YÜCE ALLAHIN AYETLERİ KAÇ TÜRLÜDÜR ve ( kur'an nasıl bir kitaptır )

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#1
--------------------
Konu: YÜCE ALLAHIN AYETLERİ KAÇ TÜRLÜDÜR ve ( kur'an nasıl bir kitaptır )

Değerli
dostlar,
Bu yazımızda
sizlere âyet ve kitap kavramlarından bahsetmek istiyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’den söz
edildiğinde akla hemen âyetler gelir ve âyet kavramıyla da sadece Kur’ân
cümleciklerinin kastedildiği zannedilir. Halbuki mesele bu kadar dar ve kısıtlı
değildir.
Âyet,
“belirti, iz, nişan, alamet, mucize, delil, ibret, risalet” gibi anlamlara
gelir. Yüce Allah’ın varlığına işaret eden her şey bir âyettir. “İbret”
anlamında Firavun’un cesedi bile Yûnus 10/92. âyette belirtildiğine göre
âyettir.
Yüce Allah’ın âyetleri iki
türlüdür:
1. Vahyedilen,
okunan ayetler anlamında “tenzîlî âyetler”. Bu âyet kapsamına bütün ilâhî
kitaplar ve sahifeler girmektedir ki bunların sonuncusu Kur’ân-ı Kerîm’dir.
Tenzîlî âyetler aynı zamanda “tenzîlî kitaplar”ı oluşturmaktadır.

2. Kâinata
yazılan, tabiat kanunları haline getirilen “tekvînî âyetler”. Bu âyetlerin
kapsamına ise bütün kainat girer ve bu kitaba “tekvînî kitap” denir. Kâinat
kitabının en önemli konularından birisi ise “insan kitabı”dır.


Kur’ân’ın
gönderilme nedenini bu üç kitabın buluşturulması olarak ifade edersek yanlışlık
yapmış olmayız. Nitekim Kur’ân’da kâinat kitabından ve insan kitabından
âyetlerin insanların ilgisine sunulduğu ve birer mucize olarak tanıtıldığı şu
âyette belirlenmektedir:

“Biz, onlara ufuklarda ve kendi
canlarında âyetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur’ân)’nın gerçek olduğu kendilerine
iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması onlara yetmez mi?” (Fussılet
41/53).


Bu âyette
açıkça ifade edildiğine göre âyetler hem ufuklardadır hem de insanların
kendisinde. Ufuklardaki âyetler insanların dışında kalan âyetlerdir ki bunun
kapsamına yakından uzağa, zerreden kürreye bütün yaratıklar girmektedir. Hem
ufuklardaki hem de insanlardaki âyetlerin var edilmesi ve gösterilmesinin asıl
amacı ise bunların haberini veren Kur’ân’ın gerçek olduğunun ortaya
konulmasıdır.


Kur’ân’ın bu
anlamdaki gerçekliği kabul edilince, yani kâinata dair verdiği bilgiler bilimle
ve teknolojiyle de ispat edilince onların doğruluğuna inanmış olanlar elbette 14
asırdan daha önce indirilen bir kitabın ve içerdiği diğer esasların doğruluğuna
da inanmış olacaklardır. İnatçı ve katı din karşıtları hariç, gerçeğin peşinden
koşanlar için böyle bir yolun tercih edilmiş olması son derece isabetli ve
etkili bir yol olmuştur.


Tenzîlî
vahylerin Kur’ân dışında kalanlarında kainatın yapısına ve fiziksel yaratılışı
itibariyle insan kitabına dair belirleyici bilgiler aramak doğru değildir. Çünkü
bilim ve teknolojinin konusu olan bu tür bilgilerin daha eski kitaplarda
bulunması beklenmemelidir.

Benzer bir soruyu “Kur’ân’ın
indirildiği zamanlarda da bilim ve teknoloji yoktu; dolayısıyla onda da bu
âyetlerin bulunması doğru mu?” diye Kur’ân için soranlara da şu cevabı
vermekteyiz: Kur’ân’da, bu tür konulardaki âyetlerde çok anlamlı kelimeler
kullanılmaktadır. Çok anlamlılık söz konusu olunca bazı kelimelerin değişik
zamanlarda değişik şekillerde yorumlanması da mümkün olmaktadır. Şüphesiz zaman
ilerledikçe kelimelere yeni anlamlar ilave edildiğini söylemiyoruz. Sadece
kelimelerde zaten bulunan farklı anlamların değişik yorumlara müsait oluşunu
ifade ediyoruz.
Kur’ân’a bu
anlamda bakıldığında insanın yaratılışından kâinatın yapısına varıncaya kadar
pek çok örneğin Kutsal Kitabımızda bulunduğu rahatlıkla görülecektir.

