Risale-i Nur Nedir? Bediüzzaman Kimdir?

  • Konuyu başlatan out of whack
  • Başlangıç tarihi
O

out of whack

© ◄ Ayarsız..! ►
Forum Administrator
Risale-i Nur Nedir? Bediüzzaman Kimdir?

Her asır başında hadîsçe geleceği tebşîr edilen dînin yüksek hâdimleri, emr-i dinde müptedî değil, müttebîdirler. Yani, kendilerinden ve yeniden birşey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esâsât ve ahkâm-ı dîniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (a.s.m.) harfiyen ittibâ yoluyla dîni takvîm ve tahkîm ve dînin hakîkat ve asliyetini izhâr ve ona karıştırılmak istenilen ebâtılı ref' ve iptal ve dîne vâkî tecavüzleri red ve imhâ ve evâmir-i Rabbâniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlahîyenin şerâfet ve ulviyetini izhâr ve îlân ederler. Ancak, tavr-ı esâsîyi bozmadan ve rûh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzlarıyla, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usûlleriyle ve yeni tevcihât ve tafsilât ile îfâ-i vazife ederler.

Bu memurîn-i Rabbâniye, fiiliyâtlarıyla ve amelleriyle de memuriyetlerinin musaddıkı olurlar. Salâbet-i îmâniyelerinin ve ihlâslarının âyinedarlığını bizzat îfâ ederler. Mertebe-i îmanlarını fiilen izhâr ederler ve ahlâk-ı Muhammediyenin (a.s.m.) tam âmili ve mişvâr-ı Ahmediyenin (a.s.m.) ve hilye-i Nebeviyenin hakîki lâbisi olduklarını gösterirler.
Hulâsa, amel ve ahlâk bakımından ve sünnet-i Nebeviyeye ittibâ ve temessük cihetinden, ümmet-i Muhammed'e tam bir hüsn-ü misâl olurlar ve nümûne-i iktidâ teşkil ederler. Bunların, Kitâbullahın tefsiri ve ahkâm-ı dîniyenin izahı ve zamanın fehmine ve
mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları eserler, kendi tilka-i nefislerinin ve karîha-i ulviyelerinin mahsûlü değildir, kendi zekâ ve irfanlarının neticesi değildir. Bunlar, doğrudan doğnıya menbâ-i vahiy olan Zât-ı Pâk-i Risâletin mânevî ilham ve telkinâtıdır. Celcelûtiye ve Mesnevî-i Şerif ve Fütûhü'l-Gayb ve emsâli âsâr hep bu nevîdendir. Bu âsâr-ı kudsiyeye o zevât-ı âlişan, ancak tercüman hükmündedirler. Bu zevât-ı mukaddesenin o âsâr-ı bergüzîdenin tanziminde ve tarz-ı beyânında bir hisseleri vardır. Yani, bu zevât-ı kudsiye, o mânânın mazharı, mir' atı ve mâkesi hükmündedirler.


Risâle-i Nur ve tercümanına gelince:

Bu eser-i âlişanda şimdiye kadar emsâline rastlanmamış bir feyz-i ulvî ve bir kemâl-i nâmütenâhî mevcud olduğundan ve hiçbir eserin nâil olmadığı bir şekilde meş'ale-i İlahîye ve şems-i hidâyet ve neyyir-i saadet olan Hazret-i Kur'ân'ın füyüzâtına vâris olduğu meşhûd olduğundan, onun esâsı nûr-u mahz-ı Kur'ân olduğu
ve evliyâullâhın âsârından ziyâde feyz-i envâr-ı Muhammedîyi hâmil bulunduğu ve Zât-ı Pâk-i Risâletin ondaki hisse ve alâkası ve tasarruf-u kudsîsi evliyâullâhın âsârından ziyâde olduğu; ve onun mazharı ve tercümanı olan mânevî zâtın mazhariyeti ve kemâlâtı ise, o nisbette âlî ve emsâlsiz olduğu güneş gibi âşikâr bir hakîkattir.



Evet, o zât, daha hâl-i sabâvette iken ve hiç tahsil yapmadan, zevâhiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde, ulûm-u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyât ve hakaik-ı eşyaya ve esrâr-ı kâinata ve hikmet-i İlahîyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nâil olmamıştır. Bu hârika-i ilmiyenin eşi aslâ mesbuk değildir. Hiç şüphe edilemez ki, tercüman-ı Nur, bu haliyle baştan başa iffet-i mücesseme ve şecaat-i hârika ve istiğnâ-i mutlak teşkil eden hârikulâde metânet-i ahlâkiyesi ile bizzat bir mu'cize-i fıtrattır; tecessüm etmiş bir inâyettir ve bir mevhîbe-i mutlakadır.



O zât-ı zîhavârık, daha hadd-i bülûğa ermeden, bir allâme-i bîadîl halinde bütün cihân-ı ilme meydan okumuş; münâzara ettiği erbâb-ı ulûmu ilzam ve iskât etmiş; her nerede olursa olsun, vâkî olan bütün suâllere, mutlak bir isâbetle ve aslâ tereddüt etmeden cevap vermiş; on dört yaşından îtibâren "üstadlık" pâyesini taşımış ve mütemâdiyen etrafına feyz-i ilim ve nûr-u hikmet saçmış. Izahlarındaki incelik ve derinlik ve beyanlarındaki ulviyet ve metânet ve tevcihlerindeki derin ferâset ve basîret ve nûr-u hikmet, erbâb-ı irfânı şaşırtmış ve hakkıyla "Bediüzzaman" ünvân-ı celîlini bahşettirmiştir. Mezâyâ-i âliye ve fezâil-i ilmiyesiyle de, dîn-i Muhammedînin neşrinde ve ispatında bir kemâl-i tam halinde rûnümâ olmuş olan böyle bir zât, elbette Seyyidü'l-Enbiyâ Hazretlerinin en yüksek iltifâtına mazhar ve en âlî himâye ve himmetine nâildir. Ve şüphesiz, o Nebî-i Akdesin emir ve fermânıyla yürüyen ve tasarrufuyla hareket eden ve onun envâr ve hakaikına vâris ve mâkes olan bir zât-ı kerîmü's-sıfattır.



Envâr-ı Muhammediyeyi ve maarif-i Ahmediyeyi ve füyüzât-ı şem'-i İlahîyi en müşâşaa bir şekilde parlatması ve Kur'ânî ve hadîsî olan işârât-ı riyâziyenin kendisinde müntehî olması ve hitâbât-ı Nebeviyeyi ifade eden âyât-ı celîlenin riyâzî beyânlarının kendi üzerinde toplanması delâletleriyle o zât, hizmet-i îmâniye noktasında risâletin bir mir'at-ı mücellâsı ve şecere-i risâletin bir son meyve-i münevveri ve lisân-ı Risâletin irsiyet noktasında son dehân-ı hakîkati ve şem'-i İlâhînin hizmet-i îmâniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti olduğuna şüphe yoktur.



Üçüncü medrese-i Yûsufiyenin

Elhüccetü z-Zehra ve Zühretü'n-Nur olan

tek dersini dinleyen Nur Şâkirdleri nâmına
Ahmed Feyzi, Ahmed Nazif,

Zübeyir, Salâhaddin, Ceylan, Sungur


Benim hissemi haddimden yüz derece ziyâde vermekle beraber, bu imza sahiplerinin hatırlarını kırmaya cesâret edemedim; sükût ederek, o medhi, Risâle-i Nur şâkirtlerinin şahs-ı mânevîsi nâmına kabul ettim.



Said Nursî

Tarihçe-i Hayat | Yedinci Kısım : Afyon Hayatı | 522, 523



 

Üst