Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Tefekküre davet

Konusu 'NESİR (düz yazı)' forumundadır ve sultan_mehmet tarafından 29 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. sultan_mehmet

    sultan_mehmet © ◄ كُن فَيَكُونُ ► Yönetici Forum Administrator

    Mesajlar:
    16.603
    Beğenileri:
    2.897
    Ödül Puanları:
    9.598
    Selamun aleykum arkadaşlar
    Konuyu sık kullanılanlara eklemenizi ve aralıklarla okumanızı tavsiye ediyorum...
    Kur’an-ı kerimde, birçok yerde (Akıl etmez misiniz) ifadesi geçmektedir
    Bismillahirrahmanirrahim
    (Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.) [Nahl 12]
    bizde bu ayet-i kerimelerden yola çıkarak düşünelim, tefekkür edelim istedik tahammül ederse nefsimiz okuyalım inşAllah

    Yürürken Üst Üste Duran Omurlarımız Nasıl Birbirine Sürtünüp Aşınmazlar?

    Her adım atışımızda omurgamızı oluşturan omurlar birbiri üstünde hareket ederler. Bu sürekli hareket ve sürtünme, omurların aşınmasına sebebiyet verecekken bu tehlikeyi önlemek için her bir omur arasına disk denen dayanıklı kıkırdaklar yerleştirilmiştir. Bu diskler amortisör görevi yaparlar. Dahası her adım atışta, vücut ağırlığından kaynaklanan bir tepki kuvveti yerden vücuda gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörler ve "kuvvet dağıtıcı" kıvrımlı şekli sayesinde, vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan esneklik ve özel yapı olmasa, ortaya çıkan kuvvet direkt olarak kafatasına iletilirdi ve omurganın üst ucu, kafatası kemiklerini parçalayarak beynin içine girerdi.

    İnsan Güneşe Çıkmadan Onun Enerjisini Nasıl Kullanır?

    Bitkiler, kendi içlerinde inanılmaz bir enerji dönüşüm merkezi kurarak (fotosentez), güneş enerjisini kimyasal enerjiye çevirirler. Hücrelerimiz tarafından kullanılan enerji hammaddelerinin tümü, gerçekte bitkiler aracılığıyla bize taşınan güneş enerjisidir. Yani bir şey yerken güneş enerjisi çiğner veya birşey içerken aslında güneş enerjisi yudumlarız. Ya da kaslarımızdaki kuvvet gerçekte güneş enerjisinin farklı formundan başka bir şey değildir.

    Vücudumuzdaki 100 Trilyon Hücrenin Zararlı Atıkları Nasıl Dışarı Atılır?

    Kan, hücrelerin atıklarını toplayan bir çöp ünitesi gibidir. Vücutta bulunan yaklaşık 100 trilyon hücrenin her birinin günlük olarak gerçekleştirdiği işlemler sonucunda bazı atıklar ortaya çıkar. Karbondioksit, üre gibi vücut için zararlı olan bu atık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılarak vücuttan atılması da kan vasıtasıyla gerçekleşir. Bazı ölü hücreler de tırnak, saç vs gibi ölü hücreler olarak kullanılmak üzere vücutta tutulur.

    Vücut Yırtılan Damarı Tıkayarak Kan Kaybını Nasıl Önler?

    Kan sıvısının en mucizevi özelliklerinden biri ’pıhtılaşma’ mekanizmasıdır. Pıhtılaşma sayesinde hasara uğrayan bir damarda meydana gelebilecek olan kan kaybı en aza indirilmiş olur. Pıhtılaşma mekanizmasında kanın içinde bulunan onlarca protein, enzim ve vitamin bir düzen içinde görev alır.

    Yaşlanan Alyuvarlara Ne Olur?

    Görevleri hücrelerin yaşaması için en gerekli malzemeyi, oksijeni taşımak olan alyuvarların, kan sıvısı içindeki faaliyetleri sürekli aynı hızda gerçekleşmez. Faaliyetleri 120. güne yaklaştığında yaşam sistemleri giderek daha az aktif duruma gelir. Yaşamı sona eren alyuvarlar özellikle karaciğer, dalak ve kemik iliğindeki makrofaj hücreler tarafından parçalanırlar. Makrofajlar hemoglobin içindeki demiri ayıklar ve bunu demir depolarına götürürler. Hemoglobin molekülünün geri kalanı ise, safra pigmentine dönüştürülür. Böylece parçalanan hücrenin hiçbir parçası boşa gitmemiş, tekrar kullanılmak üzere vücudun çeşitli yerlerine gönderilmiş olur.

    Koku Alma Sistemi Nasıl Çalışır?

    Aldığınız her nefesle birlikte cisimlere ait kokular da burundan içeriye girer. İnsan burnu duyduğu bir kokuyu 30 saniye içinde analiz edip, yaklaşık 3.000 değişik kokuyu da birbirinden ayırt edebilecek kadar müthiş bir kapasiteye sahiptir.

    İnsan Vücudu Doğada Bulunmayan K Vitaminini Nereden Elde Eder?

    K vitamini kanın pıhtılaşması mekanizmasında görev yapan, eksikliğinde, insanı ölüme götürecek sonuçlar ortaya çıkabilen son derece önemli bir vitamindir. Ancak K vitamini doğada insan bedeninin ihtiyaç duyduğu şekilde bulunmadığı için, K vitamininin özel işlemlerden geçmesi gerekir. Bağırsaklarda bulunan özel bakteriler, K vitaminini bu özel işlemlerden geçirir, rafine eder ve insanın kullanabileceği hale getirirler. Rabbimiz’in ilhamıyla hareket eden bu bakteriler tarafından rafine edilen K vitamini kalınbağırsaktan emilerek kana karışır ve vücudun K vitamini ihtiyacı karşılanmış olur.

    Ayağınıza Bir Cisim Battığında Ayağınızı Hemen Yerden Çekmenizi Sağlayan Nedir?

