Hasan Hilmi KASTAMONİ ks Hazretleri

samuray

Üye
Üye
Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî hazretlerinin yetiştirdiği, daha hayattayken yerine vekil bırakarak irşat selahiyeti verdiği Gümüşhâneli Dergâhı şeyhlerinden Hasan Hilmi Efendi, Kastamonu’nun Azdavay Kasabası’nda 1240/1824 senesinde doğar. Müridân arasında daha çok “Kastamonî” nisbesiyle tanınan Hasan Hilmi Efendi’nin babası, Abdullah adında ümmî fakat velî bir zâttır. Kendisinden nakledildiğine göre bir cuma günü babası aniden rahatsızlanır, çocuklarına; “Beni hemen guslettirin. Bugün Rabbim’e icabet edeceğim. O’nun huzuruna tertemiz çıkmak isterim.” deyince arzusu yerine getirilir. Cuma namazını eda ettikten sonra da dostlarını evine davet ederek helalleşip vedalaştıktan sonra ruhunu teslim eder. Hasan Hilmi Efendi, orta boylu, nur yüzlü, ak sakallı, buğday benizli, çekme burunlu, açık kaşlı, ela gözlü idi. Başında Nakşî tâcı, beyaz sarık, sırtında boylu entari ve hırka bulunurdu. Hz. Ebu Bekir yaratılışlı, ismi ile müsemmâ hilim sahibi, takvâ örneği bir zât idi. İlk tahsiline Kastamonu’da başlar. Memleketinin ileri gelen alimlerinden kıraat, sarf ve nahiv ilimleri tahsil eder. 18 yaşlarına geldiğinde tahsilini tamamlamak üzere babası tarafından İstanbul’a gönderilir. İstanbul’da Mahmudpaşa Medresesi’ne yerleşir. Burada Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî hazretleri ile tanışır. 50 yılı aşkın bir süre devam edecek olan beraberlikleri böylece başlar. Mahmudpaşa Medresesi’nde Nevşehirli Büyük Hazım Efendi’nin derslerine devam eder. Tefsir, Fıkıh, Hadis, Hikmet gibi ilimlerde tahsilini tamamlayarak icazet alır. Hasan Hilmi Efendi terkedilmiş, ıssız ve ibadete kapalı bulunan Fatmasultan Camii müezzinliğine gönüllü olarak talip olur. Camiyi kısa sürede ihyâ ederek günün beş vaktinde açık hale getirdiği için bu caminin baş müezzinliğine tayin edilir. Fatmasultan Camii’ndeki bu vazifesi icabı Mahmudpaşa Medresesi’nden ayrılır. Buna rağmen başından beri büyük bir saygı ve hürmetle bağlı olduğu Gümüşhânevî’yi sık sık ziyaret eder. Ahmed b. Süleyman el-Ervâdî (ks.) bu aralar İstanbul’a gelmiş ve Gümüşhânevî hazretleri ona intisap etmiştir. Hasan Hilmi Efendi de uzun süredir bu yola intisap etme arzusu içindedir. Bu düşüncesini dostu, sırdaşı Gümüşhânevî’ye açar. Gümüşhânevî hazretleri ise şeyhi Ervâdî hazretlerinin müsaadesiyle sohbet şeyhi ittihaz ettiği, Ervâdî gibi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin İstanbul halifelerinden olan, Abdülfettah el-Ukarî hazretlerine intisap etmesi yolunda tavsiyede bulunur. Hasan Hilmi Efendi, Gümüşhânevî’nin de delaletiyle Abdülfettah el-Ukarî hazretlerine intisap eder. Şeyhinin vefatına kadar, ona candan bir teslimiyetle bağlı kalır. Bu arada Gümüşhânevî ile