AKŞEMSEDDİN Şemseddin Mehmed Kimdir

  • Konbuyu başlatan sultan_mehmet
  • Başlangıç tarihi
sultan_mehmet

sultan_mehmet

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Yönetici
Forum Administrator
(d.792/1390-ö.863/1459)
divan-tekke şairi

Asıl adı Mehmed Şemseddin olan Akşemseddin Hazretleri, Hicri 792, Miladi 1390 yılında Şam'da doğmuştur. Doğum yeri üzerine bazı kaynaklarda Çorum-Osmancık, Çorum- İskilip gibi yerler zikredilse de Çorum'da uzun süre medrese hocası olarak görev yapması nedeniyle kaynaklara bu şekilde girdiği varsayılmaktadır. Bazı kaynaklarda isimleri Muhammed, Ahmed, Akşemseddin Muhammed bin Hamza olarak da geçmektedir (Enîsi: 48-58). Babası Şerefüddin Hamza olarak bilinmektedir. Şerefüddin Hamza'nın Hz. Ebubekir soyundan geldiği ve Abbasiler döneminde yaşadığı bilinmektedir. Akşemseddin Hazretleri köken olarak medrese eğitimi almış, okumuş, kültürlü ve sufi bir aileden gelmektedir. "Kurtboğan Evliyası" olarak bilinen babası Şeyh Hamza (Şâmî) Şam'dan Amasya'ya yerleşmiştir. Yerleştiği yer kimi kaynaklarda şimdi Samsun iline bağlı Kavak ilçesidir (Yurd 1972: 208).

Babasının Amasya'ya gelmiş olması nedeniyle Akşemseddin ilk öğrenimini Amasya'da tamamlamış, Arapça ve Farsça öğrenerek küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiştir. Devrin alimlerinden aldığı derslerle hem devrin önemli ilimlerini hem de tıp tahsilini tamamlayarak kısa zamanda İlmiye sınıfının bir mensubu olan Akşemseddin daha sonra ise Osmancık Medresesi'ne müderris olmuştur. Yaklaşık 26-27 yaşına kadar müderrislik yapan ve pozitif ilimlerle ilgilenen Akşemseddin, tasavvuf akidesini benimseyerek kâmil bir mürşid aramaya başlamıştır.

II. Bayezid kazaskeri İmam Ali Efendi kendisine Ankara'da irşad ile vazifeli Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'ni işaret etse de Akşemseddin Hazretleri Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin çarşıda esnaftan zekât toplamasını uygun bulmadığı için bu teklife sıcak bakmamıştır. Bu devirde ün yapmış başka bir mürşit olan Zeynüddin-i Hâfi'ye intisap etmek üzere Haleb'e gitmiştir. Haleb'de Zeynüddin Hâfi Hazretleri ile görüşmeden önce dinlenmek için gittiği bir handa o gece bir rüya görmüştür. Rüyasında kendisini boynuna takılan bir zincirle çekilir vaziyette görür. Zinciri çeken şahsın kim olduğunu göremese de kendisini Ankara'ya kadar sürükleyerek boynundaki zincirle getirmişlerdir. Daha sonra bu zinciri tutan şahsın Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri olduğunu görür. Uyandığında apar topar geri döner ve rüyayı yorumlattıktan sonra Ankara'ya gitmek üzere yola çıkar. Ankara'ya vardığında Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'nin talebeleriyle birlikte buğday tarlasında çalıştığını görür. Mahçup bir edayla bir müddet uzaktan onları seyreden Akşemseddin Hazretleri'ne ne şeyh ne de talebeleri tarafından herhangi bir muamelede bulunulmamıştır. Nitekim Akşemseddin Hazretleri burada hiç itibar görmemiştir. Kendisine herhangi bir davet gelmeyen Akşemseddin Hazretleri de diğer talebeler gibi buğday tarlasında çalışmaya koyulur. Bir müddet sonra mola verilmiş ve yemekler getirilmiştir. Ancak Akşemseddin Hazretleri'ni davet eden olmamıştır. Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ellerinde kase ile yanındaki köpeklere yemek götürmüş ve sonra sofraya gelerek yemeye başlamıştır. Akşemseddin Hazretleri de köpeklere götürülen kaseye uzanmak için oraya varmış ve tam yemek üzereyken Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri tarafından nihayet davet edilmiştir. Akşemseddin Hazretleri'ni sofraya davet eden Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri; "Zincire bağlanarak zorla getirilen misafir böyle ağırlanır" diyerek hem bu muamelenin arkasında yatan hikmeti hem de kendi kerametini izhar etmiştir.

Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'nin bir talebesi olarak seyr-ü sülukun her türlü gereğini yerine getiren, riyazat yapan, ibadette derinleşen Akşemseddin Hazretleri Şeyh'in halifesi olma mertebesine kadar yükselmiştir. Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri; "Beyaz bir insan olan Zeyd'den, insan cisminin karanlıklarını, lekelerini söküp atmakta zorluk çekmedin, âciz kalmadın" diyerek Akşemseddin ismini layık görür.

Hocasının görevlendirmesiyle Beypazarı, İskilip ve Göynük'te irşad vazifelerinde bulunan Akşemseddin Hazretleri Miladi 1429 senesinde Hacı Bayram Velî Hazretleri'nin vefatından sonra hocasının yerine geçerek Bayramiye tarikatını devam ettirmiştir. Bu dönemde İstanbul'u kuşatma niyetinde olan Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin Hazretleri'nin bu fetihte manevi bir lider olarak bulunmasını arzulamış ve kendisini davet etmiştir. Kuşatmanın sürdüğü en sıkıntılı zamanlarda askere moral ve manevi güç kazandıran Akşemseddin Hazretleri, fetih gerçekleştikten sonra ilk Cuma namazını Ayasofya'da kendisi kıldırmıştır. Padişahın isteği üzerine Hz. Muhammed'in mihmandarı "mihmandar-ı nebi" Ebâ Eyyüb-el Ensarî Hazretleri'nin mezarını keramet göstermek suretiyle bulmuş ve bugünki Eyüp Camii'nde medfun türbenin inşasına vesile olmuştur. Bir müddet sonra Göynük'e tekrar dönen Akşemseddin Hazretleri, burada Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'nin vasiyeti üzerine ömrünün sonuna kadar talebe yetiştirme hizmetinde bulunmuştur.

Sadullah, Fazlullah, Nurullah, Emrullah, Nasrullah, Nurullah Nurulhüda ve Hamdullah Hamdi adlarında yedi oğlu olan Akşemseddin Hazretleri Hicri 863, Miladi 1459 yılında bugün de türbesinin bulunduğu Göynük'de vefat etmiştir.

Akşemseddin hakkında iki adet menakıbname yazılmıştır. Bunlardan biri, Emir Hüseyin Enisî tarafından, diğer ise Müezzinzade Abdürrezzak tarafından yazılmıştır. Bu menakıbnamelerde Akşemseddin'in tasavvuf, tıp ve dinî ilimlere matuf 9 adet eser zikredilmiştir (Köprülü 1989: 301). Eserlerini genellikle aruz vezniyle yazmış, konu ve üslup olarak dinî tasavvufi şiir geleneğini devam ettirmiştir. Dil olarak eski Anadolu Türkçesi'nin en belirgin özelliklerini yansıtmaktadır. Risaletü'n Nûriyye adlı eserinde tasavvuf şeyhlerini savunmuş ve bu şeyhlere yöneltilen haksız eleştirilere cevap vermiştir. Tasavvuf erbabının nasıl olması gerektiği, hâl ve hareketlerindeki hikmetleri nazara vermiştir. Def'u Metaini's- Sufiyye adlı eseri de ilk eseri gibi tanınmış alimlerden olan Muhyiddin İbn-i Arabî gibi mutasavvıflar hakkında olumsuz ithamlara cevap verdiği, örnekler ve örnek şahsiyetler üzerinden deliller göstermek suretiyle bu büyük zatların tamamının aynı akide ve anlayış üzerine olduklarını izah ettiği eseridir. Makamât-ı Evliya ise tasavvuf ilminin inceliklerini anlattığı ve seyr-ü süluk adı verilen yolculuğun kaidelerinden bahsettiği eseridir. Bu eserlerinin yanında bir kısmı tıbba, bir kısmı çeşitli konularda yazılmış; Maddetü'l-Hayat, Hall-i Müşkilât, Telhis-i Def'-i Matâ'in, Risale-i Zikrullah, Risale-i Şerh-i Ahvâl-i Hâcı Bayram-ı Velî, Nasihatname-i Akşemseddin adında eserleri de mevcuttur. Ancak bunların çoğu hakkında henüz ayrıntılı bilgilere ulaşılamamıştır.



Kaynakça


Enîsi, H. (t.y.). Menâkıb-ı Akşeyh. Ankara: Milli Kütüphane. İbni Sina Kitaplığı. A.1217 / 14.

Eraslan Kemal (1984). "Akşemseddin’in Dini Tasavvufî Şiirleri", Türk Dili. Ekim, S. 394, s. 335-411-471.

Gökçe, Arif (1987). Akşemseddin Mehmed Bin Hamza’nın Hayatı, Tasavvufi Yönü ve Eserleri. Mezuniyet Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.

Kıyıcı, Mahmut (1998). Ispartalı ve Isparta'ya Hizmet Etmiş Büyük Adamlar. Isparta: Göltaş Kültür Yay.

Köprülü, Orhan (1989). "Akşemseddin" ,Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. C.2. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. s. 299-302.

Yurd, Ali İhsan ve M. Kaçalın (1994). Akşemseddin, Hayatı ve Eserleri. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay.

Yurd, Ali İhsan (1972). Fatih'in Hocası Akşemseddin Hayatı ve Eserleri. İstanbul: Fatih Yayınevi.



MURAT KARACA
Madde Yazım Tarihi: 18.12.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler

RİSÂLETÜ'N-NÛRİYYE

Vâlih ü hayrân olıban kendözümden bî-haber
Şimdiyi bilmez bu aklum ne bile ferdâsını

Her kişi görse sanur içim taşum hep ten durur
Korkaram aklum ne bile ferdâsını

Sırrımı sır eyledüm bu vakta dek fâş olmadı
Ba’d-ezân Allâh bilür hâlı nite olasını

Kendümi ısmarladum her ne iderse dôst bilür
Gönlümi jeng ileye dilerse yuya pâsını

Bu acebdür dünyi kavmı nik-nâmun kanı dir
Bilimezler taşa çaldum nâmusum şişesini

Şemsiyâ cânı cihânı nidesin şimden girü
Hırka idin şâl idin dervişlerün pâlâsını

Her gice direm ki yarın terk idem sevdâsını
Subh olıcak tazeler ışkı girü gavgâsını

Hiç nedendür bilmezem bu bagrımun kanı benüm
Gözlerümden turmaz akar kim bilür nolasını

Başımun sevdasını bilmez meger hâldaş olan
Kandadur haldâşı bulam silse gönlüm pâsını

Başumı top iledüm çevgân-ı ışka çalmaga
Nik-nâmı nilerem nûş iledüm deryâsını

Âşıka cânlar sezâdur dosta kurbân itmeğe
Valıgun itsün umarsa vaslına iresini

Bahr-ı ışkdurmahv iden zulmâtı mümkin varlıgum
Geydim esved eski hırka ya’ni tutdum yasını

Şems eger ölürse ayruk kimse yasun tutmasın
Ne azâ Sultan Mahmûd gel dişe Ayâ’sını

Ya İlâhi umaruz fazlıla cûdun bol durur
Sen hemîşe benliğim alıp seni viresini

Eraslan Kemal (1984). "Akşemseddin’in Dinî Tasavvufi Şiirleri", Türk Dili. Ekim, S. 394, 335-411-471.



DEFU’L- METÂİNİ’S-SÛFİYYE

Kad tecella fi’l-merâyâ ol cemâl-ı bî-misâl
Pes zuhura geldi âlem ez mücellâ-yı cemâl

Çün-ki mir’at oldı âlem Hak cemâlın görmege
Pes bu âlemde tecelli buldılar ehl-i kemâl

Her neye kim bakdılarsa dôst cemâlın gördiler
Zire tolu Hak cemâlı oldı âlem mâl-a mâl

Cümle âlem aksidür ol hûb-cemâlun iy cemîl
Hem dahı bu küfr ü fâhiş cism ü cân u hadd u hâl

Çün vücudu oldı Hakk’un kâyinâtun varlıgı
Pes dü-âlem cân-ı Hak’dur dü-cihân ansuz hayâl

Cümle âlemdür mezâhir sen hô cümle mazharı
Sende iste tâ bulasın kalmaya hiç kîl ü kâl

Mecma’ul-bahreyn oldun hem Hudâ’nun ma’şukı
Pes senündür cümle âlem hem dahı dosta visâl

Şems-i neyyir çün önünde tâli olur sen neçün
Anı koyup tâlib oldun kevkebe her mâh u sâl

Âsitânunda hazine çün-ki medfûn ola sen
Müflis olup ne revâdur idesin her dem su’al

Çün senün adun durur hem cümle deryâ menba’ı
Susuz olup ne gezersin vâdi vü sahrâ cibâl

Ey diriga hubb-u dünyâ kalbüni itdi harâb
Sen ânun agusın içdün sanuban mâ’i zülal

Eraslan Kemal (1984). "Akşemseddin’in Dinî Tasavvufi Şiirleri", Türk Dili. Ekim, S. 394, 335-411-471.

YAZAR: MURAT KARACA
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
FERASETLİ NESİR (düz yazı) 0

Benzer konular


Üst