Ebussud Efendi Hâce Çelebi

  • Konuyu başlatan sultan_mehmet
  • Başlangıç tarihi
sultan_mehmet

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
16. yüzyılın meşhur âlim ve hukukçularından biri olan, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim zamanında yaşayan Şeyhülislam’ın asıl adı kaynakların çoğunluğuna göre Muhammed’dir. Bağdatlı İsmail Paşa’ya göre ise Ahmed’dir. Ayrıca Kamusu’l-A’lâm’da da Ahmed olarak geçmektedir (İAA 1991: 14/12). Tam adı Muhammed b. Muhammed b. Mustafa el-İskilibî el-İmâdî olup nisbesi el-İskilîbî, el-İmâdî’dir. Ebussuûd el-İmâdî ismiyle meşhur olmuş, Hoca Çelebi ismiyle de tanınmıştır. İmâdüddîn, Sultânü’l-müfessirîn, mukaddimetü ceysi’l-müteahhirîn, sâhibü’l-fetâvâ, hüve’d-dinü ve’d-dünyâ, hüve’l-lafzu ve’l-ma’nâ, hüve’l-gâyetü’l-kusvâ, hüve’z-zirvetü’l-ulyâ, müfti’l-enâm, müfni’l-bide’i ve’l-âsâm, sâhibü ezyâli’l-ifdâli ve’l-is’âd, sâhibü’lirsâd gibi lakapları kullanmıştır (Özcan 1989: II/183). 896/1490 yılında dünyaya gelen Ebussuûd Efendi’nin doğum yeriyle ilgili kaynaklarda farklı tespitler bulunmaktadır. Kaynakların çoğu bugün Çorum il sınırları içinde bulunan İskilip’te doğduğu yönündedir. Fakat bazı kaynaklar İstanbul civarındaki Metris köyünde doğduğunu zikretmektedirler. Ebussuûd Efendi, âlimler yetiştiren bir aileye mensuptu. Babası, II. Bayezid ile olan özel ilişkişinden dolayı “hünkâr şeyhi” diye tanınan Şeyh Yavsi Muhyiddin Muhammed el-İskilîbî’dir. Dedesi Mustafa İmadüddin, Annesi Sultan Hatun’dur. Annesi tarafından dedesi olan ünlü astronomici Ali Kuşçu’dur. Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi, Müeyyedzâde’nin kızı Zeynep Hatunla evlenmiştir. Ahmed, Mehmed, Mustafa adlarında üç oğlu ile Hatice, Halime ve Kerime adlarında üç kızı vardır (Akgündüz 1994: 10/366). Ebussuûd Efendi ‘nin oğullarından Ahmed Efendi Şehzade Medresesi’nde müderris iken yirmi altı yaşında vefat etmiş, daha sonra babasının gömüldüğü hazireye defnedilmiştir. Diğer oğullarından Mehmed Çelebi, Halep kadılığına kadar yükselmiş, Mustafa Çelebi de Anadolu ve Rumeli kazaskerliği yapmıştır (Atai 1989: II, 186). Kızlarından Kerime Hatun, Rumeli kazaskeri Kafzade Mustafa Feyzullah Efendi’yle evlendi. Hatice Hatun, hemşirezadesi ve babasından icazetli ve şeyhülislamlığa kadar yükselen Abdülkadir Efendi’yle evlendi. Halime Hatun, Zenbilli Ali Efendi’nin oğlu Fudayl ile evlendi (Akın 2006: 1/28). Ebussuûd Efendi, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren babasından zahirî ve bâtını ilimleri tahsil etmiştir. Babasından, Cürcanî’ye ait Tecrîd haşiyesini, el-Miftah şerhini ve el-Mevâkıf şerhini okumuştur. Miftâhü’l-Ulûm adlı meşhur eserin metnini ezberlemiştir. Babası, vefat edinceye kadar onun yetişmesi için gayret gösterip, ders vererek eğitip, terbiye etmiş ve icazet vermiştir. Babasından sonra, meşhur Osmanlı âlimlerinden Müeyyedzâde Abdürrahmân Efendi’den, tefsir ve hadis ilimlerini, âlim ve kayınbabası olan Mevlânâ Seyyidî Karamânî’den ve meşhur Osmanlı âlimi Müftiyyü’s-Sakaleyn İbn-i Kemâl Paşa’dan da dersler almıştır (Sami 1306: 1/722). Ömrünü ilme adayan Ebussuûd Efendi, sahip olduğu bilgi hazinesini öğrencilerine aktarmıştır. Osmanlı Sultanlarından II. Selim, Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmed’in döneminde yetişen ilim adamlarının çoğu Ebussuûd Efendi’nin talebeleridir. Bazıları şunlardır: Ma’lûl-zâde Seyyid Mehmed, Hoca Sa’deddin, Bostan-zâde Mehmed Sun’ullah Efendi, Bostan-zâde Mustafa, Meşhur Şair Baki Efendi, Hâce-i Sultan Ataullah, Kınalı-zâde Hasan ve Ali Cemâlî Efendi’nin oğlu Fudayl Efendi’dir (İAA 1991: 18; Kaya 2010: 14).

