sevda üzerine/Mum böceği

Bİtakat

Deneyimli Üye
Kademeli
#1
“Bir gece pervane böcekleri toplanmış, bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışıyorlardı. İçlerinden biri dedi ki:

- Hepimiz birden gidip boşuna yorulmayalım. Birmiz gidip mum bulsun, sonra gelip bize haber versin.

Bir pervaneyi seçip gönderdiler. Gönderdikleri pervane böceği uzakta bir köşk, köşkün içinde de apaydın bir mum gördü, döndü geri geldi. Gördüğü, anladığı kadarıyla mumu anlatmaya çalıştı.

O topluluğun içinde yaşlı bir pervane de vardı. Gönderilen pervaneyi kınadı.

- Senin mumdan haberin bile yok, dedi.

İkinci bir pervaneyi gönderdiler. Bu sefer ki , kendini muma şöyle bir attı, sonra etrafında dönüp geri geldi. Mumdan bahsetti,ona nasıl kavuştuğunu anlattı.

Yaşlı pervane onun da sözünü kesti;

- Azizim senin bu anlattığında da mum değil. Sen de öbürüne benziyorsun, anlamadığın şeyi nasıl anlatacaksın?

Son gönderdikleri pervane ise mumu görünce sarhoş oldu adeta. Sevinçle ateşe atıldı, ateş tepeden tırnağa sardı onu. Bütün vücudu kıpkırmız oldu.

Diğerlerini kınayan yaşlı pervane uzaktan mumun bu pervaneyi onurlandırıp kendi rengine boyadığını görünce;

- İşte bu işi yalnız o başardı, dedi. Kim nerden bilsin, mumdan yalnız onun haberi var.

Bu dünyada gerçeği bulan; her şeyden vazgeçen, dünyadan bihaber kişidir. Sen de candan, cisimden uzaklaş ki canana yaklaşasın.”

Böylece cesur pervane kapıldığı ilahi aşkın cazibesiyle fenafillah makamına ulaşır ve benliğini ateşin varlığında eritir. Artık o ateşten gayrı bir şey değildir.

“Alev alev yanan bir ateştir dünya. Her an bir başka bölük halkı yakar. Onun ateşi şiddetlenip alevleri göğe ondan kaçabilirsen yiğitsin., arslansın. Arslanlar gibi cesaretli ol. Yoksa pervane böceği gibi atıl içine, yan gitsin!”

Şem u Pervane (Mum ile Pervane) Mantıku’t Tayr’da Hüthüt kuşunun diğer kuşlara anlattığı hikmet dolu hikayelerden sadece bir tanesidir. Simurg’a giden zorlu yolun “yokluk vadisi”nde anlatır klavuz Hüthüt kuşu bu hikayeyi.

Gerçekten yokluğu, yok olmayı, sevgiliyle vuslatı öyle güzel anlatır ki bu kısacık hikaye, başka söze gerek kalmaz adeta. Bu yüzden tasavvuf edebiyatımızda bu kadar köklü bir yer edinebilmiş, bu yüzden ağızdan ağıza dolaşmıştır yüzyıllarca… Öyle ya, neden kitaptaki sayısız hikayelerden bir diğeri değil de, Pervane’nin hikayesi hep dilimizde? Çünkü öyle kısa ve öz anlatır ki “ilahi kavuşmayı”, öyle güzel bir örnekle akıllara kazır, öyle güzel hikayeleştirir ki her şeyi… Üstelik de herkesin anlayabileceği bir dille yapar bunu. Bu yüzden daha nice yüzyıllar bu hikaye bitmez, bitemez. Her yüzyılın insanları yeni bir şeyler ekler bu hikayenin üzerine, arttıkça artar bu hikaye…

Pervanelerin yüzyıllardır hiç tükenmediği ve hiçbir zaman tükenmeyeceği gibi…

Ateşin hiç sönmediği ve hiçbir zaman sönmeyeceği gibi…

Bu hikaye de tükenmez daha nice yüzyıllar.

Arttıkça artar pervaneler, büyüdükçe büyür bu ateş…

Bir gün her şey yanıp da kül olana dek,

Bir gün her şey “yok” olana dek