Notu Gizle
SORU'NU SOR cevabını size iletelim. Soru sormak için TIKLAYINIZ.

Ölüme beş kala

Konusu 'ŞİİR' forumundadır ve enes61 tarafından 14 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. enes61

    enes61 KF Ailesinden Özel Üye

    Mesajlar:
    6.934
    Beğenileri:
    173
    Ödül Puanları:
    8.752
    [​IMG]
    Ölüme beş kala

    I

    annemdi, ölüyordu bir kış sabahı
    ben seni özlüyordum
    ölümün soğuk kollarını özlüyordum
    ölüm kimliksiz bir şeydi
    İçimdeki kuşlar ölüyordu
    ağlıyordum

    gelseydin bahar olacaktı
    ben senin olacaktım
    senden başka kimseye inanmayacaktım
    yorulacaktım
    sana doğmamış bir ülke vadedecektim
    şehrin sıcağını sevecektim
    terkedip gidecektim bir daha
    damarları çatlatmayacaktım sürgünümün
    sana yağmurlarımı verecektim

    annemdi, ölüyordu bir kış sabahı
    bir yol öyküsünü anlattın bana
    çiçekleri öksüz bir kentin
    delisi kalacaktım
    haramiler yollarımı kesmişti
    sıcaktı, saçlarım üşüyordu
    sen ölüyordun
    annem ölüyordu
    söylemedin temmuzun ne olduğunu
    kar yağıyordu her sabah
    boynumu vuruyordu
    vuruyordun beni oniki yerimden

    kasıklarından kusuyordu şehir
    bozguna uğramış bir ordu
    beni çağırıyordu
    seni çağırıyordu heybemdeki çakıllar
    denizler çağırıyordu bir kadın
    ki ben terkedilmişlerin çocuğuydum
    biliyordun, habire vuruyordun
    parmaklarımdan emziriyordum ölümü
    ihanetlerimi gözlerine salıyordum
    grinin tonunu bilemiyordun sen
    ya da unutmanın ağır bedelini

    üç kere ihaneti düşündüm
    üç kere intiharı
    saçlarımı süpürge yaptım
    saçılan kanımı toplamak için
    daha doymamıştım gözlerine
    yollar kırılıyordu bir bir, ay karanlıktı
    içimi kemiren geceler
    ihanetini muştuluyordu
    akşamı süpürmüştü perçeminden
    buruk sesin rüzgarın nefesinden
    annemdi
    ölüyordu bir kış sabahı
    sen ölüyordun
    ağlıyordum

    şehirleri ellerimde topluyordum
    toprağımın rengi kankırmızıydı
    sen deniz görmemiş bir kızdın
    kuşları hep martı bellemiştin
    vurgun yemiş balığı soruyordun
    ağlarda çırpınan tutsaklığın adını bilmiyordun
    ya da bir şairi en çok ne kahreder
    kırk kilidin kırk anahtarını
    en kolay kim çevirir
    kim yarasını kanatır durur hançerle
    zindana kim gönderir yusuf'u
    ey beni israil kehaneti
    kşmamı istedin ardından
    gelemezdin, deniz vurgundu
    gömleğini yırtamazdım arkandan
    aşkı beslemeyen vuslat yalandı
    bana hile karışmış dört yıl bıraktın

    annemdi, bir kış sabahı ölüyordu
    sıcaktı, yorulmuştum koşmaktan
    sırtımı dönmüştüm tüm perilere
    sırrın içinden çıkıp kendin geldin
    bunda hiç suçum yok, bağışlayamam
    bersis gibi geldin rum kızına
    sen bersis'i kapından kavmuştun
    kendi savaşını benim savaşıma uladın
    bir yanından açan gülleri kopardın
    düşmemek için tutunmayı bilmeden
    bilemedin ben yürürken
    düşenlerdendim

    II
    kaçmayı denedim, yüküm ağırdı
    kar yağıyordu içimde, dışarda temmuz
    kendimi sakındığım tüm akıllılar
    sana haberle gelen ölümlülerin yalanlarıydı
    açtım, susuzdum, dudaklarım uçuktu
    bana ihanetleri sen öğretmedin
    ölümü yüreğinde taşıyan bendim
    bedenimin enkazından bir bahar bekliyordum

    behey şaşkın, seni unutmak var ya
    ölümden beter gelsin bana
    temmuz geri versin kinimi
    her soluklandığımda sıcak bir günü
    ve park anısının acısını
    ve adımı duyduğun her lahza
    üçe bölünmüş bir mektubun birini
    kalbinin bir köşesinde taşıyasın diye
    yazmaya devam ettiğimi

    annemdi, ölüyordu bir kış sabahı
    ben seni özlüyordum
    ölümün soğuk kollarını özlüyordum
    ölüm kimliksiz bir şeydi
    içimdeki kuşlar ölüyordu
    ağlıyordum

    Müştehir Karakaya
     
    Sponsorlu bağlantılar

Sayfayı Paylaş