Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Tasavvuf ve ledunni ilmi

Konusu 'TASAVVUF' forumundadır ve enes61 tarafından 8 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. enes61

    enes61 KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    6.934
    Beğenileri:
    173
    Ödül Puanları:
    8.752
    çok alim vardırki, irfanda nasibi yoktur. ilim hafızı olmuşturda,
    ALLAH'ın habibi olamamıştır.! hz. mevlana k.s.
    Rasûlullah (s.a.), Cenâb-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Hakk'dan üç türlü ilim telâkkî etmi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tir. Birincisi, kendisi

    ile Allah (c.c.) aras[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda mahfûzdur. Bu ilim, be[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]er idrâkinin üzerinde oldu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]undan nâsa

    [FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]olunmam[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Yaln[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z Allah Rasûlü'ne mahsûs kalm[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Cebrâil (a.s.):

    “Yâ Rasûlallah! Ben senin hakîkatini idrâk edebilsem, yan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na gelemezdim.”

    buyurmu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tur.

    kinci ilim, umûma âiddir. Bu, insanlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n idrâk ve ikti-dârlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile kavranabilir bir

    seviyededir. Bütün insanl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k âlemi, bu kategorideki bilgilere îmân ve amel ile mükelleftir.

    Bunun bir di[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]er ad[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]da [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erîattir.

    Üçüncü ilim, bir k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m ehil zevâta mahsûsdur ki, o da tasavvuftur, zühddür, ihsân

    duygusuna vâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l olabilmektir. Yâni bu ilim, kalbî hayatla ilgilidir. Bununla birlikte

    ki[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]inin bu bâbda, istîdâd ve kâbiliyyeti kadar mes'ûliyyeti vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Kul, kendi selâmeti için

    bu istîdâd[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]inki[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âf ettirme[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]e mecbûrdur. Bu da, nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesi ile

    mümkündür.

    Nitekim Kur'ân-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Kerîm'de;

    [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]üphesiz nefsini tezkiye edenler kurtulu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]a erdi.” (A'lâ,14; [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ems, ğ)

    “(Ey Peygamber!) Hevâ ve hevesini ilâh edineni gördün müş Art[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k sen onlara vekil

    de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ilsin!” buyuruluyor.

    Teberânî'nin nakletti[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i bir hadis-i [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erif'te [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]öyle buyurulur:

    “Yeryüzünde tap[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lan tanr[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lardan Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n en çok bu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]z etti[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i, hevâ ve hevestir.”

    Ledünnî ilim ise, tasavvuf içinde mânevi e[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]itim sonucu ula[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]lan Hakk vergisi

    (vehbî) bir ilimdir. Kur'ân-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Kerîm'in pek çok âyet-i kerîmesinde bu ilimden bahsedilmi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]

    olmas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], bu hükmün delîlidir. Mûsâ (a.s.) ile ilgili olarak vâkî olan ilk vahiylerde, bu

    gerçe[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]in i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âretleri ba[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]lam[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Hz. Mûsâ (a.s.), âilesiyle birlikte Medyen'den M[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'a gidiyordu. Yolda, so[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]uk,

    ya[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]murlu, karanl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k bir gecede ço-cuklar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]oldu. Ate[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]e ve [FONT=+TimesNewRoman]ışığ[/FONT]a ihtiyâçlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Uzakta bir

    ate[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]gördü. Asl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda O'nun gördü[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ü bu ate[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT], kendisini peygam-berli[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]e haz[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rlamak için bir

    i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âret idi. Oradan bir k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]v[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lc[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m al[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]p ate[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]yakmak ve bu sûretle âilesini ve yeni do[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]an

    bebe[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ini [FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]tmak istedi. Oraya vard[FONT=+TimesNewRoman]ığı[/FONT]nda kendisine Allah (c.c.) taraf[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan:

    “Ey Mûsâ! Muhakkak ki ben, evet ben, senin Rabbinim! Hemen nalinlerini ç[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kar!

    Çünkü sen mukaddes Tuvâ vâdî-sindesin!..” (Tâhâ, 11-12) buyuruldu.

    Müfessirler, “Nalinlerini ç[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kar!” ifâdesine farkl[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]îzâhlar getirip i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ârî mânâlar

    vermi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]lerdir. Bunlar, ez-cümle Ku[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eyrî, Letâifü'l-[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ârât ve Rûhu'l-Beyân'da [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ekilde

    [FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]klan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r:

    “ki nalin, dünyâ ve âh[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]reti temsil etmektedir.”

    “Kalbi, dünyâ ve âh[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ret ile ilgili me[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]gûliyetlerden bo[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]alt! Hakk için her [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eyden

    tecerrüd edip s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yr[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l ve Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n mârifet ve mü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âhedesinde yok olma[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]a bak!”

    Di[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]er bir ifâdede:

    “Sen tabiat ve nefsden s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yr[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l! Nefsini ve ona ba[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]l[FONT=+TimesNewRoman]ı ş[/FONT]eyleri dü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ünmeyi b[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rak, gel!”

    “Delilin tefekküründen vazgeç! Çünkü mü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âhede ve [FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]-yândan, yâni göz ile

    gördükten sonra bunlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n faydas[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]yoktur!”

    Bu sebeple [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eyh [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]iblî, Allah'a vâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l olduktan sonra bütün kitaplar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]yakm[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Hz. Mûsâ (a.s.), Firavun ve ordusunun K[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ldeniz'de Benî srâil kavminin gözü

    önünde bo[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ulmas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan sonra kavmini toplad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Onlara çok fasih, beli[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT], heyecanl[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]vaazlar

    verdi. Kavmi, Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n ilim ve mârifetteki derinli[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ine hayrân kald[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Mest oldu.

    çlerinden biri:

    “Ey Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n peygamberi, [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u yeryüzünde senden daha âlim bir kimse var m[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ş” dedi.

    Hz. Mûsâ:

    “Böyle bir kimse bilmiyorum.” dedi.

    O esnâda kendisine vahiy gelerek:

    “ki denizin birle[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ti[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i yerde bir kulum var ki, ona has bir ilim (ledünnî ilim)

    vermi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]imdir. Ümmetinin seçkinlerinden biri ile ona git!” diye buyuruldu.

    Mûsâ (a.s.) arkada[FONT=+TimesNewRoman]şı [/FONT][FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]â bin Nûn (a.s.) ile acele olarak sefere ç[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT].

    Mûsâ (a.s.), kendisine vahy ile i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âret edilen zât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], bir kayan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n üzerinde h[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rkas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na

    bürünmü[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]olarak gördü ve selâm verdi:

    “Ben Mûsâ'y[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m..” dedi.

    H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r da:

    “Demek ki Benî srâil peygamberi olan Mûsâ sensin!” dedi.

    Mûsâ (a.s.):

    " Bana Allah taraf[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan bildirilen insanlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n en çok bileni sen misinş” diye sordu.

    H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r cevâben:

    “Yâ Mûsâ, Allah bana bir ilim vermi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]dir, o sende yoktur. Sana bir ilim vermi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tir, o

    da bende yoktur.” dedi.

    Mûsâ Aleyhisselâm, H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r Aleyhisselâm'dan bu ilmi te-lâkkî etme arzusunu

    bildirdi. Zâhiren anla[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]lmas[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]mümkün olmayan, kendisine acâib ve garâibden görülen

    baz[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]hakî-katlerin hikmetini ondan ö[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]renecekti. O me[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]hur yolculu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]a ç[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lar...

    Mevlânâ (k.s.), bu hâdisenin ibret ve hikmet dolu noktalar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na dikkat çekerek [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u

    [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ekilde anlat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r:

    “Ey kerîm olan kimse! Bu mânevî i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tiyâk[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], “kelîmullah” olan Hz. Mûsâ'da gör! Bak

    kelîm olan Mûsâ (a.s.) ne diyor;

    “Bunca makama sâhib oldu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]um halde kendimde varl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k hissetmiyorum. Daha öteler

    için rûhuma [FONT=+TimesNewRoman]ışı[/FONT]k tutacak H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yorum.”

    Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]aramaya kalkmas[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]üzerine kavmi dediler ki:

    “Ey Mûsâ, sen kavmini b[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rakm[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n, senden daha a[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]a[FONT=+TimesNewRoman]ğı [/FONT]mertebede bir zât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n izine

    [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT][FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]sün!”

    “Halbuki sen, “havf” ve “recâ”dan kurtulmu[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]bir peygambersin. Daha ne dola[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]acak,

    ne kadar, ne zamana kadar arayacaks[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nş”

    “Arad[FONT=+TimesNewRoman]ığı[/FONT]n sende... Bunu sen de bilirsin. Ey semâ kadar yüksek peygamber!

    Zemînde daha ne kadar dola[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]acak-s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nş..”

    “Mûsâ (a.s.) kavmine:

    “Ne olur Güne[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]ile Ay'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n yolunu kesmeyiniz! Ben peygamberlik hilâliyim, H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r ise

    velîlik güne[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]idir. Yâni benden üstün peygamberler var. H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r ise, velîlerin en üst

    makam[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.” dedi.”

    “Hz. Mûsâ devamla:

    “Ben zaman[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n sultân[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bir velî ile sohbet için iki denizin birle[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ti[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i yere gidiyorum.”

    “Hakîkat ve mârifete ula[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]mak için H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]vesîle k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]laca[FONT=+TimesNewRoman]ğı[/FONT]m. Bunun için de uzun

    müddet sefer edece[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]im. Tâ ki; ona kavu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ay[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m..”

    “Himmet ve azîmet kanatlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile y[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]llarca uçaca[FONT=+TimesNewRoman]ğı[/FONT]m. Y[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]llar ne demek, binlerce y[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l

    gitsem, yine O'nu aray[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]p bulaca[FONT=+TimesNewRoman]ğı[/FONT]m. Bu yolculuk, o cevheri bulma[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]a de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]mez miş” dedi.

    Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fat[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]kelîmullah, yâni Allah (c.c.) ile konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]and[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Allah Teâlâ, Hz.

    Mûsâ ile konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]u zaman ezeldeki s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fat[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]olan “kelâm” ile konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tu. O'nun s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fatlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan

    hiçbiri yarat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lanlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fatlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na benzemez. O bilir; bu bili[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT], bizim bili[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]imiz gibi de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ildir.

    Kudret sahibidir, o da bizim kudretimiz gibi de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ildir. O konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ur, bizim konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]mam[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z gibi

    de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]il!.. Biz, dil gibi bir âlet ve harflerle konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]uruz. Allah (c.c.) bundan münezzehtir.

    Harfler mahlûktur. Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n kelâm[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ise, mahlûk de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ildir. Harfsiz ve âletsizdir. Mûsâ (a.s.),

    Allah (c.c.) ile konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]urken yan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndaki 70 ki[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]i ve Cebrâil (a.s.), bu konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]may[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]fark ve idrâk

    etmediler..

    Mevlânâ (k.s.), ledünnî ilmin ilâhî bir nasîb oldu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]unu, bunun ancak kalbî istîdâd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]

    olanlara lutfedildi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ini [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ekilde ifâde eder:

    “Ya'kûb'un, Yûsuf'un yüzünde gördü[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ü fevkalâdelik, kendine mahsûs idi. O nûru

    görmek Yûsuf'un biraderlerine nasîb olmam[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Karde[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]lerinin gönül âlemi Yûsuf'u

    görmek-ten ve anlamaktan uzak idi.”

    “Rûhun g[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]dâs[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]a[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Canlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nki ise açl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.”

    “Yâkûb'da Yûsuf'un bir câzibesi vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Bundan dolay[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Yûsuf'un gömle[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]inin

    kokusu O'na çok uzak bir yerden dahî ula[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Gömle[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i ta[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]yan karde[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]i ise, o kokuyu

    duymaktan mahrûm idi.”

    “Çünkü Yûsuf'un gömle[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i karde[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]inin elinde i[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]reti idi. Karde[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]i, gömle[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i götürüp

    Hz. Ya'kûb'a teslîm ile mükellefti. Yâni o gömlek, karde[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]inin elinde, esirci elinde

    bulunan bir mûtenâ câriye gibiydi. Esircinin nefsi için de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ildi. Sat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]c[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]dan ba[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]kas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na âiddi."

    “Çok âlim vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r ki, irfândan nasîbi yoktur. lim hâf[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]d[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r da, Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n habîbi

    olamam[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.”

    mâm-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Gazâlî ve Abülkadir-i Geylânî gibi zâtlar, önce zâhirî ilmin zirvesine

    ula[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lar. Lâkin gaybî inceliklere ve Allah'a giden hassas, ince, nâzenîn yola kalbî

    derinliklerinin içinden ve çok sonra ula[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]abildiler. Hakk dostu oldular. Allah (c.c.), kendi

    zâtî husûsiyetlerini ve s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]onlara ve onlar gibi olan baz[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]müstesnâ yarat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]taki

    insanlara fâ[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]etti. Onlar da kendisi ile me[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]gûl olmaya mâni olan bütün engelleri yok

    ettiler. Cesedleri zikir, mücâhede, musâhebe ve murâkabe ile nûra ink[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lâb etti.

    [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âhedeye ve esrâra nâil oldular. Allah Teâlâ, bu gibi [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eyleri, ezelde kendisi için seçti[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i

    kimselerden ve dost edindi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i kullardan ba[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]kas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na ihsân etmez.

    Hadîs-i [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erîfde buyurulur:

    “Ebûbekir çok namaz k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]d[FONT=+TimesNewRoman]ığı [/FONT]ve çok oruç tuttu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]u için sizden üstün de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ildir. O'nun

    size üstünlü[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ü, kalbindeki ta'zîm hissindendir.”

    Bir çok âyette de, velî kullar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n kalplerinde bulduklar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ihsân duygusu ile

    korkmayacaklar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], mahzûn olmayacaklar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ve al-t[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan [FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rmaklar akan cennetlere nâil

    olacaklar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bildirilir.

    Ebû Hüreyre'den rivâyet olunan bir hadîs-i [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erîfde:

    “limlerden baz[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]gizli olanlar vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r ki, onlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ancak “ârif-i billâh” olanlar anlar. Bu

    ilimden bahsettikleri vakit onlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], an-cak kendilerini be[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]enen, ma[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]rûr gürûh techîl eyler

    (câhil görür). Sak[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n, Hakk Teâlâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n kendi fazl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan ilim verdi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i âlimleri küçük

    görmeyin! Çünkü Hakk Teâlâ, onlara o ilmi verirken, onlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]küçük görmedi.” buyurulur.

    Gazâlî (k.s.), bât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n ulemâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n zâhirî âlimlere üstünlü[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ünü [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u misâllerle anlat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r:

    mâm-[FONT=+TimesNewRoman]ı ş[/FONT]âfî, [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eybânî Râî'nin önünde talebe gibi diz çökerdi. Kendisine:

    “Ey imam, sen nerde, [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eybânî nerdeş Bu hürmetin se-bebi nedirş” denilince mâm-

    [FONT=+TimesNewRoman]ı ş[/FONT]âfî:

    “Bu zât, bizim bilmedi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]imizi bilir...” cevab[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]vermi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tir.

    Ahmed b. Hanbel ve Yahyâ b. Muâz, baz[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]meseleleri Ma'rûf-i Kerhî'ye ba[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]vurup

    ondan sorarlard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Bunun sebebi kendilerine sorulunca, ashâb[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n:

    “Yâ Rasûlallah, kitap ve sünnette yoksa ne yapal[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]mş” suâline, Hz. Peygamber'in:

    “Onu sâlih kimselerden sorun! Onlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n isti[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âresine arz edin!” hadîs-i [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erîfini misâl

    verirlerdi.

    Muhakkak ki bât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nî âlimler, görünmeyen âlemin s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rr[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile doludurlar

    Cüneyd-i Ba[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]dâdî'ye, Seriyy-i Sakatî (k.s.):

    “Allah, seni ilk önce zâhirî ilimlerde muvaffak etsin. On-dan sonra sûfî k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ls[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n!”

    diye duâ ederlerdi. Ayr[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ca Hâris b. Esed el-Muhâsibî ile sohbet edip kendisinden edeb ve

    ilim almas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]tavsiye ederlerdi.

    Hz. Ömer (r.a.) vefât edince, Abdullah b. Mes'ûd (r.a.):

    “lmin onda dokuzu gitti.” buyurdu. Sahâbi de kendisine:

    “Daha içimizde âlimler var!” dedi. O da:

    “Ben mârifet ilminden bahsediyorum.” dedi.

    lim, umûmiyetle zâhirî bilgilere denir. Akla, nakle ve d[FONT=+TimesNewRoman]ış [/FONT]tecrübeye dayan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Mârifet veya irfân ise, ke[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]fe, ilhâma ve iç tecrübeye dayan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Sûfîlere göre insan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n öz s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fat[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bilgisizliktir.

    Âyetlerde insana çok az bir ilim verilmi[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]bulundu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]undan ve insan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n çok câhil ve

    çok zâlim oldu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]undan bahsedilir.

    lim, Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]d[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Kul, Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n verdi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i az bilgilere Allah'dan ilâve olarak

    “ihsân” gelmesi ile ârif haline gelir. Mârifetten, yâni Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yabilmekten hisse alma[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]a

    çal[FONT=+TimesNewRoman]ışı[/FONT]r.

    Ak[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l, s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rf kendi ba[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]na kemâl ölçüsünde bulunsa bile Allâh'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]lây[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yla tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]maya

    yetmez. Çünkü ak[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l, insan için bir âlettir. nsan, ancak bu âletle kendisini tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]tan[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]da ancak eserleri ile tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yabilir. Hakk Teâlâ, rûhlara ezelde:

    “Ben kimimş” diye sormad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT];

    “Ben sizin Rabbiniz de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]il miyimş!” diye sordu.

    Ak[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lla, nefs tezkiye olunamaz. Ancak kalb ile olabilir. Âyet-i kerîmede:

    “Kalbler ancak Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n zikriyle mutmain olur.” (Ra'd, 28) buyuruluyor.

    Müzzemmil sûresinde de:

    “Rabbinin ismini zikret ve bütün ba[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]lant[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lardan kesil! Rabbine dön!” (8)

    buyuruluyor.

    bn-i Atâ [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]öyle diyor:

    Allah, zât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], avâma mahlûkât[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]vâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]tas[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]tt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]:

    “Develere bakm[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yorlar m[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ş Nas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l yarat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lm[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]lard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rş” ([FONT=+TimesNewRoman]Q[/FONT]â[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]iye, 17)

    Havâssa ise, kelâm ve s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]fatlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]tt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]:

    “Kur'ân'[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT][FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ünmüyorlar m[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ş” (en-Nisâ, 82)

    “Kur'ân'da indirdi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]imiz âyetlerde mü'minler için [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ifâ ve rahmet vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.” (srâ, 82)

    “En güzel isimler Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.” (A'râf, 180)

    Ebû Hasan b. Ebû Zerr, [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]iblî'den nakleder:

    “Tasavvuf, yüce, semâvî ve ilâhî bir ilimdir. Bitmez, tükenmez. Bu ilimden, ancak

    erbâb[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]istifâde eder. Bunu, Allah'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n husûsî bir ihsân[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na ve büyük lutfuna nâil olanlar

    bilebilir.”

    Bu makamlar ya[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]anmadan ifâde edilemez. Bu hâli ya[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ayan sûfîler, “Füsûs” daki

    gibi zaman zaman rumuzlu kelimeler kullan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rlar. Bunun sebebi, kalbî ilimden nasîbi

    olmayanlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n, kendi kendilerine yanl[FONT=+TimesNewRoman]ış [/FONT]anlay[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]p dalâlete dü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]melerini önlemektir!..

    mâm-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Gazâlî, Bahâuddîn Nak[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ibend, Muhyiddîn-i Arabî ve mâm-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Rabbânî gibi

    Hakk dostlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], dînin inceliklerini, hikmetlerini, mü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ahhas plândan mârifet fezâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na

    götüren müstesnâ kâbiliyetlerdir.

    Cennetle müjdelenen sahâbîlerin, bu ilm-i mârifet sebebi ile hiçliklerini hissederek

    ilâhi saltanat kar[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda “havf” halinde bulunduklar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ifâde eden rivâyetler çoktur.

    Hz. Ebûbekir (r.a.):

    “Ke[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ke ku[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]lar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n gagalad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]klar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bir hurma tanesi olsayd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m!”

    Hz. Ömer (r.a.) ise:

    “Ke[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ke ot olsayd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m! Ke[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ke hiç bir [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ey olmasayd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m!” buyurmu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]lard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Ammar b. Yâsir'in Kûfe minberinde:

    “Ben [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âhidlik ederim ki, o dünyâ ve âh[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rette Allah Rasû-lü'nün han[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]d[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.” dedi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i

    Hz. Âi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]e (r.anha):

    “Ke[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ke [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u a[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]açda bir yaprak olsayd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m!” demi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]lerdir.

    en-Nisâ Sûresi’nin:

    “Kim kötü bir i[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]yaparsa cezâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]çeker!” meâlindeki âyeti nâzil olunca Hz.

    Ebûbekir (r.a.):

    “Belim k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]l[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r gibi oldu, kas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ld[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m kald[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m!..” buyuruyor.

    Bu zevât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n hâllerini böyle ifâde etmeleri, Allah r[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]zâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na ayk[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bir amele

    sürüklenme endi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]esinden ileri gelmekte ve Allah Teâlâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n kudretinin büyklü[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ünü dile

    getirmekten, her an huzûr içinde bulunmaktan ve hayâ etmekten kaynaklan-maktayd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT].

    Kur'ân-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]Kerim'de:

    “Oku kitâb[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]! Bugün sana, iyi hesab görücü olarak nefsin yeter!” (el-srâ, 14)

    buyuruluyor.

    Dîni, sadece zâhirî cephesi ile almak, bât[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na, yâni rûhî derinli[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ine inememek, pek

    korkunç bir hüsrând[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Ki[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]i bilemedi[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]inin dü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]man[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]olur. Sâlihlerin, sâd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]klar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n, fazîlet

    erbâ-b[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n muhîtinden ve onlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n sohbetlerinden uzakla[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]p sat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n aras[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda kalmak;

    gönül ve vicdân ufkunu daralt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r, iç-d[FONT=+TimesNewRoman]ış [/FONT]nûrlar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]söndürür. Kitap ve sünnetin ince

    hikmetlerinden ve ehl-i hâl kimselerin rûhânî ayd[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nl[FONT=+TimesNewRoman]ığı[/FONT]ndan mahrûm eder. nsana Hâl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k

    Teâlâ taraf[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan lûtfedilen, hayat sermâyesi olan duygular[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]kaybettirip, nefsinin esîri

    k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lar. Böyleleri, kâinâta sisli gözlerle bakan gaflet al[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]klar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]olurlar.

    a

    Mûsâ (a.s.), be[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erî f[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nalar ve kas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rgalar dolu, azg[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n, materyalist Benî srâil

    kavmine [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]erîati ikâme için gönderilen bir peygamberdir.

