Açılıp Saçılarak Yürümeyin

  • Konuyu başlatan kurtuluş
  • Başlangıç tarihi
kurtuluş

kurtuluş

KF Ailesinden
Özel Üye
Ahzab Süresi(33. Süre )
32.ayet
Ey Peygamber hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer takvâ sahibi olmak istiyorsanız, edâlı konuşmayın. Kalbinde hastalık bulunan kimse kötü şeyler ümit eder. Daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin.
33.ayet
Vakar ile evlerinizde oturun. İlk cahiliye çağı kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılarak yürümeyin. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Ey Ehl-i beyt! Allah sizden kiri, günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.
34.Ayet
Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz ki Allah Lâtif'tir, haberdar olandır.
(vakar:Ağırbaşlılık)

İbni Kesir Tefsiri

Ey Peygamber Kadınları


Bu da Allah'ın hem peygamberin hanımlarına, hem de onun ümmetinin hanımlarına emrettiği bir edeb tarzıdır. Allah Teâlâ peygamberin hanımlarına hitâb ederek kendilerine emrettiği gibi Allah'tan korkmalarını ve onların diğer kadınlara benzemediklerini, fazilet ve mertebe bakımından diğer kadınlarla aynı olmadıklarını belirterek «(Sözde) edalı olmayın.» buyuruyor. Süddî ve başkaları bu ifâdenin, erkeklerle konuşurken ağzınızı ve yüzünüzü eğip bükmeyin, demek olduğunu belirtmişlerdir. Bunun için Allah Teâlâ müteakiben »Kalbinde bir hastalık bulunanlar kötü şeyler umarlar. Ve hep ma'rûf söz söyleyin.» İbn Zeyd'in dediğine göre hayır, ma'rûf, güzel ve beğenilen sözler söyleyin, demektir. Bu demektir ki; onlar yabancılara dillerini eğip bükerek seslenmeyecekler ve kadınlar yabancılara kocalarına seslendikleri gibi seslenmeyeceklerdir,

«Evlerinizde oturun.» İhtiyâcınız olmadığı takdirde evinizin dışına çıkmayın. Şer'î ihtiyâçlar arasında şartına uyarak camide namaz kılmak da yer alır. Nitekim Rasûlullah (s.a.) da şöyle buyurmuştur: Allah'ın cariyelerini Allah'ın mescidlerinden alıkoymayın. Ancak onlar camilere koku sürünmeden çıksınlar. Bir başka rivayette ise, onların evleri kendileri için daha hayırlıdır, buyurmuştur.

Ebu Bekr el-Bezzâr der ki: Bize Humeyd îbn Mes'ade... Enes'ten nakleder ki; o şöyle demiş: Kadınlar Hz. Peygambere dertlenerek ey Allah'ın Rasûlü, erkekler bizden ayrı olarak cihâda gidiyor biz ise cihâda gidemiyoruz. Bizim için Allah yolunda cihâda gidenlerin ameline ulaşabilmemizi sağlayacak bir amel yok mu? Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Sizlerden her kim evinde oturursa; o Allah yolunda cihâd edenlerin amelinin derecesine ulaşır. Veya buna benzer bir kelime kullandı. Hafız Ebu Bekr el-Bezzâr der ki: Biz bu hadîsi Sâbit'den ancak Revh İbn Müsey-yeb kanalıyla biliyoruz ki, bu Basra'lı bir adamdır ve meşhurdur. Bez-zâr aynı şekilde dedi ki: Bize Muhammed İbn Müsennâ... Abdullah kanalıyla Hz. Peygamberden nakletti ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: Kadın avrettir. Evinden çıktığı zaman onu şeytân karşılar. Onun için Rabbına en yakın olduğu an evinin içidir. Tirmizî, Bündâr kanalıyla Arar İbn Âsım'dan bu hadîsi bu şekilde rivayet eder. Yine Bezzâr yukardaki isnâdıyla, Ebu Dâvûd da aynı isnâdla Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu naklederler: Kadının evinin içindeki odasında namaz kılması, evinde namaz kılmasından daha afdaldır. Evinde namaz kılması ise evinin avlusunda namaz kılmasından afdaldır. Bu hadîsin isnadı sağlamdır.

