Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#1
بسم الله الرحمن الرحيم
أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى ,عَبْدًا إِذَا صَلَّى


Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

Bu ayetlerde, Rabb’ine yakaran ve kulluk azmini diri tutmaya çalışan bir mü’mini, tehdit yoluyla bu ibadetten men etmeye kalkışan azgın insanın kaba ve küstah davranışları kınanır. Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde hareket eden kişinin hayatı doğru yaşadığı; ona engel olmaya kalkışan kimsenin ise, hakkı yalanlayan ve ondan yüz çeviren zalim biri olduğu belirtilir. Her insanın, Allah’ın gözetimi atında bulunduğu bildirilir.




بسم الله الرحمن الرحيم أَرَأَيْتَالَّذِي يَنْهَى 9عَبْدًا إِذَا صَلَّى 10أ …mi, mı, mu, mü anlamına katan soru edatıdır-
أَرَأَيْتَ -Gördn mü, ne dersin, söyle bakalım?
َالَّذِي –O ki, o şahıs ki, o kişi
يَنْهَى Nehyediyor, menediyor, engelliyor, yasaklayor, mani oluyor
عَبْدًا Kul, bir kul
إِذَا Zaman,
صَلَّى Namaz kıldı,
إِذَا صَلَّى Namaz kıldığı zaman
Meal:
9-10. Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?


Bu ayeti kerimeler Mekke döneminin ilk dönemlerinde nazil olan ayetlerdir. Baş tarafı ilk ayetlerdir. Fakat son bölümü hemen birinci bölümün arkasında nazil olmamıştır. Birinci bölümün ardından epey sonra nazil olan bu ayetler, Mekke müşriklerinin artık Peygamber’i (s.a.s) namazından, ibadetinden ve davetinden engellemeye başladıkları dönemi gösteriyor. Ayet-i kerimeler hak ve batıl tarafı kıyaslayarak, hakkın tarafında ve batılın tarafında duranların bazı nitelikleri ifade ettikten sonra, hak tarafını sert bir tehditle uyararak, ahiretteki tablolarından bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bu dünyada güvedikleri makam, mevki, imkan, olanak, güç, servet, taraftar, derin güçler, silah, teknik, üs, radar, nükleer vs. imkanlarının bir para etmediğini, etmeyeceğini kesin bir dille ifade ediyor Allah. Buna mukabil müminlere de bir moral, bir umut, bir ümit sezdiriliyor.Şimdi ayetlere dönelim…
Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?
"Kul" dan kasıt, Rasulullah'tır. Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde Rasulullah'tan bu şekilde söz edilmiştir.
Ereayte? Gördün ha, baksana ha, bilesin ha, anladın ha gibi dikkati çeken bir hitap ile ne dersin? Görüşün, fikrin, bilgin ne ise bana haber ver! demek mânâsına kullanılır bir sorudur ki, çoğunlukla maksat gerçekten soru ve haber alma olmayıp sorulan duruma dikkati çekmekle bir kınama veya azarlama veya şaşırtma olur. Onun için biz de yerine göre gördün mü? Ne dersin? Söyle bakalım? Baksana ha diye tercüme edegeldik. Burada üç vardır. Tefsir bilginleri bunların tefsirinde birçok görüşler açıklamışlardır:
Birincisi; hepsinin de aynı muhataba, yani özel hitap ile Peygamber'e ve genel hitap ile insana yönelik olması olabildiği gibi, iki tarafın arasında bir muhakeme (yargılama) veya bir hitabet üslubu ile sağa sola çeşitli şekillerde hitap etmesi de olabilir ve daha mânâlıdır. Bu birincinin, önce Hz. Peygamber'e hitap olduğu açıktır. Dolayısıyla da hitap şanından olan herkese hitap olur. Bunda bir azgını suçüstü halinde sakındırarak gördün mü? Baksana ha şuna, kendini zengin saydığı için nasıl azgınlık ediyor? diye kötüleyerek Peygamber'e ve dolayısıyla insanlığa bir gösterme ve teşhir etme vardır. Yani ey Muhammed! Yahut ey insan baksana! O engelleyen azgına, bir kulu namaz kıldığında. Namaz kılan bir kulu özellikle namaz kıldığı sırada engellemek ne büyük cür'et, ne büyük azgınlıktır! İşte bu, o engellemeyi kendini zengin gördüğünden dolayı yapıyor. Bu gösteriyor ki bu âyetlerin inmesi namazın farz kılınmasından sonradır. İbn Atiyye'nin açıklamasına göre; burada namaz kılan bir âbid (ibadet eden) den maksat Resulullah, engel olan da Ebu Cehil’dir.
Ahmed, Müslim, Nesaî ve daha başka hadisçilerin Ebu Hureyre'den rivayetlerinde: "Ebu Cehil, Resulullah namaz kılarken görürse muhakkak boynunu çiğneyip yüzünü sürteceğine dair Lat ve Uzza'ya yemin etmiş, sonra da Resululah namaz kılarken dediğini yapmak için varmış, fakat birdenbire arkasına dönmüş elleriyle korunarak çekilmiş, "ne oldu sana?" denildiğinde, onunla benim aramda ateşten bir hendek, bir korku ve bir takım kanatlar var, demiş. Resulullah da "Bana yaklaşsaydı melekler onu parça parça ederlerdi." buyurmuş.Tirmizî'nin rivayetinde de peygamber (s.a.v.) namaz kılarken Ebu Cehil, "Ben seni bundan alıkoymadım mı?" diyerek varmıştır. (M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Azgınlığın çirkinliğinin ve onu yadırgamanın ifadesi yazı dili ile anlatılması imkansız olan ifade biçiminde gayet açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu anlam ancak canlı konuşma üslubu ile ifade edilebilir. Çünkü bu üslup, anlamı hızlı ve hafız bir biçimde kısa kısa dokunuşlarla dile getirir.
"Gördün mü sen?" Bu çirkin işi gördün mü sen? Bu çirkin işi yapılırken gördün mü? "Gördün mü şu men edeni? Namaz kılarken bir kulu?" iğrençliğe iğrençlik katılırken gör dün mü sen? Çirkinliğe çirkinlik eklenirken gördün mü? (S. Kutup, Fizilal)

Bu ayetlerde, Rabb’ine yakaran ve kulluk azmini diri tutmaya çalışan bir mü’mini, tehdit yoluyla bu ibadetten men etmeye kalkışan azgın insanın kaba ve küstah davranışları kınanır. Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde hareket eden kişinin hayatı doğru yaşadığı; ona engel olmaya kalkışan kimsenin ise, hakkı yalanlayan ve ondan yüz çeviren zalim biri olduğu belirtilir. Her insanın, Allah’ın gözetimi atında bulunduğu bildirilir.

Hemen belirtelim ki bu ayetlerin muhtevası ve mesajı, herhangi bir tarihsel olay ve zamanla sınırlı değildir. Tam aksine, her asırda görülen, İslam’ın toplumsal hayatta söz sahibi olmasına ve sosyal hayatı şekillendirme fonksiyonuna karşı koyma teşebbüslerinin bütünü için geçerlidir.

Ayet İslami hayatın bütünlüğüne ve İslam’ı din edinme özgürlüğüne yönelik baskı teşebbüslerine değinmekte; dine ve düşünceye düşman olunan yerlerde, gerçek özgürlüğün bulunmayacağı mesajını vermektedir. Ayrıca, Kur’an mesajını içerdiği bütün manalarıyla pratiğe dökmeye ve hayatı İslami ölçülere göre şekillendirmeye inatla karşı çıkan güç odaklarının, her devirde İslam’ın aktif yapısına karşı çetin bir muhalefeti nasıl örgütleyebileceklerine dikkat çekmektedir. Şirk zihniyeti, Allah’ı açıkça inkâr etmez; ama O’nun dinine hayatta yer vermek istemez.

İman değerine eren ve İslam’ı din edinen bir insan için, hayatta her şeyden daha önemli olan, inancın gereğini (ubudiyyet görevini) yerine getirmektir. Çünkü özgür bir hayata doğmanın tabii sonucu ve insan olarak yaratılmanın asıl amacı, Allah’a ibadettir. Allah’a ibadet de en genel anlamda, İslam’a göre yaşamaktır.

Namaz, İslam’daki düzenli ibadetler (ibadât-ı mersûme)den biridir. Namaz, hem insana iyi bir kişilik kazandırır hem de sosyal hayatı İslam’a göre şekillendirme fonksiyonu görür. Bu işlevinden dolayı namaz, dinin direği sayılmış, İslam’ın da şiarı ve izharı olmuştur.
Bu ayetler, insanları, namaz gibi herhangi bir dini vecibeyi yerine getirmekten alıkoymaya kalkışan kimsenin, “azgın insan” statüsüne gireceği mesajını vermektedir.
Alak süresindeki bu sahne, nebevi davetin gizli olarak başladığı şeklinde nakledilen rivayetlerin aksini göstermekte ve davetin aşikâr olarak başladığını; Hz. Peygamber (s)'in bu yeni namazına açıkça devanı ettiğini ispatlamaktadır. Kalem. Müzzemmil. Müddessir, Tekasür, Maun ve Kafinin gibi, ilk nazil birçok sûrede anlatılmaya devam edilen benzer sahneler de bu fikri desteklemektedir. Rasûlullah'ın bazı ashabının sözle­rini nakleden hadislerde yer alan (aksi bilgi) karşısında söylenilmesi mümkün olanın hepsi şudur: Hz. Ömer'in İslam'ı kabulü kıssasında geçtiğine göre; niüsliîman olduktan sora ''Biz hak üzere miyiz yoksa batıl üzere mi?" diye sormuş; RasûluSlah (s) O'na; "Evet, biz hak üzereyiz" diye cevap vermiş; Ömer de, "O halde bu gizlilik niye" demiş­ti. Yine İbn Mcsud'dan rivayet edildiğine göre; O, "Ömer müslüman olduktan sonra güçlü hale geldik. Ömer İslam'ı kabul edinceye dek biz açıkça ve güven içerisinde Ka­be'de namaz kılamıyorduk" demiştir. (Buradan anlaşıldığı üzere) Peygamber -arkadaş­larını korumak amacıyla- namaz ve onlarla toplanma konularında uyanık ve temkinli ol­mayı gerekli görüyordu. Ancak. O'nun insanları daveti açık bir biçimde devam çimek­leydi. İşte bu (açıklık); davetin hedefi, Peygamber'in Allah'a ve risaletine imanı ile uy­gun düşen makul bir görüştür.
Anlaşılan o ki, bu ayetler ilk beş ayetten bir müddet sonra; davet emri, davetin pren­sip ve bedellerinden bir bölümünü içeren Kur'an cümlelerinin inişinden ve Peyuam-ber'in, davetinde bir iki adım ileri gitmesinin akabinde nazil olmuştur. Zira o insanlarla ilişki kurmaya, onları davel etmeye, müjdelemeye, uyarmaya, Kur'an'in ayet ve sûrele­rinden kendisine vahyedilenleri onlara okumaya ve açıkça namaz kılmaya başlamış, sonra (sûrede işaret edilen) "azgın kişi" O'na engel olmuş; sonuçta ayetler uyarıcı, kına-yıcı, hatırlatıcı ve sert bir üslupla inmiştir. (İ. Derveze, Tefsir’ül-Hadis)

"Gördün mü şu engelleyeni" ifadesinde de hitap taaccüb yoluyla Rasulullah (s.a.)'adır. Rasulullah (s.a.), bu konuda: "Allahım! İslâm'ı Ömer ya da Ebu Cehil b. Hişam ile güçlendir." diyordu. Allah Tealâ ona adeta şu cevabı vermiş oldu: Ey Muhammed! Onunla İslâm'ın güçleneceğini sanıyordun. O ise, İslâm'ın ilk rüknü olan namazı engelliyor. Ebu'l-Hakem diye lakaplandırılmıştı. Buna göre de şöyle denmiş oldu: Bu lakaba nasıl lâyıkolur ki? Kulu Rabbine ibadetten alıkoyup, O'nun cansız varlıklarına ibadeti emrediyor? (V. Zuheyli, Tefsir’ül-Münir
 

A

AhDe_VeFaLi

Guest
#2
Namaz, İslam’daki düzenli ibadetler (ibadât-ı mersûme)den biridir. Namaz, hem insana iyi bir kişilik kazandırır hem de sosyal hayatı İslam’a göre şekillendirme fonksiyonu görür. Bu işlevinden dolayı namaz, dinin direği sayılmış.

Namaz dinin direği diyor ve öyle biliyorduk ama ben nedenini hiç düşünmemiş ve bilmiyordum teşekkürler.