Ebussuûd Efendi, tahsil hayatını tamamladıktan sonra memuriyet hayatına atılmış, kısa zamanda en yüksek ilmî payelere ulaşmıştır. İlk olarak Yavuz Sultan Selim zamanında 1516 yılında yirmi altı yaşında Çankırı Medresesi’ne tayin edildi ancak buraya gitmedi, 1520 yılında İnegöl İshak Paşa Medresesi’ne tayin edildi. Burada görev süresi bitince ertesi yıl Davud Paşa Medresesi’ne, daha sonra da Mahmud Paşa Medresesin’e tayin edildi. 1525 yılında Vezir Mustafa Paşa tarafından Gebze’de inşa ettirdiği medreseye tayin edildi. Bir yıl sonra Bursa Sultâniye Medresesi’ne görevlendirilen Ebussuûd Efendi, 1528 yılında Medâris-i Semâniye’den Müftü Medresesi’ne müderris oldu. Beş yıl bu görevi sürdürdükten sonra önce Bursa, 1533 yılında da İstanbul kadılığına atanmıştır. Korku seferi sırasında Rumeli Kazaskeri Muhyiddin Efendi ve Anadolu Kazaskeri Kadri Efendi’nin maktul İbrahim Paşa’dan söz etmeleri üzerine ikisini görevden azleden padişah, 1537 yılında Ebusuûd Efendi, Rumeli Kazaskerliğine getirildi. Hemen sefere katılan Ebussuûd, Kara Boğdan, Budin, Estergon seferlerinde padişahla beraber bulundu, Budin’in fethine müteakip ilk Cuma namazını kıldırdı. Sekiz yıl Rumeli Kazaskeri olarak görev yapan Ebussuûd Efendi, 1545 yılında Fenârîzâde’nin yerine Osmanlı devletinin on üçüncü Şeyhülislamı oldu. Bu görevi 1574 yılına kadar sürdürerek yaklaşık otuz yıl şeyhülislamlık yaparak en uzun şeyhülislamlık yapan kişi unvanını almıştır (Akgündüz 1994: 10/367; Avcı 2008: 13). Ebussuûd Efendi, kazaskerlik ve şeyhülislamlığı döneminde özellikle ilmî rütbe, mevki ve kademeleri sistematik bir düzene sokmaya çalışmıştır. Devrin durumunu, şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate almış, işlerinde dinin emirlerinden taviz vermemiştir. Devlet idaresinde her türlü aşırı akımlara karşı sert bir şekilde karşı koymuştur. Gelenek ve görenekleri şeriat hükümleriyle birleştirmeyi başararak, devlet otoritesinin sağlanmasında katkıda bulunmuştur. Başında bulunduğu hiçbir makamı kendi menfaatı ve başkalarının hatırı için asla kullanmadığı belirtilmektedir. Ebussuûd Efendi, 982/1574 senesinde İstanbul’da vefat etmiştir. Cenaze namazı, Fatih Camiinde devrin âlimleri, vezirler, divan erkânı ve halk olmak üzere büyük bir kalabalıkla Kadıasker Muhşi Sinan Efendi tarafından kıldırılmış, vefatına Sultan II. Selim Han çok üzülmüştür. Kabri Eyüp Cami karşısında yaptırdığı medresenin haziresindedir (Düzenli 2007: 34).

Osmanlı İmparatorluğunun -hem edebiyatta hem de siyasette- en ihtişamlı döneminde yaşayan Ebussuûd Efendi ve eserleri ile ilgili dört yüksek lisans ve iki doktora çalışması yapılmıştır. Tefsir ve fıkıhta Osmanlı bilginlerinin en büyüğü olan Ebussuûd Efendi’nin tefsir, hukuk ve edebiyat alanlarında Arapça ve Türkçe birçok eserleri mevcuttur. Önemli eserleri şunlardır:

1. İrşâdü’l-Akli’s-Selim ilâ Mezâya’l-Kur’ani’l-Kerîm: Osmanlı tarihinde yazılmış ender tefsirlerden birisidir. Türkiye kütüphanelerinde birçok yazma nüshası bulunan eser çeşitli zamanlarda üç, beş ve sekiz cilt olmak üzere basılmıştır. İlim çevreleri tarafından Keşşaf ve Envaru’t-Tenzil adlı tefsirlerden üstün görülse de çeşitli sebeplerden dolayı ilim çevrelerinde hak ettiği değeri bulamadığı ifade edilmektedir. Kur’an’ın, Kur’an ve hadisle tefsirine önem vermiş, esbab-ı nüzûl, nesih, kıssalar, fıkhî ve kelamî meseleler, dil, kıraat, İsrailiyyat, muhkem ve müteşabih gibi konular üzerinde durmuştur. Kur’an-ı Kerim’in fesahat ve belagat üzerinde durduğu gibi, ayetler arasındaki münasebetleri açıklayıp cümlelerin taşıdığı ince ve gizli anlamları ortaya çıkarmaya özen göstermiştir. Eserinde şiirleri de delil olarak kullanmıştır. Eser, Türkçeye çevrilmiş, Boğaziçi yayınlarından 12 cilt olarak yayımlanmıştır.

2. Maâkıdü’t-Tarrâf fî Evveli Sûreti’l-Feth minel-Keşşâf: Zamahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsirinin Fetih suresiyle ilgili bölümünün haşiyesidir. Bir nüshası Süleymaniye Küt. Fatih 5374/2’dedir.

3. Risale fî bahsi îmani’l-Fir’avn: Firavun’un imanı ile ilgili olup son nefesinde iman eden kimsenin imanının sahih olduğunu söyleyen âlimlere karşı yazdığı bir reddiyedir.

4. Galatât-ı Ebussuûd: Halk arasında kullanılan yanlış kelimelerle ilgili bir eserdir. Ayrıca bu eser Mustafa Şevket tarafından şerhedilmiştir. Süleymaniye Küt. Esad Efendi No. 3755/2’de bir nüshası mevcuttur.

5. el-Kasîdetü’l-Mîmiyye: Doksan beytin üzerinde olan bu kasideye, İzzeddin Abdülazîz ez-Zemzemî, Muslihuddîn-i Larî ve Ümmüveledzâde’nin oğlu Ali Efendi nazîre, Abdurrahman Alemşah, Garsüddin Ahmed b. İbrahim ei-HalebT ve Radiyyüddin Muhammed b. İbrahim el- Halebî gibi âlimler şerh yazmışlardır. Bir nüshası Süleymaniye Küt. Laleli No: 3725’de kayıtlıdır.

6. el-Kasâidü’l-Arabiyye: Ebussuûd Efendi’nin çeşitli Arapça kasidelerini toplayan bir mecmuadır. Süleymaniye Küt. Esad Efendi 3741/9’da bir nüshası vardır.

7. Kasîde fi Risâi’s-Sultân Süleymân: Kanunî’ye yazmış olduğu Türkçe mersiyedir. Süleymaniye Küt. Esad Efendi 3507/2 numarada nüshası mevcuttur.

8. Münşeât-ı Ebussuûd: Ebussuûd’un mensur yazılarından meydana gelen bir eserdir. Süleymaniye Küt. Esad Efendi 3291 numarada kayıtlıdır.

9. Fetâvâ-yı Ebussuûd Efendi: Ebussuûd Efendi’ye nisbet edilen fetvaların derlenmesiyle meydana gelmiş bir eserdir. M. Ertuğrul Düzdağ Yazma eser kütüphanelerinde bulunan mecmualardan derleyerek bir kitap neşretmiştir.

10. Ma’rûzât: Ebussuûd Efendi’nin Kanunî’ye arzetmiş olduğu fetvalardan oluşmaktadır. Padişahın onayını aldığı için kadıları bağlayıcı olan bu fetvalar, III. Selim zamanında Şeyhülislam Hamid Efendi tarafından tekrar derlenerek padişaha arzedilmiş ve uzun yıllar mahkemelerde yürürlükte kalmıştır. Eser Almanca tercümesiyle birlikte Paul Horster ve Ahmet Akgündüz tarafından Osmanlı Kanunnâmeleri adı altında yayımlanmıştır. Eser, soru-cevap tarzındadır (Akgündüz 1990: 4/35-75).

11. Duânâme: Döneminin vezir-i azamlarından Ali Paşa’ya sunulmuştur. Otuz dokuz varaktan oluşmaktadır. Eser bir mukaddime ve yedi babdan oluşmaktadır. Duanın tarifi, faziletleri, şartları, duanın kabul alametleri, İsmi Azam duası, seferde, korku ve sıkıntıda okunacak dua, sabah uyanırken ve akşam yatarken okunacak dua, yeme-içmede okunacak dua, malın korunması ile ilgili dua, oruç tutarken ve bayramlarda okunacak dua ve son bölümde de özel dualardan bahsedilmiştir. Eserin nüshası Millî Küt. 7346 numarada kayıtlıdır (Avcı 2008: 14-19; Akgündüz 1994: 10/370-371; Düzenli 2007: 47-66).

