Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Reşahat'ten

Konusu 'TASAVVUF' forumundadır ve GECE tarafından 2 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. GECE

    GECE Tecrübeli

    Mesajlar:
    92
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    5

    Reşahat'ten
    *
    Bir bahar günü Mevlânâ Hazretlerinin yakınlarına okuduğu dörtlük :

    Yolumuz yâr ile gül bahçesine uğradı;
    Ben gafletle güle nazar edince dedi ki yâr :
    Muhabbetin şartı bu mudur, utan yaptığından!
    Ben varken güle bakmak nasıl elinden gelir?Pesinden buyurmuslar :
    — Eğer bahar seyrine çıkıp gördüklerinizden haz edecek olursanız Allah'tan gafil oldunuz demektir. Haz etmeyecekseniz o halde gitmeğe sebep ne? Hakk gayrine yok de kurtul!


    *

    Buyurdular :
    — Mevlânâ Nizameddin Hazretleri derlerdi ki : «Sükût sözden daha faydalıdır.» Zira her sözden nefs konusması doğar. Nefs konusması ise ilâhî feyzin kabulüne engeldir. Evliya sohbetinde, kisi gönlünü nefs hadîsinden temizlemeğe bakmalıdır. Zira onların öyle bir kulakları vardır ki, nefs konusmasını hemen duyarlar ve bundan safalarına keder gelir. Nasıl ki, kitap okuyan bir kimse dısarıdan bir konusma isitecek olsa aklı karısır. Hattâ kâğıt üzerine sinek konsa yine dikkati çeker ve fikri dağıtır. Daima Allah ile mesgul bir taife, elbette ki nefs kelâmından siddetle müteessir olmak mevkiindedir. Bir kimsenin yanında ağlayan bir yavru olsa onu rahatsız eder. Yavruyu susturmanın tek çaresi ona meme vermektir. Sâlike de düsen, böyle anlarda zikir memesini gönül ağzına verip türlü hayaller ve nefs mırıltılarından kurtulmaktır. Bu taifenin bir nevî de vardır ki, zikir bile onlar için nefs konusmasıdır.
    *

    Yakınlarına hitab edip buyurdular :
    — Ey dostlar! Biliniz ki bunca azamet ve ululuğu ile size gayet yakındır. Bu mâna size simdiden malûm olmasa da onun itikat tarafını muhafaza ediniz! Gereken odur ki, siz daima tenhada ve açıklıkta edebî gözetesiniz ve evinizde tek basınıza olduğunuz zamanlarda da ayağınızı uzatmayasınız, ve helada, utangaç bir tavırla basınızı eğip ve gözlerinizi yumup oturasınız. Zahirde
    ve bâtında, gizlide ve açıkta, Allah ile doğruluk üzerinde olmalısınız! Bu mâna size yavas yavas malûm olur. Kendinizi zahir ve bâtın edebiyle süslemeğe bakınız! Zahir edebi, emir ve yasaklara riayet etmek, daima abdestli olmak, istiğfar eylemek, az söylemek, bütün islerde ihtiyatı elden bırakmamak, eskilerin eserlerini okumak gibi hususlardan ibarettir. Bâtın edebi ise, en çetin is
    olarak yabancılardan gönlü saklayabilmektir. Kalbe düsecek fikirler, ister hak, ister bâtıl, ister hayr, ister ser olsun, yabancılıkta ve Allah'a hicap (perde) olmakta birdir.
    *

    Buyurdular :
    — Allah, peygamberine murakabe yolunu talim etmistir. Bu isin gayesi Allah ile mesgul olmak. Allah kuluna her seyden yakındır. Öyle bir yakınlık ki, yakınlıktan da yakın... Zira yakınlık hâli kıyas ve ibareye sığmaz. Yakınlık kıyas ve ibareye girince uzaklık olur. Yakınlık, yakın olma idraki içinde ifade edilebilecek bir sey değildir. Yakınlık odur ki, sen onda bitesin, tükenesin, nihayete eresin. Seni ve senden gayrini de bitmis, tükenmis, nihayete ermis göresin... Ve bu hâli kelimelere, ifade kalıplarına dökmeğe kaadir olmayasın. Bir kimse ulu bir kisiye «filân seyh yakınlıktan söz eder» dedi. Ulu kisi de ona dedi ki : «Git, o seyhe söyle, birlik olan yerde yakınlık ve uzaklık olmaz! Yakınlık senin yokluğundan ibarettir!.» Bu hâl ibareye nasıl sığsın?.

    SİİR
    Hakka yakınlık, yüksekten, alçaktan geçmek değil;
    Ne de maldan, makamdan uzaklasmak..
    Sadece varlığından geçmektir o...
    Bir insanın göğsünde iki kalb yoktur ki, birini dünyaya yöneltsin de öbürünü Allah'a versin...