«İlk câhiliyye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.» Mücâhid der ki: Câhiliyye devrinde kadın erkekler arasında gezinip dururdu. İşte câhiliyye devrinin açılıp saçılması budur. Katâde der ki: «İlk câhi--liyye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.» Yani evinizden çıktığınızda böyle yapmayın, çünkü o dönemde kadınlar yürürken kırıta kınta yürürlerdi. Allah TeMâ: bunu bu âyetiyle yasaklamıştır.

Mukâtil İbn Hayyân der ki: «İlk câhilîyye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın:» âyetinde geçen kelimesi, örtüyü başın üzerine atıp bağlamamaktır. Böylece hanımların boynu, gerdanı, küpesi ve diğer süs eşyaları görünürdü. İşte âyette geçen açılıp saçılmaktan maksad budur. Bilâhare bu yasak bütün mü'min kadınlara da teşmil edilmiştir.

İbn Cerîr Taberi der ki: Bana İbn Züheyr... İbn Abbâs'tan nakletti ki; o, «İlk câhiliyye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.» âyetini okudu, sonra şöyle dedi: Hz. Nûh ile İblîs arasında bin sene vardı ve Âdem'in çocukları iki batından gelmişlerdi. Bir kısmı ovalarda bir kısmı dağlarda otururdu. Dağdaki erkekler güzel, kadınları da kanlı canlıydı. Ovadaki kadınlar güzel erkekleri kanlı canlıydı. İblîs Aleyhilla'ne ova halkından bir adamın yanına genç bir çocuk şeklinde geldi ve kendisini onun yanında hizmetçi kıldı. Adama hizmet ediyordu. İblîs Aleyhilla'ne çobanların çaldığı kavala benzer bir şey getirdi ve o gün insanların duymadıkları bir sesi onlara duyurdu. Bu durum etrafa yayıldı, halk çevreden gelip onu dinlemeye başladılar. Bunu her yıl toplandıkları bir bayram şekline dönüştürdüler. Bu bayramda kadınlar, erkekler için açılıp saçılıyor ve süsleniyorlardı. Dağ ahâlîsinden bir adam o bayram günü oradakilere saldırdı. Kadınlarının güzelliklerini gördü ve arkadaşlarına gelip onların güzelliklerini bildirdi. Onlar da adamın etrafında toplanarak ovadakilerin yanına gittiler böylece aralarında fuhuş yayıldı. İşte Allah Teâlâ'nın «İlk câhiliyye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.» kavliyle kasdedilen budur.

«Namaz kılın, zekât verin, Allah'a ve Rasûlüne itaat edin.» Allah Teâlâ peygamberin hanımlarını önce kötülükten nehyettikten sonra, hayır işler yapmalarını emrediyor. Bunlar arasında yalnız ve yalnız Allah'a kulluğun nişanesi olan namazı kılmalarını, Allah'ın mahlûkâtına iyi davranmak demek olan zekâtı vermelerini, Allah ve Rasûlüne itaat etmelerini bildiriyor. Bu, umûmun hususa atfı kabîlindendir.

«Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» Bu âyet peygamberin hanımlarının peygamber evinin halkı arasına girdirildiğinin açık hükmüdür. Çünkü bu âyetin nüzul sebebi peygamberin hanımlarıdır. Nüzul sebebi ya tek başına ya da başkalarıyla birlikte âyetin hükmü içine dâhil olur. Sahîh olan budur. İbn Cerîr İkrime'den rivayet eder ki; O «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyetinin özellikle peygamberin hanımları hakkında nazil olduğunu sokakta bağırarak söylerdi. İbn Ebu Hatim de aynı şekilde rivayet ederek der ki: Bize Musul'lu Ali İbn Harb... İbn Abbâs'tan nakletti ki o; bu âyet özellikle peygamberin hanımları hakkında nazil olmuştur, demiştir.

