Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Salahattin Eyubi ve kuddus

Konusu 'İSLAM TARİHİ' forumundadır ve Bİtakat tarafından 30 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. Bİtakat

    Bİtakat Deneyimli Üye Kademeli

    Mesajlar:
    115
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    7
    Harbi Sulh Vasıtası Olarak Kullanan Lider: Selahaddin Eyyûbi
    Dr. Saim ARI

    Selahaddin Eyyûbî, İslâm tarihinde yer alan komutanlar arasında, harbi sulh vasıtası olarak kullanan liderlerden biridir. İngiltere Kralı Richard, onunla çarpıştığı günlerde, kendisinde gördüğü insânî halelerden dolayı huzurunda saygı ile eğilmiştir. Kendisinden yedi asır sonra gelen Alman İmparatoru II. Wilhem de, Selahaddin Eyyûbî'nin 1898'de türbesini ziyâret ettiği sırada, onun kabri üzerine konulmak üzere bir taç hediye ederken ona olan hayranlığını dile getirir. Kur'ân ve Peygamberimizin yolundan yürüyen insanlar, örnek davranışları ile, dost-düşman bütün insanlığın takdirini kazanmışlardır. Tarihte böyle insanların pek çok örneğini görebiliriz. İslâm'ın hayata ve hâdiselere bakışını, bu insanlarda aramak gerekir. Haçlıların Müslümanlara yaptığı onca zulüm ve katliamlara rağmen onlara hoşgörü ile muamele eden Selahaddin Eyyûbî, Kudüs başta olmak üzere, bölgede Müslüman-Hristiyan çatışması yerine barışı hâkim kılmıştır. Onu böyle bir davranışa sevk eden dînî ve psiko-sosyal sebepleri açıklamadan önce, bir komutan ve devlet adamı olarak târihî başarılarına kısaca işaret edelim:

    XI-XII. Yüzyıllarda Anadolu ve Ortadoğu'da Dinler Arası Hoşgörü ve Barışa Vurulan Darbe
    İslâmiyet'in yayılışından itibaren Müslümanlar, değişik coğrafyalarda diğer din mensuplarına hoşgörü ile bakmış ve birlikte yaşamışlardır. XI. yüzyıl Anadolu ve Suriyesi'nde Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında aynı hoşgörü ve huzur hâkim idi. Ancak, Avrupa'dan kopup gelen müttefik haçlı orduları, bu barış ve hoşgörü ortamına gölge düşürmeye çalışmıştı.

    XI. yüzyılda Avrupa'da toprak sıkıntısı, açlık ve yoksulluk hüküm sürerken, Doğu'daki refah ve toprak zenginliği göz kamaştırmaktaydı. Diğer taraftan, Türklerin Anadolu'da yerleşmeye başlaması, Avrupa kiliseleri tarafından takip ediliyordu. Bunların neticesi olarak, Doğunun zenginliklerini ele geçirmek ve Türkleri Anadolu'dan sürmek üzere Papa II. Urban, "Kudüs'ü Kurtarma" sloganları ile Avrupa'nın çeşitli yerlerindeki Hristiyanları; "Haçlı Seferleri" için teşvik etmeye başlamıştı. Desmont Stewart'ın yaptığı tespitlere göre, bütün Avrupa'da böyle bir harbin ilân edilmesi, o tarihlerde Avrupa'yı kasıp kavuran feodalite çatışmalarını bitirmek için bir kurtuluş çaresi idi. Fatımî Devleti halifelerinden el-Hâkim'in (996-1012) daha önceki tarihlerde Kudüs'deki bazı kiliseleri yıktırması da haçlı seferleri için kışkırtıcı bir bahane olarak kullanılmıştı.

    Avrupa'dan hareket eden yüzbinlerce askerden oluşan haçlı ordusu Anadolu üzerinden, Suriye ve Filistin'e gelmesi sırasında tarihî felaketler yaşanmıştı. Gerek Anadolu'da ve gerekse Kudüs'de kadın, yaşlı ve çocuk ayırt etmeksizin Müslüman halkı kılıçtan geçiren Haçlılar hakkında, Avrupalı bir tarihçi, "akıl ve insanlıktan mahrum vahşi insanlar" ifadesini kullanmıştır.

    Siyâsî maksadını gerçekleştirmeyi hedefleyen Kilisenin, Avrupalıları bu sefere katılmaya teşvik için, onlara "mukaddes toprakları kurtarma" iddiasında bulunması ve günahlarının af edileceğini vaâd etmesi aldatmacadan başka bir şey değildi. Zira, Hz. Ömer tarafından 638'de fethedildiği tarihten itibaren Kudüs'deki Hristiyanlar, Müslümanlarla birlikte yaşamlarına en küçük bir menfi hareket göstermemişlerdi. Aynı zamanda, Avrupa'dan haç için buraya gelen Hristiyanlara da iyi davranılmaktaydı. Anadolu'da Haçlı-Müslüman mücadelesinin yapıldığı bu dönemin canlı tarihçilerinden Ermeni Methieu'nun de, Türklerle birlikte yaşamaktan duyduğu memnuniyetin bir ifadesi olarak bu savaşlar sırasında Kılıç Aslan'ın yanında yer alması, Kilise'nin söz konusu iddialarına cevap vermektedir. Nitekim, Avrupa'dan kafileler halinde Ortadoğu'ya gelen bu insanların Hristiyanlık adına mücadele verdikleri iddiası, Kilise tarafından yalanlanmıştır. ABD'nin Colarado bölgesindeki kiliseleri temsil ederek Papaz Gene Cardenas başkanlığında, Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz'ı makamında ziyaret eden heyet, dokuz asır önce İslâm dünyasına yönelik olarak düzenlenen Haçlı Seferleri sebebiyle özür dileyerek şöyle demişlerdir: "Dokuzyüz yıl önce atalarımız İsa Mesih adına sanarak Avrupa içlerinden Ortadoğu'ya akın akın geldiler. Korku, ihtiras ve nefrete yenik düşen bu insanlar İsa'nın isteklerine ve karakterine taban tabana zıt fiilleriyle İsa'nın adını lekelediler. Haçlılar sizin halkınıza karşı haçlı sancağını açtılar. Bunu yapmakla uzlaşma, bağışlama ve karşılıksız sevgi anlamına gelen haçın da anlamını yozlaştırdılar. Atalarımızın güya Mesih adına yaptıkları katliamlardan ötürü en derin üzüntülerimizi ifade etmek istiyoruz."

    Papa II. Urban ve Piyer Lermit adlı keşişlerin Avrupa ülkelerindeki propagandaları neticesinde Norman, Fransız, İngiliz, Alman, Felemenk ve Belçikalılardan meydana gelen 500 bin kişilik haçlı ordusu İzmit önlerine kadar gelir. Kılıç Aslan, sel gibi karşıdan gelen zırhlı haçlı süvarilerine karşı koymaya çalışsa da, daha fazla asker zayiatını önlemek için taktik değiştirerek geri çekilir. Anadolu içerisinde ilerlemelerine çete savaşlarıyla engel olmaya çalışılır ancak, sayı çokluğu avantajını kullanan Haçlı orduları Eskişehir'e ulaşır. Danişmend Gazi'nin de aralarında bulunduğu Anadolu Türk emirleri ile birlikte burada haçlılara karşı yapılan çatışmada önemli miktarda kayıplar verdirmelerine rağmen, Avrupa'dan gelen taze kuvvetlerle desteklenen haçlı kuvvetlerine karşı kesin bir askerî sonuç elde edilemez. Okların dahi tesir etmediği ağır zırhlı silahlarla donatılmış düşman kuvvetlerini yenmenin mümkün olmadığını gören Kılıç Aslan, elindeki kuvvetlerin eritilme tehlikesine meydan vermemek için düşman ile çete muharebesi yaparak onları yıpratmaya çalışır. Bu gayretlere rağmen ilerlemeye devam eden Haçlılar, Antakya, Trablus ve Urfa'yı işgal edip buralarda birer kontluk kurduktan sonra, Kudüs'ü işgal ederek (1099) Kudüs Krallığı'nı kurarlar.

    Selahaddin Eyyûbî'nin Tarih Sahnesine Çıkışı ve Askerî Başarıları
    XII. asırda Irak bölgesine gelen Sultan Selahaddin'in babası Necmeddin Eyyüb, Zengîlerin hizmetine girerek Musul'da vali olurken, Selahaddin'in amcası Şirkuh da, Zengîlerin ordu komutanı olur. Eyyûbî ailesinin şöhretinin yükselmeye devam ettiği tarihlerde dünyaya gelen Selahaddin (1138), gençlik yıllarının başında Nureddin Zengî'nin hizmetine girer (1167). Haçlıların Mısır'a saldırması üzerine Fâtimîler Nureddin Zengî'den yardım istediğinde, Selahaddin Kahire savunmasında dikkatleri üzerine çeker. Fâtimî vezirinin ölümü üzerine, amcası Şirkuh adına Mısır'a vezir olan ordu komutanı Selahaddin, amcasının ölümüyle fiilen vezir olur (1169). Kısa bir süre sonra Fâtimî halifesinin de ölümü üzerine, Mısır idaresine tamamen hâkim olur (10 Eylül 1171). Bu arada Suriye bölgesinde hâkimiyetini sürdüren Nureddin Zengî'ye bağlılığını devam ettirir. Bizanslılarla iyi münasebetler kuran ve Kuzey Afrika'ya seferler düzenleyen Sultan Selahaddin Mısır civarında emniyeti sağlarken, gelecekte yapacağı seferler için malî kaynaklar temin eder. 1174'de Nureddin Zengi'nin vefatıyla bölgede tam bağımsız hâle gelen Sultan Selahaddin, Eyyûbî Devleti'ni kurarak tam bağımsız hâle gelir.

    Selahaddin Eyyûbî bağımsız bir devlet kurduktan sonra, on yıllık mücadele ile Mısır, Suriye ve Filistin'de birliği ve asayişi kurmayı başarır; kendisini iki defa öldürmeye kalkışan Bâtınîleri Suriye'den temizler. Yemen'den Malatya ve Malazgirt'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada devlet kuran Sultan Selahaddin, Selçuklularla iyi münasebetler içerisine girerken, Abbâsî halifesine karşı bağlılığa gölge düşürmez.

    Selâhaddin Eyyûbî'nin Haçlılarla Mücadelesi
    Mısır, Suriye ve Kuzey Irak'ta birliği sağlayan Sultan Selahaddin, bundan sonra bütün çalışmalarını Haçlılara karşı mücadele üzerinde yoğunlaştırır. Önce Mercu'l-Uyûn'a hareket eden Sultan, orada haçlıların işgal ettiği Beytü'l-Ahzân kalesini feth ederek buradaki esirler kurtarılır. Haçlıların isteği üzerine yapılan sulha rağmen onların İslâm topraklarına yeniden saldırdığını gören ve bölgeye yeni bir haçlı kuvveti gelmekte olduğunu haber alan Sultan Selahaddin, bunların karşısına çıkar. Hittîn tepesine çekilerek burada savunmaya geçen Kral Guy ve Raymond emrindeki şövalyelerle yapılan savaşta haçlılar büyük miktarda zayiât verir (4 Temmuz 1187). Bu askerî zaferden sonra Lübnan bölgesinde başta Beyrut olmak üzere pek çok şehri peş peşe haçlılardan geri alan Sultan Selahaddin, Kudüs'ü kuşatır. Hıttin Savaşı'nda kuvvetlerinin büyük bir kısmı imha olan haçlılar aman dilerler. Küdüs'e kan akıtmadan affedici bir hükümdar olarak giren (2 Ekim 1187) Selahaddin Eyyûbî, haçlıları fidye karşılığında serbest bırakır.

