Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Yaşamayı Unutmak

Konusu 'NESİR (düz yazı)' forumundadır ve AhDe_VeFaLi tarafından 10 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. AhDe_VeFaLi

    AhDe_VeFaLi Guest

    Yaşamayı Unutmak
    [​IMG]
    Ali Hakkoymaz
    Yaşamayı unutarak yaşıyoruz. Gözlerimizin içine içine bakan hayatın
    neresindeyiz çok zaman? Size, gözlerini (yerinden) oynatırcasına bakan bir
    çocuğa bakmadan bir adım atabilir misiniz! Kaç çocuk bakışı her an bir
    köşebaşından sana.
    Her an kaç aşk bakışıyla bakar yaşamak sana... Bunu bir söyleyen olmadı
    mı Allah aşkına? Nefeslerin söylemiştir de; duymamışsındır. Duymamışsındır;
    günün gecenin selamını. Oldu mu şimdi! İşin ne senin öyle koşturuyorsun
    da... Ne çocukların gözyaşını silmeye gücü yetiyor yaptığın işler, ne de bir
    annenin feryadını dindirmeye...
    *
    "Yaşamak nedir?" diye sorduğun oldu mu kendiciğine? Bir daha, bir daha,
    yeniden, kaç defa? Yoksa "sen" aldığın nefeslerin, dallarda şen şakrak
    kuşların, alnına sıvanan rüzgârların farkında falan değil misin?

    Bir yalan, bir inkar, bir inat, bir olmaz murat için/de koşuyor olmayasın!

    *

    ... ve ah ki... vah!

    Gündelik işlerin...

    Seni delik deşik eden manşetlerin şehvetinden başını çeviremeyişin hayra
    alâmet değil. Adalet de değil bu. Sözlerini "geveze" ettiğin yetmediği
    gibi...

    Bakışlarını da...

    Adımlarını da...

    Duyuşlarını da... "geveze" etmişsin; iyi etmemişsin.

    *

    İstersen "bir bilene" sor. Bir bileni bulman için de s/ana "kılavuz" gerek.


    *

    Öf, yordun beni!

    ***



    Bu ne gürültü böyle! Kanser mi oldu âlem! Yalanla doğrular bu kadar karışmış
    mıydı? Ekmekler bu kadar tatsız olmamıştı belki.

    Bu kadar suni/yapay/yapmacık/gayr-ı fıtrî... bir zamanın şahidi olmak da
    varmış! Varmış işte! Hayatımızın bunca rol; rolümüzün bunca hayat
    oluşu... Perdeli/nerdeli...
    Ve en can alıcı yanlarımızın rendelene rendelene... Ve "yine" bir cümleyi
    bitir(e)meden... Hayatımızın cümlesini kur(a)madan çalarsa kapı/m diye...

    ...korkuyor, korkuyorum.

    ***

    Bunlar bir karamsarlık fotoğrafı olsun diye değil; adını koymak adına...

    Bir hayal olsa/ydı gördüklerim. Bu nezaketsizliği, hissizliği, arsızlığı,
    yarsızlığı bunca sahipleniş neyin nesi?!...

    ***

    İnsana nefes başı insanlık yaraşır. Adım başına lazım şeylerin ne/ler
    olduğunu koynumuzda gezdiriyor muyuz?

    Bize yaraşan şeylerin mi... yoksa nelerin yarışındayız?

    Yoksa dem be dem ağlarız; dem bu demin her an taptaze demlenmiş gelen
    mevsimlerin, hayatın merhabasını duymaz isek... Her an: "Ne oluyoruz?!..."
    diye yüreğimiz elimizde... patlayacak bombaların "patlamadan" ölüsü oluruz. En
    iyisi "yaşamayı" unutmadan yaşamak.
    ***
    Kaldır başını! Bak gökyüzü, bulutlar, güneş, yıldızlar...Belki ihtiyacın var! Ha
    bitti bitecek bir hayatın var. Git, bir çiçeği kokla! Pencerene gelen
    kumrulara buğdayın, merhametin yok mu? "İnsan" olduğunu nerelerde
    hatırlıyorsun en çok? Bir çetele tut! Bir dânen var mı toprağına usulca
    bırakacağın? Ne bir besten var ne de ziyaret edeceğin bir hastan... Öf,
    yoruyorsun beni ve kendini; haberin yok! Aynaya bak! Gözlerin yuvalarından
    çıkmış! Çok da malın mülkün var. Dağıt da bunları; hafifle! Ellerini ve
    kalbini elden/gözden geçir! Hayatı kokla! Sık sık çal kalbinin kapısını...

    ...orda mı?
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş