Her tesbih bir tevhit eylemidir

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#1
Hamd, şuurlu ya da şuursuz her yaratılmışın kendisini tesbih ettiği Mütekebbir, Celal ve İkram sahibi, Aziz, Âlim ve Habir Allah’ımızadır. Salât ve Selam Hira’sından çıktıktan sonra bir ömür cihad meydanlarında, camide, davette, çarşıda, pazarda, evde, ölçerken tartarken, konuşurken, susarken, Taif’te taşlanırken yaşamsal tesbihini başarıyla sürdüren biricik peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’ ya temiz ailesine, ashabına ve ömrünü tesbih kılan inananlara olsun. (âmin)
“Görmez misin ki göklerde olanlar ve yerde olanlar güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.” ( Hac -18)
“Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimseler, sıra sıra ( kanat çırparak uçan ) kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nur–41)
Değerli Tefekkür dostları, sözümüzü bilerek, isteyerek, farkında ve bilincinde olarak Hamd ile açtık şükürler olsun. Her tesbih bir tevhit eylemidir. Tesbih, oturduğu yerde lâfzen terennüm edilen içi boşaltılmış lafızlar değildir. Tesbih Allah’ı birleme, O’nu yüce ve âla tanıyıp hal dilimizi konuşturmaktır. Tesbih halk dilinde 99 boncuktan oluşan dizecikler halindeki halkalar da değildir elbet.
Dilerseniz tesbihin sözlük ve Kur’ani anlamına bir göz atalım: tesbih kelimesinin kökü “ se-be-ha” fiilidir. Se-be-ha sözlükte; yüzmek, uzaklaşmak, yıldız hızlı hareket etmek, bir topluluğun yeryüzüne dağılıp hâkim olması, suyun yayılıp kaplaması gibi anlamlara gelmektedir. Mecazen de yıldızların uzaydaki hareketleri için kullanılır: “ ve küllün fi felekin yesbehun” “ hepsi bir yörüngede akıp-yüzüp gitmektedir. (Enbiya–33, Yasin–40) Atların hızlı koşması “sebh” (sebhan) fiiliyle ifade edilir. İşlerdeki süratli koşuşturma için de aynı kelime kullanılır. “inne leke finnehari sebhan tevila” “ senin için gündüz uzunca bir koşuşturma vardır”. (Müzemmil–7)
Kur’an’daki anlamı da, Allah’ı O’na yakışmayan şeylerden uzak tutmak, Allah’ı yüceltmek O’nun her türlü kemal sıfatlarla donanmış olduğunu iyi kavramak ve bunu her vesileyle yüksek sesle söylemektir.
Bu iki ayette Allah’u Teala’nın bak dediği yerden görmemiz gerektiği hususuna dikkatler çekilerek, yaratılmışların Allah’ı nasıl secde ve tesbih ettiğini anlamamız sağlanmıştır.( Anlamayı isteyene) göklerde olanlar ve yerde olanlar güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve hayvanlar tümü de cansız ve iradesiz diye tanımladığımız yaratılmışlar. Amma velâkin hepsi de secde halindeler. Nasıl oluyor? Bunların alınları mı var ki yere koyup secde etmiş olsunlar? Secde demek sadece yere kapanmak demek değil elbet. Secde Allah’ın emrine tastamam uymak demektir. Buyruğunu yerine getirmektir. Ölçüyü korumak, taşkınlık ve israf etmemek, verilen görevi itina ile yapıp savsaklamamak demektir.
Bizim görünenle yetinerek, hareketsiz ve cansızmış gibi gördüğümüz maddelerin de hareket halinde olduğunu bu günkü bilim açıklamış bulunmakta:
Maddelerin en küçük parçası olarak bilinen atomun içinde pozitif elektrik yüklü proton ve elektrik yüklü olmayan nötronlar bulunan bir çekirdekten ve bu çekirdek etrafında büyük hızlarla dönen negatif elektrik yüklü elektronlardan oluştuğu görülmektedir. Yani cansız kabul edilen varlıklarda bizim duyularımızla algılayamadığımız hareket söz konusudur.
Bu parçacıkların bir birine uyguladığı ve atom çekirdeğini bir arada tutan kuvvetler öylesine güçlü ki bu parçacıkların çekirdek içindeki ve dışındaki hızları yaklaşık 300.000 kilometre/ saniye olan ışık hızına yaklaşır. ( maddenin son yapı taşları Gerard’t Hoft, Tübitak popüler bilim kitapları birinci basım Eylül 2000 s 28 )
Bizler her ne kadar hareketsiz gibi görüyorsak ta aslında onlar da hareket halindedirler.