Eğer bu âyetin sebeb-i nüzulü olarak peygamberin hanımları kasdediliyorsa ve başkalarının âyetin nüzulünün sebebi olmadığı söyleniyorsa, bu ifâde sahîhtir. Ama bu âyetle yalnızca peygamberin hanımlarının kasdedildiği, başkalarının kasdedilmediği söylenmek isteniyorsa, bu görüşün üzerinde durulması gerekir. Çünkü bu âyetler de kasdedilen hususun yalnız peygamberin hanımları olmadığı konusunda pek çok hadîs-i şerif vârid olmuştur. Bunları buraya dercedelim:

1- îmâm Ahmed îbn Hanbel der ki: Bize Affân, Enes îbn Mâlik'-den nakletti ki; Rasûlullah Aleyhissalâtüvesselâm altı ay boyunca Fâ-tıma'nm kapısının önünden, geçtiğinde sabah namazına gidiyorsa; ey

hane halkı (Ehl-i Beyt) namaz der ve «Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyetini okurdu. Tirmizî bu hadîsi Abd İbn Humeyd kanalıyla Enes İbn Mâlik'den naklettikten sonra hasen ve garîb hadîstir, der.

2- îbn Cerîr Taberî der ki: Bize Abdullah İbn Vekf... Ebu'1-Ham-râ'dan nakletti ki; o şöyle demiş: Rasûlullah döneminde yedi ay boyunca Medine'ye bekçilik yaptım. Sabah namazı olunca Hz. Peygamberin kalktığını, Ali ve Fâtıma'nın kapısına- gelip; namaz, namaz, dediğini sonra bu âyeti okuduğunu gördüm. Bu hadîsin râvîleri arasında yer alan Ebu Dâvûd el-A'mâ; Nefî' İbn Hâris'tir ve yalancı bir râvîdir.

3- Yine îmâm Ahmed der ki: Bize Muhammed îbn Mus'ab... Ebu Ammâr'dan nakletti ki; o şöyle demiş: Ben Vasile İbn Eskâ'ın yanma girdim. Onun etrafında bir topluluk oturuyordu. Hz. Ali (r.a.)yi söz konusu ediyorlardı. Onlar kalkınca Vasile İbn Eskâ' bana dedi ki: Ra-sûlullâh (s.a.)tan gördüğüm bir şeyi sana haber vereyim mi? Ben; evet, dedim. O dedi ki: Ben Hz. Fâtıma'ya varıp Hz. Ali'yi sordum. O da; Ra-sûlullah'a doğru gitti, dedi. Oturdum onu bekliyordum. Nihayet Ra-sûllah (s.a.) beraberinde Ali, Hasan ve Hüseyn olduğu halde geldi. Her birinin elini kendi elinin içerisine almıştı. İçeri girdi ve Hz. Ali ile Fâ-tıma'yı önüne oturttu. Hz. Hasan ile Hüseyn'i iki kucağına oturttu. Sonra elbisesini onların üzerine örterek —veya onlara giydirerek dedi— şu âyet-i kerîme'yi okudu: «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» Sonra devamla; Allah'ım, bunlar benim evimin halkı —Ehl-i Beytim— benim evimin halkının temizlenmeye en çok hakları vardır, buyurdu. Ebu Ca'fer İbn Cerîr Taberî, Abdülkerîm İbn Ebu Umeyr kanalıyla... Ebu Amr el-Evzâî'-den bu hadîsi naklettikten sonra, sonuna şu eklemeyi yapar: Vasile dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, ben de senin ehlinden miyim? Hz. Peygamber buyurdu ki: Sen de benim ehlimdensin. Vasile dedi ki: İşte benim hayatta en çok umduğum şey bu idi. Sonra İbn Cerîr Taberî, Abd'ül-A'lâ Vâsıl kanalıyla... Efcu Ammâr'dan nakleder ki; o, şöyle demiştir: Ben Vasile İbn Eskâ'ın yanında oturuyordum. O sırada Hz. Ali'yi bahis mevzuu ederek ona küfrettiler. Yanındakiler gidince o bana dedi ki: Otur sana onların küfrettiği zâttan haber vereyim. Ben Allah Rasûlünün yanında bulunuyordum. O sırada Hz. Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyn geldiler. Hz. Peygamber elbisesini onların üzerine atarak şöyle dedi: Allah'ım, bunlar benim eviminin halkı. Allah'ım, onların kirlerini gider ve onları tertemiz kıl. Ben dedim ki: Ey Allah'ın Rasûlü, ben de senin evinin halkından mıyım? O; sen de, dedi. Vasile der ki: Allah'a andol-sun ki bana göre yaptığım şeylerin en güveniliri budur.

4- îmâm Ahmed îbn Hanbel der ki: Bize Abdullah İbn Humeyr... Atâ İbn Ebu Rebâh'tan nakletti ki; o şöyle demiş: Ümmü Seleme'den duyan birisi bana anlattı ve şöyle dedi: Hz. Peygamber Ümmü Seleme'-nin evinde oturuyordu. Hz. Fâtıma yanında bir parça etle geldi. Ben Fâtıma'yı peygamberin yanına götürdüm. Hz. Peygamber ona; kocanı ve iki oğlunu da çağır, dedi. Ümmü Seleme der ki: Hz. Ali, Hasan ve Hüseyn de geldiler ve peygamberin yanına girdiler. O et parçasından yiyorlardı. Hz. Peygamber ise Hayber örtüsü ile örtülü bir sedirin üzerinde uyku halindeydi. Ben de odamdaydım. Bu sırada Allah Teâlâ «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyetini inzal buyurdu. Ümmü Seleme der ki: Hz. Peygamber örtünün fazla kısmını aldı ve onların üzerine Örttü. Sonra elini çıkararak göğe yöneldi ve şöyle dedi: Allah'ım, bunlar benim evimin halkıdır. Benim öz âilemdir. Onların pisliğini gider ve onları tertemiz kıl. Ümmü Seleme der ki: Başımı evin içerisine sokarak dedim ki: Ben de sizinle beraber değil miyim ey Allah'ın Rasûlü? O; sen benim için seçilmişsin, sen benim için seçilmişsin, dedi. Bu hadîsin isnadında adı verilmeyen kişi Atâ'nın şeyhidir. Diğer râvîler de güvenilir kişilerdir. Bu hadîsin bir başka tarîktan nakli şöyledir: İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Muhammed İbn Ca'fer... Atiyye et-Tafavî'den nakletti ki; babasına Ümmü Seleme anlatıp şöyle demiş: Bir gün Hz. Peygamber benim evimde olduğu sırada hizmetçi gelip; Fâtıma ve Ali kapı önündeler, dedi. Ümmü Seleme der ki: Hz. Peygamber bana; kalk ve evimin halkını bir kenara al, dedi. Ümmü Seleme der ki: Ben de kalktım ve evin yakınında bir kenara durdum. Hz. Ali ve Fâtıma girdiler beraberlerinde Hasan ve Hüseyn de vardı. Her ikisi de küçük çocuktular. Çocukları alıp kucağına oturttu ve öptü. İki elinden biriyle Fâ-tıma'ya, diğeriyle de Ali'ye sarıldı. Fâtıma'yı ve Ali'yi öptü. Onların üzerine siyah yünden bir örtüyü atarak buyurdu ki: Allah'ım ben ve hane halkım (Ehl-i Beyt) cehenneme değil, Sana. Ümmü Seleme der ki: Ey Allah'ın Rasûlü ya ben? dedim. Allah'ın salât ve selâmı senin üzerine olsun. Hz. Peygamber; sen de dedi. Bu hadîsin bir başka yoldan rivayeti de şöyledir: İbn Cerîr Taberî der ki: Bana Ebu Küreyb... Ümmü Seleme'den nakletti ki; bu âyet onun evinde nazil olmuştur. Ümmü Seleme dedi ki: Ben evimin kapısı önünde oturuyordum. Dedim ki: Ey Allah'ın Rasûlü, ben ev halkından (Ehl-i Beyt) mıyım? Allah'ın Rasûlü buyurdu ki: Sen benim için seçilmişsin, sen peygamberin eşlerin-densin. Ümmü Seleme der ki: O gün evde Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hüseyn bulunuyordu. Allah hepsinden razı olsun. Bu hadîsi İbn Cerîr Taberî Ebu Küreyb kanalıyla Şehr İbn Havşeb'den de aynı şekilde nakleder.