    Ayağınıza bir cismin batması ile, beyninizin acıyı algılaması arasında sadece saniyenin binde birkaçı kadar bir zaman farkı vardır. Fark edemediğiniz bu kısa süre içinde, ayak parmağınızdan beyninize mesaj iletilmiş olur. Böylece siz de ayağınızı, daha fazla zarar görmeden yerden çekersiniz.


    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 21. sayı (Mart 2006) 20. sayfada yayınlanmıştır.

    Nefes Alıp Verme Nasıl Düzenlenir?

    Eğer nefes alma düzeni bizim kontrol ve dikkatimize bırakılmış olsaydı, nefes almayı unuttuğumuzda, uykuya daldığımızda ya da başka bir işle meşgul olduğumuzda ölebilirdik. Ancak hayati bir öneme sahip olan nefes alma işlemi, üç grup sinir hücresinden oluşan solunum merkezi tarafından düzenlenir.

    Birinci grup hücreler, solunumun temel ritmini belirlerler ve içimize hava çekmemiz için emir verirler.

    İkinci grup hücreler, solunumun hızını ve gidişatını belirlerler. Ancak ikinci grup hücreler devreye girdiğinde, birinci grup hücrelerin faaliyetini bir sinyalle durdururlar. Böylece akciğerin hava dolum bölümü kontrol edilir ve nefes alıp vermemiz hızlanır.

    Üçüncü grup hücreler, normal nefes düzeninde aktif değildirler. Ancak yüksek oranlarda soluk alıp vermek gerektiği zaman devreye girerler, karın kaslarımıza sinyal gönderip solunuma katılmalarını sağlarlar.

    Balın Bilinmeyen Faydaları

    Kolayca sindirilir.
    Bağırsakların ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
    Süratle kana karışır; hızlı bir enerji kaynağıdır.
    Kan yapımına destek olur.
    Antimikrobiktir. Antioksidandır.
    Çok sayıda vitamin ve mineral içerir.
    Yaraların tedavisinde kullanıldığında, balın havadan nem çekebilme özelliği, iyileşmeyi hızlandırarak yara izi kalmasını önler. Bal, iyileşme sürecine dahil olan dokuları yeniden büyümeleri için uyarır. Balın, yaranın etrafındaki şişkinliği azaltan antienflamatuar bir etkisi de vardır.


    Yerkabuğunun Kalınlığı Biraz Daha Fazla Olsaydı Sonuç Ne Olurdu?
    Bu ölçünün farklı olması çok sayıda olumsuzluk meydana getirirdi. Bunlardan iki tanesi şu şekildedir:

    Yerkabuğu daha kalın olsaydı: Atmosferden yerkabuğuna çok fazla miktarda oksijen transfer edilirdi. Ve bu, yeryüzünü yaşanmaz hale getirirdi.
    Yerkabuğu daha ince olsaydı: Hayatı imkansız kılacak kadar fazla sayıda volkanik hareket olurdu.

    Dağlar Yerin Kaymasını Nasıl Önler?

    Dağlar çoğunlukla yeryüzündeki muazzam yükseltiler olarak düşünülür. Ancak dağların yüzey yükseltileri dışında dağ kökü adı verilen kısımları vardır ve bunlar kendi boylarının 10-15 katı kadar yerin altına doğru uzanır. İşte bu özellikleri sayesinde dağlar, yeryüzü tabakalarının birleşim noktalarında yer üstüne ve yer altına doğru uzanarak bu tabakaları birbirine perçinler. Bu şekilde, yerkabuğunu sabitleyerek magma tabakası üzerinde ya da kendi tabakaları arasında kaymasını engeller. Bu yolla yeryüzündeki sarsıntılar büyük ölçüde engellenir. Kısacası dağlar, tahtaları birarada tutan çivilere benzer.

    Doğumdan Önce

    X ve Y kromozomları kadınlarda iki çift X, erkeklerde X ve Y olmak üzere cinsiyeti belirlemek için özelleşmişlerdir. İnsan hayatının devamlılığı için X kromozomlarından sadece birinde bulunan bilgiler yeterlidir. Doğumdan önce dişi cinsiyette gelişen bebeğin aktif olan iki X kromozomundan biri seçilir. Ancak burada önemli bir detay vardır. Hangi kromozomun genlerinin aktif kalacağına kapasitelerine bakılarak karar verilmektedir. Bu seçimin neye göre yapıldığına bilimsel olarak bir cevap getirilememiştir. Bu yapıdaki mükemmellik Yüce Rabbimiz’in yaratış delillerinden sadece bir tanesidir.

    Gözün Yerleşimindeki Önem

    Gözlerin, baş bölgesine yerleştirilmesi ile görme en rahat ve en ideal biçimde gerçekleşir. Örneğin gözlerimiz bacaklarımızın üzerinde olsaydı, yalnızca yürüdüğümüz bölgeyi göreceğimizden, vücudumuzun üst kısmı özellikle de başımız, sürekli olarak bir yerlere çarpacaktı.

    Ayrıca gözlerin, baş bölgesinde bulunması, onların sağlıklı ve emniyette olmasını sağlar. Çünkü boyun küçük ve hızlı bir refleks hareketiyle, göze zarar verebilecek herhangi bir cisimle teması engeller.

    Yumurtalar Neden Gözeneklidir?

    Yumurta kabuklarında çok küçük gözenekler vardır. Bizim gözle göremediğimiz bu mikroskobik delikler sayesinde yavru dışarıdan oksijen alarak hayatını devam ettirir. Gözeneklerin diğer önemli bir görevi de yumurta içinde oluşan su buharını dışarıya çıkarmaktır.

    Eğer gözenekler gereğinden küçük olsaydı, yavru oksijensiz kalarak ölecekti;

    Eğer gözenekler gereğinden daha büyük olsaydı, yumurtanın besin maddesi içindeki su buharlaşacak ve yumurta kuruyacak, dolayısıyla gelişmekte olan embriyo yine ölecekti. Ancak Rabbimiz’in rahmeti ve üstün yaratışı sayesinde tüm bu denge en hassas biçimde var edilmiştir.

    Dişlerimizin Dayanıklılığı Nasıl Sağlanır?