    III. Haçlı Seferi ve Selâhaddin Eyyûbî
    Selahaddin Eyyûbî tarafından Kudüs'ün işgalden kurtulması üzerine, Avrupa Hristiyan dünyası harekete geçer. Alman, Fransız ve İngiliz şövalyelerinden meydana gelen bir orduyla hareket eden Avrupalılar, III. Haçlı Seferi'ne çıkarlar. Haçlılar iki yıl Akka'yı kuşatma altında tutmalarına rağmen bir başarı elde edemezler. İki ordunun kıyasıya çarpıştığı bu harb sonunda Selahaddin Eyyûbî, karşı taraftan gelen sulh teklifini kabul eder. Buna göre, bir miktar esirin iadesi ve 200 bin dinar fidye karşılığında Müslümanlar şehri boşaltacaklardı. Ancak bu anlaşma şartlarına ihanet eden İngiltere kralı Richard, şehir dışında yakaladığı Müslümanlardan üç bin kadarını kılıçtan geçirir. Bunun üzerine Sultan Selahaddin haçlılarla yeniden çarpışmaya karar verir. Kalabalık düşman kuvvetleri karşısında pek çok şehid verilmesine rağmen, Müslümanlar, Kudüs'ü tekrar Haçlılara kaptırmamak için gayret gösterirler. Bu arada çok sayıda şövalyenin öldüğünü ve askerlerinin iyice yıprandığını gören Richard, yeniden sulh teklifinde bulunur. Bu anlaşmaya göre, Sur ile Yafa arasındaki sahil boyu haçlılara verilecekti. III. Haçlı Seferi'nde de bir sel gibi etrafı yakıp yıkan haçlılara karşı direnen Selahaddin bu defa haçlıların Kudüs'e girmelerine imkân vermedi. Mücadelesini devam ettirdiği sırada, hastalandığı için istirahate çekilir. 22 Şubat 1193'de, 55 yaşında vefat eder. Vefatına az zaman kala, bir parça bezden ibaret olan kefenini bir kargının ucuna taktırarak günlerce sokaklarda dolaştırmış ve "Ey insanlar! Geniş ve zengin ülkelere sahip Selahaddin, mezara ancak bu kefeni götürecektir..." demiştir.

    Örnek Bir Şahsiyet Olarak Selâhaddin Eyyûbî Mısır'da idareye hâkim olduğu andan itibaren, düşüncelerini, hazırlıklarını ve maddî imkânlarını haçlıların işgal ettiği toprakları kurtarma ve Kudüs'ü geri alma üzerinde yoğunlaştıran Sultan Selahaddin, sulh ve sefer anında askerlerinin yanından bir an ayrılmamış, bazen bir-iki gün yemeği dahi unutur hâle gelmişti. Biricik oğlunu kaybetmiş bir annenin her yerde oğlundan bahsetmesi gibi, yanına her gelene hemen Kudüs'ü kurtarma konusunu açan Sultan'ın yüzünde tebessüm dahi görülmüyordu. Bir Cuma günü minberde, mütebessim bir çehreyle insanların karşısına çıkmanın faziletini anlatan hatibin sözlerinden kendisine nasihatte bulunduğunu anlayan Sultan Selahaddin, "Hocam Kudüs işgal altında iken ben nasıl gülümseyebilirim..." diyordu. Ömrünü çadırda geçiren Selahaddin Eyyûbî, kendisi için bir saray yapılmasını teklif edenlere karşı, Mescid-i Aksâ işgal altında iken, böyle bir şeye razı olamayacağını ifade etmiştir. 90 senelik bir işgalden sonra Kudüs'ü kurtaran Sultan Selahaddin, bu uğurda daha önce mücadele ile bir ömür geçiren ve kendisini yetiştiren Nureddin Zengî'nin yıllarca önce yaptırmış olduğu minberi Halep'ten getirterek Mescid-i Aksâ'ya yerleştirir.

