Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

SIRLARIN SIRLARI(İlmin Türleri).

Konusu 'İSLAMİ ÖNEMLİ KONULAR' forumundadır ve enes61 tarafından 13 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. enes61

    enes61 KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    6.934
    Beğenileri:
    173
    Ödül Puanları:
    8.752
    İlm-i zahir de İlm-i batın da oniki kısıma ayrılır.Zahir ve Batın ilimlerin türleri insanların yeteneklerine göre şu üç grub insan arasında paylaştırılır:
    Avam,Havas,Hass’ül-hass

    Bu üç grub insanın kabiliyetlerine göre ayrılan ilimler dört ana kısmda özetlenebilir:
    1 ) Şeriata ait olan zahiri ilimler
    Emirler,yasaklar ve diğer (emr-i bil maruf ve nehyi anil münker) gibi şeriat ahkamı (hükümleri)bu gruba girer.
    2 ) Şeriata ait olan Batıni ilimler buna “tarikat ilmi” denir
    3 ) Tarikatın batınına ait olan ilimler bunada “marifet ilmi” denir
    4 ) Batının batını olan ilimler buna da “hakikat ilmi” denir.

    Bu dört kısım ilmi üç grub insan yetenekleri ölçüsünde elde ederler.Bu ilimlerin hepsinin bilinmesi ve tahsili için gerekli gayretin gösterilmesi gerekir.Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

    “Şeriat ağaçtır Tarikat bu ağacın dallar Marifet yaprakları Hakikat meyveleridir.Kur’an-ı kerim ise bu dört tür ilmin hepsini tefsir ve tevil olarak deliller ve işaretlerle bir araya toplanmışdır.”

    Mecma adlı eserin yazarı (ALLAH ona rahmet etsin) der ki:

    “tefsirler avam içindir.Teviller havas içindir.Çünkü havas grubuna giren insanlar “er-rasihun”(derin ilim sahibi) alimlerdir.Rasih sebat (dayanıklılık)manasına gelir ilimde metanet ve dayanıklı olmak derine dalmak kökü yerde sabit dalları göğe uzanan hurma ağacı gibidir.”

    Hurma ağacı karakteri itibariyle çöl şartlarına dayanabilmesi sayesinde ağaçlar arasında örnek bir ağaç kabul edilir.
    Bunun gibi insanlar arasında da örnek olan havas tabakasının kazandığı bu özellikler masiva dan temizlenen kalbin özünde (lübb’ül kalb)ekilen kelimeyi tayibe sonucudur.
    Onlar kelime-i tayyibeyi (La ilahe illALLAH’ı)devamlı zikrederek kalblerini masivadan arttıktan sonra bu özelliği kazanmışlardır.Onlar sadece şunaitibar ederler.
    “ALLAH-ü Teala’dan başka ilah yoktur.”

    Bir görüşe göre ulema i rasihlere atfedilen bu kelime-i tayibe “illALLAH” kelimesine atfen kullanılmışdır.

    Yani “Gaybı ancak ALLAH bilir” in ardından ve rasihler anlamındaki “ver-rasihun fil ilim” anlamındaki tevile göre onlar da (ALLAH’ın ihsanı ile)bilirler denilmiştir.

    Tefsir-i kebir sahibi (ALLAH ondan razı olsun)diyor ki :

    “Havas tabakasına (gaybdan) bu kapının açılması ile batın aleminin diğer kapıları açılır.”

    Seyr-i süluk ehli nefs terbiyesi ve ruh tasfiyesi sürecinde geçirdiği aşamalarda ve uğradığı konaklarda çok dikkatli olmak zorundadır.
    Yani şeriat ,tarikat marifet ve hakikat mertebelerinin her birinde oranın özelliklerine göre her birinin hakkını vermelidir.
    Şeriat dairesinde iken emir ve yasaklara uymalı nefse muhalefette ve nefsin vesveselerine karşı koymakta özen gösterilmedir.
    Tarikat dairesinde nübüvvet ve velayet makamlarının ciddiyet ve kudsiyyetini ihlal edici davranışlardan özenle kaçınarak peygamberlik ve evliyalık iddasında bulunmamalıdır.

    Ve nihayet marifet dairesinde de nurani tecellilere kapılarak ilahlık iddiasın gibi gizli şirkten son derece çekinmeli korunmalıdır.
    Nitekim ayet-i kerimede :

    “Heva ve heveslerini ilah yapanları gördün mü?” (Furkan:43,Casiye:23) buyurulur.