Bunlardan başka; Kanunnâme ve Kanûnü’l-Muâmelât, Bidâ’atü’l-Kâdî li-İhtiyâcihî fil-Müstakbel ve’l-Mâzî, Fetâvâ Kâtiblerine Tenbih, el-Fetva’l-Müteallika bi-Beyâni’l-Vakti’l-Mutebere li’l-Hasâd ve İstihkâki’l-Gallât, Gamezâtü’l-Melîh fî Evveli Mebâhisi Kasri’l-âmm mine’t-Telvîh, Sevâkibu’l-Enzâr fî Evâili Menâri’l-Envâr, Hasmü’l-Hilâf fi’l-Mesh ale’l-Hifâf, Risale fî Vakfi’l-Arâzî ve Ba’zi Ahkami’l-Vakf, Risale fî Tescîli’l-Evkâf, Risale fî Vakfi’t-Tâvahîn ale’l-Arzi’l-Mevkûfe li’l-Gayr, Risâle fî Beyâni’l-Kaza ve’l-Kader, Tefsîru Sûret’il-Furkân, Tefsîru Sûreti’l-Mü’minîn vb. birçok eseri daha vardır.

Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II. Selim devirlerinde müderrislik, kadılık, kazaskerlik ve şeyhülislamlık gibi ilmî payelere ve devlet makamlarına layık görülen Ebusuûd Efendi devlet adamlığının yanı sıra büyük bir âlimdir. Kimseye verilmeyen unvanlar ona verilmiştir. Devlet adamlığı ve hukukçuluğunun yanında çok iyi bir tefsircidir. Asıl ününü şeyhülislamlığından ziyade müfessirciliğinden almıştır. Kanunî kendisine çok büyük bir sevgi beslemiştir. Ebussuûd’un hatırını sorduğu mektubuna “Halde haldaşım, sinde sindaşım, ahiret karındaşım, tarîk-i hakda yoldaşım Molla Ebussuûd Efendi Hazretleri” diye başlaması ve “bende-i Hudâ Süleyman Hân bî-riyâ” diye bitirmesi Padişah nezdinde itibarının ne kadar iyi olduğunun göstergesidir. Bir ilim adamı olarak çizgisinden ödün vermeden doğru bildiklerini söylemeye şiar edinmiş, maddi menfaat hesabı içine girmemiştir. Bu nedenle Kanunî’de olduğu gibi, II. Selim tarafından da büyük saygı gören Ebussuûd Efendi, III. Murad ve III. Mehmed devirlerinin de başlıca ilim adamlarının hocası durumundadır. Dinî hükümleri çok iyi bilen, sağlam karekterli, kimseye haksızlık etmeyen, hatır için asla konuşmayan gayet tedbirli bir âlimdi. Devrin şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate alır, işlerinde dinin emirlerinden asla taviz vermezdi. Devrin geleneğine uyarak Türkçe ve Arapça bazı şiirler yazmıştır. Yazmış olduğu şiir, mersiye ve tebriknâmelerde dili ustaca kullanmıştır.



Kaynakça


Akgündüz, Ahmet (1994). “Ebussuûd Efendi”. İslam Ansiklopedisi. C.10. İstanbul: Türkiye Ddiyanet Vakfı Yay. s. 365-371.

Akgündüz, Ahmet (1992). Osmanlı Kanunnâmeleri. İstanbul: Fey Vakfı Yay.

Akın, Ali (çev.) (2006). Şeyhülislam Ebussuûd Efendi, Ebussuûd Tefsiri 1-12. İstanbul: Boğaziçi Yay.

Aksu, Zahid (1998). “Ebussuûd Efendi’nin 16. Asır Osmanlı imparatorluğundaki Yeri”, Türk Kültüründe İz Bırakan İskilipli Alimler. Ankara. s. 253-254.

Aktan, Ali vd. (hzl.) (1995). Mehmed Süreyya Sicill-i Osmânî. C. 1. İstanbul: Sebil Yay. s. 162.

Atsız, Hüseyin Nihal (1967). İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebussuûd Bibliyografyası. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Avcı, Aykut (2008). Ebussuûd Efendi’nin Ahkâm Ayetlerini Yorum Metodu (İlk Beş Sûre). Yüksek Lisans Tezi. Sakarya: Sakarya Üniversitesi.

Aydemir, Abdullah (1973) “Ebussuûd Efendi”, Diyanet İlmi Dergi. C. 12. S.2. Ankara: 97-104.

Aydemir, Abdullah (1968). Büyük Türk Bilgini Ebussuud Efendi ve Tefsirdeki Metodu. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yay.

Baykal, Bekir Sıtkı (haz.) (1992). Peçevi Tarihi. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Dağlar, Abdülkadir (2001). Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi’nin Türkçe Mektupları. Yüksek Lisans Tezi. İzmir: Ege Üniversitesi.

Danişmend, İsmail Hami (1971). Osmanlı Devlet Erkânı. İstanbul: Türkiye Yay.

Demir, Ziya (2007). Osmanlı Müfessirleri ve Tefsir Çalışmaları. İstanbul: Ensar Yay.

Develi, Hayati (1997). “Kemalpaşazâde ve Ebussuûd’un Galatât Defterleri”, İlmi Araştırmalar Dergisi. S. 9. İstanbul: 99-125.

Düzdağ, M. Ertuğrul (1983). Şeyhülislam Ebussuûd Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı. 2. Baskı. İstanbul: Enderun Kitabevi.

Düzenli, Pehlul (2007). Osmanlı Hukukçusu Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi ve Fetvâları. Doktora Tezi. Konya: Selçuk Üniversitesi.

Eyduran, Aysun Sungurhan (hzl.) (2008). Beyani, Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

Ebussuûd Efendi. Münşeât-ı Ebussuûd. Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi No: 3291.

Ebussuûd Efendi. Duânâme. Milli Kütüphane Yazmalar Kolleksiyonu. No: Yz A 7346.

Ebussuûd Efendi (1976). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C.2. İstanbul: Dergah Yay. s. 416-417.

Ebussuûd Efendi (2002). Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. 3. İstanbul: Atatürk Kültür Merkezi Yay. s. 239-241.

İslam Alimleri Ansiklopedisi (1991). “Ebussuûd Efendi”. C. 14. İstanbul: Türkiye Gazetesi Yay. s. 12-23.

Kaya, Veli (2010). Ebussuud Efendi’nin Tasavvuf’a ve Sufilere Bakışı. Yüksek Lisans Tezi. Şanlıurfa: Harran Üniversitesi.

Öngören, Reşad (1988). “Ebussuûd Efendi’nin Tasavvufi Yönü”, Türk Kültüründe İz Bırakan İskilipli Alimler. Ankara:yyy. s. 290-303.

Özcan, Azmi (1999). “Ebussuûd Efendi”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi. C. 1. İstanbul: Yapı Kredi Yay. s. 388-390.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989). Nev’îzâde Atâî Hadâiku’l-Hakâik fî Tekmileti’ş-Şekâik. C. 2. Ankara: Çağrı Yay.

Özipek, Mustafa (2013). Ebussuûd Tefsirinde Cihad Kavramı. Yüksek Lisans Tezi. Çorum: Hitit Üniversitesi.

Pala, İskender (1996). “Ebussuûd Efendi”, Osmanlı Ansiklopedisi. İstanbul: İz Yay. s. 261.

Şemseddin Sami (1306). Kâmûsu’l-A’lâm. C. 1. İstanbul: 722.

Turgut, Ali (1987). “Devlet Kültür Bütünleşmesi ve Ebussuûd Efendi”.,Milli Kültür Dergisi. S. 59. İstanbul. s. 24-26.

Uğur, Müctebâ (1974). “Ebussuûd Efendi ve Eserleri”, Diyanet İlmi Dergi. C. 13. S. 4. Ankara. s. 204-208.

DR. MEHMET ÜNAL
Madde Yazım Tarihi: 09.11.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler

Münşeât-ı Ebussuûd’dan

Sultân Selime şeh-zâde iken gönderilen mektubdur

Hakk sübhânehu ve ta’âlâ hazreti evliyâ-yı şer’i metîne buyurduğı va’d-i kerim ve a’dâ-yı dîn-i mübîn hakkında buyurduğı va’id-i cazîm muktezâsı üzere mebde’-i ihtilâl-i nizâm-ı ‘âlem ve menşe-i fesâd-ı ahvâl-i ümem olan ma’den-i baği vü ‘udvân ve menba’-i utuvv u tuğyânı ahsen-i vücûh-ı lâ’ika ve eymen-i evzâc-ı râ’ika üzerine bi’l-külliyye kal u kam buyurduğı ni’met-i ‘uzmâ ve ‘atiyye-i kübrânun şükrinde bezl-i mechüd ve sa’y-i beliğ-i nâ-mahdûd buyurılup belki izhâr-ı ‘acz ü kusûr ve ibdâ-ı vehn ü fütûr buyurılup ol ni’met-i celilenün husûlindeki gibi şükrinde dahi cenâb-ı Kibriyâdan istimdâd buyurılduğı müşâhede vü mütâla’a kılındukda âyât-ı mahâmid-i Rabbâniyye tekrâr ve da’vât-ı devlet-i rûz-efzûnınuz bî-şümâr kılındı. Hakkâ mesâlik-i şükrinde kâffe-i enâm ‘âciz ü kâşır ve beydâ-i hamdinde cumhûr-ı havâss u ‘avâmm hâ’im ü hâ’ir olıcak na’mâ-i ‘uzmâ ve âlâ-i kübrâdur ki hazret-i Feyyâz-ı mutlâk ifâza buyurdı. Hamd ü minnet ve şükr-i bî-gâyet tâb-ı rûz-ı sâ’at cenâb-ı refı’inedür. Silsile-i esbâbda muntazam olan bendeleri dahi ikâmet-i merâsim-i hidmetde ve edâ-i hukûk-ı ‘ubûdiyyetde taksîr itmediler şükrullâhi ta’âlâ mesâ’iyehumu’l-cemîle. Lâkin rebîb-i ni’met-i ‘uzmâ ve rehîn-i hidmet-i ‘ulyâ mukemmelu’l-halki bi-hüsni’l-edeb mubâreku’l-ismi e’azzü’l-lakab Ali Ağa bendelerinün hidmeti ‘illet-i tâmmeden cüz’-i ahyar gibi seri’u’t-te’sîr vâki’ olmışdur. Hakk sübhânehu ve ta’âlâ hazreti ber-hordâr eyleyüp zıll-i hümâyûn ve sâye-i devlet-i rûz-efzûnınuzda ser-bülend ü sa’âdetmend eyleye ki her faşl u bâbda imdâd-ı ‘inâyet-i Rabbâniyye ve is’âd-ı hidâyet-i Sübhâniyye ile hâlen ve makâlen tamâm-ı hüsn-i tedârik ü tedbir ve kemâl-i lutf-ı edâ vü ta’bir ile vech-i vecîh ve şân-ı nebîh üzere şevket-i hilâfet-i bâhireyi iş’âr ve kuvvet-i kâhire-i saltanat-ı zâhireyi izhâr idüp kalbini bî-ihtiyâr celb ü teshîr eylemişdür. Hakk sübhânehu ve ta’âlâ ber-hordâr idüp zıll-i zalîl-i hümâyun ve sâye-i sa’âdet-i rûz-efzünınuzda mümtâz u ser-efrâz eyleyüp zıll-i vücûd-ı şerîfinüzi mefârik-ı ‘âlemîn üzerine memdûd kılıvire.

Ebussuûd Efendi. Münşeât-ı Ebussuûd. Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi No: 3291. vr. 17a-17b.

Oğlu Ahmed Çelebinin Ölümünde Söylediği Beyitler

Mersiye

Gel ey huceste-cemâl u melek-hısâlüm gel
Dükendi hasret ile tâkat-ı mecâlüm gel

Senünle mülk-i vücûdum tamâm âmir idi
Yıkıldı cümle oldı harâb hâlüm gel

Yakar şerâre-i âhum sipihr-i gerdûnı
Cihânı seyle virür eşk-i yemm-misâlüm gel

Misâl-i âlemine bari cilve kıl şâyed
Ki göre tal’atunı hâbda hayâlüm gel


Diyâr-ı hicrde kaldum gârib ü bî-sâmân
Ne hâle koydı beni gör firâk zâlim gel

Eyduran, Aysun Sungurhan (hzl.) (2008). Beyani, Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, s. 61-62.

Duânâme’den

Mukaddime: Du’ânın ta’rîfinde ve faziletlerinde ve şartlarında ve evkât-i kabûlde ve du’âsı makbûl olanlarda ve ‘âlâmât-ı kabûl beyânındadır. Bâb-ı Evvel: İsm-i A’zamda ve ed’iye-i müstecâbede ve her murâd içün okuyacak du’âların beyânındadır. Bâb-ı Sânî: Seferde ve gazâda ve binmekde inmekde ve havf u şiddetde ve hastalıkda ve gamm u gussâda okuyacak du’ âların beyânındadır. Bâb-ı Sâlisü: Şabahda ve ahşamda ve yatmakda ve uyanmakda okuyacak du’âların beyânındadır. Bâb-ı Râbi’u: Yimekde ve içmekde ve libas giyüp soyunmakda ve eve ve hammâme girüp çıkmakda okuyacak du’âların beyânındadır. Bâb-ı Hâmisü: Nefis ve mâl ve ehl ü ‘iyâl hıfzı içün okuyacak du’aların beyânındadır. Bâb-ı Sâdisü: Oruçda ve bayramda ve Kadir gicesinde ve ‘arefe güninde okuyacak du’âların beyânındadır. Bâb-ı Sâbi’u: Salât-i mahsûsa ve da’vât-ı mansûsa nın beyânındadır. Va’l-lâhü veliyyü’t-tevfîk ve ni’me’1-mu’înü ve’r-rafîk. Mukaddime budur. Bilgil kim ıttıbâk-ı enbiyâ u mürselîn ve ittifak-ı evliya u sâlihîn ve icmâ’i ‘ulemâ-’i râsihîn ve ıttılâ’i hukemâ’-i mütebahhirîn bunun üzerinedir ki Hak Sübhânehü ve Te’âlâ du’âyı îkâ-i kaza ve ref u belâ içün sebeb kılmışdır ve bu ma’nâ âyet-i kerime ile müberhen ve hadîs-i şerîf ile mu’ayyen ve hikâyât-ı meşâyih ile rûşendir. Âyet-i kerime budur: “Ve kâle Rabbükümü’d-’ünî estecibleküm.” Bunda Hak Te’âlâ kullarına buyurur ki siz bana du’â okın, ben size icâbet iderim. Bunda ma’lûm oldı ki du’â maslahat içün sebeb takdîr olunmuşdur yohsa Hak Te’âlâ onun okumasına emir eylemezdi ve isticâbeti; ya’nî murâd virmegi ana ta’alluk komazdı ve hadîs-i şerif budur ki Fahr-i ‘Âlem, ‘aleyhi’s-selâm, buyurdı: “Lâ yenfe’u hazerun min kaderin ve’d-duâ ü yenfe’u mimmâ nezele vemâ yenzilü mâ nezele yekşifuhü ve mâ lem yenzil yahbisühü.” Ya’nî sakınmak fa’ide eylemez; amma du’â fa’ide eyler. Nazil olmuş kazayı ref ider ve dahi henüz nazil olmayanı def ider ve niçe âyât ü ehâdîs vardır ve hikâyât-ı selef çokdur. Hikâyet: Enes bin Mâlik, razıya’1-lâhü ‘anh, rivayet ider ki bir kimesne yalınuz sefere çıkdı. İttifak bir gün konmuş iken bir harâmî gelüp üzerine hücûm eyledi. Cemî esbâbını alup kendüyi öldürmek istedi. Ol kimesne eyitdi: “Beni niye öldürürsün? Esbâbım helâl olsun, tek beni öldürme.” şol kadar tazarru eyledi, mukayyed olmadı. Elbetde ben seni öldürürüm, didi.

Ebussuûd Efendi. Duânâme. Milli Kütüphane Yazmalar Kolleksiyonu. No: Yz A 7346. Vr. 4a-5b.

Fetâvâ-yı Ebussuûd Efendi’den

Mesele: Mahrûsa-i İslâmbol’da emr-i şerîf üzere katl olunan Karamanlı Şeyh demekle ma’ruf olan şahsın, katli îcâb eden sebeb-i şer’î ne idüğü, hîn-i teftişte hâzır olmayan ehl-i islâma beyan buyurup müsâb olalar.

El-cevab: Zârûriyât-ı diniyyeden olup, nusûs-ı kâtı’a ile sâbit olan ahkâm-i şerîat-i şerîfeyi inkar ile zındık idüğü, ve hazret-i Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) cenâb-i rif’atlerini tahkir vechi ile zikr ettiği tarîk-i şer’i ile sâbit olduğu için katl olunmuştur.

Mesele: Zındik olanın ve sebb idenün İslamı ve tevbesi İmam-ı azam katında makbul olup katleden halas olur. Şahs-ı mezkur miraren tecdid-i iman ve tevbe etmiş iken halas olmadığına bais nedir?

El-cevab: Zındikun tevbesi kabul olunmak kable’l-ahz akd olunacaktır. Tutulduktan sonra vaki olan tevbeye itibar yoktur. Şahs-ı mezburdan ne ki vaki olmuşdur, ba’de’l-ahz vaki’ olmuşdur. Sebbidenün İmam-ı A’zam katında egerçi İslamı ve tevbesi ile vücub-ı katl sakıt olur. Amma sair eimme-i din katında hali üzerine bakidir. Kudat-ı memalik-i mahmiye umur-ı dinde mubalat itmeyenlerin tevbelerine i’tibar itmeyüp sair eimme mezheplerince katllerine hüküm istemeğe me’mur ve mez’unlardır. Ba’de’l-hükm ol cihetden dahi vücub-i katl ittifakı olur.

Mesele: Bu hususta hüküm iden hakim Hanefi-mezhep olup kendü mezhebin ‘amden terk idüp sair eimme mezhebleri ile hükm idicek hükm nafiz olup bi’l-ittifak katl vacip olur mu?

El-cevab: İmam-ı A’zam katında tevbe ve İslam’la sakıt olan vücub-ı katidir, cevaz-ı katl değildir. Sair eimme re’yleri ile ‘amelen katl olınmak caiz idüği ve hüküm olındıktan sonra hatmen vacip idüği İmam-ı A’zam katında mukarrer ve müsellemdir. Hükm iden hakime Hanefi olmak zarar eylemez. Hakim-i Hanefi müctehid olup İmam-ı A’zam re’yinün sıhhatine i’tikad ve kuvve-i deliline kemal-i i’timad üzerine iken dahi sair müctehidinin kavli ile amel idüp kendü mezhebinin hilafına hüküm eylese, İmam-ı Ebu Yusuf katında egerçi hüküm nafiz değildir. Amma İmam-ı A’zam’dan ezhar-ı rivayet üzerine nafizdir. Kibar-ı meşayih-i hanefiyyeden İmam-ı Halil, Ebubekr, Muhammed İbnu’l-Fazl, Buhari ve İmam-ı Mecid-i Sadr-i Şehid bunu ihtiyar itmişlerdir. Meşahir-i kütüb-i fetavada fetva bunun üzerinedir.

Mesele: Şahs-ı mezbura isnad olunan ekavil-i batılanın her biri bir zamanda sadır olmak üzerine şahadet olundı. Şüheda zamanda ve mekanda birbirlerine muhalefetleri şahadetlerine helal verir mi?

El-cevab: zamanda şehadete helal virmek şehadet olup nesne darp ve katl ve gasp gibi ef’al kabilinden olıcakdır. Akval makuleesinden olıcak zamanda ve mekanda ihtilaf, şühud şehadetlerinde kadih değildir.

Mesele: Ol ekavil-i batıla şahs-ı mezkurdan sudurı ile eda-i şehadet mabeyninde çok zaman geçmiştir. Şahidin hududa tekadümle şehadeti kabul olunmaz. Bu maddede kabul olınmağın vechi nedir?

El-cevab: Şahs-ı mezburun katli egerçi sebb iledir, eğer zendeka iledir, egerçi İmam Şafii mezhebince hadden katldir. Amma anın katındatekadümle şehadete halel gelmez. Zendeka ile katl imam-ı A’zam katında hadden katl değildir ki tekadüm şübhesiyle sakıt ola. Belki irtidat tarikiyledir. Tevbesi ba’de-ahz olmağın menzile-i ‘ademde kılınmıştır. Te’hir-i şehadetle şühudun ‘delelerine halel gelmek egerçi kütüb-i fetvada mesturdur. Amma kibar-ı meşayih-i Hanefiyyeden İmam Ebu’l-Kasım Saffar “te’hir ile şehadetlerine helal gelmez, makbuldür.” deyu ihtiyar itmişdir. Hususan şahidler bu babda te’hir-i şehadete a’zar-ı makbule beyan itmişlerdir.

Bu hususta ba’zı kimseler “ulema ta’assup itdiler, zulmen katl itdiler” diseler onlara ne lazım gelir?

El-cevab: Eğer ol kimseler ol şahsın mesleğini hakk i’tikad idüp ulema süluk itdikleri tarik-i hakkı zulm i’tikad iderlerise zındıklardır, tevbeleri kabul olınmaz. Reislerini ahz kendülerini ahz hükmündedir. Cemian katl olımak lazımdır. Eğer öyle i’tikad itmeyüp “şer’ ile zuhur iden umurun mucebi katl değil idi, katl itmek zulümdür” dirler ise kafir olurlar. Zevceleri bainlerdir. İmana gelmezler ise katlleri mubahdır. Eğer böyle dahi dimeyüp “şühud gayrı vaki’e zulmen ve taassuben şehadet itdiler” dirlerse, tezkiye ve ta’dil olunup şeriat-ı şerifeyi kabul itdikden sonra anlara ta’n itmekle ta’zir-i beliğ ve habs-i medid lazım olur.

Düzdağ, M. Ertuğrul (1983). Şeyhülislam Ebussuûd Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı. 2. Baskı. İstanbul: Enderun Kitabevi, s. 194-195.
 

Üst