Açlıktan uyuyamadığınız oldu mu?

  • Konuyu başlatan ömr-ü diyar
  • Başlangıç tarihi
ömr-ü diyar

ömr-ü diyar

اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
Yönetici
Allâh Resûlü zaman zaman yokluk sebebiyle uzun süre açlık çekmiş, varlık zamanlarında da irâdî olarak azla yetinerek, elindekileri dâima ihtiyaç sâhiplerine infâk etmiştir. Efendimiz’in bu vasfı, onun zühd hayâtının esâsını teşkil eder. Ebû Talha -radıyallâhu anh- anlatıyor; “Resûl-i Müctebâ Efendimiz’e açlıktan şikâyet ettik ve karınlarımızı açıp gösterdik. Herkes karnına bir taş bağlamıştı. Resûlullâh da karnını açtı. Baktık ki onda iki taş vardı.” (Tirmizî, Zühd, 39)
Ebû Hureyre -radiyâllâhu anh-’den nakledildiğine göre, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e bir gün sıcak bir yemek getirilmişti. Yedikten sonra; “Elhamdulillâh, epey zamandır mideme sıcak bir yemek girmemişti.” d edi. (İbn-i Mâce, Zühd, 10)
Yine birgün, Hz. Fâtıma pişirdiği çöreğin bir parçasını Resûl-i Muhterem’e getirmişti. Efendimiz:
” – Bu nedir? ” diye sorduğunda, kızı Fatıma,
- Pişirdiğim çörektir, size getirmeden canım çekmedi, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
“- Üç günden beri babanın ağzına giren ilk lokma bu olacak.“ buyurdu. (İbn Sa’d, I, 400; Heysemî, X, 312)
Allâh Resûlü’nün çektiği bu sıkıntılara, onun uğruna canlarını ve mallarını her zaman fedaya hazır olan ashâbı da katlanıyordu. Ebû Hureyre -radıyallâhu anh- geçmişteki fakirlik günlerini ve çektiği sıkıntıları anlatırken bazen açlıktan karnını yere dayadığını, bazen de karnına taş bağladığını söylerdi. (Buhârî, Rikâk, 17)
Görüldüğü gibi İslâm’a dâvet ve tebliğ, maddî imkânsızlıklar içerisinde başlamış ve oldukça uzun bir süre böyle devam etmiştir. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- söz konusu darlıktan zerre kadar şikâyetçi olmamış, ashâbına, çekilen sıkıntıların Allâh katındaki ecrini hatırlatarak sabır ve metânet tavsiyesinde bulunmuştur. Meselâ Allâh Resûlü, namaz esnâsında açlığın verdiği tâkatsızlık sebebiyle ayakta duramayarak düşüp bayılan Suffe ashâbını; “Allâh Teâlâ’nın, katında sizin için neler hazırlandığını bilseydiniz, daha fazla yoksul ve muhtaç olmayı isterdiniz.” ( Tirmizî, Zühd, 39) sözleriyle teselli etmiştir.
Aşağıda nakledeceğimiz haber ise, Sevgili Peygamberimiz ve iki güzîde sahabîsinin çektikleri açlığın boyutlarını göstermesi bakımından oldukça mânidardır.
Sevgili Peygamberimiz bir gece açlıktan uyuyamadığı için evinden dışarı çıkmıştı. Bir de baktı ki Ebûbekir ve Ömer de dışarıdalar. Onlara:
“- Bu saatte sizi evinizden dışarı çıkaran sebep nedir?” diye sordu. Onlar:
- Açlık, yâ Resûlallâh! dediler. Peygamberimiz:
“- Gücü ve kudretiyle canımı elinde tutan Allâh’a yemin ederim ki sizi evinizden çıkaran sebep, beni de evimden çıkardı, haydi kalkınız!” buyurdu.
İkisi de kalkıp Resûl-i Ekrem’le birlikte Ensâr’dan birinin evine geldiler. Fakat o zât evinde değildi. Hanımı Resûlullâh’ı görünce:
- Hoş geldiniz, buyurunuz, dedi. Efendimiz:
“- Falan nerede?” diye sordu. Kadın:
- Bize tatlı su getirmek için gitti, dedi. Tam o sırada ev sâhibi geldi, onlara şöyle bir baktıktan sonra:
- Allâh’a hamdolsun! Bugün, hiç kimse misafir yönünden benden daha bahtiyar değildir, dedi. Hemen gidip içinde koruğu, olgunu ve yaşı bulunan bir hurma salkımı getirdi:
- Buyurunuz, yiyiniz, dedi ve eline bir bıçak aldı. Resûlullâh Efendimiz:
“- Sağılan hayvanlara sakın dokunma!” dedi. Ev sâhibi onlar için bir koyun kesti. Onlar da koyunun etinden ve hurmadan yediler; tatlı sudan içtiler. Hepsi yemeğe doyup suya kanınca Fahr-i Cihân Efendimiz, Hz. Ebûbekir ve Ömer’e şöyle dedi:
“- Kudretiyle rûhumu elinde tutan Allâh’a yemin ederim ki kıyamet gününde bu nimetlerden sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evinizden çıkardı, sonra evinize dönmeden şu nimetlere kavuştunuz.” (Müslim, Eşribe, 140)
Onlar Allah’ın en sevgili kullarıydı ve bu dini yüceltmek için nelere sabrettiler..
Lütfen bunları aklımızdan çıkarmayalım da şuanki halimize hakkıyla şükredel
im…
Ey Hayat, Hadis-i Şerif
 

Üst