    Dişlerin dayanıklılığını veren diş minesi, kristal kadar serttir. Seramik benzeri bir yapıya sahip olan diş minesi, daha yumuşak olan dentine esnek bir şekilde bağlanmıştır. Bazı araştırmacılar dentin ve mineyi bir yatak üzerinde yer alan cam bir tabağa benzetirler. Bu iki malzeme en doğru sertlikte inşaa edildiği için esnek dentin-mine bağlantısı, kişinin yaşamı boyunca çiğnerken ve öğütürken diş minesini kırılmaktan korur. Bu, Rabbimiz’in şefkatinin delillerinden biridir.


    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 22. sayı (Nisan 2006) 30. sayfada yayınlanmıştır.

    Kirpikler Neden Sabit Uzunlukta Kalır?

    Kirpiklerin saç kadar uzayıp gözlerimizin önüne düşmesi hem görüşümüzü engelleyecek, hem de göze girerek bizim için hayati önem taşıyan bu organımıza zarar verecekti. Bu nedenle kirpiklerin belirli bir uzunluğu vardır ve bu uzunluk sabit kalır. Yanma ve benzeri bir kaza sonucu kirpiklerimiz kısalırsa, yeniden eski "ideal" boya gelinceye kadar uzar ve durur.

    Buharlaşan Su Neden Uzaya Kaçmaz?

    Yeryüzündeki hayatın devamı, su döngüsü sayesinde sağlanır. Ölçümlere göre, yeryüzünden bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır. Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona ulaşır. Bu, aynı zamanda bir yılda Dünya’ya yağan yağmur miktarıdır. Yani su, sürekli bir denge içinde, "bir ölçüye göre" dönüp durmaktadır. İnsan sahip olduğu tüm teknolojik imkanları kullansa dahi bu döngüyü asla yapay olarak gerçekleştiremez. Eğer bu miktarda en küçük bir değişiklik olsa, kısa zaman sonra büyük bir ekolojik dengesizlik ortaya çıkacak ve bu da hayatın sonunu getirecektir.

    İnsan vücudu En Dayanıksız Madde Olan Etten Oluştuğu Halde Nasıl Bozulmaz?

    İnsan vücudu, ortalama 60-70 kiloluk bir et ve kemik yığınıdır. Bilindiği gibi et doğadaki en dayanıksız malzemelerden biridir. Açıkta kaldığında birkaç saatte bozulur, bir-iki gün içinde kurtlanır ve dayanılmaz bir koku yaymaya başlar. Bu çürük malzeme, insanın vücudunun büyük bölümünü oluşturur. Ama onu besleyen kan dolaşımı ve dışarıdaki bakterilerden koruyan deri sayesinde insanın , 70-80 yıllık yaşamı süresince, bozulmadan, çürümeden saklanır.

    Bebeğin Gelişiminde Hayati Öneme Sahip Sıvının Rolü Nedir?

    Bebek tüm hamilelik süresince etrafı zar ile çevrili bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin adı amniyon kesesidir. Amniyon kesesinin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısının yaklaşık %99’u sudur. Amniyon sıvısının su içeriği her 3 saatte bir değişir. Bu sıvı bebeğin;
    Akciğer gelişimini sağlar.
    Enfeksiyonlardan korur.
    Amniyon kesesine yapışmasını engeller.
    Annenin maruz kaldığı darbe ve yaralanmalardan korur.
    Vücut ısısının sabit tutulmasını sağlar.
    Rahat hareket etmesine, kas ve iskelet sisteminin gelişmesine yardım eder.

    Dünyanın Manyetik Alanı Biraz Daha Farklı Olsaydı Ne Olurdu?

    Daha Güçlü Olsaydı: Çok sert elektromanyetik fırtınalar olurdu.

    Daha Zayıf Olsaydı: Güneş rüzgarı denilen ve Güneş’ten fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya’nın koruması kalkardı. Her iki durumda da yaşam imkansız olurdu.

    Dünyanın Kendi Çevresindeki Dönme Hızı Şimdikinden FarklıOlsaydı Ne Olurdu?

    Daha Yavaş Olsaydı: Gece gündüz arası ısı farkları çok yüksek olurdu.

    Daha Hızlı Olsaydı: Atmosfer rüzgarları çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayatı imkansızlaştırırdı.

    Bebeğin Kafası Neden Yumuşaktır?

    Yeni doğan bir bebeğin kafatası kemikleri çok yumuşaktır. Bu kemikler, birbirlerinin üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bu esneklik sayesinde bebeğin başı doğumda bir hasar görmez. Eğer kafatası kemikleri sert bir yapıda olsalardı, anne karnından çıkarken çatlayabilir hatta kırılarak bebeğin beyninde büyük hasarlara yol açarlardı.

    İnsanın Tüm Organlarının Aynı Anda Büyümesinin Hikmeti Nedir?

    Gelişen kafa yapısında, beyinle birlikte onu çevreleyen kafatası da büyümektedir. Eğer beyne oranla daha yavaş genişleyen bir kafatası olsaydı, beyni sıkıştıracak ve kısa sürede insanın ölümüne neden olacaktı. Aynı denge kalp ve akciğerlerle göğüs kafesi, göz ile göz çukuru gibi başka organlar için de geçerlidir.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 23. sayı (Mayıs 2006) 28. sayfada yayınlanmıştır.

    Göz Kapağının Hayati Görevi Nedir?

    Göz kapakları, mükemmel şekilde işleyen bir sistemin en önemli parçalarından birisidir. Göz kapaklarının görevi, göz küresini korumanın yanı sıra "konjonktiva" ve "kornea"yı her an belli bir nem oranında tutmaktır. Göz kapaklarının iç kısmında bulunan konjonktiva adlı katmanın damarları, uykuda oksijen alamayan gözün dış tabakasını besler.

    Tatlıyı Nasıl Anlarız?