Hadîsin başka yollardan rivayetleri de vardır. Nitekim İbn Cerîr Taberî der ki: Bize Ebu Küreyb... Abdullah İbn Vehb İbn Zem'â'dan nakletti ki; o bana Ümmü Seleme (r.a.)den şöyle haber verdi demiş: Rasûlullah (s.a.) Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hüseyn'i toplayıp elbisesi altına girdirdi, sonra Allah'a yal vararak dedi ki: Şunlar benim evimin halkıdır. Ümmü Seleme der ki: Ey Allah'ın Rasûlü, beni de onların arasına girdir, dedim. Hz. Peygamber; sen benim ehlimdensin, dedi. îbn Cerîr Taberî aynı hadîsi Ahmed İbn Muhammed et-Tûsî kanalıyla Ömer İbn Ebu Seleme'den, o da annesinden aynı şekilde rivayet eder.

Hadîsin bir başka tarîktan rivayeti de şöyledir: İbn Cerîr Taberî der ki: Bana Ebu Küreyb... Ebu Hüreyre kanalıyla Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini nakletti: Fâtıma Hz. Peygambere gelerek yağ ve unla, pişirilen ve adına Asîde denilen bir yemeği hazırladı ve tabağı Peygamberin önüne koydu: Hz. Peygamber; amcamın oğlu ve iki çocuğun nerede? dedi. Hz. Fâtıma; evdeler, dedi. Hz. Peygamber; onları da çağır, dedi. Hz. Fâtıma Hz. Ali'nin yanına gelip dedi ki: Kalk, Rasûlullah seni ve çocuklarını istiyor. Ümmü Seleme der ki: Hz. Peygamber onlann geldiklerini görünce uyuduğu yerde serili bulunan bir örtüye doğru uzandı onu çekip yaydı ve onları bu örtünün üzerine oturttu. Sonra örtünün dört bir tarafından tuttu. Onları örtünün altına girdirerek sağ eliyle Rabbı Azze ve Celle'ye doğru yönelip dedi ki: Allah'ım, bunlar benim evimin halkıdır (Ehl-i Beytim) Onların eksikliklerini gider ve onları tertemiz kıl.

Hadîsin bir başka yoldan rivayeti de şöyledir: İbn Cerîr Taberî der ki: Bize İbn Humeyd... Hâkim İbn Sa'd'dan nakletti ki; o şöyle demiş: Ümmü Seleme'nin yanında biz Ali İbn Ebu Tâlib'den bahsettik. O dedi ki: «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyeti benim evimde nazil oldu. Ümmü Seleme der ki: Rasûlullah (s.a.) evime geldi ve bana; kimsenin içeri girmesine izin verme, dedi. Hz. Fâtıma geldi, ben onun babasının yanma girmesine engel olmak istemedim. Sonra Hz. Hasan geldi. Onun da annesinin ve dedesinin yanına girmesine engel olmak istemedim. Sonra Hz. Hüseyn geldi. Ben onun da Hz. Peygamberin yanına girmesine engel olmak istemedim. Sonra Hz. Ali geldi. Ona da engel olamadım. Hepsi toplanınca Rasûlullah (s.a.) üzerinde bulunan bir örtüyü onların üzerine yayarak şöyle dedi: Bunlar benim hâne halkımdır. Allah'ım, onların eksikliklerini gider ve kendilerini tertemiz kıl. İşte onlar serginin altına toplandıkları sırada bu âyet nazil oldu. Ümmü Seleme der ki: Ben, Ey Allah'ın Rasûlü ya ben? dedim. Allah'a andolsun ki Hz. Peygamber evet diye karşılık vermedi. Sâdece; sen benim için seçilmişsin, buyurdu.

5- İbn Cerîr Taberî der ki bana İbn Vekî'... Şeybe'nin kızı Sa-fiyye'den nakletti ki; o şöyle demiş: Hz. Âişe dedi ki: Bir sabah Rasûlullah (s.a.) çıktı üzerinde yolculukla ilgili şekillerin bulunduğu yünden örme bir örtü vardı. Siyah kıldandı. Hz. Hasan geldi Rasûlullah onu örtünün içerisine girdirdi. Sonra Hüseyn geldi onu da girdirdi. Sonra Fâtı-ma geldi onu da girdirdi, sonra Ali geldi onu da girdirdi. Sonra «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyetini okudu. Müslim bu hadîsi Ebu Bekr İbn Ebu Şeybe kanalıyla Safiyye Bint Şeybe'den nakleder.

Hadîsin bir başka tarîktan rivayeti şöyledir: îbn Ebu Hatim der ki; Bana babam... Avam İbn Havşeb'den nakletti ki; onun amcası şöyle demiş: Babamla beraber Hz. Âişe'nin yanma gittik. Ben ona Hz. Ali'den suâl ettiğimde Hz. Âişe dedi ki: Sen bana, insanlar arasında Ra-sûlullah'm en çok sevdiği birinden suâl ediyorsun. Onun nikâhı altında peygamberin kızı vardı ve o peygambere insanların en sevgilisiydi. Ben Hz. Peygamberin, Ali'yi, Fâtıma'yı, Hasan'ı ve Hüseyn'i çağırıp üzerlerine elbisesini attığını, sonra; Allah'ım, benim evimin halkı işte bunlardır, onların eksikliğini gider ve onlan tertemiz kıl, diye duâ ettiğini gördüm. Hz. Âişe der ki: Ben Hz. Peygambere yaklaşıp ey Allah'ın Rasûlü, ben senin evinin halkından değil miyim? dedim. Hz. Peygamber; sen bir kenara çekil çünkü sen benim için seçilmişsin, dedi.

6- İbn Cerîr Taberî der ki: Bize İbn el-Müsennâ... Ebu Saîd'den nakletti ki; Raşûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş: Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyeti beş kişi hakkında nazil olmuştur. Ben, Ali, Hasan, Hüseyn ve Fâ-tıma. Daha önce Fudayl İbn Merzûk'un Atiyye kanalıyla Ümmü Seleme'-den naklettiği rivayet geçmişti. İbn Ebu Hatim de bu hadîsi Hârûn îbn Sa'd kanalıyla mevkuf olarak Ebu Saîd'den nakleder. Allah en iyisini bilendir.

7- İbn Cerir Taberî der ki: Bize İbn el-Müsennâ... Bükeyr îbn Mismâr'dan nakletti ki; o ben Sa'd'm oğlu Âmir'den işittim ki Sa'd Ra-sûlullah (s.a.)ın şöyle dediğini duydum, demiş: Hz. Peygambere vahiy nazil olunca Ali'yi onun iki oğlunu ve Fâtıma'yı alarak elbisesi altına girdirdi ve; Rajpbım, işte bunlar benim ailem ve ev halkım, buyurdu.

8- Müslim, Sahîh'inde der ki: Bana Züheyr îbn Harb... Yezîd İbn Hayyân'dan nakletti ki; o şöyle demiştir: Ben ve Sebre oğlu Hu-sayn ve Müslim oğlu Ömer Zeyd İbn Erkam'ın yanma vardık. Oturunca Husayn dedi ki: Ey Zeyd, sen pek çok hayra ulaştın. Rasûlullah'ı gördün, hadîsini duydun, onunla beraber savaştın ve arkasında namaz kıldın. Ey Zeyd, sen gerçekten pek çok hayra erdin. Bize Raşûlullah (s.a.) dan işittiğin bir hadîsi anlat. Zeyd İbn Erkam dedi ki: Ey kardeşim oğlu Allah'a hamdolsun ki benim yaşım ilerledi, devrim geçti. Raşûlullah (s.a.)dan ezberlediğim şeylerin bir kısmını unuttum. Size söylediğimi kabul edin söylemediğimden dolayı da beni zor durumda bırakmayın. Sonra dedi ki: Rasûlullah (s.a.) Mekke ile Medîne arasında bulunan Humma denilen suyun bulunduğu yerde bir gün hutbe okudu. Allah'a hamd ü senalarda bulundu, va'zetti, öğüt verdi, sonra şöyle dedi: İmdi ey insanlar, ben ancak bir beşerim, Rabbımın elçisinin gelip benim ona uymam zamanı yaklaştı. Ben size iki şey bırakıyorum. Birisi Allah'ın kitabı. Onda hidâyet ve nûr vardır. Allah'ın kitabını alın ve ona sarılın. Hz. Peygamber Allah'ın kitabına teşvik ve terhîb etti. Sonra dedi ki: Ve ev halkım (Ehi-i Beytim) ev halkım hakkında da size Allah'ı hatırlatırım. Üç kere bu sözünü tekrarladı. Husayn, Zeyd İbn Erkam'a dedi. ki: Ey Zeyd, onun ev halkı kimdir? Hanımları ev halkından değil midir? Zeyd İbn Erkam dedi ki: Hanımları ev halkındandır. Ancak onun Ehl-i Beyti, kendisinden sonra onlara zekât verilmesi haram kılınmış olanlardır. Onlar kimdir? deyince Zeyd dedi ki: Onlar Ali'nin, Akîl'in, Ca'ferin ve Abbâs'ın âilesidir. Husayn bütün bunlara zekât vermek haram kılınmış mıdır? deyince o; evet, dedi.

