(bir hadis, bir yorum)

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#1
HELAL VE HARAM ÖLÇÜLERİ​
Sahabeden Numan b. Beşir (r.a.)’ın naklettiğine göre Allah Resulü
(s.a.s.) şöyle buyurmuştur:​
“Helal bellidir, haram da bellidir.
Onların arasında bir takım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bunları
bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini ve hayatını korumuş
olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşebilir; tıpkı sürüsünü bir
hükümdarın koruluğu etrafında otlatan bir çobanın koyunlarını oraya kaçırabilmesi
gibi. Dikkat edin! Her hükümdarın bir koruluğu (sınırları)
vardır. Allah’ın koruluğu (sınırları) da haramlarıdır.”
(Müslim, “Musâkat”, 107)

Bazı alimlere göre bu hadis, İslam dininin esaslarını yansıtan en kapsamlı
dört hadisten biridir​
(Ebû Davud, “Sünen”, I, 4). Buna göre hayatın her
yönünü kuşatan helal (serbest) alanlar ile haram (yasaklanmış) alanlar
açıkça ortadadır. Şüpheli hususlarda ise ihtiyatı elden bırakmamalı, kazancının helalden mi yoksa haramdan mı olduğunu umursamayanlardan
(Buhârî, “Buyû”, 23)

olmamalıdır. Çünkü dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanın​
(A’raf, 7/156-
157)
ve Allah katında değer verilen bir kul olmanın yolu, ancak haramlardan
kaçınmakla mümkün olacaktır
(Müslim, “Zekat”, 65).

 

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#2
İYİLİK​
Huzeyfe’nin (r.a.) anlattığına göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:​
“Sizler, ‘Eğer insanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız’ diyen
zayıf karakterli kimseler olmayın; aksine, kendinizi iyilik yaptıklarında insanlara
iyilik yapmaya, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamaya alıştırın.”
(Tirmizî, “Birr”, 63) Diğer bütün peygamberler gibi Peygamberimiz (s.a.s.) de iyiliğin fertlerin iç dünyasından başlayarak bütün topluma egemen olması için çalışmıştır. Elbette toplumsal bir düzenin devam etmesi için adalet, adaletin gerçekleşmesi için de her şeyin
karşılığının bire bir bulunması gerekmektedir. Hadiste vurgulanan ise bir Müslüman bireyin iç dünyasını kin ve intikam gibi duygulardan arındırması yolunda çarpıcı bir nasihattir. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126) Kültürümüzdeki şu söz bunu ne güzel ifade etmektedir: “Kötülüğe kötülükle karşılık vermek her kişinin kârı, kötülüğe iyilikle karşılık vermek er kişinin kârıdır.”

 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#3
ADALETİN GÖLGESİNDE MERHAMET
“İnsanlara merhamet etmeyene
Allah da merhamet etmez.” (Buhari,
“Tevhid”, 2)
Merhamet, Allah’ın yarattığı tüm
canlı varlıklara yönelttiği bir ilahi gözetim
ve koruma eylemidir. Merhamet,
tüm canlıların bir şekilde
duyduğu temel bir ihtiyaçtır. Bir başka
deyişle, merhamet, Allah’ın dışındaki
tüm canlıların eksik ve başkalarına
muhtaç oluşlarının bir tezahürüdür.
Elbette burada çok hassas bir İlahî
hikmet söz konusudur. Yüce Allah,
yarattığı tüm canlıları, bir şekilde birbirine
muhtaç olacak şekilde dayanışma
içine sokarak evrensel bir
denge oluşturmuştur. Bu dayanışmanın
en özel yönlerinden biri “merhamet”
dediğimiz karşılıklı ilgi ve gözetim
eylemiyle açığa çıkar.
Bu açıdan bakıldığında, merhamet,
sadece bir insani duygu sorunu değildir.
O bir bakıma dünyada tüm canlılar
arasındaki dayanışma içinde
tecelli etmekte olan bir İlahî ilkedir.
Hz. Peygamber, Allah’ın bu evrensel
merhamet eyleminden yeterince nasiplenebilmeleri
için insanlara tüm
canlılarla karşılıklı dayanışma mantığı
içinde merhametli davranmalarını tavsiye
etmiştir. Şüphesiz İlahî merhamet,
aynı zamanda İlahî adalet ile
birlikte tecelli eder. Merhamet, bu yüzden
adaletin tecellisini amaçladıkça
merhamettir.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#4
ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMEMEK

“Sizden biriniz ölümü temenni
etmesin. Eğer kişi iyi bir insan ise
hayır işleyerek sevabını artırır.
Eğer kötü bir insan ise belki tövbe
edip Allah’tan af ve mağfiret diler.”
(Nesâî, “Cenâiz”, 1)
Temenni, geleceğe dair bir şeyin
gerçekleşmesini dilemektir. Ölümü
temenni etmek de zamanından
önce onun gelmesini istemek demektir
Hangi durum ve sıkıntıda olursa
olsun ölüm temenni edilmez.
Çünkü insan dünyada yaşadıkça
ibadetler, hayır ve hasenat, sabır
ve sebat ile sevap kazanır. Sevgili
Peygamberimiz, “Kendisine isabet
eden bir sıkıntı sebebiyle sizden
biri ölümü temenni etmesin, (illa
bir istekte bulunacaksa) “Allahım!
Yaşamak benim için hayırlı ise
beni yaşat, ölmek benim için hayırlı
ise canımı al” diye dua etsin.”
(Tirmizi, “Cenâiz”, 3) tavsiyesinde bulunmuştur.
Geleceği mutlak olan
ölümü temenni etmemekle birlikte
ölümü unutmamak, ölüm ve ötesine
hazırlıklı olmak gerekmektedir.
Çünkü Peygamberimiz, “İştahı
kesen ölümü çok zikrediniz.” (Nesâî,
“Cenâiz”, 3) buyurmuştur.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#5
İYİLİK KARŞILIKSIZ KALMAZ

Abdullah İbni Ömer (r.a.)’dan rivayet
edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:​
“Müslüman Müslümanın kardeşidir.
Ona zulmetmez, onu düşmana teslim
etmez. Din kardeşinin ihtiyacını
karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar.
Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin
Allah da kıyamet günündeki
sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın
ayıbını örtenin, Allah da kıyamet
gününde ayıplarını örter.”​
(Buhârî, “Mezâlim”, 3)​
Yüce Kitabımızda da beyan edildiği
gibi bu hadis-i şerif’te de Müslümanların
kardeş oldukları belirtilmiş ve
kardeşlik hukukunun gerektirdiği bazı
hususlara dikkatimiz çekilmiştir.
Buna göre; Müslüman, hiç kimseye
zulmedemeyeceği gibi din kardeşlerine
de zulmedemez ve onları, zarar
görebilecekleri hiç bir duruma terkedemez.
Müminler, iyilik ve hayır olan
her konuda birbirlerine yardımcı olmalıdır.
Yapılan iyilik ve yardımlar
karşılıksız kalmayacaktır. Bunun karşılığı
hem dünyada hem de yardıma
en çok muhtaç olduğumuz kıyamet
gününde görülecektir..
İyilik belli bir süre ile kısıtlı olmamalı;
sürekli olmalıdır. Müslümanların
cezayı gerektirmeyen ve kul hakkı
olmayan kusurlarını örtmek bir fazilettir.
Allah da böyle davrananların​
kusur ve ayıplarını örter.
 

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
#6
KUL HAKKI

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine
göre, Hz. Peygamber (s.a.s.)
şöyle buyurdu: “Kimin üzerinde din
kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla
ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün
bulunmayacağı kıyamet günü
gelmeden önce o kimseyle helalleşsin.
Yoksa kendisinin salih amelleri
varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından
alınır, (hak sahibine verilir.)
Şayet iyilikleri yoksa, kendisine
zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından
alınarak onun üzerine yükletilir.”
(Buhârî, “Mezâlim”, 10)