    Selahaddin Eyyûbî'nin bir komutan olarak kazanmış olduğu harplerden elde edilen ganimetlerden kendi hissesine hiçbir pay almadığını ve kan dökücü bir insan olmadığını yabancılar da doğrulamaktadır. Sobernheim şöyle diyor: "Zekâsı ve dindarlığı üzerinde kurulmuş bulunan iktidârı, sarsılmaz halde idi. Her türlü hırs ve tamah ona yabancıydı. Biri, Fâtimi halifesi el-Azid'in ve diğeri Atabey Nureddin'in ölümünde olmak üzere, iki defa büyük servetler elde etmek fırsatını buldu. Halifenin hazinelerini askerlerine dağıttı; Nurettin'in servetine dokunmadı; onu oğlunun emrine bıraktı... Şahsî olarak, haçlılara ve idâresine tâbi Hristiyanlara kötü davranmayan Sultan Selahaddin'in haçlılara karşı askerî başarılarından sonra bölgedeki Müslümanlar ile Hristiyanlar arasındaki münâsebetler iyileşmiştir... Selahaddin, hakikaten aslâ boş yere kan dökmemiş ve çok defa esirleri serbest bırakırken veya verdiği hediyelerinde âlicenap bir şahsiyet olduğunu göstermiştir."

    Haçlıların 90 sene önce Kudüs'ü işgal ederlerken 70 bin müslümanı kılıçtan geçirmesine rağmen, muzaffer bir komutan olarak karşılarına geçen Sultan Selahaddin, intikam alma yerine onlara iyi muamelede bulunmuştur. Zaten İslâm tarihinin çeşitli dönemlerinde de görülebileceği üzere, Müslümanlar kendilerine kan kusturan hasımları karşısında hep centilmence davranmışlardır. Burada şu soru akla gelebilir; Müslümanlar üzerinde siyasî ve askerî gücü elde eden muhalif cephe, daha önce Müslümanların kendilerine yaptıkları centilmen davranışları hatırlamışlar mıdır? Tarih bu sorunun cevabını verebilir, ancak burada hatırlanması gereken husus, Müslüman, yaptığı her hayrın karşılığını Allah'dan manevî mükâfat olarak beklemek durumundadır. Başkalarının onlara kötü davranması, kendileri için bir ölçü olamaz... İlâhî beyan öyle der: "Her hangi kavme (size yaptığı zulümden dolayı) olan kininiz, sizi onlara zulmetmeye ve onlara karşı haddi aşmaya götürmesin, (aksine, size kötülük etseler dahi, onlar hakkında) âdâletli davranın. Affetmeniz, takvâya daha yakındır." (Mâide Sûresi, 5/8)

    Dost ve yabancı tarihçilerin ortaya koyduğu üzere, Müslümanlar, harp sırasında ve sonrasında mağlup ettikleri düşmanlara veya himayesine giren toplumlara karşı yüksek insanî davranışlar göstermişlerdir. Onların bu davranışı, yapılan harplerin başkalarını sömürme ve insanları imha etme maksatlı olmayıp; ya bir meşru savunma veya topyekûn insanlığı medeniyetten nasipli kılmak maksadına yönelik bir gayretin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim, Sultan Selahaddin'in bir harp gecesinde Allah'a arz ettiği yakarışları da bu düşünceyi doğrulamaktadır:

    "Allah'ım... Bilirisin ki ben bu harplere şöhret ve mevki için atılmadım. Tek gâyem, Senin ismini yüce tutmak... ve bu yolla yeryüzüne gerçek adâleti, ahlâk ve fazileti yaymak, insanları birbirine kardeş etmektir. Bütün maddî kuvvetimiz kesildi... Sadece Sana güveniyoruz. İmâanımızda en ufak bir sarsıntı olmadı ve olmayacak da... Bedir aslanlarına olan yardımını bizden de esirgeme!."

    Selahaddin Eyyübi, "Hakk'ı kuvvette gören, cismanî yaşayışı gâye bilen, zulüm ve gadirden lezzet alan ve kendilerini yarı ilâh gören şartlanmışlara karşı, Hakk'ın ihyası, düşünce hürriyetinin ikâmesi, mazlum ve mağdur ahlarının dindilirilmesi, zayıf ve güçsüzlere melce' (sığınak) ve dayanak olunması yolunda mücadele etmiş..." ender şahsiyetlerdendir.
     
    Sponsorlu bağlantılar
Daha önce açılmış benzer konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş