Psiko - Sosyal Açıdan Gıybet

  • Konbuyu başlatan Ze'Mahşer
  • Başlangıç tarihi
Z

Ze'Mahşer

Guest
#1
Günlük hayatta “dedikodu etmek” dediğimiz şey¸ gıybettir. Gıybet¸ bir kimseyi yokluğunda hoşlanmayacağı sözlerle anmaktır. Eğer konuşulan şeyler söz konusu kişide yoksa¸ bunun adı gıybet değil¸ iftira olur. Dolayısıyla iftira gıybetten daha kötüdür. Gıybet etmede ise¸ her ne kadar kişide var olan bir nitelik konuşulsa bile¸ o kişinin hoşuna gitmeyecek hususlar söz konusudur. Gıybet¸ toplumda çok yaygın olarak vardır. Birkaç kişi bir araya geldiğimizde¸ genellikle yanımızda olmayan bir kimse hakkında ve duyduğunda hoşlanmayacağı şekilde konuşmaktan kaçınmayız. Kanaatimizce¸ konunun psiko-sosyal açıdan bazı yönleri üzerinde durmak¸ yahut bazı sorulara cevap aramak yerinde olacaktır. Acaba insanlar gıybet yapmayı nerede ve nasıl öğrenirler? Neden gıybet ederler? Sonrasında rahatsızlık duymamaları doğal bir durum mudur?

Gıybetin nerede ve nasıl öğrenildiği sorusunun cevabı olarak¸ öncelikle¸ insanın diğer tüm davranışlarını ilk olarak öğrendiği yer olan aile kurumu üzerinde durmak gerekir. Çocuk¸ olumlu olumsuz her davranışı ilk olarak ailede ve taklitle öğrenir. Bunu yaparken¸ anne-babanın ne dediğine değil¸ ne yaptığına bakarak onları örnek alır. Anne-babalar¸ genellikle çok rahat bir şekilde gıybet yahut dedikodu içerikli konuşmalar yapınca¸ çocuk da onların davranışını model alır. Bu tarz bir konuşmayı yanlış yahut kötü olarak algılamaz. Nitekim anne-babanın kötü veya yanlış olarak algılayıp yapmaktan kaçındığı diğer kimi olumsuz davranışları yapmamayı da model alır. Örneğin temizlik¸ çalışma¸ oyuncaklarını toplama¸ düzenli kahvaltı yapma v.b. konularda¸ anne-babanın davranışlarını dikkatle gözetleyerek onlar gibi olmaya çalışır. Elbette özellikle okul döneminde öğretmenler ve diğer dış çevrenin etkileri de söz konusudur. Ama öncelikle anne-babanın söz-davranış uyumu bağlamında model oluşları daha etkilidir. Ergenlik döneminde¸ anne-babanın davranışları da sorgulanır ve eleştirilir. Ama bu sorgulama ve eleştirme konuları¸ çoğunlukla¸ söylenenle yapılan arasındaki çelişkilerden kaynaklanan hususlardır.Gıybet¸ her Müslümanın inancı gereği günah olduğunu bildiği bir davranıştır. Ancak toplumun geneli¸ bu konuda zaafiyet içinde olduğu için¸ bu günah¸ çoğunluğa uyularak bir tür günah olarak algılanmamaktadır. Oysa yapılması gereken¸ bu davranışın¸ en az farz namazı terk etmek¸ orucu terk etmek¸ içki içmek¸ zina etmek gibi sıradan görülmemesi gereken bir günah olduğudur. Böyle algılamadığımız takdirde¸ ne kadar gıybet edersek edelim¸ iç dünyamızda bir çatışma ve huzursuzluk hissetmeyiz. Kanaatimizce böyle olduğu içindir ki¸ rahatlıkla başkalarını çekiştirebilmekte¸ onların gıybetini yapmakta bir sakınca görmemekteyiz. Yani bu tür savunma mekanizmaları yoluyla gıybet etme davranışını tolere etmekte¸ bir tür geçiştirmekteyiz.

Sonuç olarak gıybet¸ mutlak kaçınılması gereken¸ bu anlamda Kur’an ve hadislerle yasaklanan önemli olumsuz davranışlardan biridir. O halde¸ gıybet etmekten korunabilmemiz için¸ öncelikle gıybetin büyük bir günah olduğuna kendi kendimizi inandırabilmemiz¸ yani bu durumu içselleştirebilmemiz gerekir. Böylece¸ pek çok bireysel motivasyon ve sosyal çevrenin etkisiyle yapmaktan kaçınmadığımız günah olan söz ve davranışlar gibi¸ gıybet ettiğimiz zaman da¸ inancımızla çeliştiğimizi algılayabileceğiz. Bu da¸ gerginlik ve çatışma nedeni olarak ortaya çıkacak ve bizi rahatsız edecektir. İnanılan kutsal varlık olan Yüce Rabbimizin yasağına karşın¸ belli davranışları yaptığımızı düşünmek bizleri üzecektir. Bunu yapabildiğimiz zaman¸ gıybet etme söz konusu olduğunda rahatsız olacak ve terk etme isteği içinde olacağız. Aynen vakti gelip de namazı kılmama durumunda hissedebileceğimiz rahatsızlık yahut Ramazan’da oruç tutmadığımızda hissettiğimiz rahatsızlık ve iç çatışma gibi. Bu durumun sonucu olarak¸ daha sonraki zamanlarda gıybet etmekten uzak durma düşüncemiz güçlenecek ve inancımıza uygun davranmış olacağız. Ruhsal açıdan kendimizi daha iyi hissederek¸ gerginlik ve iç çatışmalardan uzak durabilmemiz mümkün olabilecektir.


Mustafa Doğan KARACOŞKUN