Maddi veya manevi hayata yönelik
zulüm işleyenlerin, kıyamet günü gelmeden
önce tek çıkış yolları vardır.
O da kendilerine zulmettikleri kimselerle
önce helalleşmeleri, sonra da
tövbe etmeleridir. Bu helalleşme,
şayet üzerinde maddi haklar varsa
onu ödeme, dünyada üzerine düşen
cezayı çekme, hak sahipleriyle helalleşme
ve Allah’a tövbe etmekle
mümkündür. Zira kıyamet günü altın
ve gümüşün olmayacağı bir hesaplaşma
günüdür. O günde herkes işlediği
iyi veya kötü amellerinin
karşılığını mutlaka görecektir.
Müslüman, her çeşit zulüm ve haksızlıktan
uzak durmalıdır. Bilerek
veya bilmeyerek zulüm veya haksızlık
yapmış ise, zulmettiği, haksızlık
ettiği kişilerle mutlaka bu dünyada
helalleşmelidir.
 

A

AhDe_VeFaLi

Ziyaretçi
#7
GÜZEL AHLAK
“İman bakımından müminlerin en
olgunu, ahlakı en güzel olup, aile
bireylerine karşı en yumuşak ve lütufkâr
davranandır.” (Tirmizi, “İman”, 6)
Hadisin ifadesine göre, imanın olgunluk
derecesine ulaşması, kişinin
güzel ahlak sahibi olmasına
bağlıdır. Güzel ahlaka sahip olan
kimse, en başta eşi, çocukları, anne
ve babası olmak üzere bütün
aile bireylerine sonra da bütün insanlara
karşı yumuşak davranır.
Güzel ahlak sahibi olmak, kişiyi
iman bakımından olgunlaştırır ve
onu içinde yaşadığı toplumun saygın
bir üyesi haline getirir.
Güzel ahlakıyla kişi, kâinatta yaratılan
her varlığa karşı saygılı olmaya
başlar. Bir karıncayı bile
incitmeyecek ölçüde ruh ve duygu
inceliğine sahip olur. Güzel ahlakın
tezahürlerini çevresine yayan, ahlaklılığını
bütün söz ve davranışlarında
ortaya koyan bir Müslüman,
çevresinde örnek ve numune bir
insan haline gelir. Bu yaşantısı sayesinde
çevresindeki insanlara
örnek olan insan karanlığa karşı
mum yakmış gibi insanların hayatlarına
huzur ışıkları saçar. Böylece
ahlaklı kişi hem Rabbinin rızasını
kazanır, hem de bireysel ve toplumsal
barışa katkı sağlamış olur.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#8
HAC
“Allah katında makbul haccın karşılığı
ancak cennettir.” (Buhârî, “Umre”, 1; Müslim,
“Hacc”, 437)
Müminlerin gayesi, Allah’ın rızasını
kazanmaktır. Onları bu gayeye ulaştıracak
amellerden biri de hac ibadetidir. Allah’a
yönelme, günahlardan arınma,
Hak yolunda feragat gösterme, meşakkatleri
göğüsleme ve dinin özüyle temasa
geçme anlamına gelen ve İslam’ın
beş temel esasından biri olan hac; bir
Müslüman’ın malını Allah rızası için feda
edebileceğini gösteren büyük bir kulluk
göstergesidir.
Hac; dilleri, ırkları, ülkeleri, sosyal ve
ekonomik durumları farklı fakat hedef ve
gayeleri aynı milyonlarca Müslümanın
ilahî aşkla bir araya gelmesi, birlikte Allah’a
yönelmesidir.
Hac; iman ve ibadet bilincinin derinleştiği,
din kardeşliğinin duygu ve davranışlara
yansıdığı, mahşer duygusunun
iç içe yaşandığı müstesna bir zaman dilimidir.
Dünya ve ahiret hayatı açısından
önemli bir dönüm noktası olan hac, samimiyetle
ve ihlasla yerine getirildiğinde,
günahlardan arınmaya, ahlaken olgunlaşmaya,
Allah katında derecenin yükselmesine
ve cenneti kazanmaya vesile
olur.
İşte sevgili Peygamberimiz de, ihlasla
yapılan haccın bir tek karşılığı bulunduğunu,
onun da cennet olduğunu bize
müjdelemektedir.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#9
ORUÇ