Bilâhare Müslim, Muhammed İbn Bekkâr kanalıyla Zeyd İbn Er-kâm'dan bu hadîsi rivayet eder ve yukarda geçen şekliyle kaydeder. Ayrıca bu rivayette şu ifâdeler de yer alır: Biz Zeyd'e dedik ki: Onun ev halkı kimdir? Hanımları mı? O; hayır Allah'a yemîn ederim ki bir kadın uzun bir süre bir erkekle birlikte yaşar sonra erkek o kadını bo-şar, kadın babasının ve ailesinin yanına döner. Kişinin ev halkı aslı ve kendilerine zekâtın haram kılındığı baba tarafından akrabalarıdır. Daha sonra yukardaki ifâdeleri tekrarladı. Rivayet böyle vâki' olmuştur. Birinci rivayet daha uygun ve onu almak daha iyidir. İkinci rivayet ise rivayet edilen hadîste söz konusu edilen «ehl» kelimesinin tefsiri sadedinde olabilir. Bu hadîste kasdedilenler, kendilerine zekât haram kılınmış olan peygamber âilesidir. Veya «ehl» kelimesiyle eşlerle birlikte ailenin diğer ferdleri kasdedilmiştir. Bu ihtimâl daha çok tercihe şayandır. Böylece bu ve önceki rivayetin arası birleştirilebilir. Aynı şekilde Kur'-an'la daha önce geçen hadîsler arasında da bir birlik sağlanabilir. Şayet hadîsler sahîh ise. Çünkü bu hadîslerin bazı isnâdları üzerinde dikkatle durulması gerekir. Allah en iyisini bilendir. Kur'ân'ı iyice düşünenlerin şüphesiz kabul edecekleri husus, peygamberin hanımlarının da bu âyetin şümulü içerisine girecekleri doğrultusundadır. Çünkü sözün akışı onlardan bahsetmektedir. Bu sebeple Allah Teâlâ âyetin devamında: «Evinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın.» buyuruyor. Yani Allah'ın Rasûlüne sizin evinizde inzal buyurduğu Kitâb'a ve Sünnet'e göre amel edin. Katâde ve bir başkası böyle der. Ayrıca insanlar arasında sizi diğerlerinden özellikle ayırdettiren bu nimeti hatırlayın. Vahiy başka insanların evinde değil sizin evinizde nazil oluyor. Bu nimete Sıddîk'ın kızı Âişe daha çok lâyıktır. Bu nimette en çok büyük pay onundur. Bu yaygın rahmetten en çok payına düşen odur. Çünkü Âişe'nin dışında hiç bir kadının yatağında peygambere vahiy nazil olmamıştır. Bu hususu Allah'ın salât ve selâmı üzerine olan Peygamber bildirmiştir. Bazı bilginler derler ki: Hz. Peygamber Âişe'-den başka bakire olarak bir kadınla evlenmemiştir. Hz. Âişe'nin yatağında Peygamberden başka bir erkek uyumamıştır. Bu sebeple onun bu meziyyete sahip olması uygun düşer. Bu yüce rütbede tek başına onun yer alması gerekir. Şayet peygamberin hanımları ev halkından iseler, onun yakınlarının da «ev halkı» ifâdesinin içerisine girmeleri uygundur. Nitekim yukarda geçen hadîste de; ev halkı buna daha çok müstehak-tır, buyrulmuştur. Bu ifâde Müslim'in Sahîh'inde sabit olan şu hadîse çok benzer: Hz. Peygambere; daha ilk günden takva üzere kurulan mescid hangisidir? diye sorulduğunda o; şu mescidimdir, diye cevab vermiştir. İşte buradaki «şu» ifâdesi yukardaki hadîste kullanılan «şu» ifâdesine benzer. Çünkü âyet Kubâ mescidinde nazil olmuştur ve bu konuda başka hadîsler de vardır. Eğer Kubâ mescidi daha ilk günden takva üzere kurulan bir mescid olursa, peygamberin mescidinin daha ilk günden takva üzere kurulan mescid olma vasfına sahip bulunması daha evlâdır. Allah en iyisini bilendir.

îbn Ebu Hatim der ki: Bize babam... Ebu Cemîle'den nakletti ki; o şöyle demiş: Hz. Ali (r.a.) Öldürülünce yerine oğlu Hasan halîfe seçildi. Hz. Hasan namaz kılarken bir adam üzerine saldırdı ve hançerle onu yaraladı. Râvîler arasında yer alan Hüseyn İbn Abdurrahmân, kendisine ulaştığına göre bu yaralayan kişinin Esed kabilesinden birisi olduğunu ve Hz. Haaan'ın secdede iken yaralandığını söylemiştir. Ebu Cemile der ki: Bu darbe böğründen olduğu için Hz. Hasan birkaç ay hastalandı sonra iyileşti ve minbere çıkarak dedi ki: Ey Irak halkı, bizim için Allah'tan korkun. Biz sizin emirleriniz ve müsâfirleriniziz. Biz ev halkıyız. Çünkü Allah Teâlâ, bizim hakkımızda: «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» diye bahsetmiştir. Ebu Cemile der ki: Hz. Hasan bu âyeti o kadar çok tekrarladı ki mescidde bulunan herkes hüngür hüngür ağladı.

Süddî, Ebu. Deylem'den naklen der ki: Hz. Hüseyn'in-oğlu Ali, Şâm halkından birine şöyle dedi: Ahzâb Süresindeki «Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.» âyetini okumadın mı? O; evet siz onlar mısınız? deyince AU İbn Hüseyn; evet, dedi.

«Muhakkak ki Allah, Latif, Habîr olandır.» Allah'ın lutfu sayesinde siz bu mertebeye ulaştınız. Allah'ın haberdâr olması sayesinde siz Allah'ın bu lutfuna lâyık kılındınız. Allah size bu nimeti verdi ve bu nimeti sizin için tahsis etti. İbn Cerîr merhum der ki: Bu ifâdede söylenmek istenen şudur: Sizi içerisinde Allah'ın âyetleri ve hikmetleri okunan evin halkı kılmasmdaki Allah'ın nimetini hatırlayın ve bundan dolayı Allah'a şükredin, hamdedin.

«Muhakkak ki Allah, Latîf, Habîr olandır.» Sizi bu lutufla lutuflan-dırmıştır ve sizi içinde Allah'ın âyetleri ve hikmeti okunan evin halkından kılmıştır. Hikmet sünnettir. Allah sizi Peygamberin eşleri olarak seçmesi nedeniyle sizin durumunuzdan haberdârdır. Katâde der ki: «Evinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmetini hatırlayın.» kavliyle Allah Teâlâ onlara bu lutfundan dolayı minnet etmektedir. İbn Cerîr Taberî de bunu rivayet eder. Avfî, Allah Teâlâ'nm «Muhakkak ki Allah, Latîf, Habîr olandır.» kavli hakkında şöyle demiştir: Çıkardıklarında lütuf sahibidir, koyduklarından da haberdârdır. İbn Ebu Hatim de böyle rivayet eder, sonra da; Rebî' İbn Enes de Katâde'den böyle rivayet etti, der.[18]
 

Üst