    Dilin üzerinde çeşitli tatları almaya yarayan bölümlere glukofor adı verilir. "Tatlı" duyusu yani tatlı glukoforu, dilin ön kısmında bulunmaktadır. Glukoforun yapısında protein bulunur. Dışarıdan gelen herhangi bir tat molekülü buraya ulaştığında, söz konusu protein molekülü ile hidrojen bağları kurar ve beyne bir sinyal gönderir. Böylelikle, yediğimiz yiyeceğin "tatlı" olduğunu anlarız.

    Sindirim Sisteminin Hassas Yerleşimi

    Vücudumuzda sindirim işlemlerinin gerçekleştiği yol toplam 10 metre uzunluğundadır. Bu, insan boyunun 6-7 katı fazla bir uzunluk demektir ki, böyle bir uzunluğun bedenimize sığdırılmış olması da çok olağanüstü bir durumdur. Çünkü sindirim kanalı, vücudumuza kıvrımlarla yerleştirildiği için çok uzun olmasına rağmen çok az bir alana sığmaktadır.

    Glikozun İnsan Yaşamındaki Önemi Nedir?

    Glikoz insan bedeninde kanda %60 oranında yani 110 mg/dl, dokularda ise 0.1 mg/dl kadar bulunmak zorundadır. Eğer söz konusu sistemde bir aksama olursa ve beynin en önemli yakıt maddesi olan glikoz beyne yeterli miktarda ulaşmazsa, bu durum oldukça ciddi sorunlara sebep olur. Eğer beyne giden glikoz miktarı 0.04 mg/dl’nin altına düşerse, beyin hücreleri aşırı duyarlı hale gelir ve uyarı göndererek vücuttaki kasların sürekli olarak kasılmalarına neden olur. Bunun sonucunda ise kısa sürede ölüm meydana gelir.

    Yeryüzünden Yansıyan Güneş Işığının, Yeryüzüne Ulaşan Güneş Işığına Oranı (Albedo etkisi):

    Eğer daha fazla olsaydı: Hızla buzul çağına girilirdi.
    Eğer daha az olsaydı: Sera etkisi aşırı ısınmaya neden olur, Dünya önce buz dağlarının erimesiyle sular altında kalır daha sonra kavrulurdu.

    Atmosferdeki Oksijen ve Azot Oranı:

    Eğer daha fazla olsaydı: Vücut fonksiyonları olumsuz şekilde hızlanırdı.
    Eğer daha az olsaydı: Vücut fonksiyonları olumsuz şekilde yavaşlardı.

    Saçlarımızın Esnekliğinin Sırrı:

    Saçlarımızın esnek olmasının nedeni keratini meydana getiren hidrojen bağlarıdır. Esnek hidrojen bağlarının sağladığı bu özellik nedeni ile saçlar hareket eder ve kolay kolay kopmaz. Bir de bunun tersini düşünelim. Eğer keratin molekülü farklı bir kimyasal bağ ile bağlansaydı, kitlevi ve son derece sert bir saç kütlesine sahip olurduk. Şekil alan, rahat hareket edebilen saçlarımız yerine belki de kafamızda bir tahta kadar sert bir ağırlık taşıyor olurduk. Ancak hidrojen bağları sayesinde hiçbir zaman böyle bir durum söz konusu olmaz.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 24. sayı (Haziran 2006) 40. sayfada yayınlanmıştır.

    Melanin Gözlerimizi Nasıl Savunur

    Göz renginizin kaynağı melanindir. Ancak melanin göze sadece renk vermekle kalmaz, koruyucu özelliği sayesinde gözün lensini ultraviyole ışınlarına karşı korur ve katarakt riskini azaltır. Normal şartlarda göz, ultraviyole ışınlardan en fazla etkilenebilecek olan organdır. Ama melaninin varlığı sayesinde böyle bir risk ile karşı karşıya kalmayız. Melanin ayrıca retinanın dokusuna uygun olmayan ve retinaya zarar verecek olan farklı renkleri de filtre ederek ekstra bir koruma sağlar. Böylece merkezi görme, hiçbir zaman dışarıdaki ışıktan etkilenmez, zarar görmez.

    10 Metrelik Sindirim Sistemi Vücudumuza Nasıl Yerleştirilmiştir?

    Vücudumuzda sindirim işlemlerinin gerçekleştiği yol toplam 10 metre uzunluğundadır. Bu, insan boyunun 6-7 katı fazla bir uzunluk demektir ki, böyle bir uzunluğun bedenimize sorunsuz işler durumda sığdırılmış olması da çok olağanüstü bir durumdur. Çünkü sindirim kanalı, vücudumuza kıvrımlarla yerleştirildiği için çok uzun olmasına rağmen çok az bir alana sığmaktadır.

    Yapraklardaki Mucizevi Labaratuvarlar: Klorofil

    Küçük bir yaprağın gerçekleştirdiği “fotosentez” işlemi, insanın yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesinin başlıca sebeplerinden biridir. Bir yaprağın sadece 1 milimetre karesinde 500 bin adet klorofil bulunur. Klorofilin içindeki karmaşık işlemin hızı saniyenin on milyonda biri kadardır. Üstelik bu işlem her klorofil molekülünde ayrı ayrı gerçekleşmektedir.

    Kulak Sıvısının Kulağı Koruyan Bir Tür Zehir Olduğunu Biliyor muydunuz?

    Dış kulak yolunda bilindiği gibi düzenli olarak salgılanan bir kulak sıvısı vardır. Bu sıvının önemli bir özelliği, bakterileri ve böcekleri kulaktan uzak tutan bir tür zehire sahip olmasıdır. Yani kulağı koruyan özel bir sıvıdır bu. Ayrıca bu sıvının kulağın içine doğru değil, dışına doğru akması gerektiği de düşünülmüş ve dış kulağın yüzeyindeki hücreler, dış yöne doğru bir spiral oluşturacak şekilde dizilmişlerdir. Aksi halde, bu sıvı kulağımızı doldurur ve bizi sağır edebilirdi.

    Enzimler Olmasaydı Bu Cümleyi Okumaya Ömrünüzün Yetmeyeceğini Biliyor muydunuz?

    Hücre içinde reaksiyonların tümü enzimler tarafından gerçekleştirilir. Enzimler, hücreleri hareketlendirip reaksiyonları başlatmak ve hızlandırmakla görevlidirler. Bir enzim bir reaksiyonu 1010 defa yani 10 milyar kere hızlandırabilir. Eğer enzimler kendi görevlerini yerine getirmeseler, siz bu cümleyi okuyana kadar sizi yaşatan pek çok reaksiyon da devreye girmeyi bekleyecek ve birbirinden habersiz ve hareketsiz hücreler teker teker ölmeye başlayacaktır. Ve bu cümleyi bitirmeye ömrünüz yetmeyecektir.

    Dilimizin Arkasında Yaşayan Bakterilerin Faydası Nedir?

    Dilimizin arkasında bulunan bakterilerin görevi zararlı mikropları öldürmektir. Fakat bu mikropların öldürülmesi birkaç aşamalı işlem gerektirir. Öncelikle bakteriler, yediğimiz yeşil yapraklı besinlerin içinde bulunan "nitrat" adlı maddeyi dilimizin arkasında "nitrit" adı verilen bir başka maddeye dönüştürürler. Ağızdaki tükürük, nitritle birleşince mikrop öldürücü etkisi olan bir başka maddeye dönüşür. Allah insan bedeninde mükemmel sistemler yaratmıştır.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 25. sayı (Temmuz 2006) 34. sayfada yayınlanmıştır.

    İnsan Vücudundaki Muhteşem Simetri Nasıldır?

    İnsan vücudu Yüce Rabbimiz tarafından olağanüstü bir simetri ile yaratılmıştır.

    Örneğin:
    Her insanın beden uzunluğu, baş uzunluğunun sekiz mislidir.
    Yüz, burun uzunluğunun üç katından oluşur.
    İki göz arasındaki mesafe bir göz boyu kadardır.

    Koşarken Cisimleri Nasıl Net Görürüz?

    Biz çoğu zaman farkında olmayız, ama göz merceği her saniye hiç durmadan "otomatik odaklama" yapar. Bu ayar, göz merceğinin etrafındaki küçük kaslar tarafından yapılmaktadır. Her bakış değişiminde bu kaslar devreye girer ve merceğin şişkinliğini değiştirerek ışığın doğru açıda kırılmasını ve istediğiniz cismi net olarak görmenizi sağlar.

    Eklemler Ömür Boyu Hareket Ettikleri Halde Neden Aşınmazlar?

    Eklemlerin sürtünme yüzeyleri, ince ve gözenekli bir kıkırdak tabakasıyla kaplanmıştır ve bu tabakaların altında ağdalı ve kaygan bir sıvı bulunur. Kemik, eklemin bir yerine baskıda bulunursa bu sıvı gözeneklerden dışarı fışkırır ve eklem yüzeyinin "yağ gibi" kaymasını sağlar.

    Kirpikler Neyi Kolaylaştırır?

    Kirpikler hafif yukarı doğru kıvrık olmaları nedeniyle hem gözün görüş alanını daraltmaz, hem de göze son derece estetik bir görünüm kazandırırlar. Kirpikler göz kapağının ucundan çıkarken burada bulunan özel bezler tarafından yağlanarak kaplanırlar. İşte kirpiklerin fırça gibi sert ve düz olmaması bu özel kaplama sayesindedir. Ayrıca kirpikler belli bir uzunlukta kalır, fazla büyümezler.

    Deniz Dalgalanmasının Hayati Önemi Nedir?

    Deniz suyunda çok az miktarda fosfor, magnezyum gibi elementler; bakır, çinko, kobalt gibi ağır metaller ve sodyum klorür bulunur. Dalgaların etkisi ile oluşan köpüklerin patlaması ile sodyum klorür (sofra tuzu) ve diğer elementler havaya sıçrar. Sıçrayan materyalin bir kısmı rüzgârın etkisi ile tekrar denize geri döner. Diğer kısmı ise yükselir ve havada asılı halde kalır. Son derece iyi bir su buharı taşıyıcısı olan sodyum klorür bulut oluşumunu sağlar. Ayrıca havaya karışan bu materyaller bitkiler için gereken elementleri içerdiğinden, yağmur ile birlikte yeryüzüne inerek toprağı beslerler.

    İnsan Neden Bir Süre Sonra Giysilerini Hissetmez?

    İnsan, giysisini, üzerine çektiği yorganı, saatini ya da oturduğu koltuğu sürekli olarak algılamaz. Çünkü insan derisindeki alıcılar belirli bir süre sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili sinyalleri göndermeyi durdurur ve cilt bu maddeye karşı alışkanlık kazanır. Allah’ın insan için büyük bir nimet olarak yarattığı, bu "alışma" mekanizması olmasaydı giyinmek gibi sıradan bir olay insan için büyük bir sıkıntı haline gelirdi. İnsanın üzerindeki giysileri sürekli olarak hissetmesi bir eziyete dönüşür, ayrıca dokunduğu diğer şeylerden gelen sinyalleri almakta da güçlük çekerdi.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 26. sayı (Ağustos 2006) 38. sayfada yayınlanmıştır.

    Dünya’nın ekseninin eğikliği daha farklı olsaydı ne olurdu?

    Dünya’nın ekseni, yörüngesine 23 derece 27 dakikalık bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden küçük bir farkla daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.

    Yeni doğan bir bebeğin kafatası neden esnektir?

    Yeni doğan bir bebeğin kafatası kemikleri çok yumuşaktır. Ve bu kemikler, birbirlerinin üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bu esneklik sayesinde bebeğin başı doğumda bir hasar görmez. Eğer kafatası kemikleri doğum sırasında sert bir yapıda olsalardı, anne karnından çıkarken çatlayabilir hatta kırılarak bebeğin beyninde büyük hasarlara yol açarlardı.

    İnsan derisindeki savunma sistemi nasıl çalışır?

    Deri hücrelerinde bulunan keratin maddesi bakteri ve mantarlar için aşılması çok zor bir engel oluşturur. Deri üzerine gelen yabancı canlılar bu duvarı aşıp içeri giremezler. Dahası keratin içeren dış deri sürekli dökülür ve alttan gelen deri ile tazelenir. Böylece deri arasına sıkışan istenmeyen misafirler, derinin bu içten dışa doğru yenilenme hareketi sayesinde, ölü deri ile birlikte vücuttan atılırlar.

    Ölü hücrelerin hepsinin diğer hücreler tarafından temizlenmemesinin nedeni nedir?

    Bir mikrop veya virüs ile savaşın ardından kendini yok eden hücrelerin artıkları derhal çevredeki diğer hücreler tarafından kaldırılır. Ancak bazı ölü hücreler özellikle bırakılır, çünkü bunların vücuttaki görevleri hala bitmemiştir. Örneğin, gözün lensi, deri, tırnak, saç gibi dokular da ölü hücrelerden oluşur ama bunlar gerekli olduğu için yok edilmezler.

    Koku hafızası neden önemlidir?

    Tatları algılama fonksiyonu koku alma duyusuyla bağlantılı olduğundan, bozulmuş bir yiyeceği fark edip hemen onu yemekten vazgeçmenizin sebebi çoğu zaman kokusudur. Eğer koku algılama sisteminiz işlevini yitirseydi, yediğiniz şeyin tadını da tam olarak alamayacak ve muhtemelen bu tehlikeyi fark edemeyecektiniz. Evinizde başlayan yangını, dumanı görmeden fark edemeyecek, etrafı saran yanık kokusunu asla anlayamayacaktınız. Bir gülü veya parfümü bir kere kokladığınızda ikinci kere bunun tanıdık bir koku olduğunu hatırlayamayacaktınız.

    Ciğerlere çekilen hava neden soğuk ve kirli olmaz?

    Ciğerlerimize çektiğimiz havanın önceden temizlenmiş ve ısıtılmış olması gerekmektedir. Burnumuz da bu işe uygun olarak yaratılmıştır; burun duvarlarında bulunan tüyler ve içerideki özel madde, içeri giren havadaki tozları tutarak süzme işini gerçekleştirir. Ayrıca hava, burun içindeki kıvrımlardan geçerken ısınır ve ciğerlere sıcak olarak gider.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 27. sayı (Eylül 2006) 28. sayfada yayınlanmıştır.

    Kemiklerimizin Esnek Bir Yapıya Sahip Olmasının Yararları Nelerdir?

    Bazı kemikler göğüs kafesi; kalp ve akciğer gibi hayati organları korurlar. Esnek bir yapıya sahip olmaları ise, genişleyip büzülebilmelerini böylece akciğerlere havanın dolmasını ve boşalmasını sağlar. Ayrıca kadınlarda leğen kuşağı kemikleri, hamileliğin son aylarına doğru gevşer ve birbirlerinden biraz ayrılırlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır, çünkü bu gevşeme sayesinde doğum, bebeğin başı ezilmeden gerçekleşebilir.

    Karaciğerin Kanı Depolamasının Faydaları Nelerdir?

    Karaciğer sağlıklı bir vücutta, toplam kanın %10’unu, yani 450 ml kanı bünyesinde tutar. Bazı durumlarda, örneğin kalp yetmezliği söz konusu olduğunda vücutta dolaşan kan miktarı, kalbin çalışma temposuna fazla gelir. Bu durumda karaciğer kan tutma hacmini iki kat daha artırarak, 1 litre kanı fazladan depolar. Böylece kalbin, kaldırabileceği bir tempoda çalışmasını sağlar.

    Vücutta kan ihtiyacı arttığında ise (örneğin ağır egzersizler sırasında) karaciğer, bünyesinde depoladığı kanı dolaşıma vererek kan ihtiyacını giderir.

    Ozon Tabakasının Canlı Yaşamı Üzerindeki Etkisi Nedir?

    Ozon, atmosferin yaklaşık 20 km. yukarısında tüm dünyayı bir kuşak gibi saran bir tabakadır. Ozon, Güneş’ten gelen kızıl ötesi ışınları emerek, yeryüzüne ulaşmalarını engeller. Kızıl ötesi ışınlar çok yüksek enerjiye sahip oldukları için, eğer yeryüzüne doğrudan ulaşsalardı, yeryüzündeki her şey yanar ve dünyada hayat var olamazdı.

    Lizozom Enziminin Faydası Nedir?

    Lizozom vücutta birçok "yıkma" işlemi gerçekleştiren bir enzimdir. Örneğin hamile kadınlarda, sağlıklı bir bebeğin doğabilmesi için bebekle birlikte rahim de büyür. Ancak bebek doğduktan sonra bu organın tekrar eski haline döndürülmesi gerekmektedir. Doğum gerçekleştikten sonra lizozom enzimleri salgılanmaya başlar. Bu enzimler hamilelikten sonraki 10 gün içerisinde hızlı bir yıkımla rahmi 1/40 oranında küçültürler. Böylece rahim eski boyutlarına dönmeye başlar.

    Sıcak Havalarda Vücudun Serinlemesini Sağlayan Mekanizmalar Nelerdir?

    Alt deriyi çok ufak kılcal damarlar sarmıştır. Bunlar sadece deriyi beslemezler, aynı zamanda derideki kan miktarını da kontrol ederler. Vücut ısısı arttığında damarlar genişleyerek gereğinden fazla sıcak olan kanın vücudun daha serin olan dış kısmından geçmesini ve bu sayede soğumasını sağlar.

    Vücudu serinleten bir başka mekanizma da terlemedir. İnsan derisi "gözenek" adı verilen deliklerle doludur. Gözenekler ter bezlerinin bulunduğu alt deriye kadar uzanırlar. Bu bezler kandan aldıkları suyu gözeneklerden geçirerek vücudun dışına atarlar. Dışarı atılan sıvı buharlaşmak için vücudun ısısını kullanır, bu da bir serinleme meydana getirir.