Kâinat âyetleri
ve kâinat kitabı

Diğer ilahi
kitaplarda bulunmayan, Kur’ân’ın indirildiği dönemde bilinmeyen, tabii ilimler
ve modern teknolojiyle bilinebilecek ayetlerin Kur’ân’da bulunması bir anlamda
zaruri görülmelidir. Çünkü O’nun mesajı, kâinatın son bulacağı kıyamete kadar
devam edecek, dolayısıyla asırlar sonrasının insanına da hitap edecektir. Bize
göre henüz Müslüman olmamış insanların Kur’ân’la irtibatları ancak O’nun
kâinatla ilgili mesajları sayesinde gerçekleşecektir. Yani Müslüman olmayanlar
Kur’ân’ın iman, namaz, oruç, hac, zekât gibi emirleriyle ilgilenmeyeceklerdir.
Kaldı ki tevhide inanmayanların böyle bir görevleri de zaten yoktur. Şu halde
onların Kur’ân’a yönelmelerini sağlayacak en önemli etken, bilimsel gerçeklere
işaret eden ayetlerdir.

Kur’ân’ın
mucize olan yönlerinden birisi de, en önemli müfessirlerinden birisinin zaman
oluşudur. Yani zaman geçtikçe, asırlar ilerleyip insanlığın bilgi ve anlayış
düzeyi geliştikçe Kur’ân ayetleri daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Kur’ân’ın bazı
ayetlerinin gerçek manası, ancak yeni bilgilerle kavranabilecektir. Bu noktadan
hareketle şu anda bile Kur’ân’da tam anlamıyla kavranamamış ayetlerin
bulunduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Bu çerçevede “peki bu tür ayetler
bu zamana kadar nasıl anlaşılmıştı” şeklinde yöneltilebilecek muhtemel bir
soruya cevap olarak; “o ayetlerin yaklaşık manalarıyla anlaşılmış olduklarını
veya Kur’ân’ın bütünlüğüne ters düşmeyecek şekilde anlamlandırıldıklarını
söylemek” pekâlâ mümkündür. Zaten Kur’ân’ın en önemli özelliklerinden birisi de
kelimelerinin çok anlamlı oluşu ve dönem dönem farklı anlamlarının devreye
girebilmesidir. Bu tür kelimelerin seçilmiş olması Kur’ân’ın mucizevî yapısının
bir göstergesidir.

Ayrıca şu
noktanın da kesinlikle unutulmaması gerekir: Kur’ân, bir eğitim kitabıdır;
muhatabı da insandır. İçerdiği prensipler hep insanın mutluluğunu sağlamaya
yöneliktir ve insanlardan Allah’ı tanımalarını, sadece O’na kulluk yapmalarını
istemektedir. Mesajının evrensel oluşunu insanların kabul etmelerini sağlamak
için çeşitli yollar kullanmaktadır. Dolayısıyla muhtevasında bulunan ve
teknolojik gelişmelere işaret eden bazı ayetleri de bu eğitimin bir parçası
olarak görmek gerekir.

Kur’ân, ilahi
kaynaklı oluşunu inkâra kalkışanlara her zaman ve zeminde meydan okumuştur. Bu
meydan okuyuş, muhataba göre bazen alternatif ayet, sure veya bütün bir kitap
getirmeyi isteme şeklinde olmuş, bazen de bilimsel gerçekleri ifade eden
ayetleri insanların anlayış ve araştırmasına sunmakla olmuştur. Teknolojiyle
ilgili ayetlerin gönderiliş gayesi ise insanlara ilmi gerçekleri öğretmek,
onları ispatlamak değil; bu yolla Allah’a imanı sağlamak ve o imanı
sağlamlaştırmaktır. Çünkü Kur’ân bir Biyoloji, Fizik, Kimya, Astronomi vs.
kitabı değildir; dahası o, anılan ilimleri birer vasıta olarak kullanmak
suretiyle insanın hidayet ve mutluluğunu isteyen bir kitaptır.

Kur’ân,
kâinatı boşlamamıştır; onun tanıtımını yapan bir el kitabı gibi insanlığa ufuk
sunmaya devam etmektedir. Bu ufuklara doğru çalışma yapmak, kararlılıkla ve
fedâkârca gayret sarf etmek üzere bilimsel çalışmalar yapmak, araştırma
projeleri geliştirip bu uğurda yönlendirmelerde bulunmak da bir ibadettir

prof. dr. MEHMET OKUYAN OMÜ İLAHİYAT