Hz.Ali 'nin kahramanlığından bir kesit

  • Konuyu başlatan iNŞiRaH
  • Başlangıç tarihi
iNŞiRaH

iNŞiRaH

Uzman Üye
Kademeli
Hz. ALİ'NİN KAHRAMANLIGINDAN BİR KESİT

Sahabe arsında "kahraman" denilince, akla Hz. Ali gelir. Zira Bedir'le başlayan süreçte katıldığı her savaşın kahramanıydı o.
Zira Rasulullah'ın da, öncekiler gibi sonlu bir beşer oldunu, şehid edilir veya kendi eceliyle aralarından ayrılırsa gerisin geriye dönmemeleri gerektiğini ifade eden ayetler gelince, cemaat içinden Ali'nin sesi yükselmiş ve;
-Allaha yenin olsun ki, o bizi hidayete serfiraz kıldıktan sonra, birdaha asla gersin geriye gönmeyiz. Şayet eceliyle ölse veya şehid edelirse biz, ölünceye kadar O'nun yolunda vuruşuruz diye haykırmıştı.
Yollar gelip Hendek'e dayandığında da durum farklı olmayacaktı. Diğer savaşlardan farklı olarak, Hz. Peygamber (sav) burda taktik değiştirmiş ve burada hendekler kazarak düşmanın kendilerine ulaşmasının önüne geçmiş oluyordu. Ancak buna rağmen hendeği aşıp gelenler de yok değildi. O gün için Arapların, bin adama bedel dedikleri Amr İbn Abdivüd de, hendeği geçenler arsındaydı ve geçmeklede kalmamış, aynı zamanda naralar atarak Müslümanlara meydan okuyordu;
-Karşıma çılacak yiğit var mı?
Zırhları içindeki Ali dayanamadı ve izin vermesi için Rasulullah'a seslendi;
-Ben varım ya Rasulullah!
Allah Rasulu ise, Amr'ın kolay adam olmadığınıbiliyordu ve hatırlattı;
-Bu Amr'dır, otur.
Belli ki onun karşısına daha güçlü ve tecrübeli birisini çıkmasını bekliyordu. Ancak Amr'ın susacağı yoktu;
-Yok mu karşıma çıkacak bir adam? diye haykırdı yeniden ve arkasından ekledi;
-Şehid oldğunuz zaman gideceğinizi zannetiğinizi Cennetiniz nerede? Karşıma bir adam çıkmayacak mı?
Maksadı, mü'minleri tahrik edip morallarini bozmaktı.
Dayanamadı Hz. Ali içi içini yiyordu... nasıl olurda bir kafirin sesi er meydanında bu kadar gür çıkabilirdi.! Rasulullah Kibriya'ya yöneldi ve tekrar;
-Ben ya Rasulullah! dedi. Allah Rasulu yine oturmasını söylüyordu.
Amr'ın işini bitirmek için okadar sabırsızlanıyordu ki,yerinde durabilecek gibi değildi ve bir hemle daha yaparak;
-Bırak beni de vuruşayım ya Rasulullah! Zira ben, iki güzelle karşı karşıyayım; ya onu öldürür ve Cehennem'e gönderirim, ya da o beni öldürür ve ben Cennet'e girerim dedi.
Polat gibi bir imanın dışa yansımasıydı bu... Yeri geldiğinde, Allah davasında ölmenin de fiilen gösterilmesi gerkiyordu. Ancak O'nun niyeti kolay lokma olmak değil, öncelikle Amr'ı, ait oldugu yere göndermekti.
Amr ise, hala işin eğlencesindeydi ve kendine olan güvenine diyecek yoktu; şiirlerle coşmuş ve karşısına kimsenin çıkmamasını bahane ederek Müslümanları alaya alan sözler sarf ediyordu.
Böylesi bir küstahlığın cevabı, muhatabın anladığı dilden verilmeliydi ve yeniden kükredi Ali. Ancak cevap, öncekilerden farksızdı;
-O, Amr'dır diye Allah Rasulü, yeniden Ali'yi ikaz edip muhatabın kim olduğunu hatırlatacaktı.
Kararı kesindi Ali'nin ve kimse Allah Rasulü'nün içinde bulunduğu mecliste meydan okumamalıydı. Böyle bir gaflete düşen için gerkli cevap verilmeli ve geride kalanlar için iyi bir mesaj verilmeliydi. Kalktı ayağa Allah Rasulü'ne;
-O, Amr olsa da, bana müsaade et! dedi. Belli ki Ali'nin imanı Amr'ın üstesinden gelecek kadar güçlüydü ve O'nun bu aşırı talebine karşılık, izin verdi Allah Rasulü (sav) de...
Hiç vakit geçirmeden karşısına dikildi Hz. Ali. Amr, Ali'nin kim olduğunu soruyordu. Öğrenince de küçümser bir eda ile;
-Ey Menfaroğulları! Ey kardeşimin oğlu! Senden başka ve senden daha yaşlı karşıma çıkacak amcaların yok mu? Ben senin kanını akıtmaktan hoşlanmam diyor ve tahrike devam ediyordu. Hz. Ali'nin cevabı gecikmedi. Doğrudan adrese teslim bir cevaptı bu;
-Fakat vallahi de ben, senin kanını akıtmaktan hoşlanmazlık etmem.
Sözün bir sihri vardı ve bu sihri Ali, en iyi şekilde kullanıp hamleyi yapmıştı. Amr ise, küplere binmiş ve ölümüne saldırıyordu.Öyle seri kılıç kullanıyordu ki, vurduğu verde şimşek gibi kıvılcım yükseliyordu.
Ancak karşısında, bu sefer bir Hadar-ı Kerrar vardı ve Hz. Ali, beklenenin aksine, bir kaç hamlede bitirdi işini Amr'ın. Kimsenin beklemedigi bir sonuçtu bu. Şaşkınlıkta herkez birbirine bakıyordu. Efsanevi Amr'da yere serilir miydi? Onun bile yere serebiliyorsa, bu delikanlının önünde durulmazdı... durulmayacaktı da...! Bulundukları yerden gür bir tekbir sesi yükselince Allah Rasulü de rahat bir nefes almıştı. Artık Ali'nin, Amr'ın Cehennem'e gönderdiğinde kimsenin tereddütü kalmamıştı. Tekbirle gelen mesajdı. Gelirken Rasulullahı'ın yanına, yüzü gülüyordu Damad-ı Nebi'nin.
Yaklaştıgını gören Hz. Ömer;
-Zırhını alsaydın ya! Araplarda onun zırhından daha kaliteli bir zırh yoktur diyince Ali;
- Onu soyup almaktan haya ettim cevabını vercekti.
 

Üst