) bizden başkasına benzeyenler, bizden değildir” (Tirmizî)

    Gayri müslimlere/yahudi ve hıristiyanlara benzemeyi özetleyecek olursak; inanç yönünden benzeme az bile olsa kişinin kafir olmasına sebep olur. Amelde benzeyiş ise haramdır ve zamanla kişiyi inanç yönünden benzemeye götürür ki bu insanlar tarafından önemsenmeyen fakat sonderece sinsi olan bir tuzaktır. Her türlüsünden Allâh’a sığınırız. Efendimiz aleyhi ve sellem her konuda ğayri müslimlere muhalefet etmiş ve ashabınada bunu ısrarla emretmiştir. Bu islam’ın ve müslümanların ehl-i küfür karşısında varlığını koruyabilmesi ve gücünün kaybolmaması için son derece gereklidir. Bu hassasiyeti koruyan ashab-ı kiram, varlığını ve gücünü artırarak korumuş, bundan yoksun olan zamane müslümanları ise giderek ehl-i küfür karşısında varlık gösteremeyecek hale düşmüştür.

    Hal böyle olunca memleketimizdeki insanların teveccühünü kazanmış ve türlü türlü etiketli güya din adamı! Olan kişiler tarafından çeşitli kılıflar uydurularak meşru kılınmaya çalışılan yıl başı eğlencesini tanımak gerekiyor, tanıyalım ki kime benzediğimizi bilelim. En basit araştırma ile şu bilgilere ulaştık; yılbaşı doğu Ortodoks Kilisesi'nde İsa'nın sünnet yıldönümüne de denk gelen 14 Ocak'da kutlanmaktadır. Bu tarih Jülyen takvimine göre 1 Ocak’a denk gelir, Jülyen takvimi’de Jül Sezar rafından M.Ö. 46 yılında kabul edilen ve batı dünyasında 16. yüzyıla kadar kullanılan takvimdir. Şimdi hangi akıl ve iz’an sahibi insan yılbaşının kâfirlere benzemekten uzak, son derece masum bir eğlence olduğunu söyleyebilir? Peki, bunu masum göstermeye çalışan ve bunu makamını ve diplomasını kullanarak kameraların karşısına geçip ateşli ateşli savunan din adamlarına! Ne demeli? Şayet bu mukaddes dinimizde helal ve haramı belirleme yetkisi kur’an, sünnet, icma’ ve kıyasla oluyorsa ki elbette öyledir o zaman bu eğlence hangisine uymaktadır? Ayete mi? Hadîse mi? Mütevatir yolu ile gelen recm hükmünü sırf kuran-ı kerimde yok diye inkâr etmek için yırtınan, at gözlüklü insanlar yılbaşı eğlencesini hangi kitapta buluyorlar?

    Müslüman’ın tatili, mübarek saydığı günler ve bayramları hadis-i şeriflerde beyan edilmiştir. Hiç kimsenin onları değiştirmeye veya yenilerini icad etmeye hakkı yoktur. Çünkü Rabbimiz buyuruyor ki, “Kim (meşru’ görerek) Allâh’a ve Resulü’ne karşı gelir, Allâh’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allâh onu ebedî olarak kalacağı ateşe sokar Onun için alçaltıcı bir azap vardır” (Nisâ sûresi/30)
    Allâhresulu aleyhi ve sellem’ in getirdiği islamı, reform vs. saçmalıkları ile bozmayıp aslına sadık kalan ehl-i sünnet âlimlerin yetişmesi ve çoğalması hususunda biz Müslümanların bu davaya sahip çıkmaları ile kurtuluşumuz mümkündür. Aksi takdirde ehli küfür karşısında yok oluşumuz hızla devam edecektir.

    Yazımızı, Cenâb-ı Mevlâmız’ın mübârek kelâmından iki âyet meâli ile noktalayalım:
    “Rabbimiz Allâh’tır’ deyip sonra da (bütün hâl ve hareketlerinde Allâh’ın emirlerini, Resûlü’nün sünnetini esas alarak) dosdoğru yaşayanlara; (evet) onlara (kıyâmet gününde) hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de (Çünkü) onlar, cennet ehlidirler Yapmakta oldukları (güzel amel ve hareketlerine) mükâfat olmak üzere, orada ebedî kalacaklardır” ( Ahkaf, 13-14)
     

Sayfayı Paylaş