Kendilerini terbiye eden Rab’lerinin emrine amade olup üstlerine düşeni yaparak tesbihlerini göstermektedirler. Ama insan şuur sahibidir. İstediğini yapabilme donanımıyla yaratılmıştır. Ayette insanların birçoğunun secde ettiği ve bir çoğunun da üzerine azabın hak olduğu belirtiliyor. Kim ne istiyorsa onu yapabilme özgürlüğüne sahip olarak yaratılmıştır. İsteyen secde ederek boyun büküp, tam bir teslim oluşla teslim olur, isteyen de teslim olmaz. Lakin teslim olmayanlar gerçekten akletmeyenler olmalı ki, yeryüzünde, gökyüzünde ne varsa hepsinin kulluk ettiğine, kulluk etmeme gafletine düşebiliyorlar. Sonuç itibariyle bu kendi seçimleriydi, seçimlerinin karşılığını da elbette göreceklerdir. Bu seçimle hor ve hakir olmuş olur. Artık çevresinden kimse onu değerli kılamaz. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Secde ederken yani, yaratıcının emrine boyun eğerken “göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra-sıra (kanat çırparak uçan ) kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmez misiniz?”
Burada da açıkça anlaşılıyor ki tesbih sadece dil organının değil tüm organizmanın hamd’i olmalıdır. Ki eğer sadece dilin hamd’i olsaydı Allah’u Teala “duymaz mısın?” diye buyururdu. Çok bariz bir şekilde “göklerde ve yerde bulunan kimselerle sıra sıra kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmez misin?” diye buyurarak dikkatlerimizi celbediyor. Yani dil organının dile getirdiğini hal, hareket ve gidişatla hal dili, vucud dili, haykırmalı ki bu tesbih, tesbih olabilmeli. Dilin tesbihi tesbih edenin kendisine telkinidir. Namazların ardından dinlendirdiğimiz “ Suphanallah”, “Elhamdülillah” ve “Allah’u ekber” tesbihatları bize şunu söyler. Suphanallah; Allah sübhan’dır, Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir, Allah bütün kemal sıfatlarla donanmıştır, Allah yücedir öyle ise O’na yakın olmalı ve O’nun yüceliği karşısında boyun eğmeli ve O’nun yüceliğini her halimle haykırmalıyım! Elhamdülillah; hamd O’nun dur, övgüler O’nadır, övgüler O’nun hakkıdır. Öyle ise yaşamım boyunca övgüleri O’na kanalize etmeliyim. Allah’u ekber; Allah ekberdir, en büyüktür, bu cihetle her şeye gücü yeter, hiçbir zorluk O’na dayanamaz, yok olan hiçbir iyilik en büyük O’landa karşılıksız kalmaz. O halde korkmamalı, çekinmemeli ve yoluma devam etmeliyim.
Bu telkinler kişiye gerekli motivasyonu sağlayarak, hayatın tesbihe dönüşmesini sağlar. Acılı günde, neşeli günde, varlıkta, darlıkta, hastalıkta, sağlıkta, savaşta, barışta yani her hal ve her durumda.
Evet dilde terennüm edilen tesbih lafzının hayata dönüşmesi şart. Bunu konu edindiğimiz iki ayetten anlıyoruz. Birinde yaratılmışların secde edişinden, öbüründe ise tesbih ettiklerinden söz ediliyor. Halk arasında bilinen tesbih olsa olsa ancak duyulur. Fakat ikisinde de “görmez misin” fiili kullanılmış, tesbihin görülmesi istenmiştir. Allah yapılan tesbihin dilde oluşundan ziyade “HAL” ‘de olması gerektiğine işaret etmiştir
İsra suresi 44. ayette “… Hiçbir şey hariç olmamak üzere hepsi O’na hamd ile tesbih ederler. Fakat siz onların tesbihlerini iyi anlayamazsınız …” buyrulmaktadır. Ayette Allah’u Teala bizlere kesinkes ya da hiç anlayamazsınız demiyor, aksine iyi anlayamazsınız diyor. Yani anlamak isteyen anlayacaktır bu tesbihatı kendi azmi nispetinde.
“Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmez misin? …” (Nur 41) ayetini Muhammed Esed; “…Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini dile getirdiklerini görmüyor musun? Gerçek şu ki Allah’a nasıl yönelip niyaz edeceklerini, onun yüceliğini nasıl dile getireceklerini (bunların) hepsi bilmektedirler.” diye tercüme etmiş. Bu tercümeye göre herkes hayatının tesbihini öğrenme durumundadır ve öğrenmelidir de. Dikkat edecek olursak bunların hepsi duasını ve tesbihini öğrenerek orda kalmamış, bunu kendilerine biçilen ömürleri boyunca yaşamsal tesbihe çevirmişlerdir.
Evet, her tesbih, bir tevhit eylemidir, Allah’ı birlemedir. Tesbih kısaca, Yaratanı, tüm nitelikleriyle tanıyabildiğimiz kadar tanımak ve tanıtabildiğimiz kadar tanıtmaktır.




SADAKALLAHÜLAZİM