Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Vera

Konusu 'KİTAPLARDAN NAMELER' forumundadır ve Vuslat tarafından 6 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. Vuslat

    Vuslat Deneyimli Üye Acemi

    Mesajlar:
    61
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    15
    VERA

    Lügat ve kâmuslarda; uygunsuz, yakışıksız ve gereksiz şeylerden sakınmak, haram ve yasaklara karşı da, titiz davranmak, tetikte olmak.. veya memnû şeylere girme endişesiyle, bütün şüpheli hususlara karşı kapanma ma’nâsına hamletmişlerdir ki; “ -Sana kuşku vereni bırak, şüphesiz olana geç” İslâmî prensibine uygun olan da budur.

    Sofîlerden bazıları vera‘ı; yakînin sıhhati, davranışların istikâmeti ve Cenâb-ı Hakk’la münasebetlerde de âlî himmet ve temkinli olma şeklinde yorumlamışlardır.

    Bir ehl-i dil; göz açıp-kapayıncaya kadar olsun Hakk’tan gâfil olmamak.. bir diğeri ise, hayatın her lâhzasında, O’ndan başka herşeye kapalı kalmak.. daha bir başkası ise, hâliyle olsun diliyle olsun, kulun dünya ve ehl-i dünyaya tezellül ve tenezzülde bulunmayıp, varlığı, kendini ve bütün dünyayı aşması şeklinde tarif etmişlerdir ki:

    “ -Zinhar halka dilencilik etmekten sakın! Ve istediğini sadece keremi çok engin Rabbinden iste! Birgün mutlaka, geldiği gibi gidecek olan dünyanın zînet ve debdebesini bırak!” sözleri de bu mülâhazayı çok güzel ifâde eder. Vera‘ı hayat ve davranışlarını gerekli, lüzumlu ve ötelere uzanan şeylere kilitleyip, lüzumsuz, fânî ve zâil şeylerin gerçek konumlarını kavrama şuuruyla hareket etme şeklinde de yorumlayabiliriz ki; yâni kıvamında ve kendi iç güzellikleriyle yaşanan Müslümanlık, mâlâyâniyâta karşı kapalı olan Müslümanlıktır, ölçüsü de bunu hatırlatmaktadır.

    Pend-i Attar sâhibi attarca üslûbuyla bu düşünceye hoş ve enfes bir ses katar:

    “-Vera‘ duygusundan Allah korkusu peydâ olur, vera‘sız kimse ise kıyamette rüsvay olur. Kim ki vera‘ çizgisinde istikametini buldu, onun duruşu da, kalkışı da, hareketi de, sükûtu da Allah için oldu. Bir kimse ki, Hakk dostluğunu umar, eğer vera‘ yoksa, o kimse muhabbet iddiasında yalancıdır.”

    Vera‘, zâhir ve bâtın buudlarıyla yerine getirilmesi kulluk borcu bir külldür. Vera‘ yolcusu, takva ile ulaşılan zirvelerde dolaşırken, bir taraftan zahiriyle, emr u nehiylerin âzâd kabul etmez kölesi olarak hayatını onlarla örgüler.. ve “Allah için işler, Allah için başlar”, Allah için oturur, Allah için kalkar. Allah için yer, Allah için içer, “lillah, livechillah dairesinde hareket eder” diğer taraftan da bâtınını “Haziratü’l-Kuds”ün izdüşümü haline getirerek, kalbindeki “kenz-i mahfi” ile halvet olur ve bütün bütün ağyara kapanır. Yani, O’na götürmeyen düşüncelerden uzaklaşır.. O’nu hatırlatmayan görüntülere sırtını döner, O’nu söylemeyen beyanlara -onlara beyan denecekse- kulaklarını tıkar ve O’nun kıymetler listesine girmeyen şeylerden de elini-eteğini çeker.

    Bu ma’nâdaki vera‘, insanı Allah’a amûdî (dikey) olarak yükseltir. Bundandır ki, Cenâb-ı Hakk, Hz. Musa’ya: “Bana yaklaşmak isteyenler vera‘ ve zühd gibisini bulamamışlardır” ferman eder.

    Asr-ı Saadetle insanlığın tanıdığı vera‘, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn döneminde âdetâ semavîleşti ve her mü’-minin gâye-i hayâli haline geldi. Bu dönemde idi ki, Bişr-i Hâfî’nin kızkardeşi, Ahmed b. Hanbel’e gelerek: “Ya İmam! Ben çok defa dam üstünde iplik büküyorum.. bazen de devlet memurları ellerinde meş’aleler oradan geçiyorlar ve elimde olmayarak o ışıktan da istifade etmiş oluyorum.. bu ipliğe haram karışıyor mu?” deyince, koca İmam hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve “Bişr-i Hâfî’nin hanesine şüphenin bu kadarcığı bile bulaşmış bir şey girmemeli” fetvasını veriyor.

    Ve yine bu dönemde idi ki, gözü bir kere harama ilişen biri bütün bir ömür boyu “Günâhım!” deyip feryâd ediyordu. Bu dönemde idi ki, bilmeyerek haram bir lokmanın girdiği mide, istifrâya zorlanıyor ve bunun için günlerce gözyaşı dökülüyordu.

    Yanlışlıkla cebine koyduğu başkasına âit bir kalemi, sâhibine ulaştırmak için Merv’den Mekke’ye yolculuk yapıldığını, bunlardan birinin kahramanı olan büyük muhaddis, üstün fakih ve derin zâhid İbn Mübârek anlatıyor. Üzerinde başkasına ait bir hak varolduğu mülâhazasıyla, alacaklıya, ömrünün sonuna kadar hizmetkâr olmaya azmetmiş insan sayısı hiç de az değil.. meşhur zâhid Fuzayl b. İyâz da bu vâdinin hâl tercümanlarından!. ve bu aydınlık dünyada daha niceleri..! Evliyâ, tabakat ve menkıbe kitapları bu altın insanların ruhânîleri aşan hayatlarıyla lebâleb.. bu sâhifeler, onlara sâdece hatırlatma ölçüsünde açılıyor. Şâyet hatırlatabiliyorlarsa.?
     
    Sponsorlu bağlantılar
  2. FERASETLİ

    FERASETLİ KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    8.341
    Beğenileri:
    113
    Ödül Puanları:
    1.017
    eline ve emeğine sağlık ALLAH razı olsun




    Yanlışlıkla cebine koyduğu başkasına âit bir kalemi, sâhibine ulaştırmak için Merv’den Mekke’ye yolculuk yapıldığını, bunlardan birinin kahramanı olan büyük muhaddis, üstün fakih ve derin zâhid İbn Mübârek anlatıyor. Üzerinde başkasına ait bir hak varolduğu mülâhazasıyla, alacaklıya, ömrünün sonuna kadar hizmetkâr olmaya azmetmiş insan sayısı hiç de az değil.. meşhur zâhid Fuzayl b. İyâz da bu vâdinin hâl tercümanlarından!. ve bu aydınlık dünyada daha niceleri..! Evliyâ, tabakat ve menkıbe kitapları bu altın insanların ruhânîleri aşan hayatlarıyla lebâleb.. bu sâhifeler, onlara sâdece hatırlatma ölçüsünde açılıyor. Şâyet hatırlatabiliyorlarsa.?
     
Daha önce açılmış benzer konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş