özgür irademiz yoktur

zxzx

Yeni Üye
Acemi
#1
madem özgür iradeniz var ve Allah size müdahale etmiyor o zaman neden sınavı bana kazandır diye dua ediyonuz

Allah her varolanı görürse kendide var madem öleyse kendinide görürmü

Allah ahirette görülecek diyorsunuz peşine Alah cisim değil şekli yok diyonuz. soruyom şekli olmayan nasıl görülebilir. madem peygamberimiz Allahın görüleceğini söyledi öleyse Allahın şekli var demektir.
bilgi için googleden ara "kursatotcu" forumlarda yazdım

kötülükler Allahtanmı evet dersen zinada mı Allahtan

içki Allahın verdiği bir rızıktır diyen varmı

günah işlemek kadermi

önceden alnımıza yazılan şeyleri yapıyoz diyen böle hür irade olurmu diyen varmı

hırsız rızkınımı yiyor
hareketlerimizi Allahmı yaratır yoksa bizmi, Allah yaratırsa bizim özgür irademiz kalırmı

zina hareketinin yaratıcısı Allahmı, Allah derseniz zorla zina yaptırmış olmuyomu

dua ediyosunuz istediniz şey kaderde varsa zaten meydana gelecek kaderde yoksa zaten
meydana gelmeyecek öleyse neden dua ediyonuz

Allah hareket edermi etmezmi

kulun neyi seçeceğini Allah ezelde mi seçti

kul zina etmek istese, bu düşünceyi Allah kulda yarattı diyemi düşündü

kulun Allaha sövme düşüncesini Allah mı yarattı

Allah ezelden bugüne sonsuz zamanı aşıp nasıl gelebildi

Allah düşüncelerimizi yarattığı içinmi öle düşünürüz

Allah yalanı yaratan mıdır

Allah napcamızı önceden biliyosa böle sınav olurmu

herşey Allah’ın dilemesiyle mi olur? Zina yapanlar var, Allah’a sövenler var Bunlarda mı Allah’ın dilemesiyle oldu? hani herşey Allahın dilemesiyle oluyordu ya

Kadere hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanıyor musunuz?
Zina yapmak şer midir? Zina yapmak Allah’tan mıdır? Hani, hayır ve şer Allah’tandı ya

içki rızıksa rızıkda Allahtansa içkiyi içiren Allahmı oluyor

sizinle, Allaha inandığını söyleyip, kaderi inkar eden kişi arasında ne fark var o da siz de özgür iradeyi savunuyonuz

"Allah’ım bizi kötü yola düşürme, yolumuzu saptırma" diye dua ediyor musunuz?
Demek ki bizi kötü yola düşüren ve yolumuzu saptıran kimmiş?

Bir insan çalıntı yiyeceklerle yaşarsa, bunlar ona Allah’ın verdiği rızık mıdır?

Rızık Allah’tan mı? İçki içmek rızık mı? İçki içmek Allah’tan mı? ehli sünnet içki rızık der

16 / 93 Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir, yaptığınız işlerden sorumlu
tutulacaksınız ( kuranda nahl suresi 93 üncü ayet bu, bak hem saptırıyor hem de sorumlu tutuyor

7/179 And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık… ( kuranda araf suresi
179 uncu ayet bu,

2/7 Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve
büyük azap onlar içindir ( kuranda bakara suresi 7 inci ayet bu, bak onları hem mühürlüyor
hem de onlara iman etmeyi emrediyor

17/46 (Kuran ı) anlarlar diye kalplerine örtüler ve kulaklarına da ağırlık koyduk
(kuranda isra suresi 46 ıncı ayet bu, kuranı anlamasınlar diye kalplerinin mühürlendiği
söyleniyor ya, hem de onlara kurana inanmaları emrediliyor değil mi,

Resulullah dedi ki: “Hayrı (iyilik) ve şerri (kötülük) ile kadere iman etmeyen kimseyi Allah ateşte yakar (Ahmed bin hanbel)

Peygamberimiz dedi ki: Biriniz kaderin hayrına da, şerrine de iman etmedikçe iman etmiş olmaz Başına gelecek olanın mutlaka geleceğini, başına gelmemesi mukadder olanın da mutlaka gelmeyeceğini bilmedikçe (iman etmiş sayılmaz) (Tirmizi)

Peygamberimiz dedi ki: “Allah gökleri ve yeri yaratmadan ellibin yıl önce, Arşı su üzerindeyken yaratıkların kaderlerini yazmıştır (Tirmizi, Müslim)

Peygamberimiz dedi ki: ”Kul yetmiş sene cennetliğin ameli gibi amel eder Hatta herkes onun cennetlik olduğunu söyler Öyle ki aralarında manen bir karış mesafe kalmaz Sonra mukadderatı galebe çalar da cehennem ehlinin işini yapar ve cehenneme girer (Buhari, Müslim)

Peygamberimiz dedi ki: “Said ( cennetlik) annesinin karnında said olandır, bedbaht (cehennemlik)da annesinin karnında bedbaht ve şaki olandır” (Müslim)

Ömer “Ya Resulullah buna göre şimdi biz olmuş bitmiş, hükmü verilmiş bir şeye göre mi amel ediyoruz (çabalıyoruz), yoksa henüz hükmü verilmemiş bir şeye göre mi amel ediyoruz? Bunun üzerine Hz Peygamber de “(Yazılıp) bitirilmiş bir şeye göre ey Ömer Kalemler (onu yazıp) kurumuş, kaderler onunla cereyan etmiş (ona göre meydana gelmiş) Fakat her insana yaratıldığı şey kolaylaştırılır (Müslim)

Peygamberimiz dedi ki: : “(Kader) kalemi, kıyamete kadar olacak şeyleri yazıp kurumuştur (bitirmiştir)“ (Buhari)

Peygamberimiz dedi ki: : “Allah var iken hiçbir şey yoktu Daha sonra O, Levhi yarattı ve kıyamete kadar gelecek olan bütün mahlukatın hallerini ona kaydetti” (Buhari)

“Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: “Ey Allah’ın Resulü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmi 351 bir işi mi yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemi 351 şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi? Resulullah: “Olup biten işi” dedi Adam - veya cemaatten biri - yine sordu: “Öyleyse niye çalışılsın ki?” Hz Peygamber şu açıklamada bulundu: ”Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser (kolaylaştırmak) kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır” (Ebu Davud)

''' Resulullah dedi ki: “Allah’ın dilediği oldu, dilemediği olmadı” (Ebu Davud)

Peygamberimiz dedi ki: "Kul, hayrıyla (iyilik), şerriyle(kötülük) kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz"
(Tirmizi)

Aişe anlatıyor: "Bir çocuk ölmüştü Ben: "Ne mutlu ona! Cennet kuşlarından bir kuş oldu!" dedim Peygamber "Sen Allah ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?" dedi (Müslim)

Siz bu yazıları okumadan önce Allah bu yazıyı okuyacağınızı biliyor muydu, bilmiyor muydu? “Biliyordu” derseniz, soruyorum: Bildiği gibi olmasını mı diledi yoksa bildiğinin aksine olmasını mı diledi? "Bildiği gibi olmasını diledi" derseniz, sizin bu yazıyı okumanızı Allah’ın irade etmiş olduğunu kabul ettiniz demektir ve siz Allah’ın irade ettiği bir fiili, hareketi engelleyebilir misiniz? "Hayır engelleyemem" derseniz, demek ki siz bu yazıları Allah’ın zorlamasıyla, mecburen, tıpış tıpış okudunuz Ne dersiniz bu işe?

bu videom 20 vidyom var:
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
tıkla. eğer açılmadıysa video, sol üstte "ana sayfa" yazısını tıkla. sonra, sağ üstte "ara" yazan boşluk bir yer var oraya "kursat1976abi" yaz ve ara düğmesine tıkla. sol altta mavi yazılı "kursat1976abi" yazısını tıkla, sayfanın altında "videolar" yazıyor orada videolarım var. tıkla izle.
not: eğer bu vidyolarımı da silerlerse, "kursat1976abi" niki yerine başka bir nik seçip, o niki de aşağıda verdiğim, kitabımın olduğu konuya (alt kısmına) yazacağım. size orada verecegim yeni niki, "kursat1976abi" yerine kullanarak, yani örnek de anlattığım şeyleri yaparken, "kursat1976abi" niki yerine, orada vereceğim niki yazarak tekrar yüklemeyi düşündüğüm vidyolarımı izleyebilirsiniz.

netlog sitesi yasaklanırsa şöyle yapın: ktunnel.com adresini açın, yukardaki linki Begin Browsing yazılı yere yapıştırın. tıklayın. videoyu açmak için de yukarda anlattığımı yapın.

xxxxxxxxxxx forum bölümün de, serbest kürsü de "kitabım kader üzerine" başlığında kitabım var. silerlese bunu bida yüklemek istiyom. bu başlık altında. kopyalayıp öle okuyun ordan okunmuyo. ctrl ye bas, basarken a harfine de bas. mavi oluyo sora kopyala emi. bilgisayarına yapıştır.
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#2
Kader ikiye ayrılmaktadır. İnsan iradesiyle ilgili olmayanlar ve insan iradesiyle ilgisi olanlar. Mesela, insanın göz rengi, erkek mi dişi mi olacağı vs. birinci kısma girer ve hiç bir kimse bunlardan sorumlu değildir. Diğeri ise bu dünyada imtihan için gönderildiğimizden dolayı bizler ne istiyorsak Cenabı Hak ona göre bazı şeyleri halk ediyor yaratıyor. Mesela, ezan okununca nefsini gemlemiş olan birisi camiye gider. Diğeri, nefsinin peşinden giden ise meyhaneye doğru gitmektedir. İşte bunu isteyen insanlardır, yaratan ise rabbimiz halıkımızdır.

Kul bir işi yapmak için cüz-i iradesini sarf ettikten sonra, o işe küllî irade taallûk eder ve o fiil yaratılır.

Bilim adamlarımız, bir tek kolumuzu kaldırıp indirmemizde yetmiş çeşitten fazla kimyevî reaksiyon vuku bulduğunu ve her bir çeşit reaksiyonun da binlerce kez cereyan ettiğini söylüyorlar. Bunların hiçbiri bizim işimiz değil. Ama biz kolumuzu kaldırmayı irade etmesek bu reaksiyonlardan hiçbiri ortaya çıkmıyor.

Bir konuşma hadisesi dudaktan, dilden, tükürük bezlerinden, beyinden, akla, hafızaya kadar uzanan maddî ve manevî nice cihazın birlikte çalışmasının neticesi. Bütün bu işleri Allah yaratıyor; ama biz konuşmak istemesek bunların hiçbiri icra edilmiyor. Bedenimizi hayalen büyüttükçe büyütelim ve irademiz dışındaki faaliyetleri artırdıkça artıralım, karşımızda bütün bir kâinatı buluruz.

Suyun akması da kanımızın deveranı gibi kendi iradesiyle değil. Çiçeklerin boy göstermesi de saçımızın uzaması gibi kendi isteğiyle değil. Güneşin doğup batması da dünyaya gelişimiz ve gidişimiz gibi kendi keyfince değil.

İşte bütün bu sonsuz faaliyetler birlikte ortaya çıkıyor. Ayrı varlıklarda birbirine zıt fiiller beraber yürütülüyor. Bir grup dünyaya gelirken bir başka grup kabre ayak basıyor. Nice hastalar şifâ bulurken, nice sağlar da hastalığa tutuluyorlar. Birileri gülüp oynarken, berikiler ağlıyor, sızlanıyorlar.

Bütün bunlar birbirinden farklı fiiller; ama hepsi birlikte meydana geliyorlar. Bu sonsuz fiiller birlikte düşünüldüğünde kalbi bozulmamış her insanın vicdanında şu mânâ inkişaf eder: Ben de cüz-i irademden yine irademle vazgeçmeli ve şu mûtiler ordusuna katılmalıyım. İrademi, kendi keyfimce değil, Hakk’ın rızasına uygun biçimde kullanmalıyım.

Böyle diyerek dünya hayatını helâl dairesi içinde geçirenler “irade imtihanını” başarır, melekler gibi sadece hayrı irade eder hale gelirler. Bu noktaya, nefis ve şeytana rağmen ulaştıkları için de meleklerden ileri geçerler.

Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah ezeli ilminde biliyor. Ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını zorlamaz. Çünkü Allah, insanın önüne seçenekler koymuştur. İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse, Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir.

Bu meselede şöyle bir örnek verilir: Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edelim. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır.

Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır.

İşte isteyen insan iradesidir, ancak bu istekleri yaratan ise Allah'tır. Bu açıdan insan iradesinin varlığı, Allah'ın her şeyi yaratan olmasına aykırı değildir.

 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#3
Küllî irade , sonsuz işleri birlikte dileyebilen ilâhî iradedir. Cüz’i irade ise bir anda ancak bir şey dileyebilen, iki şeye birlikte taallûk edemeyen insan iradesidir.

İnsan bedeninde yüz trilyon kadar hücre olduğu söyleniyor. Her hücrenin de nice fonksiyonları var. İnsan, bir anda iki şey irade edemezken, bedenindeki bu sayısız faaliyetleri nasıl izah edecektir? Demek ki, insan kendine malik değil. O bir kuldur. Bedeni, küllî bir irade ile tanzim ve idare ediliyor.

Gafletten kurtulup gerçeği bulan bahtiyar kullar ise şöyle düşünürler: “Madem ki, hiçbir organım, hiçbir hücrem başıboş değil, öyle ise ben de başıboş olamam! İç âlemimde cereyan eden bütün işler hikmetli ve faydalı. O halde ben, irademi doğru kullanarak ne dünyama ne de âhiretime fayda sağlamayan boş işlerin peşinde koşmamalıyım. Bedenimdeki her hücre, semadaki her yıldız ve kâinattaki her sistem küllî bir irade ile hareket ettiklerine göre, ben de cüz’i irademi o küllî iradeye uygun olarak kullanmalıyım. Kulluk görevimi aksatmamalı, ibadetimi eksiksiz yerine getirmeliyim. ”

Sonra, düşüncesini genelleştirir: Ben kendi iç âlemime karışamadığım gibi, ağaç da kendi içinde işleyen fabrikanın gerçek sahibi değil. Ve o tezgahın muntazam çalışması onun kendi hüneri değil. Şu ağacı elma, bunu da armut verecek şekilde programlayan bir hikmet, bir kudret, bir ilim var. Ve yine, ben kan nehrimde akan alyuvarlardan ve akyuvarlardan habersiz olduğum gibi, deniz de içindeki balıklardan habersiz. Sema da yıldızlarını tanımıyor. Saçımı kendim yapmadığım gibi, ağaçlar da yapraklarını kendileri takmıyorlar. Ormanlar, dağın hüneri değil. Güneş de gezegenlerine sahip çıkamaz.

İşte kâinatta meydana gelen bu sonsuz işler, birlikte nazara alındığında, küllî ve mutlak bir iradeyi açıkça gösterirler.

Şöyle bir düşünelim: Bu âlemde birbirinden farklı ne kadar çok fiil birlikte icra ediliyor! Her an, mikroplar âleminden, bakterilerden, al ve akyuvarlardan, böceklerden, kuşlara, insanlara varıncaya kadar nice canlılar ölümü birlikte tadıyorlar. Onların yerleri ise, boş kalmıyor. Bir o kadar, hatta daha fazla varlık dünya ile tanışıyor.

Yine sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok canlı hastalanırken, aynı anda bir o kadarı da şifâ buluyor. Niceleri izzete doğru tırmanırken, niceleri de zillete düşüyolar.

Kimileri henüz yemeklerini yerken, başkaları açlığa yaklaşıyorlar. Her biri bir ilâhî ismin tecellisini gösteren böyle sonsuz ve birbirinden farklı, hatta çoğu zaman birbirine zıt fiilleri birlikte icra etmek, ancak küllî bir iradenin işidir.

İşte insan o cüz’i iradesini ölçü tutarak ve onun aczine, noksanlığına bakarak bu sonsuz icraatları hayret ve hayranlıkla düşünür; imanı kemâle erer.
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#4
Günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa kaderinde olduğu için çaresiz bir şekilde günahı işlemeye mecbur mu kalır ?

Meselenin kısaca ifâdesi şudur: İnsanın elinde irâde vardır. Biz buna cüzî irâde, diyoruz. Cenabı Hakkın yaratmasına da, küllî irâde, halk etme kuvveti yani kudret, diyoruz. (Bunlar Allahın sıfatlarıdır). Mesele, Cenab-ı Hakka ait yönü ile ele alındığında, âdeta, Cenabı Hak zorluyor da, olacak şeyler öyle oluyor, şeklinde anlaşılır ve bu suretle de, işin içine cebir giriyor. Mesele, insana ait yönüyle ele alındığı zaman ise, insan kendi işlerini kendi yapıyor, şeklinde anlaşılıyor ki, o zaman da işin içine "herkes kendi fiilinin hâlıkı" düşüncesinden ibâret olan mutezile düşüncesi giriyor.

Kâinatta olup biten her şeyi Allah yaratır. Bu soruda "küllî irade" diye geçen şey de işte budur. Hatta, "Vallâhü halakaküm vemâ ta'melûn: Sizi de, işinizi de, Allah yarattı.. " Yani sizin de, sizden sâdır olan efâlin de Hâlıkı yalnız Allahtır.

Meselâ: Siz bir taksi yapsanız, bir ev inşâ etseniz, bu işleri yaratan Allahtır. Siz ve efâliniz Allaha aitsiniz. Ama ortaya gelen bütün bu işlerde, size ait bir husus da vardır ki, o da kesb ve işlemektir. Bu ise âdî bir şart ve basit bir sebeptir. Tıpkı dünyaları aydınlatacak dev bir elektrik şebekesinin düğmesine dokunmak gibi. Bu durumda "Sizin hiçbir şeyiniz, hiçbir müdâhaleniz yok" denemeyeceği gibi, işin tamamen size ait olduğu da söylenemez. İş tamamıyla Allaha aittir. Fakat, Allah size ait bu işleri yaratırken, sizin cüzî müdâhalenizi de âdi şart olarak kabul buyurmuş ve yapacağı şeyleri onun üzerine bina etmiştir.

Meselâ: Şu câminin içindeki elektrik mekanizmasını, Allah kurmuş; işler ve çalışır hâle getirmiştir. Yeniden bunu tenvir etme işi, ameliyesi de Allaha aittir. Elektron akımlarından bir ışık meydana getirme, câmiyi tenvir etme birer fiildir. Ve bunlar da "Nuran Nur, Münevvirun nur, Musavvirun Nur" olan Hz. Allaha (C.C) aittir. Ama bu câminin aydınlanması mevzuunda, sizin de bir müdahaleniz vardır; o da Allahın kurduğu bu mekanizmada, Allahın ayarladığı düğmeye sadece dokunmanızdır. Sizin irâde ve takatinizin çok fevkinde, o mekanizmanın, tenvir vazifesi yapması ise tamamen Allaha aittir.

Bir nümûne daha arz edelim: Meselâ; hazırlanıp, işler, çalışır, yürür hâle getirilmiş bir makine düşünelim ki; sadece çalıştırmak için onun düğmesine dokunma vazifesi, size verilmiş. O makineyi harekete getirmek ise, onu kuran ve inşâ eden zata mahsustur. Binaenaleyh, beşere ait bu küçük mübâşerete, "kesb" veya "Cüzi irâde" diyoruz. Allaha ait olana ise "halk etme, yaratma" diyoruz. Ve böylece bir irâde inkısâmı karşımıza çıkıyor:
A) Küllî irâde,
B) Cüzî İrâde.

İrâde dediğimiz ki; murat etme, dileme demektir, bu tamamen Allaha aittir. "Vemâ teşâûne illâ en yeşâ Allah = Allahın dilediğinden başkasını dileyemezsiniz. Bu husus, yanlış anlaşılmasın. Biz böyle düşünürken, kulun da "bir parmak dokundurma denecek kadar irâdesi vardır" diyerek, tamamen zorlamacı bir düşünceden uzaklaşmış bulunuyoruz. İşi meydana getiren Allah tır, derken de, mûtezile mezhebi gibi düşünmediğimizi gösteriyoruz. Bu suretle de ne Ulûhiyetinde, ne de Rubûbiyetinde Allaha eş ve ortak koşmamış oluyoruz. Allah (C.C) nasıl ki, Zâtında birdir; icrâatında da birdir.. işini başkasına yaptırtmaz. Allah (C.C) her şeyi kendisi yaratmıştır. Fakat, teklif, imtihan gibi bir takım sırlar ve hikmetler için, beşerin mübâşeretini de şart-ı âdî olarak kabul buyurmuştur.

Meseleyi daha fazla tenvir için, Bediüzzaman hazretlerinin bu mevzûda îrat ettiği bir misâli sunmak istiyorum. Diyor ki: "Sen bir çocuğun isteğiyle, onu kucağına alsan; sonra sana dese ki; beni falan yere götür; sen de onu oraya götürsen; o da orada üşüyüp hastalansa, sana: "Beni niye buraya getirdin" diye itirazda bulunabilir mi? tabii ki bulunamaz. Çünkü; kendisi istedi. Üstelik ona: "Sen istedin" diyerek iki de tokat vurursun. Şimdi bu hususta çocuğun iradesi inkâr edilebilir mi? Elbette edilemez. Zira; o talep etti ve istedi. Ama onu oraya götüren sensin... Hastalanmayı da, çocuk kendisi yapmadı. Belki ondan sadece bir talep sâdır oldu. Binâenaleyh, burada hastalığı verenle oraya götüren ve bu işi talep eden birbirinden ayrılmış olur. Biz kadere ve insanın irâdesine bu mânâ ve bu anlayışla bakarız. "

İşin doğrusunu her şeyi takdir eden bilir.
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#5
Hayır ve Şerri Allah'ın Yaratması: İnsanın irade ve ih­tiyariyle işlediği, hayır olsun şer olsun, bütün amellerini yaratan ancak Cenâb-ı Hak'tır. O'ndan başka Halik yok­tur ve yaratmak O'na mahsustur. lakin, hayrı ve şerri insan kendi ihtiyariyle istemekte, dolayısıyla da mes'uliyeti o çekmektedir. Bu hakikate iki misâl ile işaret etmeye çalışalım. İnsan ruhuna görme kabiliyetini veren, ruh ile göz arasındaki münasebeti kuran ve göz fabrikasına ışığın bir hammadde gibi girerek görmeyi netice vermesini tak­dir eden Allahü Azimüşşân'dır. Bu fiillerde insan iradesi­nin ve kudretinin hiçbir te'siri yoktur. O halde, görme fii­lini yaratan ancak O Hâlık-ı Küllî Şey'dir. Fakat Cenâb-ı Hak, insana bazı şeylere bakmasını helâl, bazılarını ise haram kılmıştır. İşte insan O'nun helâl kıldığı şeylere bakmakla hayır, haram kıldıklarına bakmakla şer işlemiş olur. Her iki hali de, yâni hayır ve şerri netice veren iki görme fiilini de, yaratan Allah'tır. Aynı şekilde, yürüme fiilini yaratan da Cenâb-ı Hak'tır. İnsanın herhangi bir yere veya istikamete gitmeyi arzu etmesiyle birlikte ayaklar onun seçtiği hedefe doğru harekete başlar. İnsanın bu hareketi ihtiyari bir fiildir. Bu fiil ile bir ıztırarî fiilin, meselâ, dünyanın güneş etra­fında dönmesinin farkı açıktır. Cenâb-ı Hak güneşe dünyayı istediği gibi hareket ettir­me iradesini vermemiştir. Bu sebeble dünya Allah'ın tak­dir ettiği yörüngede milyarlarca seneden beri dönmekte­dir. Fakat insanın yürüme fiilinin yönünün tâyin ve tesbitini onun cüz'î iradesine bırakmıştır. Yürüme fiilini Al­lah yaratmakla birlikte, gidilecek yeri insan tercih ettiğin­den, mes'uliyet ona aittir. O halde insan Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı yürüme fiiliyle O'nun emrettiği bir yere gittiğin­de hayır, yasakladığı bir yere gittiğinde ise şer işlemiş olur. Bu iki misâle insanın diğer fiillerini kıyas edebiliriz. O halde, hayır ve şerrin Allah'tan olması, bizim yaptı­ğımız bütün amelleri O'nun yaratması demektir. • Hidâyet ve dalâlet: Hayır ve şerrin Allah'tan olması cihetiyle, insanları hidâyete erdiren ve dalâlete düşüren ancak O'dur. İnsanlar birbirinin hidâyet ve dalâletine sa­dece sebeb olurlar. Hidâyet ve dalâleti Cenâb-ı Hakk'ın yaratmasını yanlış anlayan bazı kimseler, Hidâyet Al­lah'tandır, O nasib etmedikten sonra insan doğru yola giremez, diyerek, hem başkalarını ikaz ve irşad etme yolunu ka­patmakta, hem de kendilerini kusurlarından mazur gös­termek istemektedirler. Önce şunu belirtelim. Cenâb-ı Hakk'ın dilediğine hidâyet buyurması caizdir. İnsanları saadete erdiren ve şekavete düşüren ancak O'dur. Lâkin Hâ^ık-ı Hakîm'in bir kulunda dalâlet yaratması, o kulun kendi cüz'î irade­sini kötüye kullanması sebebiyledir. Yoksa, kul kendi ka­biliyetini dalâlete yöneltmedikçe, Cenâb-ı Hakk onu o yo­la sevketmez. Aynı durum hidâyet için de sözkonusudur. Nasıl ki insan rızık için gerekli bütün teşebbüsleri yaptık­tan ve sebeblere tevessül ettikten sonra neticeyi Allah'tan bekler. Zira Rezzâk (rızık verici) ancak O'dur. Sebebleri mükemmel bir şekilde yerine getirmekle rızkı elde etmeye muhakkak gözüyle bakamaz. Aynen öyle de bir kimseye Allah'ın emir ve yasaklarını en güzel bir şekilde tebliğ eden insan, neticeye kesin gözüyle bakamaz. Zira, Hadi (hidayete erdirici) ancak Allahü Azimüşşân'dır. O Zât-ı Zülcelâl'in dilediğine hidâyet vermesi ise, hidâyet şartlarına riayet eden kimseye, dilerse hidâyet vereceği demektir. Yoksa, hidâyet sebeblerine teşebbüs etmemek mânâsına gelmez. Bu düşünce tarzı rızık misâlinde, tarlaya tohum ekmeden mahsul beklemeye benzer. Bu noktada bir hususun açıklanması gerekmektedir. Tarlasına tohum ekemeyen kimsenin mahsul alamayaca­ğı kesindir. Her sebebe hakkıyla riayet eden kimse ise yüzde doksan dokuz ihtimalle mahsule kavuşur. Yüzde bir ihtimal ile dolu, sel, kuraklık gibi bir musibet sözkonusu olabilir. İşte, az da olsa netice alamama ihtimalinin bulunması insanın dergâh-ı İlâhiye'ye iltica etmesi ve O'na yalvarması hikmetine binâendir. Bu hakikat, hidâyet meselesi için de sözkonusudur. • Bütün iyiliklerin Allah'tan, Kötülüklerin Nefisten Olması: Misâllerin hakikat yıldızlarını gözetmekte birer dürbün vazifesi görmesi kaidesince, bu hakikati bir temsil ile açıklamaya" çalışacağız. Bir padişahın, memurlarından birisine kâfi miktarda altın vererek, bunların bir kısmıyla Kur'ân-ı Kerim tab'edip dağıtmasını emrettiğini, diğer kısmıyla da ahali­nin ibâdeti için Süleymaniye gibi bir cami, ilim ve irfan sahasında terakkileri için Fatih Külliyesi gibi bir külliye ve düşmana karşı en güzel şekilde hazırlanmaları için de Selimiye gibi bir kışla yaptırmasını ferman buyurduğunu farzediniz. Bu memur verilen emirleri aynen yerine getir­diği takdirde ortaya çıkacak hayırlı neticelere sahip çıka­bilir mi? "Bütün bu Kur'ân-ı Kerim'leri ben bastırdım, bu cami, külliye ve kışla hep benim eserlerimdir" diyebilir mi? Fakat o memur, padişahın emrinin hilâfına, altınlarla Kur'an bastırmak yerine, insanların itikad ve ahlâkım bo­zacak eserler bastırarak dağıtsa; cami, külliye, kışla yeri­ne insanları ahlaken sukut ettiren rezalet yuvalan açsa, gençleri devlete ve millete düşman hale getirecek kamp­lar kursa bütün bu faaliyetlerin neticesi olarak cemiyet hayatı alt üst olsa, bu adam diyebilir mi ki, "Bütün bu işle­ri padişah yaptı, çünkü bana bunları yapmam için gerekli sermayeyi o verdi?" Her iki halde de sermayeyi veren padişahtır. Sermaye padişahın emri üzerine kullanıldığında bütün şeref ona aittir. Emrinin aksine kullanıldığında ise ortaya çıkacak bütün şer ve tahribat sermayeyi yanlış yolda kullanan ki­şiye ait olur. Cenâb-ı Hak da herbir insana akıl, hafıza, hayal gibi hârika cihazlar takmış ve herbiri ayrı bir âlemin kapısını açan görme, işitme, korkma, sevme gibi nice hisler ver­miştir. Gözün büyüklüğünü ve görme sahasını iradesiyle tak­dir ettiği gibi, neye bakılıp neye bakılmayacağını da hikmetiyle tâyin etmiş ve tercihi insanın cüz'î iradesine bı­rakmıştır. Aynı şekilde, insanın neyi dinleyip neyi dinle­meyeceğini, neyi konuşup neyi konuşmayacağını tesbit etmiştir. Bütün azaların ve latifelerin kendi emri üzere kullanılması halinde, insana mükâfat olarak Cennet'te ebedî bir saadet ihsan edeceğini de vaad etmiştir. İşte insan, Hak Teâlâ'nın ihsan ettiği bu büyük serma­yeyi O'nun nzası istikametinde kullandığında, ortaya çı­kan dünyevî ve uhrevî neticeleri Allah'tan bilmeli ve O'na minnettar olmalıdır. Lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri kuru çubuğunda aranılmaz, hakikatini rehber edinerek ken­disine ihsan edilen nimetleri gasb ve temellük etmemeli­dir. Cenâb-ı Hakk'ın ona lütfettiği bu büyük sermayeyi, O'nun nzası hilâfına kullanan kimse, elde edeceği şerli neticelerden elbette ki tamamen mes'ul olacaktır.
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#6
Bu yazının reklam amaçlı açıldığı açık ve net ortada kendi reklamınızı yapabilmek için inanan insanların kafalarını bulandırmayın. Allah zulcelal sizi ıslah eylesin inşaAllah.Sizi banlama gereği duymuyorum sorularınız ve cevapları işte hala aklınıza takılan abuk sorular varsa çekinmeden sorabilirsiniz. Vesselam.
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#8
peki kulun isteklerini yaratan kim
Allah'ın iradesi ezelîdir, sonsuzdur, sınırsızdır, herhangi bir şeyle bağlantılı değildir ve mutlaktır. İnsanın iradesi ise sonlu, sınırlı, zaman, mekân vb. şeylerle bağlantılıdır. Evrende meydana gelen her olay ve varlık, Allah'ın tekvînî (oluşumla ilgili) iradesi ile meydana gelir. Kul da Allah'ın kendisine tanıdığı sınırlar içinde fiilini seçer. Kulun fiilinde hür olması demek, hürriyetine inanması, fiili yaparken herhangi bir baskı altında olmadığını kabullenmesi demektir.

İnsanlar fiillerde gerçek bir irade hürriyetine sahiptirler. Çünkü insan bu gerçeği kendi içinde her an duymakta, yaptığı işlerde hür olduğunu hissetmektedir.
Yüce Allah, insanların irade sahibi, dilediğini yapabilir bir varlık olmasını irade ve takdir buyurmuş ve onları bu güç ve kudrette yaratmıştır. Bu sebeple insanlar kendi istek ve iradeleriyle bir şey yapıp yapmamak gücündedirler, iki yönden birini tercih edip seçebilirler. İnsanın sevabı ve cezayı hak etmesi, belli işlerden sorumlu olması bu hür iradesi sebebiyledir. Fiilin meydana gelişinde kulun hür iradesinin etkisi vardır. Fakat fiillerin yaratıcısı Allah Teâlâ'dır. Allah kulların iradeli fiillerini, onların iradeleri doğrultusunda yaratır. Bu, Allah'ın buna mecbur ve zorunlu olmasından değil, âdetullah ve sünnetullah adı verilen ilâhî kanununu yani kaderi bu şekilde düzenlemesindendir. Bu durumda fiili tercih ve seçmek (kesb) kuldan, yaratmak (halk) Allah'tandır. Kul iyi veya kötü yönden hangisini seçer ve iradesini hangisine yöneltirse Allah onu yaratır. Fiilde seçme serbestisi olduğu için de kul sorumludur. Hayır işlemişse mükâfatını, şer işlemişse cezasını görecektir.
İnsanın hür bir iradeye sahip olduğunu ve bu iradesinden dolayı sorumlu ve yükümlü bulunduğunu gösteren âyetler vardır:
"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim" (eş-Şems 91/7-8).
"Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör" (el-İnsân 76/3).
"Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir" (Fussilet 41/46).
O halde insanlar, Allah'ın kulları olarak sorumluluklarını bilip doğru, iyi, güzel, hayırlı şeyler işleyip, yanlış, kötü, çirkin ve şer davranışlardan uzaklaşmalılar, böylelikle âhirette güzel karşılıklara ve mükâfatlara ulaşmaya çalışmalıdırlar.
 

zxzx

Yeni Üye
Acemi
#10
sorumu cevaplamadın sen diyorsun ki kul ister alahda fiili yaratır. bende diyom ki peki kulun istekleri düşünce değilmi bu düşünceyi kulunda yaratan kim allahmı bunu soruyom yani cüzi irade mahlukmu. sölim sizin mezhep maturidi cüzi iradeyi alalh yaratmaz der vidyoda annattım
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#11
Allah'ın iradesi ezelîdir, sonsuzdur, sınırsızdır, herhangi bir şeyle bağlantılı değildir ve mutlaktır. İnsanın iradesi ise sonlu, sınırlı, zaman, mekân vb. şeylerle bağlantılıdır. Evrende meydana gelen her olay ve varlık, Allah'ın tekvînî (oluşumla ilgili) iradesi ile meydana gelir. Kul da Allah'ın kendisine tanıdığı sınırlar içinde fiilini seçer. Kulun fiilinde hür olması demek, hürriyetine inanması, fiili yaparken herhangi bir baskı altında olmadığını kabullenmesi demektir.

İnsanlar fiillerde gerçek bir irade hürriyetine sahiptirler. Çünkü insan bu gerçeği kendi içinde her an duymakta, yaptığı işlerde hür olduğunu hissetmektedir.
Yüce Allah, insanların irade sahibi, dilediğini yapabilir bir varlık olmasını irade ve takdir buyurmuş ve onları bu güç ve kudrette yaratmıştır. Bu sebeple insanlar kendi istek ve iradeleriyle bir şey yapıp yapmamak gücündedirler, iki yönden birini tercih edip seçebilirler. İnsanın sevabı ve cezayı hak etmesi, belli işlerden sorumlu olması bu hür iradesi sebebiyledir. Fiilin meydana gelişinde kulun hür iradesinin etkisi vardır. Fakat fiillerin yaratıcısı Allah Teâlâ'dır. Allah kulların iradeli fiillerini, onların iradeleri doğrultusunda yaratır. Bu, Allah'ın buna mecbur ve zorunlu olmasından değil, âdetullah ve sünnetullah adı verilen ilâhî kanununu yani kaderi bu şekilde düzenlemesindendir. Bu durumda fiili tercih ve seçmek (kesb) kuldan, yaratmak (halk) Allah'tandır. Kul iyi veya kötü yönden hangisini seçer ve iradesini hangisine yöneltirse Allah onu yaratır. Fiilde seçme serbestisi olduğu için de kul sorumludur. Hayır işlemişse mükâfatını, şer işlemişse cezasını görecektir.
İnsanın hür bir iradeye sahip olduğunu ve bu iradesinden dolayı sorumlu ve yükümlü bulunduğunu gösteren âyetler vardır:
"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim" (eş-Şems 91/7-8).
"Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör" (el-İnsân 76/3).
"Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir" (Fussilet 41/46).
O halde insanlar, Allah'ın kulları olarak sorumluluklarını bilip doğru, iyi, güzel, hayırlı şeyler işleyip, yanlış, kötü, çirkin ve şer davranışlardan uzaklaşmalılar, böylelikle âhirette güzel karşılıklara ve mükâfatlara ulaşmaya çalışmalıdırlar.

Sorunun cevabı açık ve net bir şekilde verildi fakat sen cevabı almak istemiyosun çünki derdin öğrenmek değil sapıtmak! Allah (c.c.) ıslah eylesin!!!
 

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#12
Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.

6:12 - De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar.

6:26 - Onlar, insanları Kur'ân'a iman etmekten menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller.

6:70 - Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.

6:98 - Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik.

6:130 - (Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" deyince onlar: "Kendi aleyhimize şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.

6:164 - De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
 
A

AhDe_VeFaLi

Guest
#13
Ehl-i sünnetin reîsi olan İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe, imam-ı Câfer-i Sâdık’tan sordu:

- Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini, onların arzusuna bırakmış mıdır?

- Allahü teâlâ, rübûbiyyetini, (yaratmak ve her istediğini yapmak büyüklüğünü) âciz kullarına bırakmaz, buyurdu.

- Kullarına, işleri zor ile mi yaptırıyor?

- Allahü teâlâ âdildir. Kullarına zor ile günâh işletip, sonra Cehenneme sokmak, Onun adaletine yakışmaz, buyurdu.

- O hâlde, insanların, istekli hareketi, kimin arzusu ile oluyor, kim yapıyor?

- İşleri insanların arzusuna bırakmamış ve kimseyi cebr etmemiştir. İkisi arası olagelmektedir. Yaratmayı kullarına bırakmadığı gibi, zor ile de yaptırmaz. …

Allahü Teâlânın âdeti şöyledir ki insan kudretini ve ihtiyârını bir iş için kullanınca, Allahü teâlâ, o işi yaratıyor. İnsanın kudreti, böylece, işin yapılmasına sebeb oluyor. İşlerin yapılmasına te'sîr etmiş oluyor. Çünkü, kulun kudreti olmadıkça, âdet-i ilâhî o işi yaratmamaktadır.

Ehl-i sünnet âlimleri, kadere inanmış, kaderin hayırlısı, şerlisi, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü Teâlâdandır demiştir. Çünkü (kader), var etmek, yaratmak demektir ve herşeyi yapan, yaratan, ancak Allahü teâlâdır. … Kaza ve kadere inanmakla, kulun ihtiyârı ve kudreti de gitmez. (Dolayısıyla sorumluluğu ve yaptıklarından dolayı azaba uğraması kalkmaz.. Her fiili Allah yaratır.. Yapılan işlerde hep Allah’ın kudreti eseridir.. Kulun fiillerinde, işlediği anda İlahi Kudretten az da olsa kendine kudret verilir.. Kulun fiilini seçmesinde iradesi, isteği, ihtiyarı da vardır.. Kul isteğine göre halk edilen fiilden dolayı sorumludur.. İsteğini iradesini hayra harcadıysa mükafat bulur, şerre harcadıysa cezasını çeker.. Allah o fiili yarattı diye kulun şerri istemesine verilen ceza kula zulüm değildir.. Kulun şer fiili istemesi kendine zulümdür..)

Allahü teâlânın yaratacağı şeyleri ezelde bilmesi, (kendi) irâde sıfatını yok etmediği gibi, kullarının yapacağı şeyleri de ezelde bilmesi, kulların irâde ve ihtiyâr sahibi olmalarına mani değildir.

İnsanların ise kudreti azdır. İşi yalnız insan kudreti yapar demek, pek akılsızlık olur ve düşüncesizliğin son derecesidir. (İşler Allah’ın kudretiyle cereyan eder.. İşlerde, fiillerde kudreti tamamen kula vermek de doğru değildir..)

İhtiyârî, istekli hareketimiz ile, titreme, refleks hareketlerinin başka olduğu meydandadır. Elimizle birşey tutmamız, elbette ihtiyârımız iledir. Göz seğirmesi, kalbin çalışması ise, böyle değildir. (Titreme, organların çalışması bunlar kulun iradesi dışında tamamen Allah’ın kudretiyledir.. Bunlarda kulun istemesinin ya da istememesinin bir etkisi yoktur.. Diğerlerinde ise etkisi ve tesiri vardır..)

(İnsan iradesini kullanmasından, yaptığından sorumludur..) Bu hakikati, Secde ve Ahkaf ve Vâkı'a sûrelerinde, (Yaptıklarının cezâsıdır) ve Kehf sûresinde, (İstiyen îman etsin, istiyen inanmasın!) meâl-i şerifleri ile buyurmaktadır. (Demek ki inanıp inanmamada, işleyip işlememede kulun isteği geçerli.. Bu isteğine göre de ceza ya da mükafat alacak) …

Eğer ihtiyâr, hakîkaten bulunmasaydı, Allahü teâlâ, kulların zulmettiğini bildirmezdi. İnsanın yaptığı işte kendi kudreti te'sîr etmeyip, kudreti, yalnız işin yaratılmasına sebeb olsaydı, insanların kötü işlerine zulüm denmezdi. Hâlbuki Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimin birçok yerinde, insanların zulüm işlediğini bildiriyor.” (289. Mektup)



Bunları boşa yazıyorum biliyorum ki sen anlamıycaksın ama en azından inanan kardeşlerimizin kafası karışmasın ve sen amacına ulaşama.
 

zxzx

Yeni Üye
Acemi
#14
rabbanide kadere inanmıyo ki ikisi arası bişe diyo. böle saçmalık olurmu sizde bunnara mı inanıyonuz.. yıllarım bu işte geçmiş yıllarım..
bana laf oyunuda sökmez. açık açık sölüyom siz maturidi değilmisiniz. maturidisiniz bakın görün googleden ara "eşari maturidi farkları" bak görecen cüzi iradeyi allah yaratmaz dedi sizin mezhep. sen cevap vermek istemesende sizin görüş bu. bana teşekür etmen lazım bunları size örettiğim için. sizin mezhepte değiştirildi. soradan ekledi bunlar hepsini kitabımda annattım. vidyo linkimi silme ice ören izlede. said nursi bu da inanmaz kadere. hepsini okudum. gazali özgür iradeyi reddediyo. onada sapık dicenmi hepsi kitabımda delilleriyle. nursinin hatalarını vidyo linkimde var . teşekkür edin bana
 

enes61

KF Ailesinden
Özel Üye
#15
zxzx senin amacın fitne fesat peşinde koşturmak. yazık çok yazık göz göre göre kendini helak edeceksin ömür sermayeni harcıyosun iblisin emelleri peşinde sen kendi akıbetine bak sen kuranın hangi ayetini okudun ? nasıl anlayabildin de yuce yaradana dil uzatırsın o nekadar sabırlı merhametlidirki senin gibilere rızık veriyorrr...

ama sen rahat ol hesaba çekileceğin için sana muhlet vermiştir ama kufrunde fazla ileri gitme ecelin gelmeden helak olursun.......
 

Acizkul..

Yeni Üye
Acemi
#16
arkadaşım sen yaratılansın ancak belli bir sınır içerisinde düşünebilirsin eğer bu konuyu açmaktaki ama iman sahibi olmak inanmaksa zaten verilen cevaplar yeterlidir
Ama sen bazılarını yoldan saptırmak için açtıysan sana kainatın varoluşunu gözünün önüne getirsek nafile
daha ufak bir kibrit ateşine dayanamıyorsun haalla neler peşindesin düşün düşün düşün ben nasıl oldum bu hava su kainat herşey bir tesadüfmü nasıl dengeye oturtulmuş diye bir düşün
ALLAHA EMANET OL TABİ ALLAHIN VARSA
Sen şimdi ALLAH C.C kim yaratti dersin buyur
tıkla
Allahim sen bizleri sapiklardan eyleme imanla ölmeyi nasip eyle
 

Acizkul..

Yeni Üye
Acemi
#17
rabbanide kadere inanmıyo ki ikisi arası bişe diyo. böle saçmalık olurmu sizde bunnara mı inanıyonuz.. yıllarım bu işte geçmiş yıllarım..
bana laf oyunuda sökmez. açık açık sölüyom siz maturidi değilmisiniz. maturidisiniz bakın görün googleden ara "eşari maturidi farkları" bak görecen cüzi iradeyi allah yaratmaz dedi sizin mezhep. sen cevap vermek istemesende sizin görüş bu. bana teşekür etmen lazım bunları size örettiğim için. sizin mezhepte değiştirildi. soradan ekledi bunlar hepsini kitabımda annattım. vidyo linkimi silme ice ören izlede. said nursi bu da inanmaz kadere. hepsini okudum. gazali özgür iradeyi reddediyo. onada sapık dicenmi hepsi kitabımda delilleriyle. nursinin hatalarını vidyo linkimde var . teşekkür edin bana
peki sen nasıl varoldun söyle bakalım öldüğünde ne olacan söyle bakalım bırak bizim inancımızı baltalamayı
sen nasıl yaratıldın en ihtiyaç duyduğunonlarsız yaşayamacağın hava ve su sınırsız ötesi neden bunlara muhtaçsın peki bunların bu kadar sonsuz şekilde olması neden tesadüfmü neden
 

sahasan

© ◄ كُن فَيَكُونُ ►
Forum Administrator
#18
Kardeşim sen sana yazılanları hiç okumuyorsun ama sadece kendi reklamını yapıp duruyosun ,insanların özgür iradesi olmadığını düşünmüyorum , ama hareketlerin karşısında senin özgür iraden olmadığı kanısına vardım ,adeta şeytanın oyuncağı dili kulağı olmuşsun,aklını başına devşir ..!