    Buyurdular :
    — insanın her nefes alısında bir hazine heder olup gider. . Her nefeste bilmek lâzımdır ki, Allah hazır ve nazırdır. Bu suur insana hâkim olunca Allah'tan utanma duygusu da beraber gelir ve gaflet gider, insanda gönül birdir ve o dünyaya sarkacak olursa Allah'tan mahrum kalır; Allah'a yönelirse,
    içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilâhî feyiz günesinin nuru girer. Bu nur, doğudan batıya kadar her zerreye hayat verir ve yalnız penceresiz evler ondan nasipsiz kalır.SİİR
    Yâr her dem sana nazar eyler
    Seni gafil görüp göz eyler

    *
    Buyurdular :
    — ibadet cennete eristiricidir. İbadette edeb ise Hakka yakınlastırıcı... Allah dostları söyle demislerdir : «Bu yola girmek isteyenler baslangıçta bâtınını (içini) saf hâle getirip boyuna hâline nazar etmelidir ki, murakabe devam etsin ve tamamlansın... Yoksa, iyi bir is islese bile kötülüğü arttırmıs olur. İlletli bir insanın, ilâç diye ne kullansa illetini ziyadelestirmesi gibi... Bu yola gireceklere, ruha ânî olarak sokulan «havâtır» dedikleri menfî his ve fikirleri boğup atmakta üstad olmaları için nihaî derecede ceht ve gayret düsmektedir. Mürit, baslangıçta «havâtır» adına kalbine düsenleri defetmekten baska bir seyle uğrasmamalı ve onların nasıl defedilebileceğini öğrenmelidir. Bu isi kitaplardan ve yazılı tavsiyelerden öğrenmek isteyenler bilsinler ki, böyle seylerin derde
    devâ olmakta hiç faydaları yoktur. Hak yolu, insanın fiiliyle katılacağı yoldur; göz ve kulaktan kapmayla değil... Bağdat'ta padisah huzurunda olan bir kimse, Sam'a gidip orada padisahtan gelen nâmeyi okumakla yetinirse ona cahil ve akılsız demekten baska çare kalır mı ?*

    Buyurdular :
    — Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan ise hiç bir yerde değildir.
    Mevlânâ Hazretlerinin bu sözleri, vahdet ehlinin mezhebini bildirmek içindir. Demek istiyorlar ki :
    Bütün tecelli aynalarında zuhur eden hakikat birdir; lâkin ilâhî isimlerin gereği ve imkân âleminin değisikliği bakımından türlü türlü zuhur etmistir. Zuhurların değisiklik ve aykırılığından hakikatin baska baska olması icab etmez. Nitekim belli baslı bir sahıs, bir çok aynada göründüğü zaman, kendisi bir olduğu halde her aynada o aynanın kabiliyetine göre ayrı ayrı olan, o değildir; aynalardır.


    *
    Buyurdular :
    — ilâç diye öte beri yemekten ise perhiz etmek yektir. Çok yiyende çok hastalık görülür. Onları defetmek için ilâç alırlar, iyilesince de yine tıka basa yemeğe koyulurlar. Yine ilâç, yine sıhhat, yine yemek. Neticede ilâç ta fayda vermez ve marazı arttırmaktan baska bir seye yaramaz. Günah ile tövbe de böyledir. Günah, arkasından tövbe, yine günah, yine tövbe... Neticede bu türlü tövbe de ayrı bir günah olup çıkar. Onun içindir ki Allah ehli her seyde perhizi severler ve her seyi bırakıp Allah ile mesgul olurlar. Ve bir gaflet anında öbür dünyaya göçmemek için çok dikkatli bulunurlar.
    *
    Buyurdular :
    — Benim murakabede yol göstericim bir köy olmustur. Bir gün gördüm ki, bir kedi, deliğin karsısına geçmis, fareyi gözetler, durur. Ve avına öyle yönelmis ki, kılı bile aynı dikkat içinde dimdik ve hareketsiz... Ben kediye merakla bakarken içimde bir seslenme oldu : «Ey himmeti eksik kimse, ben senin dileğin olmakta bir fareden eksik miyim? Sen de beni dilemekte bir kedi kadar olamıyorsun?» İste o andan beri murakabeye düsmüs bulunuyorum.*



    NOT:Burada bahsedilen zat (sözlerin sahibi) Mevlana Sadettin KAŞGARİ 'dir.Bu yazı üstad N.Fazıl Kısakürek'in Reşahat adlı eserinden bir bölümdür. Allah onlardan razı olsun.
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş