Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

YÜCE ALLAHIN AYETLERİ KAÇ TÜRLÜDÜR ve ( kur'an nasıl bir kitaptır )

Konusu 'KUR'AN-I KERİM ÖĞRETİMİ' forumundadır ve enes61 tarafından 13 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. enes61

    enes61 KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    6.934
    Beğenileri:
    173
    Ödül Puanları:
    8.752
    --------------------
    Konu: YÜCE ALLAHIN AYETLERİ KAÇ TÜRLÜDÜR ve ( kur'an nasıl bir kitaptır )

    Değerli
    dostlar,
    Bu yazımızda
    sizlere âyet ve kitap kavramlarından bahsetmek istiyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’den söz
    edildiğinde akla hemen âyetler gelir ve âyet kavramıyla da sadece Kur’ân
    cümleciklerinin kastedildiği zannedilir. Halbuki mesele bu kadar dar ve kısıtlı
    değildir.
    Âyet,
    “belirti, iz, nişan, alamet, mucize, delil, ibret, risalet” gibi anlamlara
    gelir. Yüce Allah’ın varlığına işaret eden her şey bir âyettir. “İbret”
    anlamında Firavun’un cesedi bile Yûnus 10/92. âyette belirtildiğine göre
    âyettir.
    Yüce Allah’ın âyetleri iki
    türlüdür:
    1. Vahyedilen,
    okunan ayetler anlamında “tenzîlî âyetler”. Bu âyet kapsamına bütün ilâhî
    kitaplar ve sahifeler girmektedir ki bunların sonuncusu Kur’ân-ı Kerîm’dir.
    Tenzîlî âyetler aynı zamanda “tenzîlî kitaplar”ı oluşturmaktadır.

    2. Kâinata
    yazılan, tabiat kanunları haline getirilen “tekvînî âyetler”. Bu âyetlerin
    kapsamına ise bütün kainat girer ve bu kitaba “tekvînî kitap” denir. Kâinat
    kitabının en önemli konularından birisi ise “insan kitabı”dır.


    Kur’ân’ın
    gönderilme nedenini bu üç kitabın buluşturulması olarak ifade edersek yanlışlık
    yapmış olmayız. Nitekim Kur’ân’da kâinat kitabından ve insan kitabından
    âyetlerin insanların ilgisine sunulduğu ve birer mucize olarak tanıtıldığı şu
    âyette belirlenmektedir:

    “Biz, onlara ufuklarda ve kendi
    canlarında âyetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur’ân)’nın gerçek olduğu kendilerine
    iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması onlara yetmez mi?” (Fussılet
    41/53).


    Bu âyette
    açıkça ifade edildiğine göre âyetler hem ufuklardadır hem de insanların
    kendisinde. Ufuklardaki âyetler insanların dışında kalan âyetlerdir ki bunun
    kapsamına yakından uzağa, zerreden kürreye bütün yaratıklar girmektedir. Hem
    ufuklardaki hem de insanlardaki âyetlerin var edilmesi ve gösterilmesinin asıl
    amacı ise bunların haberini veren Kur’ân’ın gerçek olduğunun ortaya
    konulmasıdır.


    Kur’ân’ın bu
    anlamdaki gerçekliği kabul edilince, yani kâinata dair verdiği bilgiler bilimle
    ve teknolojiyle de ispat edilince onların doğruluğuna inanmış olanlar elbette 14
    asırdan daha önce indirilen bir kitabın ve içerdiği diğer esasların doğruluğuna
    da inanmış olacaklardır. İnatçı ve katı din karşıtları hariç, gerçeğin peşinden
    koşanlar için böyle bir yolun tercih edilmiş olması son derece isabetli ve
    etkili bir yol olmuştur.


    Tenzîlî
    vahylerin Kur’ân dışında kalanlarında kainatın yapısına ve fiziksel yaratılışı
    itibariyle insan kitabına dair belirleyici bilgiler aramak doğru değildir. Çünkü
    bilim ve teknolojinin konusu olan bu tür bilgilerin daha eski kitaplarda
    bulunması beklenmemelidir.

    Benzer bir soruyu “Kur’ân’ın
    indirildiği zamanlarda da bilim ve teknoloji yoktu; dolayısıyla onda da bu
    âyetlerin bulunması doğru mu?” diye Kur’ân için soranlara da şu cevabı
    vermekteyiz: Kur’ân’da, bu tür konulardaki âyetlerde çok anlamlı kelimeler
    kullanılmaktadır. Çok anlamlılık söz konusu olunca bazı kelimelerin değişik
    zamanlarda değişik şekillerde yorumlanması da mümkün olmaktadır. Şüphesiz zaman
    ilerledikçe kelimelere yeni anlamlar ilave edildiğini söylemiyoruz. Sadece
    kelimelerde zaten bulunan farklı anlamların değişik yorumlara müsait oluşunu
    ifade ediyoruz.
    Kur’ân’a bu
    anlamda bakıldığında insanın yaratılışından kâinatın yapısına varıncaya kadar
    pek çok örneğin Kutsal Kitabımızda bulunduğu rahatlıkla görülecektir.