    Hakikat dairesinde bu tür tehlikeler kalmaz Çünkü bu mertebede şeytanın nefsin ve meleklerin müdahelesine imkan zaten olmaz zira bu mertebeye insandan başkası ulaşamaz.

    Cebrail aleyhisselam “eğer bir karıncanın adımı kadar daha yaklaşırsam yanarım.” Diyerek hududu belli etmiştir.

    Dolayısıyla hakikat mertebesine ulaşan kul şeytan ve nefs gibi iki düşmanından kurtularak ihlas derecesine ulaşır.
    Nitekim Hicr 40 ve Sad suresi 82-83 ayetlerinde iblis Cenab-ı Hakk’a

    “… Senin izzet ve şerefine yemin olsun ki muhlis (ihlaslı) kullarından başka bütün kullarını (senin yolundan saptırıp)baştan çıkaracağım.” Demiştir.

    Dolayısıyla ihlas sahibi olup da hakikat derecesine ulaşan kul iblis in ve nefsinin şerrinden emin olabilir.Çünkü beşeri sıfatlar ancak Zat-ı Sübhani’nin tecellisi ile yok olur.

    Cehl-i mutlak da (asıl cehalet) ancak Zat-ı Sübhani’nin (ALLAHü Teala nın zatı) marifet (bilinmesi)ile ortadan kalkar.
    Hakk yolcusu Hakk Teala’yı yine Hakk’ın vasıtasız olarak öğrettiği ilim (ilm-i ledün) ile bilir.Hızır gibi Hakk’ın verdiği marifetle tanır.Hakk’ın verdiği yardım ve tevfik ile ibadet eder duruma gelir.

    Ve o zaman bu şerefli dereceye kavuşan bir kul Kudsi ruhları müşahede eder.Nebisi Muhammed aleyhisselamı tanır.Sonra enbiyanın hepsi ile tek tek tanışarak konuşur.ve onlar tarafından ebedi vuslatla (Hakk’a kavuşmakla) müjdelenir.Nitekim ayet-, kerimdede

    “Ne güzel arkadaştır onlar.” (Nisa:69) buyurulması da duruma işaret eder.

    Bu ilme ulaşamayan bir alim gerçekte alim sayılmaz yüzlerce kitab okusa da ruhlar alemine ulaşamaz.Zahiri ilimleri ile cismani amelleri (beden ibadetler) sayesinde kazancı ancak cennettir.
    Cennette ise sadece (ilahi)sıfatların tecellisinden (aynada olduğu gibi)yansımalar görebilir.

    Şu halde sadece zahiri ilimlerle alim olan bir kul Kudsi mahremiyete kurbet (yakınlık) haremine ulaşamaz.
    Çünkü burası uçmak suretiyle varılabilecek bri alemdir.O ise tek kanatlıdır.
    Halbu ki bu mahremiyette ulaşmak için zahir ve batın ilimleri kazanıp o bilgilerile amel ederek kuş misali iki kanatla uçmak gerekir.
    Nitekim hadis-i kudside şöyle buyuruluyor:
    “Ey kulum mahremiyetime ulaşmak istersen mülk ve melekut ve ceberut tan hiçbirine iltifat etme çünkü mülk alimlerin şeytanı melekut ariflerin şeytanı ceberut da vakıfların şeytanıdır.Bunlardan birine takılıp kalan ALLAH indinde kovulmuştur.”(matrüd indALLAH)

    Burada matrud (kovulmuş) olmak kurbetten (yakınlıktan)kavulmuş demektir.Yoksa cennet derecelerinden tard edilmiş yani kovulmuş kazanmış olduğu dereceleri kaybetmiş demek değildir.
    Onlar yakınlığı isterler fakat ulaşamazlar Çünkü istenmeyecek şeyi istemişlerdir. Tek kanatlı kalmışlardır.
    Kurbiyyet (yakınlık)ise ona ehliyet kazananların (kamil marifet sahiblerinin)hakkıdır.Orada gözlerin görmediği kulakların duymadığı insan aklına gelmeyen nimetler vardır.

    Orası yakınlı cennetidir.Orada huriler köşkler saraylar bal süt yok insana yakışan kendi haddini bilmesi hakkından fazlasını nefsi için istememesidir.Hazret-i Ali kerem ALLAHu veche demiştir ki:

    “ALLAHü Teala kadrini bilmiş haddini aşmamış diline sahip olmuş ömrünü boşa geçirmemiş olan kişiye rahmet eder.”

    Gerçek manada ilmi bir seviyeye ulaşmış olan alime yaraşan ve yakışanın “tıfl-ı mania”(manaların çocuğu) diye adlandırılan insan hakikatini anlamasıdır.

    Böylece tevhidi isimlere zikredip bağlanarak gelişir ve “cismani alem” denilen madde aleminden ruhaniyyet alemine geçebilir.

    Ruhaniyyet alemi sır alemidir.Orada ALLAHü Teala’dan başkası olmaz.Bu alem sonu sınırı olmayan bir çöl gibidir.”tıfl el-meani” bu nurani çölde uçar.

    Orada akıllara durgunluk veren ilginç acaib olaylar müşahedelerle tanışır görür.Fakat gördüklerini anlatamaz kimseye duyuramaz.Çünkü adı üstünde sırlar alemidir.Bu makam muvahhidlerin vahdet denizinde varlıklarından geçip fena (yok) olanların makamıdır.

    Bu sır aleminde Cemal-i Sübhani’den başka bir şey görülmez.Denizde boğulan bir insan denizden başka ne görebilir?Güneş’e bakan insan güneşle gözü kamaştıktan sonra kendini görebilirmi?(yanan odun ateş olduktan sonra odun olduğu hali görebilirmi?)

    İnsanın fena bulup (varlığından çıkıp) yanarak bu nurani çölde gördükleri karşısında hayretinden kendinden geçmesi ve nefsinin mahvolması sonucu zeneddin atarın (ALLAH ona rahmet etsin)dediği gibi kendini göremez olur. İsa aleyhisselam da :

    “İnsan iki kez doğmadan göklerin melekutu olan bu sahraya ulaşamaz.orada yürüyemez nasıl ki kuş da ikikez doğar.” Demiştir.

    Kuşun iki kez doğması önce yumurdaile sonra civciv olarak doğması ile yorumlanabilir.Buradaki doğum manevi ruhani doğumdur.İnsan kabiliyetinin hakikatinden neş’et eden doğumdur.

    Bilindiği gibi çocuk ancak erkek ve dişi iki tohumun birleşmesi ile olur.İnsan hakikatinin manevi doğumu da şeriat ilminin nuru ile hakikat ilminin nuru arasındaki birleşmenin sonucudur.

    Niekim aşağıdaki ayet-i kerimede bu gerçeğe işaret edilmektedir.:

    “Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık…” (İnsan :2)

    Şeriat nuru ile hakikat nurundan neş’et eden bu manevi doğumdan sonra meserret (mutluluk)meydana gelir.

    Bu manaya ulaştıktan sonra halk denizinde ümid derinliklerine geçitler açılır.

    Bu mutluluk veren bir olaydır. Hatta diyebiliriz ki alem-i ruhun yanında diğer alemler ancak denizde bir damla gibi kalır ve ondsan sonra ruhani ledünni ilmin feyzi ve nuru harfsiz sessiz coşup aleme dağılmaya başlar.
     
    1 kişi bunu beğeniyor.
    Sponsorlu bağlantılar
  2. Melihanaz

    Melihanaz Tecrübeli

    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    5
    :)):sevgili kardeşim emegine saglık çokama çok güzel ugraşların için teşekürler:tşk::alkis:
     
  3. enes61

    enes61 KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    6.934
    Beğenileri:
    173
    Ödül Puanları:
    8.752
    kardeşim okuyan gözlerinize sağlık rabbim bütün ümmeti muhammedden razı olsun inş.
     
  4. Mu@YMe

    Mu@YMe Vip Üye Özel Üye

    Mesajlar:
    9.258
    Beğenileri:
    147
    Ödül Puanları:
    1.017
    TAMAMINI okumak nasib oldu elhamdülillah

    anlamayı istediğimiz kadar uygulamayı ve anlatabilmeyide istemeliyiz
    RABBİM cümlemizi öğrendiklerimizle amel edenlerden eylesin inşeALLAH

    emeğine sağlık kardeşim paylaşım için HAKK teala razı olsun ​
     
Daha önce açılmış benzer konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş