Geleceğin çiçekleri geçmişin kökleriyle beslenir

  • Konuyu başlatan sultan_mehmet
  • Başlangıç tarihi
sultan_mehmet

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
Küçüklüğümden beri eski zamanlara, tarihi eserlere, Osmanlı kitaplarına,
hat ve hitabelere karşı bir muhabbet duyarım. Hatırlıyorum da, benim
bu ilgi alanlarına yönelmemde en büyük rolü oynayan ailemdi!

Ve şu anda düşünüyorum. Bu hasletlerin kaynak ve tohumunu
ararken aklıma büyük ve saygın bir zatın sözü geliyor:
“Güzel ahlâk insana güzel fikirler verir. Fena ahlâk sahibi ise fena
düşündüğünden fena levhalar görür” diyerek güzel düşünmeyi
ve güzel bakmayı güzel ahlâkın alâmeti olarak gösterirken,
kötü düşünce menbaını da kötü ahlâk olarak belirlemiştir.

Şimdi bakıyorum ve soruyorum;
niye kimse birbirini yeteri kadar
sevmiyor, niye insanlar birbirlerine olan karşılıklı güvenlerini yitirdiler?!
Eski Osmanlı zamanındaki toplum ilişkilerini incelediğimde bir cümle
beni acı acı düşünmeye sevk etmişti. Şöyle diyordu;
o halk, geceleri ve yahut misafirliğe gittiklerinde kapılarını hiç
kilitlemezlerdi, çünkü onlarda öyle bir kardeşlik, tesanüd ve ittifak vardı ki
asla şüphe edilmezdi. Çünkü onların ahlakları tamdı.
Bir kandil düşünün. İçi islemiş, dışı tozlanmış ve fitilinin yanan kısmı
kesilmemiş. Bu bakımı yapılmamış ve körleşmiş kandil dışarıya ne kadar
ışık verebilir ki?! Eski medreslerin duvarlarına levhalarla asılan ve her
gelen talebeye ezberletilen meşhur bir beyit varmış bir zamanlar.
‘’Girdim ilim meclisine ettim ilim talep, İlim gerilerde kaldı illa edep, illa edep.’’

Günümüzde medreselerin tarih olması gibi ilim ile ahlâkın bütünleşmesi
de tarih mi oldu dersiniz? Oysa medrese denilince akla hemen
Fatih Sultan Mehmet gelir. Yüzer kubbeli medreseler! Ve içinde hakiki ilimden
doyasıya çeşmeler.O öyle bir çeşme ki; içen doyamıyor ve birdaha birdaha!
Defalarca özlem duyulur o ilme, irfana ve ahlaka! Ahh koca Fatih acaba şimdiki
insanlığı görsen neler söylerdin o vecizeli kelamınla?!

Fatih Sultan Mehmet hem İstanbul’un fatihi hem de gönüllerin Fatihiydi.
Bazen düşünürken derinlere dalıyorum yosunlu inci-mercan kuyularında.
İstanbul o zamanlar bir şekilde feth edilmesi gerekiyordu ve feth edecek
bir Fatih şarttı. Dolayısıyla bu olay, güzel ve dillere destan olan fetih
cengaveri Fatih Sultan Mehmet olarak tarihe ismini yazdırdı. Ama
Fatih Sultan Mehmet değil de bir başka şahıs ve isim de olabilirdi o
fethi gerçekleştiren. Bence Sultan Mehmeti Fatih yapan şey onun
güzel ahlakıydı, azmiydi ve de cesaretiydi. Kısacası o ve onun gibiler
‘kıble yürekli’ insanlardı.

Talebelerime her defasında buram buram eski Osmanlı diyarı kokan eserlerden
sıcacık birer kase sunarım. Bunu seviyorum. Sanırım yaşlanıp şirin-bastonlu
bir nine bile olsam bundan vazgeçmeyeceğim. Gerekirse bazen bağdaş
kurar yan yana yada karşılıklı oturur çaylarımızı yudumlarız ve başlarız bir
yandan anlatmaya. Yine geçen gün talebelerle bir hasbihalimiz oldu.


Sultan Mehmet bir gün 100 kişilik büyük bir medrese yaptırır.
Ve medreseye ilim irfan bilen ehil öğretmenler tayin eder.
İnşa edilen okulda yüz tane talebe vardır. Bir müddet eğitim bu
şekilde devam eder. Fatih Sultan bir gün medreseye gelir ve
çocukların halleri, ahvalleri nasıldır öğrenmek ister. Fakat ne v
ar ki vazifeli eğitmen başlar anlatmaya! Talebelerin çoğu derslerine
çalışmıyordur, üzerlerinde bir futur(tembellik) durumu hakimdir.
Ama içlerinde bir çocuk vardır ki; tam medrese talebesidir,
çalışkandır ve de zekidir. Bu biraz üzücü bir durum gibi görünse
de gelin hep birlikte bu hadise karşısında koca Fatih’in sözü ne olmuş
onun üzerinde düşünelim. Fatih Sultan Mehmet cevaben şöyle diyor:
'İşte ben bu koca 100 kişilik medreseyi, aslında sadece bu söylediğin
azimli, güzel ahlaklı olan bir tane talebe için yaptırmıştım.'

Varın siz düşünün artık! Şahsi vazifelerimizi nasıl unutmuş olduğumuzu.
Böylelikle bu küçük ibretli kıssadan sonra öğrencilerimin kendilerine
aldıkları ders şuydu;
örnek almaları gereken şahısların hangi vasıflarda olduğu,
ahlakın güzel ve ziyade olmasının müthiş bir elzem olduğu ayrıca;
sahte değil aksine hakiki elmas ve zümrüt hazinelerinden beslenmek
ile hakikaten insan olacaklarını hatırlamaktı.

Unutmayın! Geleceğin çiçekleri geçmişin kökleriyle beslenir.
Kökü çürürse çiçek açmaz, kurur gider. Ve sonunda yerini ıssızlığa bırakır.
Ne yazıktır o sessizlere!

Nur AYDINER​
 

Similar threads


Üst