    Hz. Mûsâ H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'a:

    “Sana ö[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]retilen ilimden bana da ö[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]retmen için sana tâbî olabilir miyimş” dedi.

    H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r (a.s.) da:

    “Sen benimle arkada[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]l[FONT=+TimesNewRoman]ığ[/FONT]a aslâ sabredemezsin!” dedi.

    Bu sözlerle H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r (a.s.), Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n psikolojik durumu hakk[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda ilk ke[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]fi yapm[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT],

    O'na kendini anlatm[FONT=+TimesNewRoman]ış [/FONT]oluyordu ki, bu hâl sonunda gerçekle[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ecek idi.Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n

    alaca[FONT=+TimesNewRoman]ğı [/FONT]ders, kendi yerini tan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]mak ve bir sab[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r dersi almakt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Yâni Hz. Musâ'ya:

    “Benimle berâberli[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]e sabretmek, senin elinden gelmez. Sen bu husûsda mâzûrsun.

    Çünkü bu ilmin kemâli, daha sana verilmemi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]tir.” demekti.

    Mûsâ (a.s.) dedi ki:

    “n[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âllah beni sab[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rl[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bulacaks[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n! Sana hiç bir i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]te kar[FONT=+TimesNewRoman]şı [/FONT]ç[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kmayaca[FONT=+TimesNewRoman]ğı[/FONT]m.”

    H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r (a.s.) dedi ki:

    “E[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]er bana uyacak isen, ben sana s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rr[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]açmad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kça, hiç bir [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ey hakk[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda bana suâl

    sorma! Yâni tart[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]ma [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]öyle dursun, sorup anlamak için bile sorma!”

    Demek ki, ba[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ka ilimlerde mes'eleyi ortaya koyacak bilginin yar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]olu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]turan suâl,

    bu ilimde yasaklan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Burada talebenin nefsi, faâliyetten çok kâbiliyette haz[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rlanacakt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r.

    Meselâ, Mîmâr Sinan'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n ilmî kuvvet ve kâbiliyyeti, Süley-mâniye Câmii in[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda

    çal[FONT=+TimesNewRoman]ış[/FONT]an bütün san'atkârlardan üs-tündür. Sinan'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n o câmideki bir mermerci kadar mermeri

    i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]leme san'at[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bilmemesi, onun için bir kusur olamaz. Çünkü o san'atkârlar da Sinan'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n

    tâlîmât[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]alt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r. Mermer san'at[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]leme inceliklerini ondan ö[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]reneceklerdir.

    Hz.Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n hayat hikâyesinde bu ilmin, kendisine yaln[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r (a.s.) ile görü[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]mesi

    netîcesi de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]il, muhtelif vesileler ile de verilmi[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]oldu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]unu anl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yoruz.

    Bununla ilgili birkaç misâl verirsek:

    Mûsâ (a.s.), M[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'da iken srâilo[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ullar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]'na, Firavun'u helak ederse, kendilerine

    "Tevrât"[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]getirece[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ini va'd etmi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT], Firavun helâk olunca, Allah'dan Tevrât'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n verilmesini

    niyâz etmi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ti. Kendisine otuz gün oruç tutmas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], sonra on gün daha ilâve edilerek k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rk

    güne tamamlamas[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]emredildi.

    Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n Tûr'da k[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rk gece kalmas[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]u i[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]âret vard[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r:

    Ehlullah[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n büyük bir tecellî sabâh[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]na ermeleri, geceler gibi karanl[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]k [FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]zt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]rap saatleri

    ile çile doldurup mârifet [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]afa[FONT=+TimesNewRoman]ğı[/FONT]na ula[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]malar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile mümkündür. Bütün muvaffak[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]yyet

    sabahlar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], muzdarip gecelerin seherlerinin eseridir.

    Mûsâ (a.s.), Tûr Da[FONT=+TimesNewRoman]ğı[/FONT]'nda hiç ara vermeden savm-[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]visâl (iftars[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z oruç) olarak otuz

    gün oruç tuttu. Ne ac[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT], ne susad[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Sonra H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r (a.s.) ile bulu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]mak üzere sefer emredildi.

    Seferde henüz yar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m gün geçmeden sabr[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]kesildi, ac[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Arkada[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]na:

    “Yiyece[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]imizi getir, yiyelim!” dedi.

    Çünkü onun H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'a gidi[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]i, bir imtihan sebebi ile idi. mtihan üzerine ibtilâ eklendi.

    Mahlûkun yan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndaki seferde yar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]m günde ac[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]kt[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]. Fakat Tûr'daki Allah'a kavu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ma,

    O'nunla konu[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ma seferi idi. Bulundu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]u yerin heybeti, O'na yeme[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i, içme[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i unutturdu.

    O'nu Allah'dan ba[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]ka her[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eyden al[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]koydu.

    Ülû'l-azm bir peygamber olan Hz. Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n, H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'a ledünnî ilmi tahsîl için

    gönderilmesi, çok câlib-i dikkattir. Mûsâ (a.s.) için, o an ledünnî ilmi bilen bir ki[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]iden bu

    ilmi tahsîl etmesi bir nakîse de[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]ildir. Bununla, Hz.Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n her [FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]eyi bilen bir peygamber

    olmad[FONT=+TimesNewRoman]ığı[/FONT], Allâh'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n ilminden kendisine verilmeyen bir ilmin bulundu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]u anlat[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]lm[FONT=+TimesNewRoman]ış [/FONT]oluyor.

    Bu ilim, sonradan kendinden daha a[FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]a[FONT=+TimesNewRoman]ğı [/FONT]mertebedeki H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r vâs[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]tas[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]ile veriliyor ki, bu da

    peygamberlerin dahi ilâhî ilim kar[FONT=+TimesNewRoman]şı[/FONT]s[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]nda acz içinde olduklar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT]bildirmek, hem de

    Hz.Mûsâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n ve H[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]z[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]r'[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n sâhib olduklar[FONT=+TimesNewRoman]ı [/FONT][FONT=+TimesNewRoman]ş[/FONT]terek ilmin, gelecek olan zü'l-cenâhayni

    (Dünyâ ve âh[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ret bilgisi geni[FONT=+TimesNewRoman]ş [/FONT]olan[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]) göz önüne getirme[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]i telkin ile Hz. Muhammed

    Mustafâ'n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n makâm[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]n en mükemmel makâm oldu[FONT=+TimesNewRoman]ğ[/FONT]unu bildirmek içindir...

    Yâ Rab! Bizleri, kalbleri nûr-i ilâhî ile [FONT=+TimesNewRoman]ışı[/FONT]ldayan, mârifet denizinden nasîb alan,

    lutuf ve kerem tecellîlerine mazhar olan kullar[FONT=+TimesNewRoman]ı[/FONT]ndan eyle!

    Âmîn
     
    Sponsorlu bağlantılar
  2. Mu@YMe

    Mu@YMe Vip Üye Özel Üye

    Mesajlar:
    9.258
    Beğenileri:
    147
    Ödül Puanları:
    1.017
    amin ecmain

    emeğine yüreğine sağlık kardeşim
    harika bir paylaşımdı
    ALLAHU zülcelal razı olsun ​
     
  3. Hicran Yürekli Ammar

    Hicran Yürekli Ammar Kıdemli Üye Kademeli

    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    20
    Ödül Puanları:
    7
    amin ecmain

    emeğine yüreğine sağlık kardeşim
    harika bir paylaşımdı
    ALLAHU zülcelal razı olsun ​

    __________________
     

Sayfayı Paylaş