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan
orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, “Savm”, 6)
Amel ve ibadetlerin, Allah katında makbul olabilmesi, bunların inanç
ve ihlâsla yapılmış olmasına bağlıdır. İhlâs ve samimiyetten uzak olarak,
gösteriş, korku ve itibar gibi birtakım geçici gerekçelerle yapılan
ibadet ve güzel amellerle Allah’ın rızası kazanılamayacağı gibi sevap
da elde edilemez. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu önemli noktaya
dikkat çekerek, Ramazan orucunu, onun farziyyetine, faziletine, faydasına
yürekten inanarak ve karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek
tam bir ihlâsla tutan kimselerin, geçmiş günahlarından arındırılacaklarını
müjdelemektedir.
Hadiste zikredilen şartlara uyarak başladığı Ramazan orucuna, hastalık,
vb. meşrû bir sebeple devam edemeyenler de, başlangıçtaki niyet
ve davranışları sebebiyle bu müjdeli hükme dahildirler.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#10
KÖTÜLÜĞÜN KEFFÂRETİ

Ebû Zerr (r.a.) Rasûlüllah (s.a.s.)'ın kendisine şöyle dediğini
nakletmiştir: “Nerede olursan ol Allah’a karşı saygılı ol. İşlediğin
bir kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin.
İnsanlara güzel ahlakla muamele et.” (Tirmizi, “Birr ve’s-Sıla”, 55)
Nerede ve ne durumda olunursa olunsun, Allaha karşı saygılı
olmak ve O'nun emirlerini ihlal etmekten sakınmak müttakilerin
özelliğidir. Hz.Peygamberin “ihsan” mertebesi olarak tarif
ettiği, (Müslim, “İman”, 1) Allah’ı görüyormuşcasına kulluk etmek
de böyle bir şeydir. Her şeyi, gören, bilen, işiten ve bütün
gizliliklere vakıf olan bir Yaratıcıya inanmanın doğal sonucu
budur. Hangi görev ve statüde bulunursa bulunsun, sürekli
Cenab-ı Hakk’ın gözetim ve denetiminde olduğunu bilen bir
mü'minin bilerek günah işlemesi ve günahında ısrar etmesi
kolay değildir. İşte bu duyarlılık içinde olan bir mü'minden
kimseye zarar gelmez.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#11
ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMEMEK 2

“Kendisine isabet eden bir sıkıntı sebebiyle sizden biri ölümü temenni
etmesin, (illa bir istekte bulunacaksa) “Allahım! Yaşamak
benim için hayırlı ise beni yaşat, ölmek benim için hayırlı ise canımı
al” diye dua etsin.” (Tirmizî, “Cenâiz”, 3)
Temenni, geleceğe dair bir şeyin gerçekleşmesini dilemektir. Ölümü
temenni etmek de zamanından önce onun gelmesini istemek
demektir.
Hangi durum ve sıkıntıda olursa olsun ölüm temenni edilmez.
Çünkü insan dünyada yaşadıkça ibadet, hayır ve hasenat, sabır
ve sebat ile sevap kazanır. Geleceği mutlak olan ölümü temenni
etmemekle birlikte ölümü unutmamak, ölüm ve ötesine hazırlıklı
olmak da gerekmektedir. Çünkü Peygamberimiz, “İştahı kesen
ölümü çok zikrediniz.” (Nesâî,“Cenâiz”, 3) buyurmuştur.
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#12
İNSANLARA FAYDALI OLMAK

“İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası dokunanıdır.”
(Suyuti, Camiu’s-Sağir, H. No: 4044)
En hayırlı insan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizdir.
Onun insanlara ulaştırmış olduğu iyilikler, bizlere
bu hadis-i şerifi anlamada kolaylık sağlar ki, bunlar; maddi
iyilikler yanında, ebedî saadet kazandıran iman, salih amel ve
güzel ahlakı da kapsar.
Öyle ki bir insanın hidayetine vesile olmak, ona yapılacak en
büyük iyiliktir ve sevabı da o denli büyüktür. Nitekim Peygamberimiz,
Hz. Ali’ye “…Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla
Allah’ın bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kırmızı develere
sahip olmandan daha hayırlıdır.” (Buhârî, “Fedailü’s-Sahabe”,
9) diye belirtmiştir. Kuşkusuz Hak katında “İyiliğin karşılığı,
yalnız iyiliktir.” (Rahmân, 55/ 60)