    Vücudumuzdaki Hormon Orkestrasının Şefi: Hipofiz Bezi

    İnsan beyninde yaklaşık 0.5 gr. ağırlığında, bezelye tanesi büyüklüğünde bir et parçası olan "Hipofiz bezi", yeryüzünün en kompleks, en hatasız ve en hayati idarecisi olarak yaratılmıştır. Hipofiz bezi sayısız hormona görevler dağıtır, hiçbir aksama olmadan her birini denetler. Bu sayede aynı anda başımızı ve kollarımızı hareket ettirir, duyar, görür, gülümser, konuşur ve dokunuruz. Bizimle konuşulanları anlar, zihnimizde çeşitli yorumlar yaparız.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 28. sayı (Ekim 2006) 22. sayfada yayınlanmıştır.

    Dünya’nın Ekseninin Eğik Olmasının Önemi

    Dünya’nın ekseni, yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.

    Elektronları Yörüngede Tutan Kuvvet Yaşamımız İçin Neden Önemlidir?

    Elektromanyetik kuvvetin şiddetindeki en ufak bir farklılık, elektronların çekirdek etrafından dağılmasına ya da çekirdeğe yapışmasına neden olur. Her iki durumda da atomun, dolayısıyla maddenin oluşması imkansız hale gelir. Oysa bu kuvvet, Yüce Allah’ın yarattığı biçimde ilk ortaya çıktığı andan itibaren çekirdekteki proton ve elektronların birbirlerini gereken en uygun şiddette çekmesi ile atomu ve maddeyi oluşturur.

    Dünyanın Isısındaki Hassas Denge ve Karbon Temelli Yaşam Nedir?

    Yaşamın temeli olan karbon elementinin varlığı belli sınırlarda kalan sıcaklığa bağlıdır. Karbon, aminoasit, nükleik asit ve proteinler gibi yaşamı oluşturan temel organik moleküller için gereken bir maddedir. Dolayısıyla hayat, ancak karbon temelli olarak var olabilir ve bunun için de mevcut sıcaklığın en az -200C en çok +1200C olması gerekmektedir. Nitekim Dünya’nın ısısı tam bu aralıktadır.

    Besinler Vücudumuz Tarafından Nasıl Emilir?

    Besinlerin sindirim sistemi tarafından parçalanmış işe yarayan kısımları ince bağırsak çeperleri tarafından emilerek kana karışır. İnce bağırsağın iç yüzeyi "villus" adı verilen küçük kıvrımlarla kaplıdır. Villusların üzerindeki hücrelerin üst kısımlarında da "mikrovillus" denilen mikroskobik uzantılar bulunur. Bu uzantılar birer pompa gibi çalışarak besinleri emerler. Böylece bu pompaların emdikleri besinler, dolaşım sistemiyle vücudun her yanına ulaştırılırlar.

    Selülozun İnsan Yaşamındaki Önemi Nedir?

    Bitkisel kompozitler diğer canlılardakinden farklı olarak, "selüloz" adı verilen bir maddeden oluşurlar. Ağacın sert ve dayanıklı yapısı, ürettiği bu selüloz lifler sayesinde oluşmaktadır. Çünkü selüloz, sert ve suda çözünemeyen bir maddedir. İşte tahtanın inşaatlarda kullanılmasını avantajlı kılan da selülozun bu özelliğidir. "Gerilebilen ve örneği bulunmayan" bir malzeme olarak tanımlanan selüloz, tahta binaların asırlarca ayakta durmasında, binaların, köprülerin, mobilyaların ve pek çok aletin yapımında diğer tüm malzemelerden daha fazla kullanılmaktadır.

    Vücut Bakterileri Nasıl İmha Eder?

    Yediğimiz besinlerle, soluduğumuz havayla ve daha birçok yoldan vücudumuza gözle görülemeyen birçok bakteri girer. Vücudun çalışma sistemini bozmamaları için bunlardan zararlı olanların etkisiz hale getirilmeleri gerekmektedir. Bunun için vücudumuzda görevi sadece "savunma yapmak" olan mükemmel bir hafızayla donatılmış hücreler vardır. Vücudumuzdaki savunma için alınan tedbirlerden biri, dolaşım sistemi içinde stratejik bir durak olarak nitelendirilebilecek karaciğerde bulunan savunma hücreleridir.

    Kuppfer hücreleri olarak adlandırılan bu hücreler, kan dolaşımıyla bağırsaklardan karaciğere gelen kandaki zararlı bakterileri 0.01 saniyeden daha kısa bir süre içerisinde sindirerek etkisiz hale getirirler. Bu şuursuz hücreler vücuda giren çok sayıdaki bakteri arasından, insana faydalı olanlarla zararlı olanları birbirinden ayırt eder.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 29. sayı (Kasım 2006) 28. sayfada yayınlanmıştır.

    1- Şeker Yediğinizde Vücudunuzda Nasıl İşlemler Gerçekleşir?

    Eğer ihtiyacınız olandan biraz daha fazla şekerli gıda yerseniz, vücudunuzda kandaki şeker oranının yükselmesini engelleyen bir sistem devreye girer.

    Öncelikle pankreas hücreleri, kan sıvısının içinde bulunan yüzlerce molekül arasından şeker moleküllerini bulur ve diğerlerinden ayırt ederler.

    Eğer pankreas hücreleri kanda gereğinden fazla şeker olduğunu belirlerse, bu fazla şekerin depolanması gerektiğine karar verirler. Ancak bu işlemi kendilerinden çok uzakta bulunan başka hücrelere yaptırırlar.

    Uzaktaki bu hücreler kendilerine aksi bir emir gelmediği sürece şeker depolamak istemezler. Ancak pankreas hücreleri, bu hücrelere "şeker depolamaya başlayın" emrini taşıyacak bir hormon yollarlar. "İnsülin" adı verilen bu hormonun formülü, pankreas hücreleri ilk oluştukları andan itibaren DNA’larında kayıtlı bulunmaktadır.

    Pankreas hücrelerindeki özel "enzimler" (işçi proteinler) bu formülü okurlar. Okunan formüle göre de insülin üretirler. Bu üretimde her birinin görevi farklı olan, yüzlerce enzim çalışır.

    Üretilen insülin hormonu, en güvenli ve en hızlı ulaşım ağı olan kan yoluyla hedef hücrelere ulaştırılır.

    İnsülin hormonunda yazılı olan "şeker depolayın" emrini okuyan diğer hücreler ise bu emre kayıtsız şartsız itaat ederler. Şeker moleküllerinin hücrelerin içine geçmesini sağlayacak kapılar açılır.

    Ancak bu kapılar rastgele açılmaz. Depo hücreleri kandaki yüzlerce farklı molekül arasından sadece şeker moleküllerini ayırt eder, yakalar ve kendi içlerine hapseder.

    Böylece siz fazla şekerli bir çay içtiğinizde, bu olağanüstü sistem devreye girer ve fazla şekeri vücudunuzda depolar.

    Eğer bu sistem çalışmasaydı, o zaman kanınızdaki şeker hızla yükselir ve komaya girerek ölürdünüz. Bu o kadar mükemmel bir sistemdir ki gerektiği zaman tersine de çalışabilir.

    Eğer kandaki şeker normalin altına düşerse, bu sefer pankreas hücreleri bambaşka bir hormon olan "glukagon"u üretirler. Glukagon daha önce şeker depolayan hücrelere bu sefer "kana şeker karıştırın" emri taşır. Bu emre de itaat eden hücreler depoladıkları şekeri geri bırakırlar.

    2- Vücudumuzdaki Özel Yalıtım Maddesi Miyelinin Görevleri Nelerdir?

    Beyinden kaslara ve diğer organlara mesajlar gönderen ve bu mesajları beyne geri ileten sinir liflerinin dışı yağlı, özel bir madde ile kaplanmıştır. "Miyelin" isimli bu yağlı doku, sinir liflerini korur. Ayrıca bu liflerin elektrik uyarılarını iletmelerine de yardımcı olur.

    Miyelin tıpkı elektrik kablolarının etrafındaki iletken olmayan plastik yalıtım malzemesi gibi görev yapar. Elektrik kabloları hem dokunanların zarar görmemesi, hem de elektrik kaçağı yapıp güç kaybına sebep olmamaları için yalıtılırlar. Eğer miyelin maddesi olmasaydı ya elektrik sinyalleri çevredeki dokulara sızarak mesajı bozacak ya da vücuda zarar verecekti.

    Bu yalıtım maddesi iletkenliği büyük ölçüde artırarak, sinyalin daha hızlı hareket etmesini sağlar. Miyelinle kaplı olmayan sinirler, uyarıları saniyede 1-2 metre hızla iletirken, miyelinle kaplı sinirler uyarıları saniyede 100 metre hızla iletirler.

    3- Giydiğimiz Giysileri Nasıl Hissetmeyiz?

    İnsan, üzerinde sürekli cildiyle temas halinde olan giysilerle muhataptır. Ama onları her an hissetmez. Gece yatarken üzerine çektiği yorganın, koluna taktığı saatin ya da oturduğu koltuğun kendisiyle temas halinde olduğunu da sürekli olarak algılamaz. Bunun önemli bir sebebi vardır. Allah’ın bir lütfu olarak insan derisindeki alıcılar belirli bir süre sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili sinyalleri göndermeyi durdururlar. İnsan cildi, kendisiyle temas halinde olan maddeye karşı alışkanlık kazanır ve onunla ilgili his sinyallerini zamanla iletmemeye başlar.

    Vücuttaki bu "alışma" mekanizması olmasaydı giyinmek gibi sıradan bir olay bile insan için büyük bir sıkıntı haline gelirdi. İnsanın üzerindeki giysileri sürekli olarak hissetmesi bir eziyete dönüşür, ayrıca bedeni dokunduğu diğer şeylerden gelen sinyalleri almakta da güçlük çekerdi. Dikkati sürekli, giydiği çorabın bileğini ne kadar sarıp sıktığını, saatin sürekli bileğinde hareket ettiğini düşünmek gibi konularda olabilirdi.

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 30. sayı (Aralık 2006) 52. sayfada yayınlanmıştır...

    selametle...
     
    Sponsorlu bağlantılar
  2. FERASETLİ

    FERASETLİ KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    8.341
    Beğenileri:
    113
    Ödül Puanları:
    1.017
    Vücuttaki bu "alışma" mekanizması olmasaydı giyinmek gibi sıradan bir olay bile insan için büyük bir sıkıntı haline gelirdi. İnsanın üzerindeki giysileri sürekli olarak hissetmesi bir eziyete dönüşür, ayrıca bedeni dokunduğu diğer şeylerden gelen sinyalleri almakta da güçlük çekerdi. Dikkati sürekli, giydiği çorabın bileğini ne kadar sarıp sıktığını, saatin sürekli bileğinde hareket ettiğini düşünmek gibi konularda olabilirdi.
    sağ ol ALLAH RAZı OLSUN PAYLAŞIM İÇİN teşekkürler
     
  3. Mu@YMe

    Mu@YMe Vip Üye Özel Üye

    Mesajlar:
    9.258
    Beğenileri:
    147
    Ödül Puanları:
    1.017
    çok güzel bir konuydu kardeşim

    HAKK teala razı olsun
     
  4. cemre

    cemre KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    358
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    217
    Birçoğumuz bunların bir kısmını ya da çoğunu lisedeki fizik, kimya ve biyoloji derslerinden duymuşuzdur. Ancak bu noktada tefekkür etmenin önemi büyük gerçekten.

    Zamanın öğretmenlerinin öğrencilerine Allah'ı anlatmadığından yakınan birine yine bir öğretmenin verdiği cevap şöyledir;
    "Sizin öğretmenleriniz size fen bilgisi anlatmıyor mu ? İşte tefekkür ederseniz ve öğrendiğiniz her yeni bilgide Allah'ın büyüklüğünü ve kudretini görenlerden olursanız aldığınız ilim ancak bu şekilde faydalı olur."

    Bizler de faydalı ilim öğrenenlerden oluruz inşAllah...
    Konu gerçekten çok faydalıydı. Allah razı olsun...
     

Sayfayı Paylaş