birlikte Ervâdî’nin Ayasofya Camii’ndeki hadis derslerine devam eder. Hasan Hilmi Efendi, ilk şeyhinin 1864 senesinde âhirete irtihalinden sonra, Ervâdî’den hilafet alan Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî’ye intisap eder. Onun hadis derslerine devam ederek ilmî icazet alır. Hemen ardından seyr u sülûkünü tamamlayarak hilâfet alır. Daha şeyhi hayattayken irşat makamında vekili ve baş halifesi olur. Hasan Hilmi Efendi, 1863 senesinde şeyhi Gümüşhânevî ile beraber hac farizasını eda eder. Şeyhinin ikinci hac seyahatı dönüşünde üç sene Mısır ve Tanta’da ikamet ettiği sürede Gümüşhâneli Dergâhı’nda ona vekalet eder. Şeyhi İstanbul’a döndüktün sonra, kendisini İzmit-Adapazarı bölgesinin irşadı maksadıyla Geyve’ye gönderir. Hasan Hilmi Efendi burada inşa ettirdiği medrese ve tekkede hem hadis okutmuş hem de tarikat neşrine çalışmıştır. Gümüşhânevî hazretleri, zayıflığı ve ihtiyarlığı sebebiyle dergâhın faaliyetlerini yürütemeyecek hale gelince müridi ve baş halifesi Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi’yi Geyve’den İstanbul’a çağırarak tekkeyi ona teslim etmiş, müridlerine de ona bağlanmalarını söylemiştir. Bundan sonra, Gümüşhânevî hazretleri, dünyasını değiştirene kadar yalnızca cuma sohbetlerini ve Hatm-i Hâce zikirlerini icrâ ettirmiştir. Âhirete irtihal ettiği sene ise bu vazifeler de dahil olmak üzere tekkenin bütün mesuliyetlerini Hasan Hilmi Efendi’ye bırakmıştır. 1893 senesinde şeyhinin vefatından sonra 18 yıl fiilen Gümüşhâneli Dergâhı’nda irşat vazifesi gören Hasan Hilmi Efendi de, şeyhi gibi hadis ilmi ile iştigali esas almış, tekkenin el kitabı mesabesinde olan Râmûzü’l-ehâdîs’i senede iki defa hatmetmeyi itiyat edinmiştir. Muhammed Zâhid el-Kevserî başta olmak üzere Ezineli Mehmed Hulusi Efendi gibi yüzlerce talebesine maddî ilimler yanında irfan, edep, ahlâk ve ruh terbiyesi vermiş, bundan başka 56 halife yetiştirmiştir. Amasyalı Eyüb Sabri, Kâtip Mustafa Fevzi, Bolvadinli Yörükzâde Ahmed Fevzi, Kayserili Ali Rıza, Geyveli Yusuf Bahri bunlar arasında sayılabilir. 1896 senesinde yerine Safranbolulu İsmail Necati Efendi’yi vekil bırakarak hacca giden Hasan Hilmi hazretleri, Gümüşhânevî’nin Medine’deki müridlerinden Hafız Ahmed Ziyâüddin Efendi’ye misafir olmuş ve 18 gün Ravza-i Peygamberî’de halvet ederek mücavir kalmıştır. Son zamanlarına doğru irşat hizmetlerini yürütemeyecek duruma gelince, yerine Gümüşhânevî hazretlerinin halifelerinden Safranbolulu İsmail Necati Efendi’yi vekil ve halife tayin etmiştir. Hastalanıp yatağa düştüğü ve hiçbir şey yiyip içmediği bir gün, gözlerini hafifçe açarak, müridlerine yazdığı vasiyetini ihtiva eden kağıdı verdikten sonra; “Aslında benim, Rahmet-i Rahmân’a kavuşma vaktim çoktan geldi. Fakat sizler benim için dua ettikçe rahatsız oluyorum. Bu ruh artık Rabb-ı Mecîdi’ne kavuşmak ister. Ne olur dua etmeyi bırakın.” diye söylemiş, sonunda da derinden bir “Allâh” diyerek ruhunu teslim etmiştir. 10 Şubat 1911 Perşembe günü saat 07.15’de ruhunu teslim eden Hasan Hilmi Efendi’nin kabri Süleymaniye Camii Haziresinde bulunmaktadır. Halifelerinden Kâtip Mustafa Fevzi Efendi’nin, şeyhinin hayatını, güzel hallerini, yolculuklarını ve kerametlerini manzum olarak kaleme aldığı Menâkıb-ı Haseniyye fî ahvâli’s-seniyye adında bir eseri vardır. Hasan Hilmi Efendi’nin Hakk’a göçmesine, müridi Kâtip Mustafa Fevzi tarafından şu beyitle tarih düşülmüştür: Âh Cenâb-ı Hilm-i Kutb-ı zemân, Oldu bugün mûcib-i dâvet-i rahmân. 1329 Mustafa Fevzi Hediyyetü’l-Hâlidîn adlı eserinin Gümüşhânevî’nin halifelerine ayırdığı kısmında Hasan Hilmi Efendi hakkında şu beyitleri söylüyor: Yüz on altı halife var didimdi, Mahallinde anı zikreyledimdi. Teberrük eyledim ta’dâd-ı esmâ, Diyem bir bir yolınca hayy ü mevtâ. Hasan Hilmi ki şeyh-i pür-hayâdır; Vekîl-i Hazret-i Ahmed Ziyâ’dır. O nûr-ı ayn-ı ihvân-ı kirâmdır, Şirâze bend-i sâdât-ı ızâmdır. Odur mürşidlerin şâhı bu demde, Anun misli yaturlar hep ademde. O dürr-i tâc-ı ashâb-ı tükâdır, O şems-i envâr-ı ehl-i nükâdır. Muhakkak kıdve-i cümle mürîdân, Odur şüphe idilmez kâmil insan. Tevazu-pîşedir zât-ı kerîmi, Gel inkâra koma nefs-i laîmi. Anı Ahmed Ziyâ koydı yerine, Ana her kim ezâ itse yeri ne. Anı inkâr ider mi hiç mürîdân, Ana hem söyleyen hiç olmaz ihvân. Mustafa Fevzi Efendi, Menâkıb-ı Haseniyye adlı eserinde mürşidi Hasan Hilmi Efendi’nin vefatının ardından şu beyitleri söylemektedir: Hazret’in Vefâtı Beyanına Dair: Bizleri yaktın, kavurdun neyledin! Biz bu hâli görmeyiz zannetmişiz. Biz ne firkatli zamana yetmişiz! Bu ne firkat bu ne dehşettir bugün, Bendegânın hep yetim oldu bütün. Bu vedâ-ı eyamimi ey nûr-ı ayn, Elvedâ artık sönsün hûr-ı ayn. Sen gidersin sevgili Sübhânına, Bir vasiyyet var mı hiç ihvânına. Vermek istersen mübarek canını, Kimlere terk eyledin ihvânını! Çünkü duymuş bunları ol bestegîr, Çeşmini açmış heme pîr-i münîr. Şöyle ferman eylemiş pîr-i celîl, Hakk’a vuslattır meramım müstakil. Durmak olmaz gitmeye sez vermişim, Şimdi râh-ı rıhlete ben girmişim. Söyleyin ihvânıma benden selam, Ben helal ettim hukuku bi’t-temâm. Hakkını anlar bana etsün helâl, Etmesünler ağlayıp kesb-i melâl. Onları ben şeyhe teslim eyledim, Nice kim hâl-i hayatta söyledim. ... Bunları zât-ı reşîde söyledi, Bu sözü takrir ederken ağladı. Eylemiş te’sir ona ism-i celâl, Zâhir olmuş âlem-i Tûr-i misâl. Şöyle nakletti bize ol Fazıl’a, Nakşedildi ol nidâ levh-i dile. Öyle “Allâh!” lafzını hiç duymadım. Lezzet-i mânâ-yı lafza doymadım. O nidâya olmuşum hayreten sâr, Ömrüm oldukça o lezzet pâyidâr
 
Üst