islam imanla değil inkarla başlar

#1


I
Şimdiye kadarki hayatında başka bir dine mensup olan bir kişi düşünün.
Müslüman olmaya karar vermiş.
Ondan ilk olarak ne yapması istenir?
Kelime-i şehadet” getirmesi.
Yani; “Eşhedüen la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resüluh” demesi.
İslam’ın giriş kapısı bu demek ki.

Şimdi bu cümleyi inceleyelim.
Orta kısmına yakın bir yerde “ve” kelimesi var.
Bildiğimiz “ve” bu.
İki kelimeyi birbirine bağlayan tek hece.
Aktif değil pasiftir.
Yani emir ya da tavsiye içermez.
Cümleyi düzenler, daha anlaşılır kılar.

Eşhedü” kelimesi ve devamındaki Arapça ekler, “şehadet etmek, tanıklık yapmak ya da tüm kalbiyle inanmak” gibi ifadelerle Türkçe’ye çevrilebilir.
Bu sözcük de pasif sayılabilir cümle içinde iki defa geçmesine rağmen.
Bir gerçeği ifade etmekten ziyade ona işaret ederler.
Üzerinde asıl düşünmen gereken yer ben değilim, işaret ettiğim konudur demek ister.
O halde tüm kalbimizle inanmamız gereken ilk kısım “La ilahe illallah”tır.
İkincisi ise; “Muhameden abdühü ve resulüh”dür.
Cümlede iki ifade bir bağlaçla birleştirilmişse soldaki önceliklidir çünkü.

İslam’a giren kişi, iman ettiği ilk şeyi anlatabilmek için ilk önce “la” demektedir.
Nedir “la”nın sırrı?
Burada durup düşünelim, tefekkür edelim cümlenin daha ilerisine gitmeden.
Belki de razı olduğu dini ya da yaşam tarzının kapısının adını “la” koydu Allah (cc)?
“La”nın gizemini çözebilirsek geri kalan kavramlar berraklaşıverecek belki de.
Su gibi akıp gidecek her şey tıkanmadan.

la” bir nevi olumsuzluk eki Arapça’da.
Türkçe’deki “ma, me” gibi mesela.
Yap – yapma
Koş – koşma
Gel – gelme
Git – gitme
...
Yok” anlamına da geliyor.
Kağıt yok
Kalem yok
Anlamı ne olarak düşünülürse düşünülsün “la”nın özünde reddetmek var, kabul etmemek var.

Öyleyse İslam’a ilk giren kişi önce ret edecek, yok sayacak, “hayır” diyecek.
Neyi?
Kimi?
Kime?

II
Alışılagelen bir hayat var.
Onun da bileşenleri.
Yeme, içme, oturma, kalkma…
Tavırlar, davranışlar, fikirler, inançlar…

“Ne varsa önceki yaşam şeklinde, onlar aynen dursun.
İslam’ı onların üzerine bina et” denmiyor.
Önce “la” de, Allah’ın rızasına uygun olmayanları reddet.
Temizlik yap evvela deniyor.
Sonrası kolay.
Çorap söküğü gibi gelir.

“Amel, imandan bir cüz değildir” demiş din büyüklerimiz.
“Tamam reddediyorum ama gene de yapıyorum olumsuz şeyleri.
Bazen hatayla bazen bilerek bazen de zorlamayla.” diyenlerimiz çoktur.
Allah af eder diye ümit ederiz.
Uygulayabilmekten daha önemli olan husus, imanın tam olması malum.
Ama bu durum, hafife almanın mazereti olmamalı.

Her şeye “la” demeyeceğiz elbet.
Islah kâfi çoğu için.
Ya da sadece niyet değişimi.

Peki, en önemli “la” hangisi?
Nerede kullandığımız reddetme ifadesi hayati öneme sahip?
Kelime-i şehadet’e sorduk; “ilahe” dedi.
Önce “la ilahe” yani “ilah yok” diyecekmişiz.
Tanrı edindiklerimiz varsa hayatımızda – bildiğimiz ya da farkında olmadığımız – önce onları bertaraf edecekmişiz önce.
Sonrasında ise saf ve temiz Allah inancını koyacağız onların yerine.
Yani “illallah”ı

Tövbe de aynı şekilde.
Ama orada İslam’a giriş yok, sadece pişmanlık ve bir daha günah işlememe azmi var.
İlkinde "ilah" ağırlıklı muhtemelen, tövbede ise pratik uygulamalar.

III
Diyelim ki bir hazine arazisi var.
Yıkık gecekondular ve kaçak yapılar istila etmiş orayı bakımsızlıktan.
Buraya büyük bir iş hanı inşa edecek belediye.
Oradaki hiçbir yapıya dokunmadan yapabilir misiniz binayı?
“Ben yaparım” diyorsanız “eyvallah” der, ellerinizden öperim.
“la ilahe” kısmını atlayıp direk “illallah”a geçen ilk kişi siz olursunuz muhtemelen.

Önce oradaki tüm yıkık ve eski yapıların “demontaj”ı yapılmalıdır.
Yerlerinden kaldırılmalı ve artıkları tamamen temizlenmelidir.
Bu da yetmez.
Zemin ıslahı şarttır.
Ağaç köklerinin alınması, eski binalara ait temellerin kaldırılması gibi.
Sonrasında oraya istediğiniz evsafta bina yapabilirsiniz, meydan sizindir.

Misalimizi özetlersek;
Eski gecekondu ve yıkıklıkları tamamen ortadan kaldır işi “la ilahe”dir.
Yerine büyük bir iş merkezini bina etmek de “illallah”.

Efendimizin peygamberliğin 13 senesi Mekke’de 10 yılı da Medine’de geçti.
Bu dönemlerde inen ayetlerin içerikleri de farklıydı.
Mekke döneminde imanla ilgili konular ön plandaydı.
Hayatın akışını düzenleyen hüküm ayetleri fazla yoktu.
İnanç sinede kavileşip kök salınca inmeye başladı pratiği değiştirici ifadeler.
Belki de demek istedi ki bize Rabbimiz; siz önce özünüzde olanı düzeltin, hakkınızdaki hükmü değiştirmek bana aittir.
“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez” Ra’d 11
“Şüphe yok ki Allah, bir topluluğa ihsân ettiği nimeti, onlar kendi huylarını değiştirmedikçe değiştirmez” Enfal 53

Ömer bin Hattab, kızını diri diri toprağa gömmekte sakınca görmeyen bir bedevi değil miydi?
O, İslam’la kendi özünü değiştirdi.
Allah da O’nun hakkındaki hükmünü değiştirdi.
Adalet timsali Hz. Ömer oldu.
Adını duyan zalimlerin dizlerinin bağı çözülürdü.
Biz de değiştirelim sinemizde olanı ki, üzerimizdeki nimetin değişmesine talip olduğumuzu gösterelim.

“la ilahe = ilah yok” diyerek tüm ilahları ret edeceğiz önce.
Sonra da devam edeceğiz, “illallah = Allah’tan başka”
Kalbimiz tertemiz olduktan sonra da oraya sadece Allah’ı koyacağız ilah olarak.
Bunu anladık.
Ama ilah nedir?
Tanrı kimdir?
Hangi sıfatları taşıyan varlığa Allah deriz?
Rab ne demektir?


IV
“Allah” bir özel isimdir.
Kur’an-ı Kerim’de sıfatları bildirilen varlığın adıdır.
Bir tanedir, tektir.
Başka yoktur.
Anlatmak istediğimiz varlık Allah ise ona “Allah” demeliyiz normal şartlar altında.
“Allah” dememek için kasten “tanrı” diyenler ilahi huzurda hesabı nasıl vereceklerini düşünsünler.

İlah, tanrı ve rab cins isimdir.
Çeşit çeşit tanrılar, muhtelif ilahlar olabilir.
Mesela putlar birer tanrıydı.
Daha doğrusu, tanrı edinilmişlerdi.
Lat, Menat, Uzza, Hübel…
Hamurdan yapılıyordu bazıları.
Yolculuğa çıkarken önce tapınıyor sonra da yiyorlardı “tanrı”larını akıllı olanları.
Afiyet olsun!

Zeus ve ekibi de birer tanrıdır.
Daha doğrusu tanrı edinilmişlerdir.
Hera, Athena, Apollon, Artemis, Hermes, Hephaistos, Hestia, Ares, Herkül, Afrodit, Demeter, Poseidon…
Mitolojik tanrılar.
Her biri ayrı bir işten sorumludur.
Zeus Başbakan diğerleri de Devlet Bakanları gibi.

Benim çocukluğumda “Baltalı ilah Zagor” vardı çizgi kahraman.
Hala var mı bilmiyorum.
Kankası Çiko ile beraber maceradan maceraya koşarlardı.
Kimmeryalı Barbar Conan’ın Krom’u vardı, öz kütlesini bilmesem de.
Gerçi o konuşurken “Tüm tanrılar adına” derdi, kulakları çınlasın.

Şimdilerde “geçliğin yeni ilahları” varmış gazetelerde görüyorum bilgi dağarcığımda yer işgal etsinler istemesem de.
Tarkan var mesela.
Genç kızlar konserine gittiğinde çığlık atıp ona koşmaya çalışıyorlar.
Televizyonda gördüm.
Kendi kendime yaptım o hareketleri haberleri izlerken yerimden kalkıp da.
Komik geldi, güldüm.

Bunların hepsi –sahte de olsalar – ayrı ayrı birer ilah.
Allah da bir ilah.
Bizim Müslümanlar olarak sadece bir tane ilahımız olmalıdır: Allah.
Geri kalan ilahları kim ne kadar isterse alsın.
Bini bir para etmez, ilahlık iddiası bakımından

Peki ilah edinilenler sadece yukarıda saydıklarımızla mı sınırlı?
Nefsimiz bir tanrı haline gelmiş olabilir mi bizim için?
Ya da makam, mevki, itibar?
Para kazanmak, zengin olmak?
Karşı cinsi elde etmek?
Uzatmak mümkün listeyi.

Peki günlük hayatımızda zaten var olan bu kavramlar hangi şartlar altında ilah edinilmiş olur?
Mesela para kazanma hırsımızı tanrı edinip edinmediğimizi nasıl anlarız?
Sevdiğimiz kızı elde etmeye çalışmanın sınırı nedir?
Canımın istediklerine nereye kadar “eyvallah” diyebilirim?
Örnek hikayelerle izah etmeye gayret edelim Allah’ın izniyle.

-devam edecek-

mescere
 

FERASETLİ

KF Ailesinden
Özel Üye
#2
günlük hayatımızda zaten var olan bu kavramlar hangi şartlar altında ilah edinilmiş olur?
Mesela para kazanma hırsımızı tanrı edinip edinmediğimizi nasıl anlarız?
Sevdiğimiz kızı elde etmeye çalışmanın sınırı nedir?
Canımın istediklerine nereye kadar “eyvallah” diyebilirim?
Örnek hikayelerle izah etmeye gayret edelim Allah’ın izniyle.

ALLAH RAZI OLSUN