    Kâinat âyetleri
    ve kâinat kitabı

    Diğer ilahi
    kitaplarda bulunmayan, Kur’ân’ın indirildiği dönemde bilinmeyen, tabii ilimler
    ve modern teknolojiyle bilinebilecek ayetlerin Kur’ân’da bulunması bir anlamda
    zaruri görülmelidir. Çünkü O’nun mesajı, kâinatın son bulacağı kıyamete kadar
    devam edecek, dolayısıyla asırlar sonrasının insanına da hitap edecektir. Bize
    göre henüz Müslüman olmamış insanların Kur’ân’la irtibatları ancak O’nun
    kâinatla ilgili mesajları sayesinde gerçekleşecektir. Yani Müslüman olmayanlar
    Kur’ân’ın iman, namaz, oruç, hac, zekât gibi emirleriyle ilgilenmeyeceklerdir.
    Kaldı ki tevhide inanmayanların böyle bir görevleri de zaten yoktur. Şu halde
    onların Kur’ân’a yönelmelerini sağlayacak en önemli etken, bilimsel gerçeklere
    işaret eden ayetlerdir.

    Kur’ân’ın
    mucize olan yönlerinden birisi de, en önemli müfessirlerinden birisinin zaman
    oluşudur. Yani zaman geçtikçe, asırlar ilerleyip insanlığın bilgi ve anlayış
    düzeyi geliştikçe Kur’ân ayetleri daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Kur’ân’ın bazı
    ayetlerinin gerçek manası, ancak yeni bilgilerle kavranabilecektir. Bu noktadan
    hareketle şu anda bile Kur’ân’da tam anlamıyla kavranamamış ayetlerin
    bulunduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Bu çerçevede “peki bu tür ayetler
    bu zamana kadar nasıl anlaşılmıştı” şeklinde yöneltilebilecek muhtemel bir
    soruya cevap olarak; “o ayetlerin yaklaşık manalarıyla anlaşılmış olduklarını
    veya Kur’ân’ın bütünlüğüne ters düşmeyecek şekilde anlamlandırıldıklarını
    söylemek” pekâlâ mümkündür. Zaten Kur’ân’ın en önemli özelliklerinden birisi de
    kelimelerinin çok anlamlı oluşu ve dönem dönem farklı anlamlarının devreye
    girebilmesidir. Bu tür kelimelerin seçilmiş olması Kur’ân’ın mucizevî yapısının
    bir göstergesidir.

    Ayrıca şu
    noktanın da kesinlikle unutulmaması gerekir: Kur’ân, bir eğitim kitabıdır;
    muhatabı da insandır. İçerdiği prensipler hep insanın mutluluğunu sağlamaya
    yöneliktir ve insanlardan Allah’ı tanımalarını, sadece O’na kulluk yapmalarını
    istemektedir. Mesajının evrensel oluşunu insanların kabul etmelerini sağlamak
    için çeşitli yollar kullanmaktadır. Dolayısıyla muhtevasında bulunan ve
    teknolojik gelişmelere işaret eden bazı ayetleri de bu eğitimin bir parçası
    olarak görmek gerekir.

    Kur’ân, ilahi
    kaynaklı oluşunu inkâra kalkışanlara her zaman ve zeminde meydan okumuştur. Bu
    meydan okuyuş, muhataba göre bazen alternatif ayet, sure veya bütün bir kitap
    getirmeyi isteme şeklinde olmuş, bazen de bilimsel gerçekleri ifade eden
    ayetleri insanların anlayış ve araştırmasına sunmakla olmuştur. Teknolojiyle
    ilgili ayetlerin gönderiliş gayesi ise insanlara ilmi gerçekleri öğretmek,
    onları ispatlamak değil; bu yolla Allah’a imanı sağlamak ve o imanı
    sağlamlaştırmaktır. Çünkü Kur’ân bir Biyoloji, Fizik, Kimya, Astronomi vs.
    kitabı değildir; dahası o, anılan ilimleri birer vasıta olarak kullanmak
    suretiyle insanın hidayet ve mutluluğunu isteyen bir kitaptır.

    Kur’ân,
    kâinatı boşlamamıştır; onun tanıtımını yapan bir el kitabı gibi insanlığa ufuk
    sunmaya devam etmektedir. Bu ufuklara doğru çalışma yapmak, kararlılıkla ve
    fedâkârca gayret sarf etmek üzere bilimsel çalışmalar yapmak, araştırma
    projeleri geliştirip bu uğurda yönlendirmelerde bulunmak da bir ibadettir

    prof. dr. MEHMET OKUYAN OMÜ İLAHİYAT
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş